Ulus devlet ve Kürt sorunu/ Umut Beyaz- Antep H Tipi Cezaevi

Kapitalist uygarlığın en güzide devlet modeli hiç şüphesiz ulus devlettir. Adından da anlaşılacağı üzere ulusu devletleştirmesidir. Tarihin arketip Sümerlerin, toplumu devletleştirirken, kapitalist uygarlığın kötü bir taklitçi olarak ulusu devletleştirmesi bu sosyolojik tarihsellik üzeri vücut bulmuştur. Tek kültür, tek devlet, tek dil, tek ekonomi, tek tek tek... Tamamen iktidarist bir zihniyetin dışa vurumudur.

Ulus devletin teorik temellerini atan John Bodin, Greotius, Hobbes, devletin mutlak gerekliliği ile merkezileşmesine vurgu yaparlarken Ortadoğu uygarlığından ve Tevrat'tan esinlendikleri gayet açıktır. Ulus devlet sosyolojik ve tarihsel olarak 'ulus, kabile, bilinç artı din, ortak bilinç artı ortak siyasi otorite artı pazar etrafında gelişen sosyal bir olgu veya ilişkiler toplamıdır. Burada uluslaşmak, ulus toplumu olmakla; ulusun devletleşmesi çok ayrı şeylerdir. Bir devleti temsil eden krallık yıkılsa da o ülkenin ulusu varlığını sürdürür.

Ulusu, ulus devletin siyasetine dönüştürmenin faturası, Frankeştayn'ın Hitler'i olmuştur. Kapitalizmin ideolojik kimliği ulus devlet; 1618-49 otuz yıl savaşları ile milliyetçilik tohumlarını atarken; merkantilizm fizyokratlık gibi ekonomik gelişmeler, ulus pazar, savaşlar nihayetinde Napolyon'la 'yeryüzüne inerek' şaha kalkmıştır. Milliyetçilik artı Din artı Devlet ortaklığı ile ulus devlet, giyotine dönüştürülmüştür. Böylece devletleşme toplumun en ücra köşelerine kadar indirgenmiştir. Tarihte Sümerler, neolitik toplumun primitif sanayi ve endüstri üzerine devleti inşa edip emperyalist taarruzuna geçerken; kapitalizmin 19. yüzyılla sanayi ve endüstriyalizmle emperyalist bir yayılma başlatmıştır. Küresel taarruzla birlikte sömürü talan, yağma işi çığırından çıkarmıştır.

Tarihte her sistem, kendi iktidarını topluma dayatırken karşısında farklı kültürlerin direnişini görmüştür. Ulus devlet de kendi sistemini inşa ederken, iktidar için her yolu mubah görüp, Avrupa'daki toplumlarda yaptıkları devrimlerle karşı koymuşlardır. Köylü ayaklanmalarından, İtalyan, Paris, komün ve seksiyonları, 1848 devrimleri, farklı alternatif arayışlarıdır. Murray Boockhin ulus devlete alternatif olarak demokratik konfederalizmin Avrupa'da nasıl kanlı bir şekilde bastırıldığını dile getirmektedir. 1989 da reel sosyalizmin dağılışıyla dünya sitemsel olarak kaosa sürüklenirken, özünde kapitalizmin krizidir de. Ulus devlet aşılırken bugün de farklı demokratik seçeneklerin, alternatif olarak kendilerini dayattıklarına tanık olmaktadır.

Aristo'nun cumhuriyet formülasyonundan ortaçağ cumhuriyetlerine ve günümüze gelene kadar demokrasi ile tam anlamıyla buluşabilmiş bir cumhuriyet henüz söz konusu değildir. Cumhuriyet adından da anlaşılacağı üzere halkın demokratik yönetimidir. Laik egemenler kendi iktidarı için bu zihniyeti ters yüz etmişlerdir. Böylece cumhuriyet raşitizm hastalığına tutulmuştur. İktidar bunu bin bir maskeyle gerçekleştirmiştir.

Yapısı ve zihniyeti itibariyle cumhuriyet, toplumla oldukça dengeli bir ilişki ağına sahiptir. Uzlaşmalara, ittifaklara yatkın bir özelliğe sahiptir. Lakin ulus devlet siyaseti oldukça dogmatik merkezi yapısı ile despotik olabildiği gibi iktidarı kimseyle paylaşmak istemez. Cumhuriyet ise demokrasi ile bütünleştiğinde paylaşımcı, eşitlikçi, farklılıkları bölünme parçalanma yerine birleşme, kardeşleşme esprisi ile ele alır. Demokratik cumhuriyette özgür yurttaşlık, ifade özgürlüğü, katılım, hoşgörü var iken ulus devlette tersidir.

Türkiye, cumhuriyet modelini siyasi olarak Fransa'dan, kültür olarak Almanya'dan aldığı için, sürekli darbeler ve faşizm ile toplumun üzerinde, Demokles'in kılıcı gibi iktidarını sallandırmıştır. Cumhuriyet, Atatürk'ün altı okundan biri olan halkçılıkla, ittihat ve terakkiciler yüzünden 1924'ten sonra hiçbir zaman buluşamadı. Halka rağmen cumhuriyet oldu. Buna Bonapartist yönetim zihniyeti ve siyaseti demek de mümkündür. 1960'lar sonrası -öncesi de var- otoriter, otokratik ve günümüze doğru da oligarşik cumhuriyete kaymıştır.

80 yıllık Kürt sorununda kangren haline dönüşen çatışma ve çözümsüzlük siyasetinin saiki ulus devletten kaynaklıdır. Monolitik yapısı ile Anadolu kültürlerinin birleştirici rol oynaması gerekirken, çatıştıran, eriten, dışlayan bir zihniyetle farklılıklar ink‰r edilmiştir. Dolayısıyla, mevcut haliyle ulus devlet sorun çözücü değil sorun üreten bir sistemdir. Bundan hareketle Türkiye'de, tekrar çok, değişim az olmaktadır. Ulus devletin dini, milliyetçiliği, seksi, sporu, sanatı, medyayı toplumsal yarar üzerine ırkçılık temelinde ele alması sorunların çözümüne katkı sunmamaktadır. Kürtlerin cumhuriyetle sorunu olmakla birlikte, cumhuriyeti demokratikleştirebilmek için, ellerinden geleni yapmışlardır. Sorunun çözüm formülasyonu, ulus devlet ile demokrasinin uzlaşmasıdır. Bu formül, Kürt sorununun da çözüm anahtarıdır.

Türkiye'de, Kürt sorununun çözümünde barış meclisinin önemli rolü olmakla birlikte, toplum ayağı eksik kalmaktadır. DTP ise üzerindeki siyasi baskı, daraltma, tutuklama, üstüne üstelik devlet ve kimi yazar ve siyasetçilerin DTP'yi 'şahin kanat-güvercin kanat' gibi baskılayıcı ve suni yöntemleri çözüme hizmet etmemektedir. Ne laikçiler ne de İslamcılar Kürt sorununu çözecek kapasiteye sahiptirler. Liberaller ise soruna farklı bakış açıları olmakla birlikte, bireysel kültürel haklar istediklerinden dolayı soruna ciddi bir katkıları olmamaktadır. Sol hareketler ise demokratik birlikteliklerini sağlayamadıklarından ötürü Kürt sorununda rol üstlenememektedirler. Herkesin ortak sorunları, ortak gündemleri, demokrasi paydası tarafında çözüme kavuşturulabilinir. Çatı partisi bu yolda önemli rol göstericidir. Cumhuriyetin demokratikleşmesi halinde ulus devletin kendini demokratikleştireceği açıktır.

Demokratikleşme özsel yaşandığı zaman milliyetçi, çatışmacı kültürden uzaklaştırarak daha fazla demokrasinin h‰kim olduğu demokratik, özgür bir topluma doğru evrimle olabilir. Üniter yapı içinde demokratik özerklik yaşamsallaştığı oranda, Kürt sorununun çözülecek ve Türkiye Kürt sorununun çözerek güçlü demokrasi, güçlü Türkiye yönünde demokratik, özgür akılla buluşabilecektir. O nedenle ulus-devletin dogmatik, tutucu zihniyetinden ivedilikle uzaklaşarak buluşmak kaçınılmazdır. Sonuç yerine; ulus devletin demokratikleşmesi zorunlu hale gelmiştir. Cumhuriyet halka rağmen askeri vesayetle demokratikleşemez. Cumhuriyet Kürtlerle barışarak hak hukuklarını tanıyarak demokratikleşebilir. Cumhuriyetin, oligarşi zihniyetinden arındırılarak, yerine demokrasi, özgürlük, eşitlik, insan hakları vb yerleştirmekle, ulus devleti demokratikleştirmek olasıdır.

Umut BEYAZ*
* Antep H Tipi Cezaevi

Bu Yazı Günlük Gazetesinden alınmıştır...