Senin Sayende

Nazım bir şiirine;
“Bu dünyada bu zulüm senin sayende”
diye başlar…
“Ve hala açsak, yorgunsak, al kan içindeysek
Ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
-kabahat senin demeye de dilim varmıyor ama-
Kabahatin çoğu senin canım kardeşim”
diyerek bitirir…
“Kürt Açılımı” konuşulmaya başlandığından bu yana, politika cephesindeki gelişmeleri –çoğunuz gibi- ben de dikkatli takip etmeye çalışıyorum. Haberi ilk okuduğumda, “oh be, artık bu aptalca savaş sona erecek, gencecik çocuklar artık ölmeyecek, silahlar susarsa, artık –sağlıktan eğitime, işsizlikten çevre sorunlarına kadar kendi dertlerimizi konuşmaya başlayacağız” duygusu tüm benliğimi kaplamıştı.
İlerleyen günlerde, bu duygularımın –yakın çevremdeki- herkesin ortak duygusu olacağına öylesine inanmıştım ki, her gün maillerime bu ruh haliyle bakar, sohbet ettiğim yakın arkadaşlarımdan böylesi cümleler duymak istercesine yaşamaya başlamıştım.
Yaşamının önemli bir bölümünü “yanılma pahasına devrimci hayaller kurarak geçiren” birisi olarak, bu son durumdaki beklentim, hiçte öyle “sınıfsız toplum hayalleri” kadar uzak değil gibi gelmişti bana.
Yakın arkadaşlarım –ki hepsi “solcu”dur- mutlaka buna benzer duyguları, artık kan akmayan bir toprakta birlikte keyifle yaşayacağımız gelecek günlerin huzur ve özlemlerini benimle paylaşacaklar, el birliği ile buna direnen savaş rantçılarını bir avuç bırakıp, yaşamın keyfine bakacaktık.
Hayır! Olmadı bu. Kimilerinin ne düşündüğünü bile öğrenemedim, öğrendiklerimin çok azı, böyle bir süreci olumlu bulduğunu belirtti. Geri kalanları ya sessizce seyretmeye devam ediyor, ya da –niyeti ne olursa olsun- bin bir laf kalabalığı içinde, savaşın devamına yeşil ışık yakan tavırlarını sürdürüyor.
Onlarla detaylı konuşmalar yapana kadar, CHP denen partinin Başkanı’nın nasıl olup da bu kadar pervasız, savaş çığırtkanlığı yaptığını, militarizmi imdada çağırdığını anlayamamıştım. Meğer o, benim arkadaşlarımı benden daha iyi tanıyormuş. O nedenle, daha yıllarca sürecek, binlerce gencin ölümüne, milyarlarca dolarlık silah harcamalarına neden olacak bu savaşın devamından yanaymış. Meğer onun söylediklerine kulak veren bayağı “solcu” varmış piyasada. Meğer o, artık tüm katliamları ortaya çıkan darbeci çetelerin varlığının bile kör gözleri açmaya yetmediğinin farkındaymış.
Meğer o savaş çığırtkanı tüm cesaretini benim “arkadaşlarımdan” alıyormuş.
Meğer “arkadaşlarımın” tarihe nasıl bir iz bırakacakları konusunda hiç kaygıları yokmuş.
Meğer bu kan, bu zulüm benim “arkadaşlarım” sayesinde devam ediyormuş.