Hacı Bektaş Veli Anma Törenlerinin Gösterdikleri

Sacayak, Sayı 6

ABF Yöneticilerine Göre Alevi-Bektaşiler, Kürtler ve Türkiye’nin Emekçi Halkı Nasıl Bir Türkiye İstiyormuş ya da Hacı Bektaş Veli Anma Törenlerinin Gösterdikleri

Bu yazı Sacayak dergisinin 6. sayısında yayınlanmıştır

Alevi Bektaşi Federasyonu’nun üst yönetimi bir süredir hazırlıklarını sürdürdükleri ABF imkânlarını kullanarak bir siyasi parti kurma ya da kurulmakta olan bir siyasi partiyi destekleme girişimlerini açıkça ortaya koymak için Hacı Bektaş Veli Anma Törenlerini kullanmayı amaçlamıştı.
Bilindiği gibi Hacıbektaş Belediyesinin emekli paşa başkanı, iktidara geldiğinden beri adım adım demokrat ve ilerici Alevi-Bektaşileri resmi törenlerden dışlamıştı ve anma törenlerini yalnız “devletin Alevisi” olmaya gönüllü CEM Vakfı çevresinde toparlanan gerici Aleviler ile Türk-İslam Sentezi fikrini işleyerek Alevi-Bektaşilerin bilincini-inancını bulandırmayı amaçlayan çevrelerin eline teslim etmişti.
Buna karşı çıkan Alevi-Bektaşi aydınları ile demokratik Alevi örgütleri birkaç yıldır resmi törenlere karşı “alternatif etkinlikler” düzenliyor, protesto yürüyüşleri ve eylemleri yapıyordu. Bu yıl da ABF’nin böyle alternatif etkinlikler ve protesto eylemleri yapması bekleniyordu. Ancak ABF üst yönetiminin bu alternatif etkinlikleri ve protestoları kendi siyasi hedefleri için kullanmayı planladığı açığa çıkınca tüm ilerici çevreler desteklerini geri çekti.
Gidişin bu yönde olduğu örneğin Devrimci Alevi Komitesi’nin 2 Temmuz etkinliklerine bağımsız bir grup olarak katılması ve Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri şubelerini neredeyse flamalarını tutacak adam bulamaz halde bırakmasıyla görülmeye başlamıştı. Ardından ABF üst yönetimi, nasılsa herkes bizi paşa başkana karşı desteklemek zorunda diye düşünerek hiç kimseye danışmadan, hiçbir sanatçıyla bağlantı kurmadan bir dayatma yapmaya kalkıştı. Yapacağına karar verdiği konsere son anda Alevi-Bektaşilerin önemli sanatçılarını çağırdı.
ABF üst yönetiminin bu etkinlikleri ve eylemleri kendi siyasi platformlarını ve girişimlerini duyurmayı amaçladığını gören ve kendilerini Hacı Bektaş Veli Dergâhına sadık sayan bir dizi âşık bu etkinliklerde yer almayacaklarını sertçe ABF üst yönetimine iletti. Hiç beklemedikleri bu sert tavır ile silkelenen ABF üst yöneticileri için planlarının suya düştüğünü görmezden gelip, girdikleri yola devam etmekten başka bir çare yoktu.

Söyledikleri Yaptıklarına Uymayan Fırsatçılar

15–16 Ağustos Hacıbektaş Buluşması” adı altında bir program yayınladılar. Bu programa göre 15 Ağustos Cumartesi sabahı Halı Saha Tesisleri ile Hacı Bektaş Türbesi arasında bir yürüyüş yaptıktan sonra “dergâhı ziyaret” edeceklerdi. Ardından, saat 12’de “Alevi Örgütleri, Alevi Çalıştayını Değerlendiriyor” başlıklı bir kapalı salon toplantısı düzenleyeceklerdi.
Bunun ardından bir “Açık Hava Konseri” yapacaklar ve saat beşte de “Aleviler ve Siyaset” başlıklı bir toplantı yapacaklardı. Bu toplantının katılımcıları “Alevi Bektaşi örgütleri temsilcileri, yöre dernekleri federasyonları temsilcileri, sendika ve demokratik kitle örgütleri temsilcileri, siyasi parti temsilcileri” olarak duyurulmuştu. Gece “Gelin Canlar Bir Olalım” konseri yapılacaktı.
Ertesi gün, 16 Ağustos Pazar günü “Alevi Gençler”in düzenlediği “Alevi Gençlik Forumu” yapılacaktı. Bu forumun konusu “Gençler Buluşuyor ve Geleceği Konuşuyor” olacaktı. Ardından “Pir Sultan Hacı Bektaş Veli ile Buluşuyor” başlığı altında Hacıbektaş’ta Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi’nin temel atma töreni yapılacağı belirtilmişti.
Cumartesi sabahı yaptıkları yürüyüş, PSAKD şubelerinin tören lere otobüsle getirdiği üyeleri bile yürüyüşe katmayı beceremediğini gösterdi. Son derece cılız bir yürüyüş ile Türbe önüne gelindi ve burada yürüyüşe katılanların dışında kimsenin dinlemediği konuşmalar yapıldıktan sonra Türbe’ye “huruç harekâtı” yaptılar.
Yığınsal etkili eylem yapmayı beceremeyen devrimci gençlerin, “radikal eylem” yapmaya girişmesini andırır bir yaklaşım ile Türbe-Müze’ye “para vermeden girme” eylemi yaptılar
Alevi Çalıştayını Değerlendirme toplantısı olduğunu söyledikleri kapalı salon toplantısı, kimse gelmediği için tümüyle iptal edildi ve tek tük gelen dinleyiciler de aynı saatlerde Hacıbektaş’ta bir kahvede konuşacak olan Ufuk Uras’ın toplantısına yönlendirildiler.
Konser ve toplantılar için kurulmuş sahnenin üzerinde ve arkasında güneşi kapatan bir örtü bile olmadığı için kimsenin Anadolu’nun yaz güneşinde, hele de öğleden sonra açık alanda oturup konser veren sanatçılara ya da konuşma yapanlara bakmasına olanak bile yoktu. Öyle ki konuşmacılar sırtını güneşe verip oturunca insanlar tam güneşe bakar haldeydi. Bu nedenle ikinci toplantıya gelen yüz, yüz elli kişi de civardaki gölgelere kaçınca günün esas toplantısı dinleyicisiz başladı.
ABF üst yöneticileri Hacıbektaş’a gelmeden önce “Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz” başlıklı bir broşür bastırmışlardı. Bu broşürün arka kapağında yapılacak bir dizi toplantının programı vardı. Bu programa göre “Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz” başlıklı belgenin tartışılacağı ilk toplantı Hacıbektaş’ta 15 Ağustos’ta yapılacaktı, ama ABF’nin alternatif etkinlik programında bu toplantının adı “Aleviler ve Siyaset” olarak bulandırılmıştı bile.
Dahası, bu broşürde yer alan metin, Temmuz ayı içinde çeşitli siyasi partilere dağıtılmıştı ve bir hafta içinde basılacağı söylenmişti. Dedikleri sürede basılmayınca Çatı Partisi Girişimi’ne ya da yeni adıyla Demokrasi için Birlik Hareketi’ne verilen metin Sacayak dergisinin 5. sayısında yayınlanmıştı. Broşür olarak basılan metin ile daha önce dağıtılan metin arasında ciddi farklar vardı. Bu kadar ciddiyetsizlik ancak bu canlardan beklenebilirdi. Siyasi örgütlere tartışın diye sundukları bir metni, daha aradan bir ay bile geçmeden ilk kez tartışılacağı toplantıdan önce bastırırken kimseye haber vermeden değiştirmişlerdi bile.
Eski bir televizyoncunun sunuculuğunu yaptığı toplantı on dört örgüt temsilcisinin abdesthane ibriği gibi upuzun bir masa boyunca yan yana dizilmesiyle başladı. Sunucu herkesin sekiz dakika konuşacağını sonra dinleyicilerin sorularına yanıt verileceğini söyledi. Ama bu kadar çok konuşmacının kendilerine verilen süre kadar konuşsalar bile saatler süreceği açıktı. Yani daha baştan bu toplantıda bir tartışma yapılması istenmediği belliydi. Dahası toplantının başlaması biraz daha geciktirilerek tartışma olmaması garantiye alınmış oldu.
Böyle bir toplantıda kimin ne söylediğinin pek fazla bir önemi yok, ancak ABF genel başkanının konuşması beklentileri açıkça ortaya koyuyordu: “Biz şimdiye kadar hep oy veren seçmenler olduk, ama biz de seçilmek istiyoruz, belediye başkanı, milletvekili olmak istiyoruz.” Balkız konuşmasında solun birliğini Alevilerin öncülüğünde oluşturmaktan bahsetti ve herkesi Kasım ayında İstanbul’da Kadıköy’de yapılacak bir mitinge davet ederek bitirdi. Konuşmasında kendi yayınladıkları ve tartışılmasını istediklerini söyledikleri belgeye hiç değinmedi bile.
Aynı tutum son konuşmacı PSAKD Genel Başkanı Fevzi Gümüş’ün sözlerinde de yansıdı. O da konuşmasında, “sol irade oluşturulması” için “Alevi örgütleri olarak solun iktidara geleceği bir oluşuma destek” verdiklerini belirtti. Onun konuşmasında da “Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz” adlı belgeye tek bir atıf bile yoktu.
O zaman sormak gerek, tartışmayacaksanız, savunmayacaksanız bu belgenin anlamı nedir? Anlamı toplantıya davet ettikleri konuşmacıların bileşiminden belliydi.
Bu arkadaşlarımız sol piyasada “Özgürlükçü Sol Hareket” adı altında bilinen Ufuk Uras çevresinin ve 10 Aralık Hareketi diye bilinen yeni sosyal demokratları bir araya getirenlerin ve CHP artığı partilerin ve bireylerin de katılımıyla Baykal CHP’sinin doldurması olanaksız sosyal-demokrasi boşluğunu doldurmayı amaçlayan bir siyasi oluşuma gözlerini dikmişlerdir.
Aynı hedeflerde birleşen sendika yöneticileri ile o siyasi oluşumun girişimcilerini konuşturmayı amaçlamışlardı. Demokrasi için Birlik Hareketi gibi solda Kürt özgürlük hareketi ile daha yakın duran bir toparlanmayı da kerhen davet etmişlerdi.
Bu toplantıda ABF üst yöneticilerinin Mahirler, Denizler diye konuşmaları ya da arada bir utana-sıkıla da olsa ağızlarından “Kürt” kelimesinin çıkması yalnız bir demokratlık gösterisi olarak kalıyor ve kimseyi aldatmıyor. Bu arkadaşlar kaderlerini, sol bir görüntü koruyarak ve tüm sol siyasetlerin artıklarını derleyerek yeni bir sosyal demokrat parti kurma girişimine bağlamışlar.
Ne kadar sol ve demokrat görünmeye çalışırlarsa çalışsınlar bu girişim, kendi dedikleri gibi solu birleştirmeye yönelik bir girişim değildir. Olması da olanaksızdır. Alevi-Bektaşilerin taleplerini devletin düzenlediği bir toplantıda, devletin atadığı bir “yumuşatıcı” (moderatör) önünde tartışmaktan sıkılmayan, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması gibi laikliğin temelini oluşturan talebi tartışma konusu yapmaktan sıkılmayan bir ilkesiz ve tutarsız bu çevre solu birleştirmeye girişti desek buna develer bile güler.
Bu bir yanıyla da Demokrasi için Birlik Hareketi gibi laik ve demokratik bir cumhuriyet savunusu yapanları bir çatı altında toplama girişiminin önüne set çekmeye yönelik de bir girişimdir. Dahası Kürt açılımı ile Alevi açılımını bir platformda toplama şansı ortaya çıkmışken bu oluşumu her ne pahasına olursa olsun engelleme girişimidir. En sonunda bu, sol görüntüyü koruyarak sosyal-demokrat saftaki boşluğu doldurma, seçilebilir bir parti olma ve parlamentoya kapağı atma girişiminden başka bir şey değildir.
Bu nedenle de Alevi-Bektaşilerin ilgisini çekmeyecektir. Daha sonra yapılan Didim ve Ören toplantılarında söz alma fırsatı bulan her aklı başında Alevi-Bektaşi bu arkadaşlarımızın temsilcilerine bu gerçeği bir kere daha söylemişlerdir.
Bu girişimlerinde ilerleyebilmek için Avrupa ile Türkiye’deki Alevi-Bektaşi Federasyonlarının arasını bozmayı, Avrupa örgütlerinin temsilcilerine etkinliklerde konuşma hakkı bile vermemeyi bile göze alan bu çevre bugün artık iyice tecrit olmuştur. Son genel kurulda, eski adıyla Hacı Bektaş Veli, yeni adıyla Alevi Kültür Dernekleri ABF’nin bu üst yönetiminin seçimine bile katılmamıştı. Bugüne kadar da ayrı yürümeyi tercih etti. Dolayısı ile ABF’nin bu üst yönetimi Avrupa Federasyon ve Konfederasyonlarının desteğini yitirirken, geleneksel CHP eğilimli AKD’nin desteğini almayı gündemine bile getirmedi. Tam tersine bir tüzük kurultayı ile bir sonraki ABF seçimlerini kazanmayı garantilemeye yöneldi.
Sanıyorlar ki bu yolla önümüzdeki genel seçimlere hem ABF’nin başında olarak hem de yedeklerinde bir sosyal demokrat bir siyasi parti olarak girecekler ve milletvekilliği şansları açık olacak. Ne var ki gözleri dönmüşçesine girdikleri bu süreçte döküp kırdıkları sadece Avrupa ve AKD çevresi ile olan ilişkileri değildir. Aynı zamanda Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na sadık olan âşıkların ve sanatçıların da desteğini yitirmişlerdir.
Bu durumda ABF’nin üst yönetimi ABF’yi kısırlaştırmaktan başka bir sonuç vermeyecek maceralara girişen ve insanların gözünde saygınlıklarını ve meşruiyetlerini yitirmiş dar bir çevre olmaktan kurtulamayacaktır. Bu gidişin sonu Alevi-Bektaşi taban ile kopuşma ve tecrit olmaktır.
Ne var ki az yetişmiş epeyce Alevi aydınını ve özellikle yeni ye tiş mekte olan genç Alevi kadroları da peşlerinden sürüklemeleri olası bir tehlike olarak ortada durmaktadır. Bunun en güzel örneği, yine Hacıbektaş’ta yapılan Alevi Gençlik Forumu oldu. Forumu kısaca anlatmak için şunu söylemek yeterli: Gençlik forumunda her şey vardı, ama Hacı Bektaş Veli’nin düşüncesi ya da Yol’un felsefesi yoktu.
Foruma gönderilmiş bazı genç yöneticilerin, “Yaşasın Marksizm- Leninizm” gibi sloganlarla konuşmasını bitirdiği, Chavez’den Che Guavera’ya kadar isimleri andığı bu toplantı, geçen yıl Avrupalı canların katılımıyla yapılan toplantıda filizlerini gördüğümüz canlanmanın alışılmış dar kafalı sol lafazanlıkla boğulduğunu gösteriyor. Tecrit olmuş, tabanın desteğini yitirmiş daracık bir üst yöneticiler ekibinin gençlere nasıl zarar verdiğinin ve daha da vereceğini de göreceğiz.
Hacıbektaş’taki etkinliklerin sonuncusu olan Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi’nin temel atma törenlerine verdikleri isim kafalarının içini güzel anlatıyor: Pir Sultan Abdal Hacı Bektaş Veli ile Buluşuyor. Böyle bir büyüklük budalalığı az bulunur, ama bu sözler alçak gönüllülüğü, kendini tûrab etmeyi yol bilen Alevi-Bektaşilerce hiç benimsenmeyecek yakışıksız sözlerdir. Bu sözleri söyleyenlerin aynı büyüklük budalalığı ile davranması kimseyi şaşırtmamalıdır.

Laik, Demokratik Cumhuriyet

Bu canlarımıza tekrar tekrar hatırlatmak gerek: Aklınızı başınıza toplayın. Kürt özgürlük hareketinin geldiği yeri doğru anlayın: Kürt özgürlük hareketi Alevi-Bektaşilerin Laiklik istemine sonuna kadar sahip çıkıyor. Evet, belki buna sahip çıktığını bugün daha iyi göstermek zorundadır. Örneğin, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumların varlığına karşı olduğunu, din işlerine devletin kaynak ayırmaması gerektiğini, kimsenin inancına karışmaması gerektiğini daha da güçle dile getirmelidir.
Siz de demokratik Alevi-Bektaşi hareketi olarak Kürt özgürlük hareketinin istemlerine aynı güçle sahip çıkmalısınız! Demokrasi demek, seçilmemiş yönetici olmayan düzen demektir. Demokrasi demek, tüm kamu işlerinin, seçimlerle gelen, görevini yerine getirmediği anda geri çağrılabilen, hesap vermek zorunda olan görevliler eliyle ve şeffaf işleyişlerle yerinden yönetilmesi demektir. Kamu işlerini yapanların ayrıcalık ve dokunulmazlıklarının kalkması demektir.
Kamu işlerini yapanların maaşının çalışan bir işçiden daha fazla olmaması demektir. Merkezi bürokrasilerin pahalı ve tüketici devleti yerine yerinden yönetimin ucuz ve üretici devletini geçirmek demektir. Halka yöneten ve tepeden bakan bürokrasinin belinin kırılması, kamu işlerinin halka hizmet etmeye dönüştürülmesi demektir. Kolluk kuvvetlerinin yerel yönetimlere bağlı olması, hesap vermesi demektir.
Demokrasi demek, yargıç ve savcıların seçimle gelmesi demektir. Ceza davalarında yargılamanın suç mahallinde yapılması ve jüri sistemi ile halkın kararlara katılımı demektir.
Demokrasi demek, zorunlu din derslerinin kalkması demek olduğu kadar ana dilde eğitim hakkı demektir. Eğitimden ırkçı, faşist, yabancı düşmanı, din ayrımcısı, cinsiyet ve cinsi yönelim ayrımcılığı savunucusu görüşlerin uzaklaştırılması demektir.
Demokratik ve laik bir cumhuriyet programı, derleme-toplama iç bütünlüğü olmayan ve amaçsız “Nasıl bir Türkiye istiyoruz” belgenizdeki görüşlerle taban tabana zıttır. İçinde oradan-buradan çekiştirilmiş bazı görüşler belki sol kulaklara hoş gelebilir, ama işin ruhunu belirleyen görüşler orada yoktur. O görüş şudur: Türkiye’ye yeni bir Anayasa lazımdır, bu Anayasa artık işlemediğini herkesin kabul ettiği eski devleti ortadan kaldırmalı ve yerine vatandaşlığı ırkla, milliyetle, ulusla tanımlamamalıdır. Kutsal, mutlak, değişmez ya da değiştirilmesi teklif bile edilemez madde tanımamalı, hiçbir şeyi eleştiri ve tartışma dışı bırakmaya cesaret bile etmemelidir.
Bu anayasa, uyduruk AKP açılımlarıyla kurulamaz. Bu istemlerin gerçekleştirilmesi açısından on tane ABF yöneticisinin sol ya da sosyal-demokrat libaslara bürünerek Meclis’e girmesi de hiçbir fayda sağlamaz.
Bu kökten değişikliği göze alan yepyeni bir kurucu meclis gereklidir. Bu almacı görmezden gelen Alevi-Bektaşi demokratları, ilericileri, aydınları bir kez daha Alevi-Bektaşileri yenilgiye, moral bozukluğuna ve kırımlara mahkûm eder. O nedenle ABF üst yönetimin sorumluluğu ağırdır. Bu sorumluluğu üstlenmek yerine, sorumsuzca kişisel çıkarlar ve dar kafalı siyasi hedefler peşinde koşanlar bedelini ödeyeceklerdir.