Bu Kez Maya Tutsun
Daylemiyem dinle dostun sözünü
Acı söz dostundur çevirme yüzünü
Can kulağını aç kem etme özünü
Bal arıda arı kovanda bala çevrilir"(Daylemi-Sürgün Dörtlükler)
Sivas/Madımak katliamının 16. yıldönümünü anlama uygun bir şekilde, hem kitlesel hem de bileşim bakımından olması gereken toplum yapılanmalarıyla birlikte anıldı. Tabi katliamı takibeden yıllarda, -ağıda çifte telli oyanamak gibi garip toplumsal yamulmalardakine özgü,- bir süre "fastivaller" ya da "geceler" yaparak karşılık verdik "derin devlet" örgütlemesi bu canavarlığa. Nihayet o tür etkinlikleri tüketerek sadede geldik!.
Tabi ki, O günden bu güne Alevi örgütlülükleri de hem deney kazandılar ve kendileri olma yolunda dersler çıkartarak epeyce değişim geçirdiler...Daha katedilecek çok yol olmasına karşın, o günlerden bu güne epeyce yol da almasını başardılar. Kuşkusuz, bu gerçeği hiç gözardı etmiyorum. Ne ki, içinden geçmekte olduğumuz güncelin, demokrasi ve özgürlükler konusunda dayattığı sorumluluklarda, olması gereken noktasında düşündüğünüzde Alevi toplumunun payına düşen çoktur ama ona uygun sorumlulukla hareket ettiğimiz de söylenemez. Demokrasi ve özgürlükler konusunun ağırlığına koşut görevlerin sorumluluğu olanca ağırlığıyla boynumuza binmiş durumdayken, olan bitenle avunmak veya bu bağlama gelecek savuşturma gerekçeler üretmek durumunda olamıyacağımız yeterince açık olsa gerek.
Bu nedenle, karınca kararınca bir yandan yürürken diğer yandan da Demokratik Alevi örgütlenmelerinin halâ taşımakta oldukları zaaf ve zayıflıklara da, tabi ki, dikkat çekmeğe de özen gösteriyorum. Bir Kızılbaş olarak, o toplumun bir bireyi olarak, hem o toplumun hem de onun adına meydan tutan örgütlülüğün, herşeyden önce bizzat kendisi için oynaması gereken rolün emrettiği şekilde yerini, konumunu, hedeflerini, dostunu düşmanını belirlemesini, üstelik doğru şekilde belirlemesini istiyorum, bekliyorum. Bunun da hakkım olduğunu düşünüyorum.
Bu yazıda güncellin dayattığı konalara yönelmek istediğim bir yerde neden böylesi kişisel bir açıklama yapmaya gereksinim duydum. Aslında anlaşılır olması gerekir.Ezeli önyargılı ve kinci yaklaşımlardan sözetmek istemiyorum. Öylesine bu güne dek yanıt vermedim vermem de. Ben bir Yol insanıyım ve hizmetlisiyim. Ne Yolun dili, ne erkânı ne de ahlakı bu seviyelere izin verir. Ne ki kimi dostlardan da sözlerimin ağır olduğu, tek yanlı olduğu gibi ya da biz Aleviler için söylediklerimi acaba diğer demokrasi dinamikleri için de söyleyip söylemediğim ya da Kürt Özgürlük Haraketine de Alevilere yüklendiğim gibi yüklenip yüklenmediğim, Onlardan da Aleviler için bir şeyler isteyip istemediğim gibi bir dizi tepki almaktayım. Bu dostlara da Yolumuzun, „ hakkı olanın hakkını vermekte tereddüt etmeyin“ şeklindeki erkânını hatırlatmakta ve elimden geldiğince erkân süreğini izlediğimi belirtmekle yetinmek istiyorum ve yukardaki kişisel açıklamama da bu bağlamda yer verdiğimi ifade etmek istiyorum. Bu açıklama ile yetinmeyecek olan dostlara ise, bir çok internet sitesinde, bu doğrutularda yazılmış ve yayınlanmış onlarca makalem bulunduğunu, dileyeninin bunları kolayca bulup okuyabileceğini belirtmek istiyorum.
Konuya dönecek olursam;
Sivas katliamını protesto mitinginin, hem dillendirdikleri hem de bileşenleri bakımından olumlu olduğunu yukarda belirtmiştim. Bunu, içinden geçtiğimiz süreç açısından son derece önemli buluyorum. Bu örnek, seçim öncesinde, Alevilerin düzenlediği iki ayrı mitingte de çıkmıştı ortaya ama yerel seçimlerde Demokratik Alevi Hareketinin sergilediği tutum, hiç te bu mitinglerin ortaya çıkardığı fotoğrafa uygun düşmedi. Bu son örneğin kesintiye uğramamasını diliyorum. Burada artık olması gereken sürek ortaya çıkmalı ve sonuç almalıdır diye düşünüyorum.
Kürt Özgürlük Hareketinin en temel iradesi, üçüncü kezdir ki tek yanlı silah kullanmama tutumunu uzatıyor. Demokrasi ve özgürlükler açısından ülkenin en yakıcı sorunu olan Kürt sorununun daha uygun şartlarda, en azından çözüm yollarının görüşülmesi, tartışılması için fırsat yaratıyor. Bunu her şeyden önce demokrasi ve özgürlüklere ihtiyaç duyan toplum kesimleri için yaptığını ifade ediyor. Dahası, her ihtiyaç sahibi sürece dahil olsun, hem kendisi hem de ülkenin en yakıcı sorunu konusunda görüş ve tutum belirlesin istiyor. Ateş etmemeye dair tek yanlı karar üstüne, Demokratik Alevi Hareketinin yönetim kademelerinden de, diğer toplum kesimleri, aydınlar, yazarlar örneği görüş belirtenler oldu ve bunu takdirle karşıladım ama ne yazık ki, Demokratik Alevi Hareketinin bütünlüğü açısından, kurumsal bazda sürece, bugüne dek dahil olunmadı. Görüş belirtilmedi. Önemli olan da konunun bu yönü.
Birçok demokratik örgütlü toplum düzeyleri, en yakıcı sorunda, çözüm haritası oluşturuyor, proğramlar açıklıyor. Hükümeti ve devleti çözüme zorluyor. Demokratik Alevi Hareketinin- ki temsil ettiği topluluk sorunu, en yakıcı sorunların başında geliyor ve çözüm bekliyor- kurumlarından ne benzer bir çalışma ne de kurum bazında bir açıklama geliyor.Tabi ki Pir Sultan Abdal Dernekleri Genel Merkezi Başkanlığından, sevgili Fevzi Gümüş‘ten gelen açıklamaları gözardı etmiş değilim. Ama genelin pozisyonu bu değil. Zaman zaman Konfederasyon Başkanı sayın Öker de açıklama yapıyor ama Turgut Öker olarak yapıyor. Konfederasyonda ya da Federasyonlarrda tartışılarak geliştirilmiş ne bir karar nede proğram var. Kastım da bu.
Alevi topluluğu adına son derece önemli bulduğum bir hususu daha açıklamak istiyorum bu noktada. Temsiliyet bakımından Alevi-Bektaşi süreğinin en üst makamına bu konuda büyük sorumluluk düşmektedir. Tabi ki bizim cenahta bir Fetullah Gülen tezahür etsin demiyorum, buna ne geçmişte ne de bu gün gereksinme duyuldu ama sorunun yakıcılığına ve Alevi sorunsalının çözümünde de anahtar rol oynamasına binaen Postnişinlik makamından hiç bir açıklama gelmiyor. Makam doğrudan değilse sorumlu düzeydeki vekil Pirler/Dedeler aracılığıyla yapabilir, yapmıyor. Saygısızlık etmek istemiyorum ama bu suskunluğu doğru bulmadığımı da belirtmek istiyorum.
***
Devlet ve Hükümet açıklamalar yapıyor. Seçimler öncesinden başlayarak devam edegelen ama son günlerde giderek yoğunlaşan açıklamalar. Bu açıklamalara ve ortada dönen bir kısım çalışmalara bakılırsa,“Alevi Çalıştayı“ adı verilen çalışmada olduğu gibi Kürt sorununu da daha baskın olarak, bir biçimde, devletleştirmek ve ortadan kaldırılmak istiyor. Bunun bir dizi iç ve dış nedeni var ve şimdi burada halleşmek istemiyorum. Burada önemle üstünde durmak istediğim konu; Devlet ve AKP arasında bir süredir devam edegelen sürtüşme va pazarlıklarda, belli bir kimliği temsil eden AKP nin, hükümetlikten çıkıp iktidar olma çabasının yanısıra, -bu isteğinde bile en temel engellerden olan- Kürt ve Alevi surunu olduğu açıktır. AKP her iki sorunu da hem tekeline alma hem de devleştirerek ortadan kaldırma isteğinde ve kararlılığındadır.Bu konuda özellikle Genel Kurmayla uzlaşı içindedir.
Kuşkunuz olmasın eğer Genel Kurmay uzlaştıysa CHP ve MHP gibi partilerin şu veya bu yöndeki muhalefeti, boş cayırtıdan başka bir şey ifade etmez.Seksen yıllık irkçı ve inkarcı terane dillerinden düşmüyor baksanıza; „ üçbeş çapulcuyla pazarlık kabul etmeyiz!!...“..
Bir süre sonra bu böğürtüyü kendilerinden başka duyan olmayacak, bundan kuşkum yok ama bu zeminlerden umut toplamağa çalışan Kürt ya da Alevi kökenlilerin varlığını görmek bana acı vermektedir.
Başbakan, bu yazı hazırlandığı sırada son MGK topluntısına yollama yaparak,mealen, „Kürt sorunun da kimi hazırlıklar için bir mütabakat sağlandığını ve yine kimi çalışmaların yapılması için de İç İşleri Bakanlığına görev venildiğini, varılan sonuçları kamuoyuyla paylaşacaklarını açıkladı. Anlaşılan o ki, Kürt sorunu halâ, bir „terör sorunu“ olarak görülme durumundadır. Seksen yıldır bu kafayla gidildi israrla ve inatla aynı yaklaşımlar sergileniyor. Kuşkunuz olmasın Alevi sorununda da Devlet ve hükümet perspektifi aynıdır ama onlara kalmıyacaktır. Kalmamalı da!..
Kürt tarafı ise proğramatik düzeyde kendi çözüm proğramlarını hem tartışıyor hem de tartıştırıyorlar, Onbeş Ağustos’da Sayın Öcalanın yapacağı açıklamaları bir yandan beklerken diğer yandan, onu da kucaklayacak şekilde hazırlıklarını çok yönlü yoğunlaştırıyorlar.
Bu söylediklerim bütün Alevi Kuruluşları ve yönetimleri tarafından da hem biliniyor hem de takibediliyor. Atıl bir beklemeyi ya da salt seyirci tarzı izlemeyi Demokratik Alevi hareketi bir yana bırakmalı ve kendi ağırlığıyla orantılı olarak devreye en aktif şekilde girmeli diye düşünüyorum. „Çözüm her zamankinden daha Yakın“ başlıklı makalemde de belirttim.Alevi toplumunun en temel demokratik talepleriyle Kürt Özgürlük Hareketinin dillendirdiği demokrasi istemlerini, hatta güncelin en çok dillendirdiği „yol haritası“nın içerğini de kapsayacak şekilde ortaklaştırmalı. Böyle bir tutum hem bütün demokrasi dinamiklerinin taleplerini daha güçlü kılacağı gibi Hükümet ve Devletin kendini dayatma alanını da bi o oranda daraltacaktır.
Lafı uzatmak istemiyorum. Kısaca Özgürlük için yola çıkanlar işe en özgür durumdaki Devletin özgürlüğünü kısıtlayacak bir hamleyle yola çıkmalıdırlar. Yapılacak ilk iş budur. Devletin özgürlük alanı ne kadar daralırsa, derece derece tekmil toplum katları o oranda özgürleşecektir. Türkiye Cumhuriyetinden sözediliyorsa eğer, devlet özgürlüğünün özellikle Aleviler ve Kürtler gibi toplum kategorileri için tümüyle keyfilik ve indilik olduğu göz önüne alınırsa başlangıç hamlesinin anlamı ve önemi daha anlaşılır olacaktır.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
