Demokratik anayasa ve demokratik toplum

Anayasalar, bireylerin ve toplumun davranışlarını sınırlandırmak için değil, yine toplum adına kamu gücünü kullananları sınırlandırmak için yapılır. Bireylerin içinde yaşadıkları topluma yönelik sorumlulukları elbette anayasa çerçevesinde tanımlanabilir ama bu devlete karşı ödevler olarak kabul edilemez. Kısaca toplumun farklı kesimlerinin yada bireylerin birbirleri ile hukukları anayasanın bir ayağıdır. Toplum ile onun adına mali kaynakları kullanan, güvenliği sağlayan gücün ilişkisini tanımlamak ikinci ayağıdır.

Bu algının üzerine oturmayan bir anayasanın tek tek maddelerinin anti demokratik unsurlardan ayıklanması yetmez. Anayasanın ruhu bu açıdan önemlidir. Bu ruhu esas alan, katılımcı süreçle hazırlanan bir anayasanın içerik ve şekil açısından demokratik olup olmadığı tartışılır. Kürt sorununda yaşadıklarımız, bu ruhun ihtiyaç olarak kavranması ve süreç olarak planlanmasını sağlamıştır. Diyarbakır'da yapılan anayasa çalışmasının ortaya çıkarttığı sonuçlar bu nedenle Türkiye genelinde dile getirilen taleplerden hem çok daha olgun ve kuşatıcı hem de daha ileridir. Toplumun talepleri ile mevzuatın paralellik arz etmesi açısından Kürtler, Türkiye ortalamasından birkaç adım öndedir.

Bu nedenle de Türkiye toplumunda anayasa çalışmaları, sadece yukarıda sıralanacak, kaleme alınacak maddeleri belirleme çabası olmamalıdır. Doğrudan talebi güçlendirecek, siyasal ve toplumsal çabalar anayasa arayışının alt yapısını oluşturmalıdır. Toplumsal siyasete dayanmayan ve felsefi arka planı olmayan bir anayasa çalışmasının ortaya çıkaracağı hukukun, hayata yansıması da zayıf kalacaktır.

Demokratik Toplum Kongresi'nin Diyarbakır'da yaptığı çalışmanın, 10-11 Ekim 2009 tarihinde Ankara'da yapılacak konferansa sunduğu açılım dikkatle ve doğru biçimde okunmalıdır. Artık Türkiye demokratlarının, Kürtlerin neyi hak ettiğini tartışmasının belirleyiciliği gittikçe azalmaktadır. Bu konunun önemini hafife almak için ifade etmiyorum. Aksine Kürtlerin talepleri gerçekçi bir zemine oturdukça Türkiye demokratlarının Kürtlerle ilgili söylemleri radikalleşmelidir.

Bu radikalleşme, Türkiye toplumunun kaygılarını görmezlikten gelen bir dil geliştirmemelidir. Aksine herkes için toplumsal talepleri ortaklaştıran ve farklı kesimlere yönelik uzlaşma arayışını inşa eden bir dil, aynı zamanda toplum üzerinde baskı kuranlara karşı radikal söylemler geliştirmeyi gerekir.

Bu muhalefet dilinin geliştirilmesi önümüzdeki dönem siyasetinin kritik eşiğidir. Türkiye ilk genel seçimlere de, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine de bu kritik eşiği aşabilen dinamiklerle gidecektir. Seçim sürecine damgasını vuracak olan bu siyaset konseptidir. Bu rolü toplumsal muhalefet dinamikleri oynamadığı taktirde, iktidar partisinin oynaması çelişkisi ile karşı karşıya kalacağız. Bu çelişki hem Türkiye'ye haksızlıktır hem de iktidar partisi açısından sağlıksızdır. İktidarda muhalefet dili nasıl bir kompleksin yansıması ise muhalefette, iktidar dili geliştirmek de bir başka kompleksin yansımasıdır. İktidar sendromunu aşma konusunda Kürtler, muhafazakar Türklerden de, Türkiye solundan da ilerdedir.

Kürtlerin siyasal mücadelesinin hem Türkiye hem de Ortadoğu'ya yönelik yansımaları, insanlık tarihinin yeni dönemeci olarak karşımızda durmaktadır. Bu açılım, bütün açılımların üzerinde bir öneme sahiptir. Kürt siyasetinin, kapitalist modernleşme tehdidi karşısında alternatif bir programın geliştirilmesi sorumluluğunu küçük hesaplarla tüketme hakkı yoktur.

Ödenen bedele ve onun doğurduğu sorumluluğun ağırlığına uygun bir siyaset tarzı, insanlığın yaşadığa bunalıma karşı yeni bir nefes borusu olacaktır.

Demokratik Anayasa Konferansı programı netleşti

Demokratik Anayasa Konferansı programı netleşti

SERCAN KAYA -ANF

‘Sivil ve Demokratik Bir Anayasa İçin Kolektif Oluşturabilmek Konferansı’nın programı netleşti. Konferansta, alanında uzman çok sayıda akademisyen, gazeteci-yazar, sivil toplum kuruluşu ve kitle örgütü temsilcisi sunumda bulunacak.

‘Sivil ve Demokratik Bir Anayasa İçin Kolektif Oluşturabilmek Konferansı’nın programı ortaya çıktı. Angora Otel’de 10-11 Ekim tarihlerinde yapılacak olan Konferans’ın birinci gününde üç oturum, ikinci gününde ise siyasi partilerin ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin katılacağı iki ayrı forum düzenlenecek.

BÜTÜN YÖNLERİYLE KONUŞULACAK

Çağrıcıları arasında yazarların, gazetecilerin, akademisyenlerin, sivil toplum örgütü temsilcilerinin, hukukçuların bulunduğu Konferans’ta anayasanın nasıl olması gerektiği alanında uzman kişiler tarafından bütün yönleriyle dile getirilecek.

Konferansın birinci gününde ilk oturumda ‘Yeni Bir Toplum Sözleşmesi Olarak Demokratik Anayasa İhtiyacı’ başlığı altında sunumlarda bulunulacak. Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk’un başkanlığını yapacağı ilk oturumda Avukat Kezban Hatemi ‘Özgürlükçü Bir Anayasanın Temel Nitelikleri’, Prof. Dr. Levent Köker ‘Türkiye’de Anayasa Yapımı’, DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk ‘Ayrımcılık ve Merkeziyetçiliğe Karşı Çoğulculukta Buluşma’, Prof. Dr. Mithat Sancar ‘Anayasa Yapımında Evrensel Tecrübe Bilgi Paylaşımı ve Dayanışma’, AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt ‘Demokratik Anayasa İçin Siyasal Uzlaşma İmkanları’ başlıklarında sunum yapacak.

‘Özgürlükçü Bir Anayasaya Doğru’ başlığı altında yapılacak olan ve Prof. Dr. Fatma Berktay’ın başkanlığını yapacağı ikinci oturumda ise; Doç. Dr. Mesut Yeğen ‘Anayasalardaki Vatandaşlık ve Türklük Tanımları’, Doç. Dr. Bilal Sambur ‘Otoriter Laiklikten Özgürlükçü Laikliğe’, Prof. Dr. Melek Göregenli ‘Askeri Vesayet’, Ergin Cinmen ‘Statükonun Korunmasında Yargı’ konularında sunum yapacak.

‘Demokratik Bir Anayasa İçin Koşulların Oluşturulması ve Güçbirliğinin Önemi’ konulu üçüncü oturumun başkanlığını Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu yapacak. Bu oturumda; yazar Hilal Kaplan ‘Demokratik Bir Anayasanın İnşası İçin Yeni Bir Dil Dayanışma ve Yüzleşme’, Yrd. Doç. Dr. Bekir Berat Özipek ‘İnisiyatifi Devletten Topluma Geçirebilmek’, KA-DER Başkanı Hülya Gülbahar ‘Cinsiyetçi Olmayan Bir Anayasa’, Dr. Vahap Coşkun ‘Barış Ortamının Tesisi ve Demokratik Anayasa Sürecinin Planlanması’, gazeteci yazar Oral Çalışlar ‘Demokratik Anayasa Arayışında Harç Olabilmek’ konularında sunum yapacak.

Konferans’ın ikinci gününde ilk oturum ‘Demokratik Anayasa Girişimlerini Buluşturabilmek: Yöntem ve İçerikte Uzlaşmaya Doğru’ başlığı altında yapılacak. Başkanlığını TTB Başkanı Prof. Dr. Gençay Görsoy’un yapacağı oturumda düzenlenecek foruma görüşlerini dile getirmek üzere, AKP, DTP, DSİP, EMEP, LDP, ÖDP, SP, SHP, Yeşiller Partisi, 10 Aralık Hareketi, Demokrasi İçin Birlik Hareketi, Demokratik Toplum Kongresi, Özgürlükçü Sol Hareket temsilcileri davet edildi.

Başkanlığını Barış Meclisi üyesi Ayhan Bilgen’in yapacağı ‘Demokratikleşme Sürecini Birlikte Örgütleyebilmek’ konulu oturumda yapılacak foruma ise sivil toplum kuruluşları ve kitle örgütleri temsilcileri davet edildi.

Konferansın ardından Demokratik Anayasa çalışmasını örgütleyecek bir heyet oluşturulacak. Heyet gerçekleştireceği çalışmaların ardından hazırlanacak dosyayı TBMM’ye ve siyasi partilere iletecek.

Göregenli: Kürtler daha demokrat

(Çok sayıda akademisyen, gazeteci-yazar ve kitle örgütü temsilcisinin çağrısıyla gerçekleştirilen Sivil ve Demokratik Bir Anayasa İçin kolektif Oluşturabilmek Konferansı başladı. Konu hakkındaki haberleri aşağıda veriyoruz)

ANF

'Türkiye neye dokunsa çözülmez bir sorun oluyor'

ANKARA - Alanında uzman çok sayıda akademisyen, gazeteci-yazar ve kitle örgütü temsilcisinin çağrısıyla gerçekleştirilen Sivil ve Demokratik Bir Anayasa İçin kolektif Oluşturabilmek Konferansı başladı. Konferansta konuşan Murat Belge ''Türkiye Cumhuriyeti ise neye dokunsa çözülmez bir sorun oluyor” dedi. AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt ise Lice'de havan topu sonucu yaşamını yitiren Küçük Ceylan'ın kimler tarafından öldürüldüğünün önemli olmadığını savundu. Bu sözler üzerine DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk araya girerek, bu olayı yapanın önemli olduğunu belirtti.

Anayasa tartışmalarına katkı sunması beklenen ‘Sivil ve Demokratik Bir Anayasa İçin Kolektif Oluşturabilmek Konferansı’ Ankara Agora Oteli’nde başladı.

Anayasanın bütün yönleriyle alanında uzman kişiler tarafından tartışılacak konferans iki gün sürecek. Konferansa DTP’li milletvekilleri, bazı siyasi parti temsilcileri, çok sayıda yazar, aydın, akademisyen, sendikacı ve sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.

Konferansın açılış konuşmasını yapan yazar Murat Belge 82 anayasasının yapıldığı hatta tasarlandığı andan itibaren halkın başlıca sorunu haline geldiğine işaret etti. Bu anayasa ile ilgili kimsenin iyi konuşmadığını ifade eden Belge, DTP’li milletvekillerini işaret ederek, “Mesela sizler oradasınız, polis sizi gelip alacak mı? Gibi bir takım şeyler. Yumurta kapıya geldi değişiklikleri oldu. Ya da AB artık böyle bir madde olmaz dediği için yapılıyor. Kendimiz için değil de başkaları istediği için bazı değişiklikler yapıldı” dedi.

TSK’nın bu anayasadan en fazla yararlanan kurum olduğuna işaret eden Belge, halktan da anayasaya çok fazla ciddi tepkinin gelmediğini kaydetti. Anayasa tartışmalarının toplumu kucaklayan hareket haline getirilip getirilmeyeceğini soran Belge, bunun anlamlı noktada konuşulacak aşamaya gelindiğini söyledi. Demokratikleşmeden de öte değişiklikleri normalleşme süreci olarak tanımlayan Belge, şöyle konuştu:

“Çünkü bize normal şartlarda yaşamadığımız söylendi. Devamlı anormal bir yerdeyiz biz. Normal şeylerle yürüyemeyecek bir toplumuz. Her sabah ‘Türküm doğruyum’ diye bağırmalıyız. Normal değiliz biz. Dolayısıyla vereceğimiz kararda da normal olacağız mı olmayacağız mı? Anayasa ‘Ergenekon kurulsun’ demedi ama anayasa öyle bir Türkiye manzarası çiziyor ki elinden hiçbir şey gelmez, yaptığını yanlış yapar bir durum.”

‘TÜRKİYE CUMHURİYETİ NEYE DOKUNSA ÇÖZÜLMEZ SORUN OLUR’

Demokratik açılımın doğrudan doğruya Kürt meselesiyle ilgili olduğuna işaret eden Belge, “Midas neye dokunsa altın olurmuş, Türkiye Cumhuriyeti ise neye dokunsa çözülmez bir sorun oluyor” dedi. Hükümetin bazı üyelerinin anayasa değişikliği gerekmediğini savunduğunu anımsatan Belge, “Peki anayasada bir şey değişmezse, biz bu sorunu nasıl çözeriz?” diye sordu. Mevcut anayasanın mesele çözme anayasası olmadığının altını çizen Belge, şunları kaydetti:

“Değişikliği yapmak daha zor ama bir yandan da daha zorunlu hale geldi. Çünkü böyle giderse başımıza neler gelir bilinmez. Bunu bir toplumsal hareket haline dönüştürmek zorundayız. Kürdüyle Türküyle birlikte yaşayan vatandaşların önünü açmak için bize yeni bir anayasa lazım. Yukarıdan aşağı mantığı tersine dönüp mümkün olduğu kadar her şeyi aşağıdan yukarı yapmaya imkan veren anayasa. ‘Türküm doğruyum varlığım armağan olsundan’ çıkan, insanları insan olarak ela alan, onlara saygı duyan ve bunu satırlarında bize yansıtan gösteren bir anayasa.”

‘BEN HALKIN SAVCILIĞINI YAPTIM’

Belge’nin konuşmasının ardından, ‘Yeni Bir Toplum Sözleşmesi Olarak Demokratik Anayasa İhtiyacı’ başlıklı birinci oturum yapıldı. Oturumun başkanlığını yapan Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk “Nikah şahidinden nüfus örneği istenmesi bile Türk insanının durumunu anlatmaktadır. Sorun nasıl çözülecek anayasa ile. Sorun anayasa sorunudur” dedi.

“Ben hiç cumhuriyet savcılığı yapmadım. Ben halkın savcılığını yaptım” diyen Selçuk, mevcut anayasanın hiçbir şekilde savunulamayacağını kaydetti.

‘AÇILIM MAÇILIM YAPAMAYIZ’

‘Özgürlükçü Bir Anayasanın Temel Nitelikleri’ konusu ile ilgili sunumda bulunan Avukat Kezban Hatemi, Türkiye’de askeri vesayetin olduğuna işaret ederek, devlet kurumlarının, Anayasa Mahkemesi’nin ve önemli kurumların bu anayasayı uygulamadığını söyledi. Anayasal güvence ve teminatın olmadığını ifade eden Hatemi, şöyle konuştu:

“Durmadan bu ülkede anayasal suç işleniyor. Böyle açılım maçılım yapamayız. Çünkü karşımızda sonsuza kadar bizi bağlayan bir anayasa var. Değiştirilmesi teklif edilemez hükümler var. Derin değil derinin de derini bir sarmal var. Korkularla bizi yaşatmaya çalışıyorlar. Anayasa bütün kesimlerin ortak yaşama belgesidir. Biz bütün kesimler için ortak yaşama belgesine sahip miyiz? Kısmi değişikliklerinin hiçbir anlamı yoktur. Bence değiştirmek için ‘darbe’ yapalım. Ben böyle bir çözüm buldum.”

Derin devlet anayasasından Türkiye Anayasası’nın kurtarılması gerektiğinin altını çizen Hatemi, “Anayasanın temel ilkeleri açıklıkla yer almalı. Sosyal hukuk devleti belirtilmeli, laiklik ilkesi ikinci maddede bir değişiklik acilen yapılması gerekir. Bu meclis anayasa yapabilir ve yapmalıdır da. Ama engelleri biliyoruz çok zor. Hemen bir kurucu meclis kurulmalı. Referanduma gidilmelidir. Bu da seçimlerden önce yapılmalıdır.”

‘MERKEZİ VESAYETİN KALDIRILMASI LAZIM’

Prof. Dr. Levent Köker de ‘Türkiye’de Anayasa Yapımı’ başlığıyla sunumda bulundu. Anayasa sorununun cumhuriyetle demokrasi arasında kurulması gereken bir ilişki olduğunu ifade eden Köker, şöyle konuştu:

“Özgürlükçü demokrasiyi yeniden tesis etmek için bir takım sorunlar var. Bunlar kimlik farklılıklarından kaynaklanan Kürt kimliğinin varlığının tanınmasıyla ilgili bir meseleden kaynaklanan bir problemlerdir. Başka sorunlarımız da var. Mesela alevi meselesi de var. Burada da din ve vicdan hürriyetiyle ilgili problem var. Farklı toplumsal sorunlar var. Bütün bu meseleleri düşündüğümüzde aslında topyekun yeni bir anayasaya ihtiyacımız var.”

Kürt realitesinin anayasa değişikliği olmadan tanınamayacağını ifade eden Köker, “Türkiye’nin bütün demokratikleşme sorunlarının çözümü için merkezi vesayetin yerel yönetimler üzerinden kaldırılması lazım” dedi. Anayasanın halk tarafından yapılması gerektiğinin altını çizen Köker, “Değişikliği bu meclis yapabilir mi? Eğer bu meclis siyasi görüş bağlantılarından kurtulursa olur” diye kaydetti.

‘SORUNLARIN KAYNAĞI ULUS-DEVLET YAPISIDIR’

DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk ‘Ayrımcılık ve Merkeziyetçiliğe Karşı Çoğulculukta Buluşma’ başlığı altında düşüncelerini dile getirdi. Mustafa Kemal’in Kürtlere muhtariyet tanınmasını istediğini anımsatan Tuğluk, “Doksan yıl sonra kendilerini Kemalist olarak tanımlayanlar Kürtlerle nasıl bir ilişki kuracaklarına henüz bir karar vermiş değiller” dedi.

Kürt meselesinde dahil olmak üzere tüm sorunların çözümünün ve gelip dayanacağı noktanın demokratik ve sivil bir anayasadan geçtiğini vurgulayan Tuğluk, “Eşitlikçi, çoğulcu ve katılımcı ilişki ve yönetim biçimini esas alan bir anayasadan bahsediyorum” diye konuştu. Sivil anayasanın sadece Kürtlerin talebi olmadığını belirten Tuğluk şunları söyledi:

“Zannediyorum tüm bu kesimlerin konsensüs sağladığı temel konunu bu olduğunu söyleyebilirim. Ama CHP bunun dışında. Sorunların ana kaynağı ulus devlet yapısıdır. Daha çok toplum ilkesini benimseyerek ulaşabiliriz çözüme. Demokrasiyi esas alarak daha az devlet fikrini belirtiyorum. Bu büyük merkezi hantal devleti bütün sorunları ile birlikte bir de bir ulusa, Türk ulusuna ait kılarsanız, ulusu da tek etnik kimlik üzerinden tanımlarsanız işte o zaman ötekileştirme, ayrımcılık ve hatta faşizm gibi sorunlarla boğuşur hale gelirsiniz. Sorunlarımızın başladığı yer burasıdır. Kürt meselesi buradan başladı ve bunun aşılmasıyla çözümlenebilir.”

Ulus devlet modelinin artık bir nostalji haline geldiğini ifade eden Tuğluk, artık modern devletin ulus devletle tanımlanmadığını söyledi. Modern devletin ulus devletle artık tanımlanmadığına işaret eden Tuğluk, “Bu demokratik devlettir, kültürel tekçiliği reddeden ötekileştirmeyen daha iyi hizmet için yetkilerini yerellere devreden eşit özgürlükçü kolektif yapılanmalar bu tanıma giriyor. Bu model sadece anayasa değişikliğiyle uygulanacak bir model değil” dedi.

‘İDARİ YAPININ DÜZENLENMESİNİ İSTİYORUZ’

Diyarbakır’da yapılan çalıştaya ortaya çıkan temel ilkeleri kamuoyuna sunduklarını anımsatan Tuğluk, şöyle devam etti:

“Tartışılabilir bir modeldir. Ama bu projemiz nedense Türkiye’de bölünme fobisiyle karşı karşıya kaldı. Bunu biraz da tuhaf karşılıyoruz. Ülke bütünlüğü içerisinde idari yapının düzenlenmesini istiyoruz hepsi bu kadar. Bu proje halka yakınlığı ifade ediyor. Demokratik özerlik projemizi tartışılmak üzere gündeme sunduk. Kısa sürede bu sisteme geçileceğini de ummuyoruz. Anacak bunu model olarak reddetmek Kürtlere özgürlük alanını kabul etmemek anlamına gelmemelidir. Bazı kesimler bunu kabul etmeyebilirler o zaman bunun karşıtı olan alternatif modeller topluma sunulmalı ve bunlar tartışmaya açılmalı.’'

Anayasa’nın Diyarbakır’daki çalıştaydaki ilkeler çerçevesinde değiştirilmemesi durumunda bu sorunda bir adım ilerlenemeyeceğini ve AKP’nin bunun altında kalacağını vurgulayan Tuğluk, AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurahman Kurt’a, “Sorun şudur Kürtlerin özgünlükleriyle özgürlükleriyle yani aynileştirmeden ayrıma tabi tutulmadan kabul edecekler mi” sorusunu sordu.

‘YENİ BİR BAŞLANGIÇA İHTİYAÇ VAR’

‘Anayasa Yapımında Evrensel Tecrübe Bilgi Paylaşımı ve Dayanışma’ başlığında sunum yapan Prof. Dr. Mithat Sancar da, çağdaş Anayasaların büyük bir kısmının yeni bir başlangıç ihtiyacıyla ortaya çıktığına işaret ederek, şöyle konuştu:

“Yeni anayasa başka dürtülerle de yapılabilir. Türkiye’de yukarıdan giydirilmek istenen bir çerçeve idi. Esas çerçevede yenilik dinamiklerini kontrol altında tutmaktı. 82 anayasası her tarafından çökmüştür. Yapıldığı şartlara göre normatif gücünü yitirmiş haldedir. Yine kontrol kurumları veya halk iradesinin yönetimde belirleyici olması konusu yani askeri vesayet meselesi çökmüştür. Şimdi Türkiye’de yeni bir başlangıç ihtiyacı bu çökenlerin yerine halkoyunun üstünlüğü ilkesini çok kültürlülük ilkesini ve merkezden yönetim yerine çeşitli özerklik yöntemleri tartışılıyor. Bu anayasa ile hiçbir şey olmaz sözü herkese bahenedir. Bunu söyleyenler, değişik yapmak istemeyenlerdir. Bu anayasaya rağmen bazı şeyler yapılabilir.”

Yeni anayasanın temel ilkelerinin hiç kimseyi tek başına tatmin etmeyecek bir belge olması gerektiğini ifade eden Sancar, ‘Seçim kanununu, siyasi partiler kanununu tam anlamıyla demokratikleştirilecek. Değişiklikten sonra baraj tanımadan tam bir nispi temsile dayalı seçim sistemiyle toplumun her eğilimin yansıyacağı mecliste anayasa gündeme getirilmeli” dedi.

AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt ise ‘Demokratik Anayasa İçin Siyasal Uzlaşma İmkanları’ başlıklı sunumda bulundu. Anayasa değişikliğini Türkiye’nin önüne uluslararası maddelerin getirdiğini söyledi. Kurt şöyle konuştu: “Bunla ilgili bir inceleme yaptığımızda Türkiye’nin anayasasını değiştirmesi gerektiği açık. Uluslar arası ilişkiler önümüzde önemli bir sürecin bulunduğunu göstermektedir.”.

Vatandaşlık kavramının sorunların temelinde başat bir rol oynadığını ifade eden Kurt, artık vatandaşlık vazifelerinden çok haklarla ilgili vatandaşlık gerçeğinin görülmesi gerektiğini kaydetti. Kurt, bunun gerçekleşmesi oranında Türkiye’nin demokratikleştiğini savundu.

Lice'de havan topu sonucu yaşamını yitiren Küçük Ceylan'ın kimler tarafından öldürüldüğünün önemli olmadığını savunan Kurt, önemli olanının yakalanıp yargılanması olduğunu söyledi. Bu sözler üzerine konferansa izleyici olarak katılan DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, araya girerek, bu olayı yapanın önemli olduğunu belirtti.

Kurt’un konuşmasının ardından yapılan soru cevap bölümünün ardından birinci oturum sona erdi.

ANF

Göregenli: Kürtler daha demokrat

ANKARA - Sivil ve Demokratik Anayasa Konferansı’nın ikinci oturumunun sonunda söz alarak konuşan Prof. Dr. Melek Göregenli ‘’Kürtler Kürt oldukları için daha demokrat değiller. Uzun yıllardır dünyayı değiştirmeye çalıştıkları için daha demokratlar’’ dedi. Yazar Adalet Ağaoğlu ise, TSK bütçesinin ayrıntısıyla açıklanması için neden TBMM’ye soru önergesi verilmediğini sordu.

Konferansın ikinci oturumu öğleden sonra ‘Özgürlükçü Bir Anayasaya Doğru’ ana başlığı altında yapıldı. Oturum başkanlığını yapan Prof. Dr. Fatma Berktay, “İl önce belki de çuvaldızı kendi tarafımıza, kendi ideolojimize batırmak en azından dengeli bir tutum almak gerekir” dedi.

Oturumda ilk sözü alan Doç. Dr. Bilal Sambur ‘Otoriter Laiklikten Özgürlükçü Laikliğe’ konusunda sunumda bulundu. Türkiye laiksizminin demokrasiyi cumhuriyetten ayırdığını ifade eden Sambur, “Türkiye’deki laiklik mehdivari bir proje olarak düşünülmektedir. Laiklik bir kurtuluş projesi değildir. Laikliğin erdemi farklılıkları barış hukuk özgürlük ve çoğulculuk içinde bir arada yaşamasına imkan vermesidir. Laisizm maneviyat ve din alanında tek ve son sözü söylemeyi devlete verirken din ve çoğulculuğa dayalı laiklik ise bırakalım herkes kendisi yapsın demektedir” diye konuştu.

KÜRTLER DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞTIKLARI İÇİN DEMOKRAT

‘Askeri Vesayet’ konulu sunumda bulunan Prof. Dr. Melek Göregenli isen nasıl bir anayasa ihtiyaç olduğu kadar, neden bir anayasa yapmaya güçlü bir şekilde kalkışılmadığının nedenlerinin çok önemli olduğunu söyledi. Kürtlerle Türklerin bu coğrafyada cumhuriyetten önce de birlikte yaşadıklarını ifade eden Göregenli, “Yüz yıllardır birlikte yaşıyoruz. ‘O yüzden birbirimizi öldürmemeliyize iki kanıt gösteriliyor. Bunlardan biri Çanakkale de birlikte savaştık, ikincisi ise kız alıp verme. Bu inanılır bir şey değil. Biri militarizm, biri cinsiyetçiliktir” diye konuştu.

Yaptıkları bir araştırmada insanların kendilerini tanımlarken çok azının Türkiye vatandaşı olarak tanımladığını belirten Göregenli, şunları kaydetti:

“Kürtler adalet ve özgürlük için verdikleri mücadele sonucunda sadece bir takım hakları elde etmediler. En az otoriter olanlar birinci derecede güneydoğuda yaşayan Kürtler, ikinci sırada büyük şehirlerde yaşayan Kürtler ve üçüncü sırada ise Türkler yer alıyor. Yani Kürtler Kürt oldukları için daha demokrat değiller. Uzun yıllardır dünyayı değiştirmeye çalıştıkları için daha demokratlar.”

‘MEKTUPLAŞMAYA RAĞMEN SORUNU ÇÖZMELİYİZ’

Hukukçu Ergin Cinmen de yaptığı sunumda, Başbakan Erdoğan’la CHP Genel Başkanı Deniz Baykal arasındaki mektup diyalogunun ilginçliğine dikkat çekti. Meclis altında yan yana olan iki siyasinin karşılıklı konuşmayarak, mektuplaştıklarına işaret eden Cinmen, şöyle devam etti:

“Türkiye’nin birinci sorunu Kürt sorunudur. Artık bu sorun bitmelidir. DTP’ye son derece önemli görevler düşüyor. Muhalefetten CHP’den beklentim kalmadı. Başka hiçbir çaremiz yok. Bu sorunu mutlaka çözmek mecburiyetindeyiz. Bu mektuplaşmaya rağmen.”

AĞAOĞLU’NDAN SORU ÖNERGESİ

Sunumların sonunda söz alan yazar Adalet Ağaoğlu çok sayıda darbeye şahit olduğunu belirterek, 82 anayasasını kabul etmeyen insanlardan biri olduğu için bu konferansa katıldığını belirtti. 82 anayasasına yüzde 95.5’lik bir kesimin evet dediğini hatırlatan Ağaoğlu, “Ben evet demedim. Onun sorumluluğuyla buradayız ve sivil ve demokratik bir anayasa istiyorum. Anayasanın restore edilecek hali kalmadı. Kendi kendini yırtmış bulunuyor. Sivil darbe demek Meclis zihniyetini değiştirmek demek bu da toplumun zihniyetini değiştirmek demek.”

Neden halen TBMM’ye TSK bütçesinin ayrıntılarıyla incelenmesi için soru önergesi verilmediğini soran Ağaoğlu, “Neden bir kuruşuna kadar sorguya çekilsin diye bir öneri verilmiyor. Bu öneriyi Meclise gönderiyorum” dedi.

ANF

Çalışlar: Öcalan ve PKK önemli faktörler

ANKARA - Sivil ve Demokratik Anayasa Konferansı’nın üçüncü oturumunda konuşan gazeteci yazar Oral Çalışlar, “Abdullah Öcalan ve PKK muhataptır” ifadesinin bugünün politik ortamı içinde yararlı olmayacağını savundu. Öcalan’ın ve PKK’nin gerçekten bu sorunun çözümünde önemli faktörlerden biri olduğunu ve çözüme katkısının olacağına inandığını da belirten Çalışlar, “Ama bu işin meşru ortamda temsilcisi DTP’dir. Öcalan muhataptır, çıkışının Türk toplumunda ne kadar olumlu sonuçlar doğuracağını ölçmek gerekiyor” dedi.

Sivil ve Demokratik Anayasa Konferansı’nın üçüncü oturumu ‘Demokratik Bir Anayasa İçin Koşulların Oluşturulması ve Güçbirliğinin Önemi’ ana başlığı altında yapıldı.

‘Cinsiyetçi Olmayan Bir Anayasa’ başlıklı sunumda bulunan KA-DER Başkanı Hülya Gülbahar, kadın örgütlerinin yeni bir anayasa yapılması konusunda hemfikir olduğunu belirtti. Anayasadaki kadın-erkek eşitliğinin buharlaştığını söyleyen Gülbahar, “Eşit temsil meselesi kadınların en çok zorlandığı konudur. Erkekler namus meselesini kullanarak kadınları egemenliği altına almaya çalışıyor. Kadınları kendi çıkarlarına göre kullanıyor” dedi.

Devletin kendi işyerlerinde bile kadın erkek eşitliğini gözetecek oranda kadın çalışana yer vermediğine işaret eden Gülbahar, 166 valinin tamamının ve idarecilerin, müdürlerin çoğunun erkek olduğuna dikkat çekti.

‘KATILIM ENGELLENMEMELİ’

Yrd. Doç. Dr. Bekir Berat Özipek yaptığı ‘İnisiyatifi Devletten Topluma Geçirebilmek’ konulu konuşmasında, kalıcı, herkesin kendisinden bir parça bulabileceği anayasa yapmanın yolunun, hiç kimsenin bu sürece katılmasının engellenmemesinden, dışlanmamasından geçtiğini söyledi. Bu konuda sorulacak sorunun ‘birlikte yaşamanın ahlaki temelini nereye koyacağımız’ olduğunu ifade eden Özipek, “Bir arada yaşamanın temelini oluşturmanın temelini oluşturacaksak, bunun en uygun yolu halk temelli bir perspektif oluşturmaktan geçer” diye konuştu.

‘ZALİMLERİMİZE BENZEMEYELİM’

Yazar Hilal Kaplan da ‘Demokratik Bir Anayasanın İnşası İçin Yeni Bir Dil Dayanışma ve Yüzleşme’ konulu konuşmasında, şuanda Meclis’in kullandığı dille çıkarılacak yeni anayasanın pek de memnun etmeyeceğini söyledi. Birlikte yeni bir dilin oluşturulmasıyla, bu dilin üzerinden anayasa metninin oluşturulması ve bunun altına imza atılması gerektiğini ifade eden Kaplan, “Altına imzamızı koyacağımız anayasa, bugüne kadar imzamızı gasp edenlerin yaptığı gibi değil, topluma dikta etmeyen bir anayasa olmak zorunda. Zalimlerimize benzemekten her zaman kaçınmalıyız” dedi.

‘Barış Ortamının Tesisi ve Demokratik Anayasa Sürecinin Planlanması’ konulu sunumda bulunan Yrd. Doç. Dr. Vahap Coşku, “Eğer sivil toplum gerçekten bir anayasa yapma sürecine giriyorsa burada en önemli konu halkın bu sürece katılması, ikincisi ise halkın beklentilerinin bu anayasada nasıl yer alacağı, halkın beklentilerinin nasıl yer alacağıdır” şeklinde konuştu.

‘İKİ TEMEL MESELE VAR’

Gazeteci yazar Oral Çalışlar yaptığı konuşmada demokratik açılım tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin iki temel meselesinin olduğuna işaret eden Çalışlar, bunlardan birinin Kürt sorunu diğerinin ise değişik inançta olan insanların laik Türkiye içinde nasıl bir demokrasi içinde var alabilecekleri olduğunu söyledi.

Kürtlerin ciddi bir şekilde geçmişten farklı olarak kararlı bir kimlik talebi etrafında toplandıklarına işaret eden Çalışlar, şöyle konuştu:

“Kürtler mesela daha çok Türkçe bildikleri halde daha çok Kürtçe konuşuyorlar. Bu aslında yeni bir durumu ifade ediyor. Kürtler kendi kimliklerine sahip çıkmak, demokratik bir talebi kendi hayatlarında uygulamak açısından bir ruh hali içindeler. Bu artık geri döndürülemez bir durumda. Kürtler çok kararlı bir şekilde artık bu kimlik talebinin kavgasını daha üst bir düzeyde ifade ediyorlar. Ben çitayı oldukça yükselttiklerini düşünüyorum.”

‘EN ÇOK DEĞİŞEN ORDU, EN KÖTÜ YARGI’

Ordunun bu süreçte en çok değişen güçler olduğunu ifade eden Çalışlar, ‘Son terörist ölene kadar mücadeleye devam’ ifadelerine karşın ‘Bütün Türk ordusunu Kandil’e yığsak bile bitiremeyiz’ ifadesinin bu değişimi gösterdiğini söyledi. Çalışlar, yargının bu süreçte en kötü olan kurumlardan biri olduğunu dile getirerek, “Her açılım çabasının ardından DTP’ye yönelik tutuklama gösteriyor ki, yargıda büyük bir direnme kararı var” dedi.

‘KARŞILIKLI GÜVENSİZLİK VAR’

Sorunun çözümü konusunda Kürtlerde ve Türklerde karşılıklı güvensizliğin olduğunu ifade eden Çalışlar, şunları kaydetti:

“Türkiye’nin demokratik bir anayasaya kavuşmasının Kürtlerle birlikte Türklerin becermesinin mümkün olduğunu düşünüyorum. Bu konuda ciddi adımlar atılmadan anayasa yapmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu iş çözülmediği zaman bunun çok daha pahalıya mal olacağı görünüyor. Artık Kürtler hakları olmadan bizimle yaşamak istemiyorlar.”

MUHATAPLIK KONUSU

Soru cevap bölümünde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın muhataplık konusuna değinen Çalışlar, ‘Öcalan ve PKK muhataptır’ ifadesinin bugünün politik ortamı içinde yararlı olmayacağını savundu. Öcalan’ın ve PKK’nin gerçekten bu sorunun çözümünde önemli faktörlerden biri olduğunu ve çözüme katkısının olacağına inandığını belirten Çalışlar, “Ama bu işin meşru ortamda temsilcisi DTP’dir. Öcalan muhataptır, çıkışının Türk toplumunda ne kadar olumlu sonuçlar doğuracağını ölçmek gerekiyor. PKK’yi dağa çıkaran Öcalan’dır, onu oradan indirecek olan da Öcalandır ve burada aktif bir rol oynayacaktır. Ama muhataplık konusunun şu ortamda katkıda bulunacağına inanmıyorum” diye kaydetti.

ANF

Hatip Dicle: Bu anayasa ile devletin Kürtlerle çatışması bi

(Yeni Anayasa konferansında yapılan 2. gün konuşmalarının haberleri)

Türk: Birliktelikten yanayız

Anayasa Konferansı’nda konuşan DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, DTP’nin birlikte yaşamı esas almasına rağmen, devletin bölünmez bütünlüğü suçunu işlemekle suçlandığına işaret ederek, “Biz cumhuriyetin demokratikleşmesi için çaba sarfediyoruz. Ortadan kaldırılması için değil” dedi.

Sivil ve Demokratik Anayasa Konferansı’nın ikinci gününde ‘Demokratik Anayasa Girişimlerini Buluşturabilmek: Yöntem ve İçerikte Uzlaşmaya Doğru’ konulu forum yapıldı. Oturum başkanlığını yapan TTB Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy, dünyada demokratikleşme süreçlerinin sol sosyal hareketlerin öncülüğünde olduğuna işaret ederek, “ Orada da çok ciddi bir niyet belirtisi genel olarak yok. O zaman ister istemez toplumda bu ihtiyacı duyan demokratik kamuoyunun harekete geçmesi gerekiyor. Bu çalışmayı bir siyasi irade ortada yokken bu iradeyi toplum iradesi haline getirme çabası, sivil toplumun girişimi olarak tanımlayabiliriz” dedi.

Forumun ilk konuşmasını yapan DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, mevcut anayasanın dar geldiğine işaret ederek, kucaklayıcı olmadığını söyledi. Türkiye’de sorunların çözümü için demokratik bir anayasanın mutlaka gündeme gelmesi, tartışılması ve anti demokratik anayasadan bu toplumun kurtulması gerektiğini vurgulayan Türk, “Ne yazık ki ‘cumhuriyeti biz kurduk’ diyen seçkin ve elit kesimler ulusun yaratılmasından sonra iktidarlarını sürdürmek için adeta korkular yaratarak psikolojik bir savaşı yaratarak, toplumu o statükocu anlayışın yanında tutmaya gayret göstermişlerdir” diye konuştu. Anayasanın 14. maddesine işaret eden Türk, şöyle konuştu:

“Bu psikolojik savaş nedeniyle yargı adeta anayasanın gerisine düşmüş ve düşürülmüştür. Zorla götürülme konusunda mahkeme bir karar çıkarıyor. 14. maddeyi dar yorumlayarak ihlal eden bir suç olarak değerlendirerek, Türkiye gündemine milletvekillerinin düşüncelerinden dolayı yargılanmasını talep ediyor. DTP birlikte yaşamı esas almasına rağmen bugün devletin bölünmez bütünlüğü suçunu işlediği düşünülerek mahkemeye çağrılıyoruz. Biz cumhuriyetin demokratikleşmesi için çaba sarfediyoruz. Ortadan kaldırılması için değil.”

Yargıtay Genel Kurulu’nun ‘polise taş atan çocuklarla’ ilgili ‘taş atan çocuklara ateş etmek ve öldürmek meşru müdafaadır’ kararını hatırlatan Türk, “Tabi ki meşru müdafaa olamaz. Çünkü taşla silah orantılı değildir. Gerekçe çok önemli, ‘bölgenin özel şartlarından dolayı’ diyor. Mevcut anayasaya aykırı bir karardır bu. Yasalardaki herkes eşittir söylemine ter düşen bir karardır” dedi.

DTP olarak, ‘Değişmez madde diye bir şey olmamalı’ dediklerini belirten Türk, “Devletin bütünlüğüne karşı saygılıyız, bayrağıyla hiç kimsenin DTP’nin ve halkımızın bir sorunu yok” diye kaydetti.

Anayasa’nın 142. ve 66. maddelerinin değişmesiyle bir iyileşmenin olmayacağını da ifade eden Türk, şöyle devam etti:

“Üçüncü maddeye baktığınızda ‘devletin dili Türkçedir’ diyor. 142’yi değiştirdiğinizde üçüncü madde kaldığı sürece bir anlamı yok. Ama devletin dili dediğinizde olmuyor. Dünyanın hiçbir yerinde devletin dili olmaz resmi dili olur. Resmi diline de kimsenin itirazı yok.”

Konferansın dünkü oturumunda AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurahman Kurt’un ‘açılım sürecinde DTP telaş içindedir’ sözüne de cevap veren Türk, şunları söyledi:

“Kesinlikler en ufak bir adımı sonuna kadar destekleriz. Desteklemek zorundayız. Çünkü açılım, demokrasi isteyen bir partiyiz. Açılım farklı silahların susmasını istemek farklı bir şey. Silahların susmasını istiyorsunuz, DTP PKK değil ki. Silahların susması için mutlaka ikna etmeliyiz. Anahtarın nerede olduğunu bizden daha iyi biliyorsunuz. Ama DTP’yi burada mahkum ederek çözümsüzlüğün nedenini göstererek, bir siyasetin yapılması etik değildir. Sorunların kaynağını DTP’ye yüklemek doğru değil. AKP çıkıyor, Kürtlerin yüzde 50 oyunu aldım diyor. O zaman siz taahhüt edin silahları susturacağız diyin, biz sizi destekleyelim.”

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Demircan da, düzenlemelerle bu anayasada bir yere gelinmiş olsa bile Türkiye’de anayasa yapma hakkına sahip olanların bir anayasa yaparak anayasayı değiştirmeleri gerektiğini söyledi. 72 milyonun tamamının kendi temsilcileriyle bu anayasayı yapması gerektiğini ifade eden Demircan, “Haklar tanınmalı, özgürlükler teminat altına almalı. Anayasa devleti değil milleti korumalı. Çoğulcu olmalı. Mevcut anayasanın ruhunda ayrılıkçılık var” dedi.

SHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Çakır da, yeni anayasanın toplumsal mutabakatla hazırlanması gerektiğini ifade etti. Yeni anayasanın etnisiteden kurtulması gerektiğini dile getiren Çakır, “Bu bağlamda demokratik ve sivil anayasanın Kürtlerin de kolektif haklarını güvence altına almasını diğer etnisitelerin Kürt etnisetesi ile aynı haklara sahip olması gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu.

ÖDP Genel Başkanı Alper Taş ise yeni anayasa tartışmalarında eşitlik ve özgürlük taleplerinin birbirini tamamlaması gerektiğini söyledi. Yeşiller partisi Eşsözcüsü Bilge Contepe, yeni anayasanın halkın isteği ve katılımı doğrultusunda mecliste oluşturulacak halk meclisiyle referandumlarla hazırlanması gerektiğini söyledi.

ANF

Hatip Dicle: Bu anayasa ile devletin Kürtlerle çatışması bitmez

Demokratik Anayasa Konferansı’na katılan çok sayıda siyasi parti temsilcisi, yeni demokratik anayasanın halk tarafından hazırlanması gerektiğini ifade etti. Forumda konuşan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Temsilcisi Hatip Dicle de mevcut anayasa yürürlükte olduğu sürece devletin Kürtlerle çatışmasının ve sorununun bitmeyeceğini vurguladı.

Sivil ve Demokratik Anayasa Konferansı’nın siyasetçilerin katılımıyla gerçekleşen forumunda konuşan EMEP Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan, yeni anayasada ifade ve düşünce özgürlüklerinin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini ifade ederek, bazı önerilerde bulundu. Zorunlu din dersinin kaldırılması, anadilde eğitimin bir hak olarak anayasada yer alması gibi önerilerde bulunan Gürkan, “Milletvekili sayısı 400’e düşürülmeli. Cumhurbaşkanının yetkileri daraltılmalı. YÖK kaldırılmalıdır. Yüksek yargı üyeleri yargı mensupları tarafından seçilmeli. Milli Güvenlik Kurulu kaldırılmalı. Sıkıyönetim ve olağanüstü hal uygulamaları anayasadan çıkarılmalı. Valiler seçimle gelmeli, memurlara TİS hakkı verilmeli. 54. maddedeki lokavt hakkı kaldırılmalıdır. Özel okulların ve dershanelerin kaldırılması için olanak tanınmalıdır. Sağlık parasız ve eşit olmalı. Kürt sorununun çözümü için gerekli anayasal değişiklikler çok acil yapılmalıdır” dedi.

KÜRTLERİN TEMEL İLKELERİ

Demokratik Toplum Kongresi Temsilcisi Hatip Dicle de konuşmasında Diyarbakır’da yapılan Kürt Meselesinde Anayasal Öncelikler Çalıştayı’nda anayasaya ilişkin ortaya çıkan temel ilkeleri sıraladı. Çalıştayı sürecin hassasiyetini dikkate alarak gerçekleştirdiklerini belirten Dicle, Kürtlerin 1921 anayasasının ruhuyla, hiçbir etnik kimliğin vurgulanmadığı demokratik sivil bir anayasa talep ettiğini belirtti. Kürtlerin, bugünkü anayasayı haklarını inkar eden bir anayasa olduğu için meşru kabul etmediğini de dile getiren Dicle, “Bu anayasa yürürlükte olduğu sürece devletin Kürtlerle çatışması veya sorunu bitmeyecektir. Önerilerimiz de üniter devlet yapısı içinde şekillendirilebilen, üniter devlet yapısını zorlamayan önerilerdir. Bu nedenle dikkate alınmasını umuyoruz. DTK Anayasa Komisyonu ve bütün bileşenleri yeri bir anayasanın yapımında üzerine düşen bütün görevleri ve sorumlulukları yerine getirecektir” diye kaydetti.

Dicle’nin konuşmasının ardından konferansa öğlen arası verildi. Öğleden sonraki bölümde ise sivil toplum örgütü ve sendika temsilcilerinin katılımıyla bir forum düzenlenecek.

ANF