Düşünmek konuşmak yasak
'Hiçbir ordu zamanı gelmiş bir düşünceye karşı koyamaz '
Victor Hugo
Bugün Türkiye'de demokrasinin temel koşulu olan düşünce ve anlatım özgürlüğünün demokrasiye uygun bir tarzda düzenlenmeyişi sonucunda; kitap, gazete ve dergi yasaklamalar ve kapatmalar, aydın, yazar ve sanatçılara kesilen mahkumiyet kararları gündemden eksik olmuyor.
Evet bu rezalete bir yenisi eklendi.
Demokratik açılımdan sözedildiği ve en son Başbakanın 'düşünceleri nedeniyle hiç kimse yargılanmamalı' açıklamasının yapıldığı bugünlerde, Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesi, 2006 yılında 6'ıncısı düzenlenen Kültür ve Sanat Festivali kapsamında yaptıkları konuşma nedeniyle Av. Eren Keskin, Yazar Edip Polat ve sanatçı Murat Batgi'ye birer yıl hapis cezası verdiDavaya konu konuşmaların Kürt-Pen örgütü tarafından Av. Eren Keskin'e verilen 'Düşünce Özgürlüğü Ödül Töreni'nde yapılmış olması da işin kara-mizah yönü...
Düşüncenin açıklanması özgürlüğü önündeki yasal-siyasal uygulama ve engellerin boyutları (verilen tüm demokratikleşme sözlerine rağmen) her geçen gün büyümüş, pek çok aydın, yazar ve sanatçı, ilgili yasaların uygulanması sonucu cezalandırılmıştır.
***
Düşünce özgürlüğü kişinin hiç bir engele maruz kalmadan bilgi edinmesi, edindiği bilgiler sonucu bir kanaate varması, ve kendi düşünceleri sebebiyle kınanmaması, düşüncelerini yayabilmesi olarak nitelendirilebilir.Görüldüğü gibi düşünce özgürlüğü, bilgi edinme, kaanat, ve ifade özgürlüklerini içinde de barındırmaktadır.
Önce düşünmesini, düşünülenleri dile getirebilmesini, bunların diyalog edilebilmesini, doğru veya yanlış kabul edilerek karşılıklı neden - sonuç ilişkilerini kurmasını öğrenmemiz gerekiyor.
Eğer düşünce görüşler arası rekabete açıksa, yani bütün görüşler açıkça dile getirilebiliyor ve hiçbir yasağa konu olmuyorsa düşünce özgürdür diyebiliriz.
Düşünce Özgürlüğü, demokrasinin temel ilkesidir. İnsan haklarına ilişkin bütün belgelerde ilk sırada vurgulanmıştır.Hukuk metinleri, devlet biçimlerinin kısıtlamaları, baştaki bu temel ilkeleri kabul ettikten sonra, ancak diye başlayan metinler içermektedir. Ancak, diye başlayan metinlerde, düşünce özgürlüğünün kısıtlanması ve sınırlandırılması, yasaklar, ihlaller, suç ve cezalar yer almaktadır.
Düşündüğünü özgürce söyleyebilme insan olmanın koşullarındandır. Düşünce, etkileyici, dönüştürücü ve değiştirici bir işleve sahiptir. İnsanın davranışlarına ve eylemlerine yansır. Bu durum toplumun gelişmesini, çağdaşlaşmasını istemeyenler için düşünceyi kısıtlamaya yeterli bir sebeptir. Kendi çıkarlarıyla toplumun gelişmesi arasında karşıtlık yaratan bu durumda değişik düşüncelerin yayılmasına karşı durmaları gerekecektir. Bunu açıkça, açık yüreklilikle söyleyemedikleri, ortaya koyamadıkları için, kendilerini değil de devleti, milleti korumaya çalıştıklarını ileri sürer, felaket tellalığı yapar ve düşünce farklılığını düşmanlığa dönüştürürler.
Oysa devleti devlet yapan fonksiyonlarından biri de, siyasi otoritenin kendi görüşünün dışına taşan görüşlerin de seslendirilmesine olanak sağlamaktır. Sorunun özü, düşünce ve anlatım özgürlüğüne dayanır. Düşünceye karşı düşmanlık olmaz, ona yine düşünceyle karşılık verilir.
Düşünce ve anlatım özgürlüğünün ilk aşaması, düşüncenin serbestçe oluşumu ve gelişimi için gerekli ortamın hazırlanmasıdır. Bu konuda tüm demokrasi güçlerinin, yasaların bir baskı aracı olmaması gerektiğini, bu yasaların içeriği itibariyle devleti ve kurumlarını yurttaşlarına karşı tabulaştırarak korumakta olan çağdışı bir düzenleme olduğunu, düşünce ve basın özgürlüğünün tam olarak kullanılmasının önünde önemli birer engel teşkil ettiğini bir kez daha ifade edip işin vahametine dikkat çekmeleri gerekiyor.
Düşünce, etkileyici ve dönüştürücü bir işleve sahiptir. İnsanın davranışlarına ve eylemlerine yansır. Bu durum bile toplumun gelişmesini, çağdaşlaşmasını istemeyen güçler için düşünceyi kısıtlamaya yeterli bir sebep olabiliyor. Kendi çıkarlarıyla toplumun gelişmesi arasında karşıtlık yaratan bu durumda değişik düşüncelerin yayılmasına karşı durmaları gerekecektir. Egemenler bunu açıkça, açık yüreklilikle söyleyemedikleri, ortaya koyamadıkları için, kendilerini değil de devleti korumaya çalıştıklarını ileri sürerler, 'devlet elden gidiyor' diye felaket tellallığı yaparlar. Yasama, yürütme ve yargı erki zaten ellerindedir. Bu sayede istiyorlar ki; gelsin yasaklar,kesilsin cezalar, kısılsın sesler ve sürsün yalan, talan düzeni.
***
Düşünce özgürlüğünü engellemeye çalışanların yaptıkları ilk iş; nesnel nitelikli söz özgürlüğünü ortadan kaldırarak özgür düşüncelerin topluma yansıtılmasını önlemektir.Böylece sadece kendi söylediklerini yargılamaya,sorgulamaya meydan vermeden kabul görmesini sağlamaktır.
Düşünce özgürlüğünün, belli bir bilgi, görüş ya da olgunun serbestçe açıklanması, örgütlenmesi ve yorumlanması anlamına geldiğini kabul ediyorsak; sanatçının ya da yazarın yaratıcılığına ve eleştirisine engel veya sınır koymanın toplumun gelişmesine engel olma anlamına geldiğini,. böyle bir yaklaşım ve mantığın insanın ve toplumun olduğu yerde sayması ve donup kalmasını istemek mantığından kaynaklandığını da bilmemiz gerekiyor.
Aydının, sanatçının ve düşünürün işi, öğrendiklerini, bildiklerini ve inandıklarını topluma sunmaktır. Bu etkinliklerin oluşabilmesi yasaklardan arındırılmış özgür bir ortamla mümkündür.
Bugün gelişmiş batı demokrasileri düşünce suçu diye bir kavram tanımıyorlar. Onlara göre devlet kendini ancak belli eylemlere karşı korur, yazarını, sanatçısını.düşünürünü bu yüzden cezaevine koymaz. Düşünceye karşı düşmanlık olmaz, ona yine düşünceyle karşılık verilir.
Devletin kendi vatandaşlarını farklı düşünce ve görüşlerinden dolayı cezalandırması ne devlete ne de topluma bir yarar getirmeyecektir. Tarih bizlere, temel insan hakları için mücadele eden toplumsal uyanışın çağdışı yasaklarla ve yasalarla bastırılamayacağını defalarca göstermiştir.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
