Skip to the navigation
.
Skip to the content
.
Köxüz Sitesi bundan sonra http://www.koxuz.net/anasayfa/ adresinde devam edecektir.
Anasayfa
Son Gelenler
Köşe Yazıları
Bloglar
Forumlar
Yorumlar
Kitaplar
Galeriler
Kontak
Linkler
Ana Sayfa
»
Anasayfa
Kürt “Açılımı”/ Kurt Kapanı
Görüntüle
Düzenle
links
Konu:
*
Kategoriler
Forumlar:
*
- Lütfen seçiniz -
Sosyalizmin Sorunları Forumu
Tarihsel Maddeciliğin Sorunları Forumu
İşçi Hareketinin Sorunları
Kürt Ulusal Hareketinin Sorunları
Alevi Hareketinin Sorunları
Kadın Hareketinin Sorunları
Çevre Hareketinin Sorunları
Demokrasi Mücadelesinin Sorunları
Demokratik Cumhuriyet Forumu
Köxüz'ün Sorunları
Bölümler-Konular:
*
Gündem
-"Barış Süreci"
-"Kürt Sorunu"
-Anayasa Tartışmaları
-Avrupa Birliği
-Çatı Partisi Tartışmaları
-Büyük Ortadoğu Projesi
-İnsan Hakları
Politika
-Türkiye Politikası
-Ortadoğu Politikası
-Dünya Politikası
Ekonomi
-Dünya Ekonomisi
-Türkiye Ekonomisi
Sınıflar ve Partiler
Sosyal Hareketler
-Ulusal Hareketler
-Barış Hareketi
-İşçi Hareketi
-Çevre Hareketi
-Kadın Hareketi
-Gençlik Hareketi
Kültür ve Sanat
-Plasitk Sanatlar
-Sinema - Tiyatro
-Edebiyat
-Müzik
Dosyalar
-Hrant Dink Cinayeti
-Şemdinli
Linkler
Bilim ve Teknik
-Doğa Bilimleri
-Toplum Bilimleri
Yaşam - Günlük Hayat
-Medya
-Spor
Felsefe
Köxüz'den Yazılar
-Köxüz'ün Temel Metinleri
-Köxüz'den Mektup
-Köxüz Redaksiyonundan
-Köxüz'den Yorumlar
-Köxüz'ün Künyesi
Okurladan Yankılar
Lütfen yazınızın yer alacağı bölümü seçiniz.
Gölge kopya bırak
Eğer bu konuyu taşırsanız, eski forumdan yeni foruma bir bağlantı bırakabilirsiniz.
Gövde:
*
Kürt “Açılımı”/ Kurt Kapanı Garbis Altınoğlu, 29-31 Ağustos 2009 Giriş AKP hükümetinin bir süredir hazırlıklarını yaptığı ve 29 Temmuz’da İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın yaptığı basın toplantısıyla başlattığı demokratik “açılım” ya da Kürt “açılımı” paketi, içeriği konusundaki belirsizliğe rağmen ilk başta oldukça yaygın bir iyimserliğe yol açmıştı. Başbakan R. T. Erdoğan’ın 11 Ağustos’ta AKP Grup ve 14 Ağustos’ta AKP Genişletilmiş İl Başkanları toplantılarında yaptığı konuşmalarda söyledikleri ve MGK’nun 20 Ağustos toplantısında bu açılım çalışmasını onaylaması, CHP ve MHP’nin provokatif ve tehditkar açıklamalarına ve Türk ordusunun askeri operasyonlarını sürdürmesine rağmen iyimser beklentileri daha da arttırmıştı. Ancak Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un 25 Ağustos’ta, devletin geleneksel politikasını bir kez daha dile getirmek suretiyle yaptığı “balans ayarı”na Cumhurbaşkanı Gül ile AKP Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ’ın diplomatik bir üslupla da olsa sahip çıkması, Erdoğan ve Atalay’ın sorunu bir “terör sorunu” olarak nitelemeleri ve 26 Ağustos’ta DTP’nin AKP’nin bu korkakça tavrına karşı verdiği tepki beklenti düzeyini yeniden düşürdü. Aynı gün Başbakan Erdoğan, Türkiye Harp Malûlü Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimler Derneği yönetim kurulunu kabulü sırasında yaptığı konuşmada, Org. Başbuğ’un mesajındaki hususları doğruladı. Erdoğan 27 Ağustos’ta yaptığı “Ulusa Sesleniş” konuşmasında ise hükümetin bu “açılım” konusundaki “kararlılığını” bir kez daha yineledi. (1) AKP hükümeti sadece askeri kliğin değil, CHP, MHP, BBP gibi partilerin ve diğer şoven çevrelerin basıncı altında olmasına rağmen şimdiye kadar hiçbir burjuva hükümetinin değinmeye cesaret edemediği gerçekleri; sahte, ikiyüzlü ve korkak bir biçimde de olsa dile getirmiş bulunuyor. Herhalde bunun başka türlü olması, İslamcı burjuvazinin bu gerici temsilcisinin az-çok demokratik bir çıkış yapması da zaten nesnelerin doğasına aykırıydı. Sözkonusu “açılım”ı önceleyen ve izleyen gelişmelerden hareketle, Türk burjuva devletinin, onyıllardır askeri kliğin önderliğinde sürdürdüğü ve özü Kürt ulusunun varlığını yadsıma ve onun demokratik özlemlerini beyaz terörle bastırma olan politikasından bir ölçüde uzaklaşma şansının ilk kez yakalandığını söyleyebiliriz. Buna paralel ve onunla ilişkili bir başka önemli süreç, Ergenekon davası üzerinden askeri kliğin suçlarının bir ölçüde sergilenmesi ve onun güç ve nüfuzunun bir ölçüde sınırlanmakta olmasıdır. Görünen o ki, bir şeyler gerçekten değişmekte ve AKP hükümeti, devletin geleneksel Kürt politikasını ve özellikle bir Kürt-Türk çatışmasını kışkırtma siyasetini –Türk milliyetçiliği ve “üniter devlet” zemininden kopmaksızın- utangaç bir dille de olsa reddetmektedir. Değerlendirmelerini, soyut aksiyomlardan ve ezberlenmiş formüllerden değil, canlı olgulardan hareketle yapanlar, ABD-İsrail-Britanya blokunun desteklediği ve yakın zamana kadar şampiyonluğunu askeri kliğin yaptığı bir Kürt-Türk çatışmasını kışkırtma siyasetinin, gerek iç ve gerekse uluslararası ölçekteki güç ilişkilerindeki kaymalara bağlı olarak aşılmakta olduğunu kavrayacaklardır. Kürt halkının önemli boyutlara varan siyasallaşması ve kitlesel hareketliliği bir yana konacak olursa, Türkiye işçi sınıfının ve diğer sömürülen emekçilerinin tabandan gelen devrimci basıncının hemen hemen hiç derekesinde olduğu koşullarda bu sürecin zigzaglı, duraksamalı ve hatta yer yer geri dönüşlü bir nitelik taşıması kaçınılmazdır; hatta onun PKK’nın, “İslam kardeşliği” ve demokratik açılım retoriğiyle silahsızlandırılmasını öngören bir kapana dönüşmesi bile olanaklıdır. Türk ulusunun 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başındaki sancılı ve kanlı oluşum koşulları Türk burjuvazisinin siyasal karakterini belirlemiş ve bu egemen sınıf dolayımıyla Türk işçi ve emekçilerinin kollektif bilinci üzerine bir karabasan gibi çökmüş, onları histerik ve saldırgan Türk milliyetçiliğiyle aşılamıştır. Bir başka yazımda şöyle demiştim: “... Türkiye işçileri ve sömürülen emekçilerinin büyük ölçüde Osmanlı-Türk egemen sınıflarının kollektif siyasal bilincinin ve tarihsel belleğinin etkisini taşıdıklarını söyleyebiliriz. Türkiye kapitalizmi, sadece Batı Avrupa’ya göre değil, Balkanlar’a ve Çarlık Rusyası’na göre de fazlasıyla gecikmiş bir kapitalizm idi. Aynı husus Türk milliyetçiliği için de geçerlidir. ‘Avrupa’nın hasta adamı’ 19. yüzyıl boyunca ‘büyük’ devletlerin giderek artan ve süreklilik kazanan kaba müdahalelerine hedef olmuş, esas olarak onların ve kısmen de Balkan halklarının yararına toprak yitirerek küçülmüş ve dahası 20. yüzyılın ilk onyılını geride bırakırken tümüyle dağılma ve yokolmanın eşiğine gelmişti. Bu dönem aynı zamanda kitlesel kıyımlarla ve olağanüstü nüfus hareketleriyle nitelenen bir dönemdir. Balkan halklarının ulusal bağımsızlıklarını elde etmelerine ve Çarlık Rusyası’nın özellikle Kafkasya’ya egemen olmasına bağlı olarak Anadolu bu bölgelerden ardı ardına gelen dev göç dalgalarının hedefi oldu... Bunun ardından Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşında hızla çökmesi, -aynı zamanda Türk burjuvazisinin ilkel kapitalist birikimini yapmasına olanak veren- 1915-19 Ermeni kırımı ve 1923-24 Rum-Türk nüfus mübadelesi, Anadolu’nun demografik yapısını hızla ve köklü bir biçimde değiştirdi. Bütün bunlara Cumhuriyetin kurulması sırasında ve sonrasında Kürt ayaklanmalarının ve Kürt halkına karşı gerçekleştirilen kıyımların etkisini eklemeliyiz. “Bu sürecin, sadece egemen sınıfların değil, aynı zamanda Türk halkının kollektif kimliğine damgasını vuran ve etkisini bugün bile güçlü bir biçimde hissettiren... köklü bir zenofobik ve milliyetçi ruh halinin oluşumuna yol açtığı söylenebilir.” (“ ‘Post-Devrimcilik Dönemi Başlıklı’ Yazı Üzerine Dağınık Notlar”, 13-16 Eylül 2008) Şunu da eklemeliyim: Kürt-Türk gerilimini tırmandırma politikasını şimdilik bir yana koymuş gözükse de bundan vazgeçmemiş olan ve Türkiye’yi kendi yörüngesinde tutmak ve Ortadoğu’da ve Orta Asya’da yürüttükleri savaşlara çekmek isteyen ABD-İsrail-Britanya ekseni ve bu eksenin devlet aygıtı ve siyaset alanı içindeki hiç de güçsüz olmayan işbirlikçilerinin bu süreci elleri kolları bağlı durumda izlemeyecekleri ve çeşitli kanlı ve provokatif eylemlere girişebilecekleri de unutulmamalıdır. (2) Beklenmeyen Bir Gelişme mi? Her şeyden önce, Türkiye’deki siyasal süreci az-çok yakından izleyen herhangi birisi için bu Kürt “açılımı”nın bir sürpriz oluşturmadığı söylenebilir. Ülkenin bu en yaşamsal sorununun ve onun arkaplanını oluşturan uluslararası bağlamdaki değişikliklerin son yıllarda devlet katında her zamankinden daha yoğun bir biçimde tartışılmakta olduğu biliniyor. Daha 29 Mayıs 2003’de, o sıralar Genelkurmay İkinci Başkanı olan Org. Yaşar Büyükanıt Harp Akademileri Komutanlığı’nda düzenlenen “Küreselleşme ve Ulusal Güvenlik Sempozyumu”nda yaptığı konuşmasında ABD başta gelmek üzere emperyalist ülkelere şu eleştiriyi yöneltiyordu: “Birincisi, bu ülkelerin (gelişmekte olan ülkelerin- G. A.) güvenlik politikalarının, büyük ölçüde ‘ithal malı’ tehdit algılamalarına dayandığını görmekteyiz. Bu tür yaklaşımların, ulusal çıkarlar ile çoğu kez ters düşmesine karşılık, uygulama zorunluluğu, bu ülkelere zarar verebilmektedir. “Bu noktada; hayatî konu, gelişmekte olan ülkelerin, savunma politikalarını güçlü ülkelerin dayattığı tehdit algılamalarına göre mi düzenleyeceği veya biraz önce arz ettiğim hususlara göre mi düzenleyeceğidir. Bu konuların, ciddî boyutlarda düşünülmesi gerekmektedir.” (Aydınlık, 1 Haziran 2003) 7 Aralık 2005’de 2005’de Radikal’de yayımlanan yazısında MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş şöyle demişti: “PKK terörüne endeksli politika üretiminin ve uygulamalarının, 20 seneyi aşan süreçte, ülkemize-insanımıza verdirdiği çok ağır bedelleri görerek, yaşamakta olduğumuz dönemin gelişen ve değişken koşullarıyla uyumlu yeni politikalar üretilebilmesi ve yeni uygulamalara yönelinmesi hayati önemi haizdir... “Türkiye'nin, içerisinde bulunduğu bölgede sürdürülmekte olan yeniden şekillendirme çalışmalarına, Irak-Suriye-İran üçgeninin yaratabileceği muhtemel risklere karşı, kendi Kürt sorununu ve diğer temel sorunlarını, AB kriterleri çerçevesinde, gelişen demokratik-laik yapısını güçlendirerek, kurumsallaştırarak çözebilme potansiyeline sahip oluşu en önemli avantajlarındandır. Böylesi bir gelişme, Türkiye'ye bölgesinde ve global güç dengeleri içerisinde yeni ufuklar açabilecek ve yeni fırsatlar yaratabilecektir... ” (“Tabular Yıkılıyor”, abç) 5 Ocak 2006’da kaleme aldığım “Bir Kürt-Türk Çatışmasına Doğru ya da Abdullah Öcalan’ın Dönüşü” başlıklı makalemde bu konuya değinmiş ve şöyle demiştim: “2005 yılı içinde Türkiye’de ve bölgede yaşanan bir dizi gelişme Türk egemen sınıflarının, önümüzdeki aylarda ‘Kürt sorunu’nun çözümü konusunda şu ya da bu doğrultuda daha radikal adımlar atmak zorunda kalacaklarını, hatta bunu yapmaya başladıklarını gösteriyor. ABD’nin Irak’a müdahalesinin sonuçları; onların, Güney Kürdistan’da oluşan Kürt devletini tanımama, hatta savaş nedeni sayma politikalarında diretmelerini olanaksız hale getirmiş bulunuyor. Bu gelişme, onların Türkiye Kürdistanı’nda uygulayageldikleri geleneksel inkar, devlet terörü ve zorla assimilasyon politikalarının sürdürülmesini de neredeyse olanaksız hale getirmektedir.” Bunlara, 5 Ocak 2007’de MİT Müsteşarı Emre Taner’in, örgütün kuruluşunun 80. yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada belirttiği şu sözleri ekleyebiliriz: “20. yüzyılın ikinci yarısında kurulan iki kutuplu dünya düzeninin uzun süre devam etmeyeceği önceden öngörülebilir bir olgu olmakla birlikte 1990 ve sonrasındaki sürece hazırlıksız yakalanılmıştır. Elbette bunun en önemli nedeni, sistem içindeki yapılanmaların ve analizlerin statükocu yaklaşıma koyu bir muhafazakarlıkla sahip çıkmalarıdır.” Bu arada Genelkurmay Başkanlığı, Rusya Devlet Başkanı V. Putin’in 43. Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı ve ABD’ni açıkça eleştiren 10 Şubat 2007 tarihli konuşmasının tam metnini kendi sitesine koyacaktı. AA’nın haberinde bu konuda şunlar söyleniyordu: “Putin, 10 Şubat 2007'de yaptığı konuşmada, Soğuk Savaş sonrasında öngörülen tek kutuplu dünyayla ilgili değerlendirmelerde bulunmuş, ‘Günümüz dünyasında, tek kutuplu dünyanın kabul edilemez olmasının yanı sıra, aynı zamanda imkansız olduğu kanaatindeyim’ görüşünü dile getirmişti. “Tek taraflı ve çoğu kez gayri meşru olan eylemlerin hiçbir soruna çare olmadığını vurgulayan Putin, bunların yeni insanlık trajedilerine sebep olduğunu ve yeni gerilim noktaları yarattığını kaydetmişti… “Uluslararası hukukun temel ilkelerinin her geçen gün artan bir şekilde küçümsendiğinin görüldüğüne işaret eden Putin, ‘Ve aslına bakılacak olursa, bağımsız yasal normlar, gittikçe bir devletin hukuk sistemine benzemektedir. Bu tek devlet, en önemlisi ve en başta ABD, her yönden ulusal sınırlarının ötesine geçmiştir. Diğer uluslara dayattığı ekonomik, siyasi, kültürel ve eğitimsel politikalar bunun kanıtıdır. Peki, bundan kim hoşnut? Kim bundan memnun kalıyor?’ görüşünü savunmuştu.” İlk kez gerçekleştirilen ve Org. Yaşar Büyükanıt’ın 14 Şubat’taki ABD ziyaretinin hemen öncesine denk gelen bu uygulama, Türk Genelkurmayının bu eleştirileri büyük ölçüde onayladığı anlamına geliyordu. Ben ise 12-13 Ocak 2007’de kaleme almış olduğum “Böyle Buyurdu MİT: Emre Taner’in Açıklaması Üzerine” başlıklı yazımda Türkiye’nin artık bir “açılım” yapmak zorunda olduğu hususunu şu sözlerle yeniden vurgulamıştım: “Ankara’daki kalın kafalılar bile şunu anlamaya başlamışlardır: Türkiye’nin ABD’nin stratejik uşağı konumu sarsılmış, görünür gelecekte biricik süper devlet konumunu muhafaza edecek olan ABD’nin bölgedeki –ve dünyadaki- egemenlik ve nüfuzu çöküş evresine girmiş, dünya birden fazla büyük emperyalist devletin rekabet edeceği çok kutuplu bir yapıya doğru evrilmeye başlamıştır. Bu arada, Irak Kürtlerinin bu tarihsel fırsattan yararlanarak kurmuş oldukları devletin uluslararası ölçekte tanınması hemen hemen kesinleşmiştir; bu sonuncu olgu Türk egemen sınıflarının hiçbir açılım getirmediği Türkiye Kürdistanı’nda önemli dalgalanmalara yol açma potansiyeli taşımaktadır.” Demek oluyor ki, görünürde başını AKP hükümetinin –ve ona destek veren burjuva katmanlarının- çektiği bu “açılım” aslında, sunucu ve pazarlayıcılarının da belirttikleri gibi gerçekten de bir “devlet projesi”dir; yani değişen ölçülerde ve düzeylerde askeri-bürokratik aygıt ve egemen sınıfların diğer katmanları ve ana gövdesi tarafından da desteklenmektedir. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana sürdürülen politikada önemli ayarlamalar yapmayı öngören bu rota değişikliğinin Türk egemen sınıflarının saflarında bir dizi çalkantı, sürtüşme, gerilim, hatta çatışma olmaksızın gerçekleştirilemeyeceği açıktır. Bu “açılım”ın bir dizi başka çelişmeyle içiçe geçmiş olması, onu daha sancılı ve karmaşık hale getirmektedir; yani bu süreç, a) devlet aygıtı içindeki ayrıcalıklı konumunu olabildiğince muhafaza etmek isteyen ve olağan bir devlette olduğundan çok daha fazla kaynak tüketen askeri klikle daha ucuz bir devlet isteyen burjuvazinin ana gövdesi arasındaki, b) “laik” ve yüzü Batı’ya dönük geleneksel büyük sermaye ile yeni-Osmanlıcı bir dış politikadan yana olan AKP’nin dayandığı sözümona toplumsal bakımdan muhafazakar burjuva katmanlar arasındaki, c) Türkiye’yi ABD-NATO-İsrail çizgisinde tutmak isteyen güçlerle (askeri kliğin bir bölümü, MHP, “ulusal solcular” vb.) ülkenin daha AB-yanlısı, daha “bağımsız”, “daha Avrasyacı” ya da isterseniz daha çok-yanlı bir dış politika gütmesini isteyen güçler (askeri kliğin bir bölümü, AKP, MÜSİAD vb.) arasındaki ve hatta d) TSK ile alabildiğine genişlemiş bulunan polis örgütü arasındaki itiş-kakışlarla birarada ve birlikte yürümektedir. Türk devletinin bir Kürt “açılımı” yapma noktasına gelmesi, daha doğrusu gelmek zorunda kalması, burjuva siyasetçilerinin, generallerinin ve köşe yazarlarının çizmeye çalıştığı pembe tabloyu, yani iç ve uluslararası koşulların sözümona Türkiye’nin lehine olduğu ve Ankara’nın bilmem kaçıncı kez çökmek üzere olduğu ileri sürülen bu örgütü bitirmek için ideal koşulları bu kez yakaladığı yolundaki hayli yaygın öyküyü de yalanlamaktadır. Türk gericiliği, a) Kuzey Irak’ta –özerk ya da bağımsız- bir Kürt devleti kurulmasını önleme ve b) ülke içindeki silahlı Kürt direnişini terör yoluyla ezme biçimindeki geleneksel politikalarının iflas ettiğini ve artık sürdürülemeyeceğini sonunda anlamış ve hayli gecikmeli de olsa bir rota değişikliğine gitmeye karar vermek ve sopa politikasını, daha büyük ölçüde havuç politikasıyla birleştirmek zorunda kalmıştır. (3) Ayrıca onun iki önemli hususu daha kavradığını ya da kavramaya başladığını düşünebiliriz: a) Türk egemen sınıflarının bu yolda diretmesi halinde orta erimde –PKK önderliğinin uzlaşmacı-teslimiyetçi ve “birlikçi” çizgisine rağmen- Kürt ulusal hareketi daha “ayrılıkçı” bir karakter kazanabilir ve “Batı”da ekonomik-toplumsal yaşamı felcedebilecek, hatta Türkiye’nin bölünmesine yol açabilecek büyük çatışmalar yaşanabilir. b) Demografik trendlerin Kürt nüfusu lehine olması, (4) Kürt halkının, ulusal hareketinin milliyetçiliğinin objektif konumunu giderek daha da güçlendirmektedir. Zengin doğal kaynaklara ve “Batı”ya kıyasla daha genç bir nüfusa sahip olan, Türk sanayisi için önemli bir pazar oluşturan ve yaşanmakta olan ekonomik krize rağmen çok sayıda Türk firmasının giderek büyüyen canlı yatırım ve ticaret ilişkilerine sahip olduğu Güney Kürdistan’la yakın bağları bulunan Türkiye Kürdistanı’nı yitirmenin Türk burjuvazisinin yararına olacağını herhalde kimse ileri süremez. Öte yandan, “teröre karşı başarılı bir biçimde savaşan kahraman Türk ordusu” gevezeliklerine rağmen Türk halkının önemli ve giderek büyüyen bir bölümü de bu sonugelmez savaştan bıkmıştır; artık Türk halkı da daha çok bir tören ordusunu andıran ve silahsız sivilleri katletmekte son derece “başarılı” olan TSK’nin çeyrek yüzyıldır sürdürdüğü haksız savaşta, gerillalarının sayısı birkaç bini geçmeyen PKK’yı yenemediğini ve bundan böyle de yenemeyeceğini anlamaya başlamıştır. Önemli düzeye varan asker kaçaklarının sayısı, Kürt halkına karşı sürdürülen haksız savaşın, Türk halkının onyıllardır tabi kılındığı şovenist koşullandırmaya rağmen ve gösterilmeye çalışılanın tersine hiç de öyle popüler olmadığını ortaya koymaktadır. (5) Bütün bunlardan ötürü, AKP hükümetinin ön planda gözükmesine rağmen bu “açılım”ın bir devlet projesi olduğu saptaması tamamen doğrudur. Uluslararası Bağlam Bunlara, uluslararası bağlamın böylesi bir “açılım” için son yıllarda daha elverişli hale gelmiş olması eklenmelidir. Bu faktörlerin başında, dünya işçi sınıfı ve halklarının baş düşmanı ABD’nin –Afganistan ve Irak’ta giriştiği askeri maceralara ve 2008’de patlak veren ekonomik krize bağlı olarak- 2000’li yılların başlarına göre zayıflamış olması ve İsrail’e verdiği kayıtsız-koşulsuz destek nedeniyle yumuşak gücünü büyük ölçüde yitirmiş olması gelmektedir. Gerek ABD ve gerekse bölgesel uzantısı İsrail çöküş sürecine girmiş bulunuyorlar. Bunda; Filistin, Irak, Afganistan, Lübnan vb. halklarının ABD’nin ve uzantısı İsrail’in, “ayakları kilden bir dev”den (Lenin) başka bir şey olmadıklarını ortaya koyan direnişleri son derece önemli bir rol oynamıştır. G. W. Bush-sonrası dönemde ABD’nin Türkiye’ye dönük politikasının temelleri değişmemiş, ancak genelde ABD’nin konumu ve özelde yeni-muhafazakar olarak bilinen neo-faşist kliğin devlet aygıtı içindeki konumu zayıflamış, bu da Türkiye’nin dış ve iç politikası üzerindeki ABD-İsrail ipoteğinin daha da gevşemesine yol açmıştır. Geçtiğimiz yıllarda Rusya ve Çin gibi rakip emperyalist ülkelerin güçlenmesi de bu süreci pekiştirmiştir. Buna bağlı olarak, özellikle Türkiye ile Rusya arasında enerji başta gelmek üzere ekonomik ilişkilerin yanısıra siyasal ilişkiler hızla gelişmiş, bu da Türk gericilerine daha esnek ve daha çok-yanlı bir dış politika izleme olanağı vermiştir. Bu durum, ünlü Amerikalı Türkiye uzmanı Graham Fuller’ı “Türkiye’nin artık ABD’nin bir bağlaşığı olmadığı” biçiminde abartılı bir saptama yapmaya bile götürmüştü. Bu konuyu inceleyen çok sayıda uluslararası siyaset bilimcisinin görüşlerini yansıtan Fuller’e göre, “Türkiye; Suriye ile, İran ile radikal İslamcı gruplarla çalışmak istiyor. Açılım yaratmak, İran'ı dünyaya getirmek, dünyanın o bölümüyle müzakerede bulunmak istiyor.” (“Türkiye Artık Bir Amerikan Müttefiği Değil”, Yeni Şafak, 30 Ekim 2008) Böylece, özellikle AKP hükümeti döneminde Türkiye dış ilişkilerini çeşitlendirmiş ve sadece ABD ve ortaklarıyla açık ya üstü örtülü bir çatışma yaşayan Rusya’yla değil, ABD ve İsrail’in nükleer çalışmalarına karşı çıktığı ve savaşla tehdit ettiği İran’la ekonomik ve siyasal bağlarını geliştirmiştir. Öte yandan Türkiye, ABD’nin muhalefetine rağmen Şangay İşbirliği Örgütü’ne ilgi göstermekte, ABD ve İsrail’in yoğun basıncı altında bulunan Suriye’yle çok iyi denebilecek bir düzeyde ilişki kurmuş bulunmakta, ABD ve AB emperyalistlerinin “terörist örgüt” saydığı HAMAS’ın izole edilmesine karşı çıkmakta, ABD ve AB’nin Darfur’da jenosid yaptığı savıyla izole etmeye çalıştığı Sudan’la ilişkilerini geliştirmekte, Ağustos 2008’deki Rusya-Gürcistan savaşı ve sonrasında görüldüğü gibi ABD ve NATO’nun Kafkasya’ya sokulma girişimlerine soğuk bakmaktadır vb. Türkiye’nin ABD, İsrail ve NATO ile ilişkilerinin zayıflamasında, Mart 2003’de başlayan ve Güney Kürdistan’da bir Kürt devletinin kurulmasına yol açmış bulunan Irak işgalinin ise özel bir yer tuttuğu tartışma götürmez. Değişik siyasal eğilim sahibi bir çok yazar ve analist bu “açılım”ın ABD patentli olduğunu ileri sürüyor; onlar, Irak’tan çekilmekte olan Washington’un gücünü Afganistan ve Pakistan’a yoğunlaştırmak istediğini, bu süreçte Irak’ta “istikrar”ın sağlanmasında Türkiye’ye görev verdiğini, Irak’taki “istikrar”ın da PKK’nın Güney Kürdistan’daki varlığının tasfiyesini gerektirdiğini, dolayısıyla ABD ile Türkiye’nin çıkarlarının örtüştüğü bu konjonktürün Türkiye için “altın bir fırsat” yarattığını ileri sürüyorlar. Bazıları buna Mayıs 2009’da ön anlaşması yapılan NABUCCO boru hattının Türkiye’den geçecek olmasını eklemektedirler. Örneğin, Akif Emre şöyle diyordu: “Batı'nın ihtiyacı olan enerji konusu istikrarsız bir ülkeye emanet edilemez. Bu nedenle Türkiye'nin başını ağrıtan kimi konuların halledilmesi gerekmektedir. Bir yönüyle PKK meselesinden Ergenekon'a, Kürt açılımından Kıbrıs sorununa ‘Türkiye'nin boyun ağrıları’nın giderilmesi konusunda verilen dış destekle bu konu arasında doğrudan ilişkiyi görmeden ‘artan gücün anlamı’nı okuyamayız. ” (Yeni Şafak, “ ‘Dış Güçler’ Neden İstikrar İstiyor ?”, 11 Ağustos 2009) Bence bu analizler, esas itibariyle yanlıştır. Her şeyden önce, bu ülkede onlarca kalıcı üs kurmuş olan ABD çekilmekte olduğunu söylese de Irak’tan hiç de çekilmemekte ve sadece bu ülkedeki asker sayısını azaltmakta ve belli stratejik bölgelere yığmaktadır. Sayıları ABD askerlerinin sayısını aşan özel güvenlik elemanları ise yerli yerinde durmaktadır. Demek ki ABD, Irak halkı kendisini birleşik bir direnişle kovana kadar orada kalma niyetindedir. İkincisi, ABD’nin Irak’tan çekilmekte olduğu yolundaki kuşkulu savı kabul etsek bile bundan, ABD’nin Türkiye’ye Irak’ta “istikrar”ı koruma görevi verdiği ya da vereceği, ya da böyle bir görevin verilmesi halinde, değişik milliyetlerden Irak halkının ve siyasal partilerinin Türk askerini çiçeklerle karşılayacağı sonucu çıkmaz. Böyle düşünenler, 7 Ekim 2003’de TBMM’nin büyük bir çoğunlukla Irak’a asker gönderme kararı aldığını, ancak -yüzlerce yıl Osmanlı despotizminin boyunduruğu altında yaşamış olan- Irak’taki hemen hemen tüm siyasal grupların karşı çıkması nedeniyle bu misyonun yerine getirilemediğini unutmuş gözüküyorlar. Üçüncüsü, Türkiye’yle ilişkileri görece iyi olmakla birlikte Araplarla ilişkileri giderek gerilen ve ABD’nin kademeli çekilişi nedeniyle giderek daha da gerilecek olan Kürdistan Bölgesel Hükümetinin PKK’yla ipleri tümüyle koparmayı ve onunla çatışmayı göze alması ya da göze alsa bile başarması beklenemez. Dördüncüsü, İran’ı “istikrarsızlaştırma” yönündeki çabalarının bir parçası olarak Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’ne (=PJAK) destek veren ABD’nin, onun kardeş örgütü PKK’yı tümüyle tasfiye etmekten yana bir tutum benimsemesi sözkonusu olamaz. (6) Ve beşincisi ve asıl önemlisi, PKK’nın temel dayanağı Türkiye Kürdistanı’nda bulunduğu için, bu örgütün Güney Kürdistanı’ndaki üslerinin ortadan kaldırılması halinde bile bunun pek az şeyi değiştireceği bellidir. Şu sıralarda ABD’nin PKK’ya karşı harekete geçeceğini söyleyenlere şunu anımsatmakta yarar var: 1980’li ve 1990’lı yıllarda PKK “terörü”ne karşı sürdürdüğü savaşta Türk burjuva devletini sistemli bir biçimde destekleyen ve PKK’yı “terörist bir örgüt” olarak niteleyen ABD’nin bu tutumu, ancak Ortadoğu’ya kapsamlı bir müdahalenin hazırlıklarının başladığı 2002’den itibaren, o da kısmen değişmiştir. Irak Kürtlerine ve özellikle PKK’ya karşı tutum, ABD’nden bu örgütün Güney Kürdistan’daki varlığına son vermesini talep eden Ankara ile Washington’un ilişkilerini öteden beri germiştir. Bu arada ABD’nin 2004’te, o sıralar Savunma Bakan Yardımcısı olan Paul Wolfowitz’in ağzından yaptığı ve Türk gericiliğini umutlandıran bir açıklamasına göndermede bulunmak istiyorum. Wolfowitz CNN Türk’ün Manşet programında, Mehmet Ali Birand ile Cengiz Çandar’ın sorularını yanıtlarken, PKK’nın “terörist bir örgüt” olduğunun ve “Türkiye’nin bu örgütten çok çektiğinin” altını çizmiş ve hepsinden önemlisi PKK’nın artık Kuzey Irak’ta kalamayacağını ve kendilerinin bu örgütü Kuzey Irak’tan söküp atmada kararlı olduklarını belirtmişti. (Bk. “Wolfowitz: We will Completely Remove Kurdish Group from Northern Iraq”/ “Wolfowitz: Kürt Grubu Kuzey Irak’tan Tümüyle Uzaklaştıracağız”, Turkish Daily News, 1 Şubat 2004) Tabii ABD’nin daha sonra bu yönde bir adım atmadığı ya da atamadığı şimdi artık bilinen bir gerçek. NABUCCO ve Güney Akım boru hatları konusunda ise şu kadarını söylemekle yetineceğim. Tarihsel deneyim, emperyalistler arası ilişkilerin uyum ve istikrarla değil rekabet ve çatışmayla nitelendiğini göstermektedir. ABD ile Batı Avrupa ülkelerinin bir bölümünün ikisi birbirine rakip olan NABUCCO’dan Rusya’nın ise Güney Akım’dan yana olması da bunu göstermektedir. Dolayısıyla, daha sadece proje aşamasında bulunan, inşaatına yıllar sonra başlanacak olan ve içinden geçeceği ileri sürülen gazın nereden tedarik edileceği ya da tedarik edilip edilemeyeceği belli olmayan ve Güney Akım gibi bir rakibi de bulunan NABUCCO projesinden ötürü ABD ve Batı Avrupa’nın şimdiden Türkiye’nin istikrarına daha fazla özen göstereceklerini ileri sürmek çok anlamlı değildir. Burada TSK’ni yurtsever ve anti-emperyalist bir odak gibi göstermeye çalışan “sol” milliyetçilerimiz ya da daha yerleşik bir anlatımla “ulusal solcularımız” için de bir çift söz söylemem gerekiyor. Onlar, bu kurumun, onyıllar boyunca ABD’nin ülkedeki asıl dayanağı işlevini görmüş olduğunu unutmakta ve AKP hükümetinin Kürt “açılımı” planının ABD patentli olduğunu ileri sürmektedirler. Ama, kuşbakışı ve önyargısız bir tarih okuması bile, uluslararası tekelci sermayeyle hiçbir sorunu olmayan TSK üst kademesinin onyıllar boyunca Türkiye’deki ABD-İsrail nüfuzunun ve Arap ve İran düşmanlığının bir numaralı aracı olduğunu, Kontrgerilla ve Ergenekon tipi örgütler aracılığıyla bir Kürt-Türk çatışmasını kışkırtma politikasının, onbinlerce Kürt emekçisi ve gencinin canına kıyılmasının, gözaltında kayıpların, toplu mezarların, köy boşaltmaları ve yakmaların, “Batı”daki –bir bölümü Kemalist aydınları hedef alan- siyasal cinayetlerin ve ilerici ve devrimci güçlere yönelik beyaz terör eylemlerinin baş sorumlusu olduğunu ve özellikle 1990’lardan bu yana adı mafyayla, suç örgütleriyle ve çetelerle birlikte anılmaya başlanan bir kurum haline geldiğini anımsamaya yetecektir. (7) Herhalde böylesi bir TSK görüntüsü ve gerçekliği, tüm içtenlikli Türk yurtseverlerini rahatsız edecek ve onların bu kurumun ülkedeki burjuva egemenliğinin ve kapitalist düzenin baş silahlı muhafızı olduğu gerçeğini kavramalarına yardıcı olacaktır. Daha da önemlisi, Kürt halkını ikinci sınıf bir halk olarak gören, bu halkın ayrı devlet kurma hakkını tanımayan ve yıllardır Güney Kürdistan’da “kukla bir Kürt devleti” kurulmakta olduğu yolunda kulakları sağır eden bir yaygara koparan “ulusal solcularımız”, bu Kürt devletinin siyasal altyapısının askeri kliğin ve burjuva siyasal partilerinin onayıyla hazırlandığını görmezden geliyorlar. Türk gericileri 1991’deki İkinci Körfez Savaşının ardından BM “Güvenlik” Konseyi’nin, ABD’nin dayatmasıyla Güney Kürdistan’ın Saddam Hüseyin rejimine karşı “uluslararası koruma” altına almasını ve Temmuz 1991’de Çekiç Güç’ü oluşturmasını hararetle desteklediler. Çeşitli üst düzey askeri ve sivil yöneticilerin yer yer, Çekiç Güç’ün Güney Kürdistan’da bir Kürt devletinin oluşumuna katkıda bulunduğunu, hatta PKK’ya yardım ettiğini söylemelerine rağmen TBMM, askeri kliğin de onayıyla ta Aralık 2002’ye kadar her altı ayda bir Çekiç Güç’ün -ve daha sonraki adıyla Keşif Güç’ün- süresinin uzatılmasını onaylamaya devam etti. Türkiye 20 Mart 2003’deki ABD işgaline kadar, İncirlik ve Pirinçlik askeri üslerinde konuşlanan Çekiç Güç’e ve Keşif Güç’e bağlı ABD, Britanya, Fransa ve İspanya savaş uçaklarının Irak topraklarındaki “uçuşa yasak bölgede”ki askeri ve sivil hedefleri bombalamasına ve Güney Kürdistan’ın ABD ve Britanya istihbarat servislerinin cirit attığı bir alan haline getirilmesine suç ortaklığı etmeyi sürdürdü. (8) Bu elbette, “sivil” ve İslami gericiliğin ve bu gericiliğin bir bileşeni olan AKP’nin olumlulanması ve onun da şu ya da bu ölçüde emperyalizmin nüfuzunun aracı olduğunun yadsınması anlamına gelmez; sadece, “işbirlikçi AKP-yurtsever TSK” formülünün tümüyle yanlış olduğunu gösterir. Evet, AKP hükümeti döneminde, -TSK’nin de hiçbir biçimde karşı olmadığı- özelleştirmeler daha da hızlanmış, neo-liberal politikalar daha kapsamlı bir biçimde yaşama geçirilmiştir vb. Ama AKP hükümeti dönemi aynı zamanda, Türkiye’nin ABD-İsrail rotasından daha fazla uzaklaştığı, astığı astık kestiği kestik askeri kliğin ayrıcalıklarının törpülendiği ve suçlarının bir bölümünün yargılanmaya başladığı ve böylelikle ülkenin iç rejiminin “normalleşme” yoluna girdiği bir dönem olmuştur. Dolayısıyla bugünkü somut koşullar altında, devrimci ve demokratik güçlerin iki gerici kamptan herhangi birini desteklemekten kaçınmak ve kendi bağımsız devrimci platformlarını savunmakla birlikte, mızrağın sivri ucunu esas ve en tehlikeli düşman olan ABD-İsrail-Britanya şer eksenine ve bu eksenin ülke içindeki askeri ve sivil uzantılarına yöneltmeleri gerekmektedir. “Açılım”ın Olası Olumlu ve Olumsuz Etkileri/ Sonuçları Türk devletinin, AKP hükümeti önderliğinde yürüttüğü “açılım” sürecinin ikiyüzlü, yüzeysel, belki de sahte ve göstermelik bir çıkış olduğu, hatta PKK’yı silahsızlandırmak ve tümüyle teslim almak amacıyla kurulan bir kapandan başka bir şey olmadığı söylenebilir; öyle değilse de bu “açılım”ın o yönde evrilmesi pekala olanaklıdır. Ancak önemli olan, bugünkü konjonktürde bu çıkışın objektif olarak ne tür etkiler yapmakta, ne tür bir sonuçlara yol açmakta olduğudur. Bu sürecin, PKK’nın silahsızlandırılması, kadrolarının teslim alınması ve resmen tasfiyesi ve DTP’nin tümüyle evcilleştirilmesini de hedeflediğini yazıp çizenlerse, adıgeçen örgütlerin, bazı reform kırıntıları karşılığında böylesi bir tasfiye operasyonuna tabi olmayı zaten peşin olarak kabul ettiğini unutmuş gözükmektedirler. Yinelemek gerekirse PKK, tüm askeri gücü ve deneyimi, yaygın örgütsel altyapısı, nüfuzu ve kitle desteğine rağmen böyle bir yolu tutmaya hazır olduğunu çoktandır haykırıp durmakta, ama karşısında, bu gerici Türk-Kürt birliği projesini yaşama geçirecek çapta bir Türk siyasal lideri bulamamaktadır. Siyasal miyopluk, korkaklık ve kabızlıkla sakatlanmış Türk gericiliği her dönemde “PKK terörünü” ezmeyi amaçlamış, ama bunu askeri zor yoluyla başarabilmekten uzak olduğunu kanıtlamış olduğu gibi, şimdiye kadar PKK’nın barışçı yoldan tasfiyesini yürütebilecek kapasitede bir lider ya da liderlik de çıkaramamıştır. Daha, Şubat 1998’de, yani 15 Şubat 1999’da yakalanmasından bir yıl önce A. Öcalan Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusunun (=ARGK) dağıtılmasını, Türk devlet aygıtının bir parçası haline getirilmesini şu sözlerle önerebilmişti: “Gerilla da tartışılabilir... Gerilla (Kürt halkının demiyorum dikkat edin) Türkiye’deki demokrasinin çağrı gücüdür. Türkiye’deki halkların demokratik kurumlaşmasının motorudur. Bu görevler eğer yerine getirilirse mesela biri demokrasi yerine geliyor, halkların hakları güvenceye kavuşuyor. O zaman ayrı bir gerillaya ihtiyaç kalmaz. Ne yapacağız biz gerillayı? Gerillayı, halkların güvencesi, nasıl güvencesi milis gücü haline getiririz. Milis gerekli değil mi yani? Hatta Türkiye’de sivil savunma birlikleri vardır. Gerillayı biz sivil savunma birlikleri haline getiririz. Bundan daha pratik çözüm olur mu?.. Böylece gerilla diye korktukları bir şey de rahatlıkla aşılmış olur, tabii eğer çözüm istiyorlarsa.” (Özgür Politika, 8 Şubat 1998, abç) Öcalan yakalandıktan sonra bu görüşlerini daha da sistemli hale getirdi. O, Mayıs-Haziran 1999'da DGM’nde yapılan yargılaması öncesinde hazırladığı Savunma ve Esasa İlişkin Savunma'da sözde barış ve sözde demokratik birlik yoluyla Kürt sorununu çözdüğünde Türkiye'nin “bölgenin güçlü ve lider ülkesi” olacağını ileri sürüyordu: “Cumhuriyet tarihinin bu en zor sorunu çözümlendiğinde Türkiye'nin iç barışından aldığı güçle bölgede lider bir ülke olarak hamle gücüne kavuşacağı kesindir. Ortadoğu'da liderlik dönemi Orta Asya'dan Balkanlar ve Kafkaslara kadar etkili olma anlamına gelecektir. Demokratik sistemin çözüm gücü, başta barış olmak üzere, birçok çelişki ve sorun olan bu bölgelere haklı bir müdahale ve desteğin verilmesi ve istenmesine de yol açacaktır.” (A. Öcalan, Savunma) “PKK’nin askeri sorun olmaktan çıkması, Kürt sorununun siyasi çözümünün yolunu açacak ve beraberinde siyasi sorun olmaktan çıkması anlamına da gelecektir. Devletin bütünlüğünü birliğini zorlamaktan, ona güç verme sürecine girilecektir. Devletle demokratik bütünleşme yolu açıldıkça devlete karşıt konum aşılacaktır.” (A. Öcalan, Esasa İlişkin Savunma) “Türkiye burada büyük tehlikelerden korunma kadar, tersine yani güç kaynağına dönüştürme şansına sahip olacaktır. İçte ve dışta PKK'nin askeri savaş olanakları çözümle birlikte Türkiye'nin hizmetine girecektir... Kürtlerin Demokratik Cumhuriyet’le bütünleşmesi geliştikçe bu askeri anlamda da karşı tehditten stratejik bir güç kaynağına dönüşecektir. Çözüm bu büyük fırsatı sunuyor. Geleceğe en büyük stratejik yatırım oluyor.” (Esasa İlişkin Savunma) Bu alıntılar, A. Öcalan'ın “Demokratik Cumhuriyet”e ilişkin tezlerinin gerçek niteliğini gözler önüne sermektedir. Türk egemen sınıflarının ve Türk Genelkurmayının özüne hiçbir biçimde itiraz etmeyeceği bu tezler, Demokratik Cumhuriyet projesinin bir barış ve demokrasi projesi değil, bir savaş, yayılmacılık ve militarizm projesi, bir “büyük Türkiye” projesi olduğunu kanıtlamaktadır. Demokratizm ya da barış yanlılığı adına böylesi görüşlerin hiçbir biçimde savunulamayacağı açıktır. Aslında burada Türk egemen sınıflarına, bazı reform kırıntıları karşılığında, Kürt halkının tümünü koruculaştırmak önerilmektedir. Bugünkü Kürt “açılım”ının mimarlarının yapmaya çalıştığı da bundan başka bir şey değildir. Yani, bazı sınırlı ödünler karşılığında sadakati satın alınacak olan Kürt halkının, Balkanlar’da ve Ortadoğu’da daha büyük, daha güçlü ve daha etkili bir Türkiye’nin kurulabilmesi için Türk burjuva devletine destek vermeleri. Öcalan bu tezini muhataplarına kabul ettirebilmek için, Selçuklu Sultanı Alpaslan’a, Anadolu Alevilerini kıyımdan geçiren Yavuz Sultan Selim’e, Hamidiye Alayları’nın hamisi II. Abdülhamit’e ve eli Kürt halkının kanıyla lekeli Mustafa Kemal’e bile sahip çıkmayı göze almakta, adeta bir Osmanlı-Türk milliyetçisi gibi konuşabilmektedir. Aptal ve korkak Türk burjuva politikacı, generalleri ve köşe yazarlarıysa yıllardır inat ve ısrarla Öcalan’ın ve PKK’nın Türkiye’yi bölmek ve “bağımsız bir Kürdistan” kurmak istediğini sayıklıyorlar. Tabii, bunun böyle olmadığını bilenler de bu söylenceyi sürdürmekte ve Türk halkını “bölücü ve terörist Kürtler” umacısıyla korkutmakta yarar görüyorlar. Yinelemek gerekirse Öcalan hiç de Türk şovenistlerinin kendisine yükledikleri tezleri savunmamaktadır. Örneğin o, 23 ve 24 Ağustos 2003 tarihlerinde Özgür Politika’da yayımlanan değerlendirme ve mesajlarında şunları söyleyecekti: “Ben kendi modelime ‘Büyük Demokratik Çözüm’ diyorum. ABD ve AB'yi aşarak yükselme modeli diyorum. Türkiye aydınlarına şu çağrıyı yapmak istiyorum: 1071'de Alparslan Silvan'da Kürtlerle ilişkiyi nasıl düzenlediyse, 1516'da Yavuz -egemen temelde de olsa- nasıl Kürtlerle ilişki düzenlemişse, 1920'lerde Mustafa Kemal Kürtlerle nasıl ilişki düzenlemişse; günümüz için de Türk aydınları, Kürtlerle ilişkiyi bunlar gibi düşünmelidir. Başbakana da bir çağrı yapıyorum… Allah'ına ve peygamberine bağlıysan Kürt kardeşlerine doğru yaklaş diyorum. Genelkurmay'a da çağrı yapıyorum. Soruşturmada bir temsilcileri "sorunun çözümünü ABD, Avrupa'ya bırakmayalım, kendi aramızda halledelim" demişti. Doğrudur. Ben de diyorum ki kendi aramızda halledelim. Genelkurmay'ı da buna çağırıyorum.” (abç) Öcalan’ın daha sonraki yıllarda ve günümüzde söyledikleri de bu alıntılarda dile getirilen görüşlerle çakışmaktadır. Örneğin, 28 Aralık 2007 tarihli görüşme notlarına göre PKK önderi o tarihte şöyle diyordu: “Operasyonların Türklere de, Kürtlere de yararı olmaz, bu operasyonların Ortadoğu halklarına bir faydası olmaz. Filistin-İsrail'in durumu ortada. Bunların Yavuz kadar da mı, M. Kemal kadar da mı, Abdülhamit kadar da mı akılları yok, onlara da mı bakmıyorlar. Yavuz Sultan Selim Ortadoğu'ya 1517'de Kürtlerle anlaşarak açıldı. M. Kemal 1920'lerde bağımsızlığın Kürtlerle ittifaktan geçtiğini gördü. O dönem Kürtler ve Türkler eşit durumdaydı. Kürt-Türk ilişkilerinde böylesi bir yaklaşımın sorunu çözeceğini, büyük kazandıracağını görmek gerekiyor. Aslında Anadolu'ya Türklerin girişinde Alparslan Silvan'da Mervani Kürt Devleti'nin kalıntıları olan Kürt aşiretleriyle buluşarak, Ahlat'a gelerek Türkmenlerin bir kısmını yanına alarak Malazgirt'te Türklerin Anadolu'ya girişini sağlamıştır. Hatta Osmanlı'nın son dönemlerinde Abdülhamit, Osmanlı'nın dağılmaması için Kürtlere yaslanmak istemiştir. O dönem Hamidiye Alayları kuruldu, Abdülhamit de Kürtlere yaslanmak istedi, ilişkinin özü budur. Şimdi yeniden Kürt-Türk ilişkilerini bu bakış açısıyla değerlendirmek gerekiyor.” Tezlerinin stratejik düzeydeki gerici ve tasfiyeci niteliğine rağmen A. Öcalan’ın taleplerinin yaşama geçirilmesi, taktiksel düzeyde ileriye doğru önemli bir adım atılması anlamına gelebilir. AKP hükümetinin önderlik ettiği Kürt “açılımı” projesiyle önemli ölçüde çakışan bu taleplerin yaşama geçirilmesi ve Türkiye’ye dayatılmakta olan Kürt-Türk çatışması yöneliminin boşa çıkarılması, Türkiye, Kürdistan ve bölge halkları açısından bir dizi yarar sağlayacaktır. Bunları şöyle sayabilirim: 1) Türk halkına dayatılan militarist-şovenist ruh halinin ve şehit edebiyatı ve linç kültürünün zayıflaması, 2) askeri kliğin nüfuzunun ve terör ve provokasyon eylemleri gerçekleştirme olanaklarının azalması, 3) Kürt ve Türk işçileri ve sömürülen emekçilerinin ortak sınıfsal talepleri doğrultusunda birleşik örgütlenme ve savaşım olanaklarının artması, 4) Gerici/ faşist bir askeri darbe girişiminin toplumsal zemini ve kitle desteğinin zayıflaması, 5) ABD-İsrail-Britanya ekseninin Türkiye’yi İran, Suriye, Lübnan gibi ülkelere karşı girişilebilecekleri savaşlara çekebilme ya da bu savaşlara desteğini sağlama olanaklarının zayıflaması. Bu noktalar arasında öncelikle üçüncüsünü önemsiyorum. Önemsiyorum; çünkü ulusal zulüm ve Kürt halkına karşı sürdürülen kirli savaş şovenizmi ve siyasal gericiliği beslemekte ve dolayısıyla Türk işçilerinin ve sömürülen emekçilerinin demokratik özlemlerinin yaşama geçirilmesini olduğu gibi Kürt, Türk ve diğer milliyetlerden işçilerin sonal kurtuluşları için kapitalizme karşı verecekleri ya da vermeleri gereken sosyalizm savaşımını da geciktirmektedir. Stalin’in ulusal zulüm siyasetinden söz ederken söylediği gibi, “Bu siyaset, nüfusun geniş katmanlarının dikkatini, toplumsal sorunlardan, sınıflar savaşımı sorunlarından, ulusal sorunlara, proletarya ile burjuvazinin ‘ortak’ sorunlarına çevirir. Ve bu da, ‘çıkarların uyumu’ yalanını yaymak için, proletarya sınıf çıkarlarına gölge düşürmek için, işçileri manevi bakımdan köleleştirmek için, elverişli bir alan yaratır. Böylece, tüm milliyetler işçilerinin birleşme işinin önüne ciddi bir engel dikilmiş olur.” (Stalin, Marksizm ve Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunu, Ankara, Sol Yayınları, 1977, s. 25) Öte yandan, üstü yasaklarla ve koyu bir sansür perdesiyle örtülmüş olan Kürt-Türk sorununun kamuoyu önünde açık bir biçimde tartışılmasının, tartışılabilmesinin bile başını askeri kliğin çektiği Türk gericilerinin yıllardır ve onyıllardır işledikleri suçların gün ışığına çıkarılmasına olanak sağladığı gözardı edilemez. Bir kez açılmış olan Pandora’nın kutusunu tümüyle açmak ve süreci Kürt ve Türk halklarına karşı gerçekleştirilen cinayet ve kıyımları, yapılan kötülükleri ve onların sorumlularını sergileme ve mahkum etme doğrultusunda ilerletmek ve gerçek bir demokratikleşme sürecini başlatmak ve derinleştirmek Kürt ve Türk işçileri, emekçileri ve devrimci güçlerinin işidir. Askeri operasyonların durdurulması, Kürt-Türk çatışmasını kışkırtma politikasının terkedilmesi, PKK’nın ya da en azından DTP’nin muhatap kabul edilmesi, Kürt siyasal tutsakların kayıtsız-koşulsuz serbest bırakılması, koruculuk sisteminin kaldırılması, Kürt halkına karşı işlenen ağır suçların sorumlularının yargılanması, köylerinden ve topraklarından kovulan insanların geri dönmelerinin sağlanması ve maddi zararlarının karşılanması ve Kürt dili ve kültürü üzerindeki baskı ve yasakların tümüyle kaldırılması gibi taleplerle girişilecek ve Türk işçi ve sömürülen emekçilerinin ivedi ve yakıcı taleplerini de kapsayacak bir kitlesel seferberlik Türk gericiliğini geri adım atmaya zorlayabilir ve bir “devlet projesi” olarak başlatılan bu “açılım”ın bir “halk projesi”ne dönüşümünün yolunu açabilir. DİPNOTLAR (1) Başbakan Erdoğan, 27 Ağustos’ta yaptığı “Ulusa Sesleniş” konuşmasında şöyle diyordu: “Bu ülkede artık insanlık ayıpları, faili meçhuller yaşanmasın; masumlar suçlu ilan edilmesin, suçlular cezasız kalmasın istiyoruz… “İnsanlarımızın arasına tarih boyunca ekilememiş bu fesat tohumlarını ekenlere, daha ilk günden, en gür sesimizle ‘dur’ demeliydik, ama diyemedik. 25 yıl önce bu denilmeliydi. Hiç değilse bugün, yaşadığımız onca acının, ödediğimiz onca bedelin ardından hiç değilse bugün bu gidişata artık ‘dur’ demeliyiz. İşte 7 yıldır bunun hazırlığı içinde olduk. Geleceğimizi karartmak, umutlarımızı köreltmek isteyenlerin de bir ucundan körükledikleri bu fitne ateşini milletçe, elbirliğiyle söndürmeliyiz… “Bu ülkeye en büyük kötülüğü milletin kardeşlik duygularını zayıflatmak için türlü türlü fesat oyunları tezgahlayanlar, bu milletin beraberliğini zayıflatmaya çalışanlar yapmıştır. Asıl sorgulamamız gerekenler, vatandaşına en temel hakları fazla gören, bu ülkeye tarih boyunca bağlı kalmış gönülleri kıran, küstüren zihniyetlerdir.” (2) A. Öcalan, 29 Haziran 2007 tarihli avukat görüşmesinde, 20. yüzyılın başında Ermenilere ve Rumlara yapılanın Kürtlere yapılamayacağını belirttikten sonra sözlerini şöyle sürdürüyordu: “Kürtlerin bugün arkasında ABD ve İsrail de vardır. Ayrıca Kürtlerin kendilerini savunacak güçleri vardır. İşte Türkiye’yi bekleyen asıl tuzak budur.” (3) 21 Ekim 2007 Dağlıca ve 3 Ekim 2008 Aktütün baskınları ve TSK’nin Şubat 2008’de Kuzey Irak’ta giriştiği ve fiyaskoyla biten operasyon, bilmem kaç yüzüncü kez belinin kırıldığı ileri sürülen PKK’nın savaş kapasitesini hiç de yitirmediğini gösterirken 29 Mart 2009 yerel seçimleri DTP’nin Türkiye Kürdistanı’nda gücünü muhafaza ettiğini, hatta arttırdığını gösterdi. (4) MGK Genel Sekreterliği'nin 1996'da hazırladığı 40 sayfalık Güneydoğu Eylem Planı’nda –büyük olasılıkla kasıtlı bir abartma payı taşıyan- şu saptama yapılıyordu: “Kürtlerin oturduğu bölgelerde nüfus artışı diğer bölgelerden yüksek. Kürt nüfusu 2025'te toplam nüfusun yüzde 50'sinin üzerine çıkma eğiliminde. Bu, Kürt milliyetçiliğinin canlı tutulmasıyla birlikte düşünüldüğünde, uzun vadede Türkiye için vahim tehdit oluşturabilir.” (“Güneydoğu’ya Nüfus Planlaması MGK’daydı”, Milliyet, 26 Ağustos 2005, abç) (5) Yıllar önce, Hürriyet gazetesinin 21 Aralık 1998 tarihli sayısında yayımlanan Genelkurmay Başkanlığı kaynaklı bilgiye göre, Aralık 1998 itibariyle askerlik çağında olmasına rağmen mazeret bildirmeksizin askerlik hizmetini yerine getirmeyen veya askerliklerini erteletmek için şubelerine başvurmayan yükümlü sayısı 200,000'i, buna ek olarak yurtdışında yaşayıp da askerlik hizmetini yapmayanların sayısı ise 226,000'i buluyordu. Yani, asker kaçaklarının toplamı (426,000) TSK'nın kabaca 700,000 olan asker sayısının yüzde 60'ını geçiyordu. 30 Mayıs 2008’de ise gazeteler bu sayının 1 milyonu aştığını, yani TSK’nin asker sayısının 1.5 katına yaklaştığını bildiriyorlardı. Herhalde hiç kimse bunun, Türk şovenistlerinin ve militaristlerinin gurur duyacağı bir tablo olduğunu söyleyemez. (6) Gerçi Barack Obama işbaşına gelişinden bir süre sonra, yani Şubat 2009’da sözümona İran-ABD ilişkilerini yumuşatmak için PJAK’ni terörist örgütler listesine almıştır. Ancak İran-ABD ilişkilerininin daha sonra yeniden gerginleştiği ve büyük olasılıkla görünür gelecekte öyle kalacağı gözönüne alındığında, bu adımın ABD ile PJAK arasında hiçbir işbirliği olmayacağı anlamına gelmeyeceği bellidir. Nitekim, kendisini “terörist örgüt” sayması ABD’nin, Halkın Mücahitleri adlı İranlı örgütle ilişkilerini sürdürmesine hiç de engel olmamaktadır. (7) Kuşkusuz bu, TSK’nin orta ve özellikle alt kademelerinde küçüksenmeyecek bir anti-emperyalist ve hatta demokrat bir potansiyelin olmadığı anlamına gelmiyor. (8) Cevdet Akçalı, 1991’de içinde kendisinin de bulunduğu bir TBMM delegasyonuyla birlikte İngiliz parlamentosunu ziyaret ettiğini anımsattıktan sonra şunları yazmıştı: “İngiliz Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nu ziyaretimiz sırasında, komisyon başkanı aynen şunları söylemişti: “ ‘Siz Kuzey Irak'ta, Saddam'ın otoritesinin olmadığı bir bölge kurmak istiyorsunuz. Böyle bir bölgenin oluşturulması orada bir otorite boşluğu yaratacaktır ve bu boşluk, o mıntıkada bir ‘Kürt devletinin’ kurulmasına imkân verecektir. Böyle bir ihtimali hiç dikkate almıyor musunuz?’... “Aradan on yıl geçti. İngiliz parlamenterin söyledikleri aynen gerçekleşti. Orada bir otorite boşluğu yaratıldı. Bu boşluktan yararlanarak PKK oraya yerleşti. Mahalli Kürt grupları, kendi parlamentolarını oluşturdular. Amerika ve İngiltere, Türkiye'yi bir kenara iterek, kendi planlarını uyguladılar. “Öyle ki, ne gücümüz Çekiç Güç'ü geri göndermeye yetti, ne de onların, ülkemiz aleyhine bütün sinsi faaliyetlerini, bilmemize rağmen engelleyebildik. “Bu geçmişi bilmeden, ‘Kuzey Irak'ta neler oluyor? Askerlerimize bu muamele neden yapılıyor?’ sualine cevap vermemiz mümkün değildir. Kaba bir benzetmedir amma, Türkiye ava giderken avlanmıştır. “Amerika ve Batı dünyasında Türkiye, elinden lokması kolay alınan, uysal bir ülke durumundadır. Bu imajın düzeltilmesi de çok zordur. Çünkü, Türkiye denince Amerika'nın aklına Türk ordusu ve onun generalleri gelmektedir...” (Yeni Şafak, 21 Temmuz 2003, abç)
Girdi biçimi
Filtered HTML
Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
Full HTML
Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi
Attached Images
Existing Image:
None
"Over troubled water..." (Açılış)
"Sussss.."
"Unut"
090908-Güler Zere-vm.widec.jpg
0je.png
1.jpg
1.jpg
1.jpg
105-141.jpg
11 Eylül vePolitik İslamÜzerine Kapak
1234r.jpeg
15- 16 Haziran.jpg
155.JPG
16.jpg
166137_1_Gorzfrei.jpg
1960-che-1.jpg
19ocak2010s.jpg
1mayis77_(1).jpg
200-386.jpg
2000degundem-kapak200.jpg
2009-12-04---Kapak---Sosyal.jpg
2010-09-12 - Kapak- 12 eylul uzerine yazilar v2.jpg
21 İtfaye.jpg
250-369.jpg
250-392.jpg
26.JPG
2_temmuz_2009_istanbul.jpg
4- ikinci kapıdan mezarlığa giriş yapılıyor.JPG
400px-Krähe_65(loz).JPG
41e591d8-yilmaz-guney.jpg
490-250.jpg
6-7 eylül.jpg
6-7_eylul_1955.jpg
6-7_eylul_55_tank.jpg
800px-Ziggurat_of_ur.jpg
Abdullah Öcalan - Kapitalist Modernite ve Demokratikleşme - Kapak
abidin'in...jpg
abidin-dino.jpg
abidin-he...jpg
abidinözp...jpg
abidinözp...jpg
acilim_aydinlar_yorum.jpg
afganistan_secimsandik_essek_asker.jpg
afis-kumkapi-14mart2010.jpg
afis_cozum.jpg
ahmedarif_nazimhikmet.jpg
ahmed_arif_1.jpg
Ahmet Türk.jpg
ahmetaltan_hasancemal.jpg
ahmetarif.jpg
ahmetturkemineayna.jpg
ahmet_turk_3_kongre.jpg
ahmet_turk_grup_toplantisi5.jpg
Akatça dilinde çivi yazısı ile yazılmış olan 282 maddelik Hammurabi Kanunları...
AKP ve güleni bitirme planı.jpg
Albayrak
albayrak1200.png
Aleviler-kapak400.jpg
Ali Yetkin
alidehri.jpg.jpg
alidehri.jpg.jpg
alter-eco-ekim2010.jpg
Amatör Kalem Vuruşları (1)
Amatör Kalem Vuruşları (2)
Amatör Kalem Vuruşları (3)
amedkadin_forumuleyla.jpg
ankkongre.jpg
anneannem.jpg
apo_aturk_talabani.jpg
ara-gazetesi-çžktž.jpg
arac_er_asker.jpg
aram_tigran_cumbus.jpg
Arif Damar.jpg
arif+damar.jpg
Asiti-Baris.jpg
asiye-turhalli.jpg
asker_yuruyus_jandarma.jpg
avni-ozgurel-01.jpg
AVrupa Birliği Üzerine Yazılar - Demir Küçükaydın - Derleme - Kapak
Avrupa Merkezcilik Üzerine Yazılar
avrupabarisgrubu_basin.jpg
aydinlar_liberal.jpg
aydin_erdem.jpg
Aydın Dinçoğul
Ayhan Bilgen.jpg
ayhanbilgen_barismeclisi.jpg
ayna_turk_1eylul.jpg
Ayrılık-kuytu
Az Kaldı! - Türkiye'nin Linç Yapılmış ya da Linç'e Kalkışılmaş İdari Bölgeler Haritası
azizvatanresmi.jpg
azizvatanresmi.jpg
Azınlıklar Konusundu Yazılar
Aşiti - Barış
Çatı Ankara.jpg
Çatı Partisi Tartışmaları.jpg
Çtı Partisi Girişimi.jpg
Ömrümüzün taş çicekleri resim sergisi.jpg
Özgür Basın Susturulamaz.jpg
Özgür Gündem'e Yazılar (1992-92) Kapak
Özgürlük(Korkoro).jpg
Üçüncü Köxüz Sitesi
özgürlük ne zaman anne.jpg
Banksy!.jpg
Bansky'den
baris guvercini.jpg
barisgrubu_karsilama_ani.jpg
barisgrubu_otobus2.jpg
baris_kizi.jpg
Barış Gurubu.jpg
Barış İçin Vicdani Red Platformu.jpg
Barışın Tarihi.jpeg
basbug_dursuncicek.jpg
Bayram Balcı-Livan.jpg
bayramlar-kapak200.jpg
başkan ve hatice ana.JPG
büyük ortadoğu projesi ve sosyalist strateji
BDP'ye operasyon.jpg
bdp_logo.jpg
Belalı sularda: Ship to Gaza, sizi gözüm gibi sakınırım.
Berivan.jpg
Beşikçi Eleştirisi - Kitap Kapağı
Bill Of Rights
Bir Özgürlük Tutsağı Manuşyan.jpg
Bir Devrimcinin Teorik ve Politik Otobiyografisi
Bir yaşam.jpg
Birinci Dünya Barış Günü.jpg
Birlik mi Rekompozisyon mu Kapak
birlik-mi-kapak-on-yuz.jpg
Bizim Köy
bop-on-kapak.jpg
Buzu Kıran Yolu Açan
bıji kürd u kurdistan
canli_bomba_pelsin.jpg
canyucel.jpg
catipartisiilktoplantisi.jpg
catipartisiilktoplantisi.jpg
cati_partisi.jpg
cati_partisi.jpg
cati_partisi.jpg
cati_partisi_girisimi.jpg
Celali Söylenceler Kapak
Celali Soylenceler Kapak.jpg
Celali Soylenceler Kapakv2.jpg
Celali-Soylenceler-Kapak400.jpg
Celali-Soylenceler-Kapak400.jpg
cerkesler_kitap.jpg
Ceylan'dan Bize Kalan: Şahmeran
CHP-logo.jpg
chp_meclis_pankart2.jpg
Cingeneler.jpg
cizre-bohtan-beyi-bedirhan-direnis-ve-isyan-yillari-onkapak.jpg
Cumhuriyet_LR.jpg
Dağların ezgileri.jpg
Dönüşü olmayan yol.jpg
Dün Halep'çe, Bugün Kelepçe
Dünyanın Halleri Üzerine Denemeler
Demokratik Cumhuriyet.jpg
demokratik_acilim_kapatma.jpg
Denemeler
denemeler-kapak.jpg
denizesaldiri.jpg
denizesaldiri.jpg
Derleme 2009 - Murat Çakır
Dersim+ Barajlar.jpg
Dersim- Sabiha Gökçen.jpg
dersim-zorunlu iskan1.jpg
dersim-zorunlu iskan1.jpg
dersimkatliami1.jpg
devletulus.jpg
devletulus.jpg
Die Linke: Bir Başarı Hikayesi mi? kapak
Dikilmesi mümkün "İzmirli ırkçılar" heykel tasarımı
dilacarKucuk.JPG
dilekkurban.jpg
Dilsiz dengbej.jpg
dink_goktas_kitap.jpg
Dipnot Dergisi Üçüncü Sayı Kapak
Dipnot.jpg
Dipnot.png
disk_suleyman_celebi.jpg
Diyarbakır -TÜYAP.jpg
diyar_demokrasi_platformu1.jpg
Djembe
DK_MME_KapakKucuk.jpg
DK_MME_KapakKucuk_0_0.jpg
dogan-akhanli.jpg
Doğan Akhanlı
DSC04737.JPG
DSC04737.JPG
dtp_eylemi.jpg
dtp_logo.jpg
dtp_operasyon_tepki1.jpg
ecevit_baykal_ataturk.jpg
ecevit_baykal_ataturk.jpg
edip_cansever.jpg
ejder-kapani-46.jpg
ekinbelleten-1991.jpg
emmeline-pankhurst1.jpg
emper ve ırak umut.jpg
emperyalizm ve dünyanın katli
emperyalizm ve dünyanın katli(ırak)(yağlıboya resim)
emperyalizm ve umut(yağlıboya resim)
erdogan_akhanli_yazar.jpg
ergani.jpg
ermenhaf.jpg
Ermeni Sorunu Üzerine Yazılar - Kapak
Ermeni Soykırımı ve Toplumsal sorumluluk - Broşür Kapağı
Ermeni-Soykirimi-Koln.jpg
ermeniler_goc_tren.jpg
ermeniler_goc_tren.jpg
ermeniler_soykirim_ciftciyan.jpg
ermeni_saykirim1.jpg
ermeni_tehcir.jpg
ermeni_tehciri_tren.jpg
ermeni_tehcir_TE.jpg
ernesto_che_guevara_x1.jpg
etha-20100708-envali-metruke-00_ext.jpg
Evrim ALATAŞ..jpg
evrim_alatas.jpg
evrim_alatas_amed.jpg
Eyüp Sultan Konuşması
Ezidilik.jpg
Ezidilik.jpg
Ezilenlerin Pedagojisi.jpg
fahri petek.jpg
fahri-pet...jpg
Ferhat Tunç-söyleşi.jpg
Ferit öngören.jpg
fft23mm135497.jpg
fileme.jpg
filizkocali_gunluk.jpg
friedrich-nietzsche-paul-ree-lou-andreas-salome.jpg
Gayda-Istanbul-Gayda-Istanbul-CD__20246271_0.jpg
GÖÇMENLER.jpg
gösteri.jpg
gözler bakışlar
Gözler ve Bakislar(yağlıboya resim)
güler zere.jpg
Günay- Gerilla.jpg
Günay-Murat Karayılan.jpg
Günümüz anti-demokrat kemalist evlerini bu kadar farklı ve bu kadar baştan çıkarıcı yapan nedir?
Günlük Gazetesi Çok Dilli Manşet
Geçiş Programı Üzerine Kapak
Gece Kelebeği.jpg
gecmisle_hesaplasma_kitap.jpg
gencaygursoy_husnuondul.jpg
gencdal_ceber_kursun.jpg
gerilla_bahar.jpg
gerilla_cozum_avrupa.jpg
gerilla_durbun.jpg
GetAttachment.aspx.jpg
GetAttachment.aspx.jpg
GetAttachment.aspx.jpg
Globalızatıon
grupyorum.jpg
guler-zere.jpg
GulerZere-hstn20090708-51.jpg
guler_zere_afis.jpg
gunluk_22agustos.jpg
gunluk_24_04_2010_s.jpg
gunluk_kapatma_kocali.jpg
gunluk_logo.jpg
gzerehapis.jpg
Hafız Esad.jpg
Haiti.jpg
Hakan Akçura-söyleşi.jpg
hakantahmaz_ayseltugluk.jpg
hakkari_cumhuriyet_yuruyusu.jpg
Halil Savda
Halil Uysal.jpg
Halil Uysal.jpg
haliluysaldag_1_.jpg
haliluysaldag_1_.jpg
Hasan_Cami_-_Fas.jpg
hasan_cemal_apemusa.jpg
hasan_cemal_ismetb.jpg
Hatalı Mantık
Hayat Atölyesi.jpg
Hüseyin Çelebi.jpg
Hüznün Akordu
hdinkcadde.jpg
Her dağın gölgesi Deniz'e düşer.jpg
Hevjin.jpg
hewler_gazeteci_osman.jpg
hicri_arapfoto.jpg
Hikmet Kıvılcımlı Elazığ Cezaevinde Mahalli Kürt Kıyafetiyle
Homofobi.jpg
honduras.jpg
Hrant için.jpg
Hrant ve 1915.jpg
Hrant- Doğum günü.jpg
ibadet_inanc.jpg
idamlar-iran.jpg
ihd_tihv_fincanci_turkdogan.jpg
ihsanfetahiyan_iran_idam.jpg
ihsanfetahiyan_pjak_iran.jpg
ilan.jpg
ilkmeclis_anayasa.jpg
ilmanifesto_manset.jpg
images.jpg
imrali_salon.jpg
ingmar_bergman_yonetmen_s.jpg
islam ve sol.jpg
istanbul_baris_mitingi_kitl.jpg
işçiler ve önderleri-1(yağlıboya resim)
işçiler ve önderleri-2(yağlıboya resim)
işçiler ve önderleri-2.jpg
işçiler ve önderleri.jpg
Jamanak.jpg
James_Joyce.jpg
James_Joyce.jpg
Jan Valtin.JPG
Jan Valtin.thumbnail.JPG
Jî bo Hefîz Ebdûlrıhman û rojmanegeriya cîhané/ Hefiz Abdulrahman ve Dünya basın emekçileri için
jitem_belge_jandama.jpg
Jı bo bıdarvekırına xortên Kurd...( İdam edilen Kürt gençleri için...)
Jın,Jiyan,Azadi/ Nisa,Heyat,Hürriyet/ Kadın,Yaşam,Özgürlük
Kadri Gökdere
Kadın Soruşturması.jpg
Kadın Soruşturması.jpg
kadına bakış
Kadına Bakış(yağlıboya resim)
Kapak - Emvali Metruke
Kapak---Ocalana-Mektuplar.jpg
kapak-onyiloncesi400.jpg
kapak.jpg
kapak.jpg
kapak300.thumbnail.jpg
kapaksanat.jpg
kapak_0.jpg
karayilanbasin5.jpg
karayilan_filizkocali.jpg
kardelen.jpg
kardesist.jpg
Kasabalılar-Kapak
katliam_halepce.jpg
kawa-nemir.jpg
kayit-olunmamis-soykirimistanbul-eylul-1955-vasilis-kiratzopulos.jpg
Kaypakkayakapak
Kayıt dışı bir isyan.jpg
kazimkoyuncu.jpg
Küçük İskender.jpg
Kültür Üzerine Yaazılar - Kapak
Küreci Anması Afiş
kürt'lük
KCK-Karayılan
Kelepce.jpg
kelepce1.jpg
KemalistEvler.jpg
Kemalizm Stalinizm ve Türk Solu - Kapak
Kemalizm Stalinizm ve Türk Solu - Kapak
Kemalizm ve Askeri Bürokratik Oligarşi Üzerine Yazılar Kapak
keyman_gulec.jpg
kilaman.jpg
kilisecami.jpg
komplokapakkucuk.jpg
koxuz-duz-golgeli.gif
kresim.jpg
kultur-kapak.jpg
Kurban.jpg
kurdocul1.jpg
Kurt-Hareketi-kapak200.jpg
kurttvleri_medtv.jpg
Kıvılcım Gazetesinde Yayınlanmış Yazılar
Kıvılcımlı Üzerine YŞazılar Kitabı Kapağı
Kıvılcımlı Sempozyumunda Servet Ziya Çoraklı Bildiri Sunarken
Kızıl Afiş
La prison.jpeg
latchodromez01.jpg
Latin Amerikanın Kesik Damarları.jpg
Lawij / Hida/ Ağıt
Lawij.JPG
Lenin
levi_straus.jpg
Levon Ekmekciyan
lewis_hine_phot_nyc_empire.jpg
liberation_tigers_of_tamil_eelam.gif
logo.gif
logo.png
louise-michel.jpg
Ltte_emblem.jpg
luqman_ahmed_.jpg
LWtc0504.jpg
maden-iscileri-destek.jpg
maden_iscileri_yeralti.jpg
Madimak.jpg
Madteos Sarkisyan.jpg
Mahmut Baksi.jpg
Manifesto_benedict_xvi.png
Manukyan
manusyan kitap.jpg
manusyan.jpg
manusyan_resim.jpg
Marksisit Demokrasi Teorisine Katkı
Marksizm 2010 Afis
Marksizmde Yapı ve Özne Sorunu - Kapak
Marksizmin Marksist Eleştirisi Kapağı Küçük
Marksizmin Marksist Eleştirisi İkinci Basık - Kapak
Marksizmin ve Sosyalizmin Sorunları Üzerine Yazılar - Kapak
Mascha kaleko.jpg
Matruşka'larda Tarih Bulmak..
mayin.jpg
mayin.jpg
mayžs68-a...jpg
Medya.jpg
Mehmet Güler-KCK.jpg
mehmet_uzun.jpg
mehmet_uzun.jpg
Mem û Zîn
Metin Küreci anması
metin2.jpg
metinyegin_01.jpg
Mevsimlik işçiler.jpg
michel_foucault.jpg
mindit.png
MSF+Logo.jpg
msf.jpg
msflogo.jpg
muma.jpg
Mumia Ebu Cemal
musa_anter.jpg
Musa_anter_.jpg
muzsesleri.jpg
muzsesleri.jpg
Necdet Adalı.jpg
Newroz
Newroz.jpg
Newroz.jpg
Newroz.jpg
newroz_250x0.jpg
news.gif
newspapers_medya.jpg
nisanyan1.jpg
nisanyanevi.jpg
nobel_liderler_s.jpg
Nure- Nora.jpg
olume-kil-payiermeni-soykirimindan-kurtulmus-birinin-anilari-hampartsum-citciyan.jpg
Omayra.jpg
Ongözlü Köprü.jpg
Onnik ve oğlu ara.jpg
op-denklem.jpg
Orhan Pamuk
Oscar Wilde.jpg
otekitarih-seyhsait1.jpg
Otobiyografi-Kapak.jpg
otobiyografik-yazilar-kapak.jpg
ozevin_ozdemirler.jpg
ozgurgundem_site_sansur.jpg
Paramaz Darağacında
Penguen'in yaptığı ve -ne yazık ki- asla yapmayacağı kapak
Penguen- Irkçı Kapak.jpg
pera_spor_klubu_taksim_standinda.jpg
Perperok.../ Kelebek...
Perperok.jpg
peternorman_atlet.jpg
picasso.jpg
picture-1
picture-10
picture-11
picture-12
picture-13
picture-14
picture-15
picture-16
picture-18
picture-19
picture-2
picture-20
picture-21
picture-22
picture-24
picture-25
picture-26
picture-27
picture-28
picture-29
picture-3
picture-30
picture-31
picture-32
picture-33
picture-4
picture-5
picture-6
picture-7
picture-8
picture-9
pinar.png
PKK.jpg
Porén te/ Saçların
Poren te- Saçların.jpg
Q04.jpg
qijikares2ğğ.jpg
Qijıka Reş.jpg
qırıka reş.JPG
reklamin_dili_b.jpg
Rekompozisyonkk.jpg
Rekompozisyonkk.jpg
resim.jpg
Resim2.png
Roj TV.jpg
Roj Tv.png
roni.jpg
Rosa - Özgürlüğün Bedeli
Rosa Luxemburg, Özgürlüğün Bedeli
Rosa Luxemburg.jpg
Sacayak dergisi Sayı 8
Sacayak dergisinin 11. sayısı
Sacayak, Sayı 3
Sacayak, Sayı 4
Sacayak, Sayı 6
sacayak2.jpg
Sacayak_Sayi10_Sayfa 1_5cm.jpg
Sacayak_Sayi12_Kapak.jpg
Sacayak_Sayi_05_Kapak.jpg
Sacayak_Sayi_09_Kapak.jpg
Saidi Kurdi-Son Derviş.jpg
saitfaik.jpg
sakine ana.jpg
salihzezgin.jpg
Sarkis Çerkezyan.jpg
Sarkis H-1.JPG
Sarkis ve Doğan
sarkis.jpg
Sarmaşık.jpg
sartre.jpg
savunma_kapitalistuygarlik.jpg
Sayı 54
sazai sarıoğlu.jpg
Sazak'ın Dikenleri
süryaniler.jpg
senci.jpg
senci.jpg
Serhedo ve Gerilla
serif_gencdal_kandil_s.jpg
serturkm.jpg
sevahir_bayindir_yarali.jpg
Sevan nişanyan.jpg
seyit rıza.jpg
Sezen Aksu-Kürt Açılımı.jpg
Shantel.jpg
Ship to Gaza: I have eyes only for you!
sol_cati_partisi2.jpg
Sor (kırmızı)
sorayayi_taslamak.jpg
Sosa.jpg
Sosyalizm Nedir? Kitap kapağı
stalin.jpg
Surp Giragos Ermeni Kilisesi.jpg
SURP%2~1.JPG
suryaniler_toplumu.jpg
sylvia-plath.jpg
Sırrı Süreyya Önder.jpg
taraf-gazetesi.jpg
tas-atan-cocuk.jpg
Taş Atan Çocuklar
Taşhoran Kilisesi.jpg
Türk Solu'nun İzinden Gittiği Gelenek: Naziler
Türkiye: 98 - Almanya: 0
tbmklein2.jpg
Tehcir.jpg
tersinden kemalizm.jpg
Teslim Ol!
thumb4073.jpg
Tigran Zaven photo.jpg
Tigran Zaven photo.jpg
Tigran Zaven, Digran Zaven
Toplum ve Kuram.jpg
Toplum_ve_Kuram.jpg
toprak_empati.jpg
Troçki.jpg
tuncboyaciyan.jpg
Turkey-ruins-FE05-wide-horizontal.jpg
Uçurtma Gerilla.jpg
ucuncu-koxuz1024.jpg
ugurkaymaz_cocuk.jpg
uludere-8mart.jpg
Unbenannt-2.jpg
van_mazot_iskence.jpg
Varlik Vergisi Kitap Kapagi
varlikver400.jpg
Vedat Kurşun.jpg
vedatturkali.jpg
vedat_kursun_azadiya_welat.jpg
Veysi sarısözen.jpg
Walter Benjamin.jpg
wwwresimmaxnet-top-oynayan-horozlar.jpg
x-golgeli
Xmas beginning and traditions
Yabancı
Yanılsama(yağlıboya resim)
Yargıtay neden mi Pınar'a düşman?
Yargıtay Neden mi Pınar'a Düşman?
yasamagaci136.jpg
yasamagaci136.jpg
yasarjem1.jpg
yasarkemal.jpg
yazar_migirdic.jpg
Yaşam Ağacı Derneğinin Afişi
Yeni Kıbrıs Partisi.jpg
yilmaz-guney-.jpg
yilmaz-guney.jpg
yukselgenc_nukhetsirman.jpg
yusuf.jpg
zarakolu_onderoglu.jpg
Zeki_Okten_by_ozgurcanakbas.jpg
Zeyneb_Celaliyan.jpg
Zeyneb_Celaliyan.jpg
Zeynel Ergin.jpg
zeynep_celaliyan2.jpg
zeynep_celaliyan2.jpg
Ziya gökalp lisesi.jpg
Şerzan Kurt.jpg
Şivanê_Kurmanca_kapak_as.jpg
İçerden.jpg
İdam Edilen Ermeni Sosyalistler
İHD ve TİHİV.jpg
İHD.jpg
İkince Köxüz sitesinin görünüşü
İkinci Köxüz Sitesi
İlk Köxüz sitesinin görünüşü
İslamda Kayıp Gerçek - Kapak
İttihat et.jpg
Choose an image already existing on the server if you do not upload a new one.
-or-
Upload Image:
Image title:
The title the image will be shown with.
Related Links
Links are stored as part of the
links management feature
. Monitoring and dead link detection are centrally managed from there.
To add more links, just click "Preview" to add another blank row. To remove a link from this article, just blank out its URL field or check the Delete box.
If you blank out the title but leave the URL, then the system will suggest a title for you. The Weight allows you to determine the order in which links are displayed; lower numbers float to the top.
URL
Başlık
Ağırlık
Sil
-5
-4
-3
-2
-1
0
1
2
3
4
5
-5
-4
-3
-2
-1
0
1
2
3
4
5
Günlük iletisi:
Diğer yazarların sizin düşüncelerinizi anlaması için burada yaptığınız eklemelerden veya değişikliklerden bahsedin.
Yazarlık seçenekleri
Yazan:
Misafir
için boş bırakın.
Yazıldığı tarih:
Biçimi:
2009-08-31 12:56:10 +0000
. Zaman olarak gönderme zamanını kullanmak için boş bırakın.
Yayınlama seçenekleri
Yayında
Ana sayfaya yükselt
Listelerin üzerinde kalıcı
Yeni sürüm yarat