IMF, Dünya Bankası, OVP ve Emekçiler
Önümüzdeki günlerde dünya’nın dört bir yanından İstanbul’a gelecek olan bakanlar, maliye ve merkez bankası bürokratları, uluslararası finans ve sermaye çevrelerinin temsilcileri, IMF ile Dünya Bankasının yağmalama politikalarını tartışarak yeniden parlatacak, makyaj tazeleyecekler. KESK, DİSK, TMMOB ve TTB den oluşan emek örgütleri ise 6–7 Ekim 2009 tarihlerinde IMF ile Dünya Bankası'nın İstanbul'da gerçekleştirecekleri yıllık toplantılara karşı ortak bir eylemlilik takvimi kararlaştırdılar.
Bilindiği üzere Uluslararası Para Fonu (IMF), 1947’den bu yana çalışmalarını sürdürüyor... Dünya Bankası, da II. (Dünya ) Paylaşım Savaşı'nın ardından 1945 yılında Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası (IBRD) adıyla kurulmuştu... 185 devlet Dünya Bankası üyesidir. Bunlardan 11'i, Banka sermayesinin %55'ine sahiptir. Türkiye'nin sermayedeki payı ve oy gücü ise %0,5 düzeyindedir.
Özellikle gelişmekte olan ülkelere verdiği “borçlar” ve uygulanmasını istediği “reçeteler” ile gündemleşen IMF politikaları, dünya halkları nezdinde yoksullaşmayı ve sefaleti dayatan özelliğiyle yakından biliniyor…
Türkiye ile yapılan İlk İMF anlaşması Adnan Menderes Hükümeti döneminde 4 Ağustos 1958’de imzalandı. Şimdiye kadar 21 stand-by imzalandı. 22. sinin görüşmeleri sürüyor. Hazine Müsteşarlığı’nın verilerine göre halen IMF’nin yaklaşık 7,8 milyar dolar alacağı var.
Dünya Bankası Grubu ve IMF Yıllık Toplantısı İstanbul 6 -7 Ekim 2009. Yıllık toplantıların temel konusu “küresel kriz” olacak. Kapitalist krizi oluşturan politikaları hayata geçirenler kapitalist krizi tartışacaklar… Bunu yaparken şirin görünmeye çalışıyor ve emek örgütlerini de kendi amaçları doğrultusunda kullanmak istiyorlar… Onları toplantıya davet ediyorlar. Hükümet güdümlü HAK-İŞ “sorumlu sendikal anlayış gereği” bu davete icabet ederken, diğer örgütler ise (Türk-İş, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB) toplantı ve etkinliklere katılma davetini geri çevirdiler...
Uluslar arası Kapitalizmin çıkarları doğrulusunda dünya halklarını kıskaca alan, acı reçeteler dayatan, işçilerin Kamu emekçilerin ücretinden, çalışma hayatının bütününü ilgilendiren düzenlemelere kadar, emekçileri yakından ilgilendiren her konuda söz konusu kuruluşların müdahaleleri biliniyor. Müdahaleler, yapısal uyum programları, niyet mektupları, Sosyal Güvenlik Reformları, Kamu Reformları, borçlandırmalar sermayeyi teşvik paketleri ve benzeri politikalarla, yürütülüyor.
IMF ile yeni stand-by anlaşmasının imzalanıp imzalanmayacağının tartışıldığı bir süreçte yıllık toplantılarını İstanbul’da yapacak olan İMF ve Dünya Bankasına karşı emek örgütlerinin yapacakları eylemler oldukça önemli… Yürütülecek kampanya ile ilgili dört emek örgütü temsilcisi 15 Eylül 2009 tarihinde bir basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada: “Krizin teğet geçmediği, etkilenenlerin yani işçilerin, işten atılanların, emeklilerin, öğrencilerin, kadınların, tarım emekçilerinin kendi ağızlarından dertlerini anlatacağı “emek kürsüleri” oluşturacağız.
1 Ekim 2009 Perşembe günü IMF buyruklarıyla ve AKP iktidarı eliyle uygulanan sosyal güvenliğin iflasını belgeleriyle gözler önüne serecek, 1. yılında sosyal güvenlik üzerinde oynanan oyunları protesto edeceğiz. Merkezi olarak İstanbul’da olmak üzere tüm ülkede kitlesel basın açıklamaları, yürüyüşler gerçekleştireceğiz.
3 – 4 Ekim 2009 tarihlerinde “Mahalle etkinlikleriyle” bildiri dağıtımları, panel ve konserler düzenleyecek, emekten yana akademisyen ve konu ile ilgili uzmanların yapacağı akademik çalışmalarla, görüşlerimizi açıklayacağız.
6 Ekim 2009 Salı günü merkezi olarak İstanbul Taksim’de ve bütün illerde “IMF VE DB POLİTİKALARINA KARŞI SES VER” başlığıyla kitlesel gösteriler gerçekleştireceğiz” demektedirler. Sermayenin çıkarları ve kapitalizmi yeniden onarma anlayışına karşı, “KÂR DEĞİL, İNSAN” – “KRİZİN ADI KAPİTALİZM” şiarlarıyla “IMF DEFOL” ve “BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN” mesajının verileceğini ifade ediyorlar.
Emek örgütlerinin yaptığı açıklamalara bakıldığında etkili bir kampanyanın örgütlendirileceği izlenimi doğuyor. Eylem kararlarını alanların gereken özeni göstermeleri halinde şüphesiz ki kitlesel ve etkili bir kampanyanın yürütülmesi mümkündür. Ancak aradan 15 günlük süre geçmesine ve eylemlilik takviminin başlamak üzere olmasına rağmen işyerlerinde herhangi bir hareketlenmenin ve örgütlenme çalışmalarının olmadığını da söylemek gerekiyor.
Kaldı ki bir konuya değinmeden geçmemek gerekiyor. Gelinen noktada İMF ile TC arasındaki ilişkinin niteliği gereği “İMF DEFOL” demek yeterli bir belirleme olmuyor. İMF ile anlaşma yapılsa da yapılmasa da IMF politikaları izlenmeye devam ediliyor. Bir başka deyişle kemer sıkma politikaları, emekçilere ve yoksul halklarımıza acı ilacı içirme anlayışı bütün çıplaklığıyla devam ediyor. TC Hükümetlerinin izlediği ekonomik politikalarının bu denli emekçi karşıtı bir konumlanış içinde olmasının bir nedeni de sürdürülen kirli savaşla ilgili olduğu açıktır.
Kürt halkının en doğal haklarının bastırılmaya çalışılması, sömürgeci yöntemlerle savaş politikalarının dayatılması ekonomiye büyük bir yük bindirmekte ve faturası emekçilere ve yoksul halklarımıza kesilmektedir. Dolayısıyla kaynakların savaş harcamalarıyla tüketilmesi gerçeği teşhir edilmelidir. Kullanılacak sloganlarda mızrağın sivri ucunu yerli sermayeye ve sömürgeci egemenlere yöneltmek daha uygun olacaktır.
Orta Vadeli Program (OVP)
12 Mart 1971 darbecilerinden Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç’ın, “sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı” sözleri tarihi bir gerçekliğe sınıf mücadelesinin örgütlülük düzeyine işaret ediyordu. Sosyal uyanışı bastırmanın, emekçilerin haklarına el koymanın, devrimcileri işkenceden geçirmenin, idam etmenin ve katletmenin yolu 12 Mart faşist darbesinden geçiyordu. Sosyal uyanış böylesi zorba düzenle baskılanabilirdi… Egemenler kendileri açısından gerekeni yaptılar…
Yine, 24 Ocak kararlarının kime yaradığı dönemin TİSK başkanı Refik Baydur'un şu sözleriyle açığa vurulmuştu.Refik Baydur'un "Bugüne kadar onlar (işçiler) güldü, artık gülme sırası bizde”dir demesi, 24 Ocak kararlarının ruhunu, gerekçesini özetliyordu. Baydur bu sözleriyle aynı zamanda darbeci generallerin rolünü de açıklıyordu. 24 Ocak 1980 Ekonomik kararlarının hayata geçirilmesi, emekçilerin ağlatılıp sermayenin gülmesi ancak 12 Eylül 1980 darbesiyle mümkündü…
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın 16 Eylül 2009 tarihli OVP açıklaması Dünya Kapitalist krizinin sürdüğü bir süreçte yapıldı... Önümüzdeki üç yılı kapsayan OVP emekçilerin hak kayıplarını derinleştiren hayatın her alanında yeni saldırıların yapılmasını ve sömürünün yoğunlaştırılmasını öngören bir içeriğe sahip… Geçmiş 24 Ocak kararlarını anımsatan bir anlayışı ifade ediyor. Dün böylesi bir programı uygulamak için darbe yapan egemenler bugün kendilerini zorlayan bir emek hareketinin yokluğunun sevincini yaşıyorlar… Egemenler “Demokratik Açılım” edebiyatı eşliğinde hak kayıplarını esas alan bir programı dayatabiliyorlar. Şüphesiz ki egemenlerin bu denli rahat ve pervazsız olmasının esas nedeni toplumsal muhalefeti oluşturan kesimlerin örgütsüzlüğünden kaynaklanıyor. Sosyalist, devrimci güçlerin zayıf olması sendikal zemine de yansımakta sendikal zemindeki teslimiyet anlayışını pekiştirmektedir... Programın özü sermaye için teşvik emekçiler için tasarruf ve kemerleri sıkma tedbirlerini ifade ediyor…
Bu Programın bazı özelliklerini sıralayacak olursak:
—Sosyal Güvenlik harcamaları disiplin altına alınacak…
—Sağlıkta 3 milyar tasarruf yapılacak.( Hasta katılım payı, resmi sağlık kurumlarında 2 ile 8 lira arasında, özel hastanede ise 15 lira olacak.)
—Özelleştirme hızlanacak.(Özelleştirme gelirleri 2010'da bu yıla oranla yaklaşık 2,5 kat artacak.)
—Enerji alanında zamlar yapılacak (Elektriğe 1 Ekim tarihinden itibaren %10 zam yapılacak)
—Kamu emekçilerinin ücretleri enflasyon hedeflemesi dikkate alınarak arttırılacak. (Yani TİS hakkınızı tanımayacağız deniliyor)
—İşe yeni girenlerin sigorta primini 1 yıl devlet ödeyecek. (Sigorta primleri 5 puan indirildi.)
Orta Vadeli Program emekçiler ve geniş halk yığınları açısından işsizlik açlık ve sefaletin daha da derinleşmesinin diğer adıdır. OVP ye karşı Toplumsal muhalefetin şimdiye kadar hareketlenmemiş olmasının kayda geçmesi gerekiyor. Sendikalar ve siyasal çevreler sadece basın açıklamalarıyla yetinmiş, OVP teşhir bile edilememiştir.
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın, 27.08.2009 tarihli Hürriyet gazetesinde yayınlanan açıklamasında “orta vadeli program üzerinde çalıştıklarını, bu programa IMF desteği arandığını” söylemişti. Yine Babacan, IMF ile görüşmeler ve gelinen noktaya ilişkin OVP temelinde IMF ile bir tur görüşme daha yapacaklarını söyleyerek "Bu görüşmelerin sonucunda bir stand-by konusunda mutabakata ulaşırsak böyle bir düzenleme yapmayı tercih ederiz" demişti. (17.09.2009 Referans) Son olarak Başbakan Erdoğan bugün İzmir’de yaptığı açıklamada: "Türkiye kendi tedbirleri ile krizi aşma noktasına geldi. Tekrar konuşacağız, ya evet, ya hayır. Anlaşma olursa mutlu oluruz. Olmazsa kendi yolumuza yine devam ederiz” mesajını veriyordu...
Hükümet yetkililerinin verdiği mesajlar açık. İlan ettikleri ve uygulamasına başlanan Orta Vadeli Program zaten IMF’siz İMF programıdır... OVP ile ilgili İMF başkanının ve yerli sermaye örgütlerinin açıklamaları ve övgüleri de biliniyor… IMF başkanı Strauss-Kahn’ın Anadolu Ajansı’na “Şu anda Türk ekonomisinin yardıma ihtiyacı olduğu yönünde bir işaretin bulunmadığını” söylemesi OVP temelinde alınan “tedbirlere” yaklaşımını özetliyor… Sermaye sözcüleri ise OVP temelinde yapılacak IMF anlaşmasıyla açılacak kredinin bu programı taçlandıracağını düşünüyorlar…
Gelinen noktada egemenler kendi yaşam tarzlarını dayatırken emekçiler ise alternatif bir yaşam tarzını ne yazık ki örgütlemekten uzak durumdalar… Kürt Halkının yükselen özgürlük talepleriyle emekçilerin sömürü ve zulüm düzenine karşı mücadele azmi birleşip geliştikçe “bir başka dünyanın mümkün” olduğu gerçeği ete kemiğe bürünecektir…
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
