Marksizm'in Marksist Eleştirisi Kitabı ve Yaşanılabilir Bir Dünya
Bugün öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, bu dünyada yaşamanın katlanılmazlığını göremiyoruz bile. Başka bir dünyanın mümkün olduğunu anlamak için, hayal edebilmek için ise, içinde yaşadığımız dünyadan farklı bir dünyanın olduğunu, bundan başka bir yaşamın mümkün olduğunu, bugünün öncesinde yaşamış olmak gerekiyor ya da yaşayanların deneyimlerinden bunun mümkün olduğunu görmek gerekiyor.
Başka var oluşları düşünmeden bugünkü yaşadığımız ama katlanılmaz dünyanın farkına varmak ise çok zor. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki bu sıradan mantığı bile kavramakta zorluk çekiyoruz. Yaşantılardan faydalanarak, deneyimleri hayallerimizle buluşturup bugünün dünyasının katlanılmazlığını görebiliriz.
Hayallerimizi oluşturmak için, öncelikle içinde yaşadığımız ortamın pis kokusunun farkına varmamız gerekiyor. Hiç kır havası solumadığımız için bu pis kokunun, bu ortamın farkına varamıyoruz. Yaşanılır bir dünyayı hayal edemediğimiz için bu katlanılmaz dünyanın farkına varamıyoruz.
Seksen sonrası kuşak olarak bu kır havasını hiç solumadık. Bu havanın var olduğunu anlamamız için ancak kır havasını az da olsa soluyan insanların deneyimlerini okuyarak anlayabiliriz.
İşte bu kokuyu Demir Küçükaydın’ ın teorik ve politik evrimini okuyarak farkına varabilmem kolaylaştı. Ve anladım ki seksen sonrası kuşak olarak her şeyden bihaber gençlik olarak yetiştirilmek isteniyoruz. Nitekim böylede oluyor. Bu kuşak artık populer denilen kitaplar dışında bir kitap okumuyor. Günü geçirmek adına yapılan şeylerle sınırlı bu yaşam.
Marks’ı, Lenin’i, Engelsi, Troçki’yi, Kıvılcımlı’yı..bilen adını dahi duyan üniversite öğrencilerini bulmak git gide zorlaşıyor. Bilenlerinde nasıl bildiği malumdur. Üniversitede iktisat okuyan bir öğrenciye Marksın kapitalini sorduğumuzda, kapital için “kapitalizmi anlatan bir kitap değil mi?” diyor.
Buradan çok şey çıkarılabilir. İnsanların nasıl aptallaştırıldıklarını çok iyi görebiliriz.
Oysa elimizde bizi düşünmeye sevk edecek, yaşadığımız dünyanın farkına vardıracak ve yaşanılası bir dünyanın nasıl olabileceğini anlatan hazine değerindeki onlarca kitap var. Bunun farkına varmak artık çok geç olmamalı.
Okuduğumuz kitaplar bizi aydınlatmalı, bize bahar kokusunu hissettirmeli ve bunun mümkün olduğunu anlatmalı diye düşünüyorum.
Marksist literatürden kitapları ilk okuduğumuz zaman anlama zorluğu çekiyoruz. Ve bazen baştan pes edebiliyoruz. Bize bilimin yollarının zorluğunu kimse öğretmiyor. Kolay yoldan kazanmanın yolları öğretildiği, benimsetildiği için bunda zorluk çekiyoruz.
Bu yüzden Marksist kitapları okumak zor geliyor ve kimse zorla mücadele etmeyi bilmiyor, kolay herkese daha sevimli geliyor sanki. İnsanların kitap okumalarına baktığımda, ne tür, nasıl kitaplar okuduklarını sorduğumda görüyorum ki herkes kendisini huzursuz etmeyen, sonu mutlu mesut biten kitapları tercih ediyor. Kimileri ise ‘beni yormayan bir kitap okumayı istiyorum’ derler. Halbuki kendilerini rahat, huzurlu hissettikleri kitaplar kendilerini nasıl da köreltiyor.
Marksizmi anlamak ve bugünle yaşatmak çok önemlidir. Bunun için eserlerin içine sinmiş özü, mantığı anlamak gerekiyor. Bu özü mantıkla birlikte, yazarlar bugün yaşasaydılar onların düşünüp, nasıl davranılacağı anlaşılabilir.
Demir Küçükaydın; görevimiz sadece onların eserlerinin içine sinmiş olanı öğrenmek değil; onu geliştirmektir de diyor
Ve geliştirmenin de ancak eleştirel okuyarak, eleştirerek olacağını dile getiriyor. Bunu geliştirmek için de Marksizm’in Marksist Eleştirisi kitabını yazmıştır. Marksizmi anlamak ve yaşatmak adına bu kitapta pek çok şey bulabiliriz. Kitabı okuduğunuzda Demir Küçükaydın’ın kendisine marksistim diyen pek çok yazardan farklı düşündüğünü göreceksiniz.
Kitapta fizikten, matematikten, biyolojiden… örnekler vermesi kitabı daha anlaşılır kılmıştır. Sosyalizmin Milliyetçilikle İmtihanı bölümünde matematiksel bir yöntem olan Olmayana Ergi Metodunu kullanmıştır. Bir matematikçi olarak bunu gördüğüm zaman çok şaşırmıştım, şimdiye kadar hiç böyle bir şeye rastlamamıştım, matematikte öğrendiğim yüzlerce teoremi, metodu sosyal bilimde de kullanılabileceği aklımın ucundan bile geçmemişti. Gerçekten yöntemi çok iyi kullanmış.
Sosyalizm insanlığın ve ezilenlerin hep umudu olmuştur. Ama Sosyalizmin Milliyetçilikle İmtihanında görüyoruz ki Sosyalist partileri, hareketleri, devletleri her seferinde milliyetçilik çökertmiştir. Sosyalizm milliyetçiliğe teslim olmuştur. Sosyalizm bir çok yerde devlet yaratmış ya da yaratılan bu ulusal devletleri yönetmiştir. Ulusalcılıkla birlikte tüm dünya kan gölüne dönmüştür.
Burada sosyalizmle ulusçuluğu ayıracak farkı görmek çok zordur. Burada görülüyor ki; “Ya Sosyalistler ulusçudur veya sonunda fiilen bir ulusçudan farkları kalmamıştır ya da ulusçular sosyalizm bayrağıyla hareket etmişlerdir.”
İşte bunun farkına varılmadığında, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı’nın da ulusçuluk anlayışına dayandığı görülmez.
“Marks ve Engels’lerin, başkalarını ezen bir ulusun kendisinin özgür olmayacağı şeklinde ifade ettiği ilke” de ulusçuluğa dayana bir ilkedir.
Başka bir ulusu ezmesine karşı olmayı düşünmek ulusçu düşünceye ters düşünce değildir.
Bu noktada ulusçuluğu anlamak gerekiyor. Bunu ise ulusçuların ulus tanımından anlayamayız.
“Yeryüzünü vampirlerin kapladığı bir dünyada, vampirlerin vampirliğin ne olduğunu anlama şansı yoktur.”
Ernest Gellner’in deyimiyle uluslar olduğu için ulusçuluk ortaya çıkmamıştır, ulusçular olduğu için uluslar vardır.
“Ulusun ne olduğunu anlamak için, ulusu kapsayan bir şeyle ayrımı içinde ele almak gerekir ki, ulusçuluğun dışına çıkılabilsin. Böylece ulus ve ulusçuluk denen “şey”in bütün ulus ve ulusçuluklarda ortak olan yanı bulunabilsin. Yani ulusların arasında, bütün ulus ve ulusçuluklarda ortak olan özellik veya öz, ancak onun içinde bulunduğu aynı türden geniş bir küme içindeki ayrılığı bağlamında bulunabilir. Uluslardaki ortaklığı bulmak için, ulusla aynı kümede bulunan ama ulus olmayan “şey”lerden ayıran özelliği bulmak gerekir. Yani ulusun ne olduğunu anlamak için uluslara değil, ulusun da içinde bulunduğu ve uluslardan oluşmayan daha büyük kümeye bakmak gerekir.” (s.96)
Marksizm’in Marksist Eleştirisi kitabında görüyoruz ki, kitap marksizmin kendi zayıflıklarıyla hesaplaşıyor.
Bu hesaplaşmayı dikkate alıp haytımızda eleştirilerin bizi nerelere götüreceğini görebiliriz.
Kendi zayıflıklarımızla hesaplaştığımız andan itibaren içinde bulunduğumuzun sorunların neden bunca zaman çözülemediğini anlamamızda kolaylaşır.
Ve bu kitapla görüyoruz ki aslında tüm sorunların temelinde ulusçuluk yatıyor. İnsanlar uluslara ve ulusları yaratan ulusçulara karşı mücadeleyi başarıya ulaştırmadıkça dünyanın hiçbir sorununun çözümü mümkün değildir.
Not: alıntılar Demir Küçükaydın’ın Marksizmin Marksist Eleştirisi kitabındandır.
Buradan Demir Küçükaydın’a kitap için teşekkürlerimi iletmek istiyorum.
Fikriye
9 şubat 2008
- fikriye ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun


marksizm
Demir hoca bize eleştirinin ne kadar önemli olduğuna aslında vurgu yapıyoruz ve akdasın yaptığı da eleştiridir. ve olması gerekir her şey, her zamanh için. Eleştiriyi eleştirmek bu olsa gerek... Aslında arkadaşın yaptığı arkadaşın konuyu ne kadar önemsediğini gösteriyor. Olumlu olan eleştiri için fikriye arkadaşa seleamlar.