Kullanıcı Girişi
Özel Menünüz
Köxüz'den Yazılar E-Grubu'na Katıl!
Üye olursanız yazılar adresinize otomatik olarak gelir.
Üye olmak için aşağıdaki boşluğa mail adresinizi yazın "Tıkla ve Katıl" tuşunu tıklayın.
| koxuzden-yazilara katıl |
| Bu grubu ziyaret et |
Sivil anayasa isteyerek açılımı desteklemek

Açılım tartışmalarında nerede durmak gerektiği sorusu, önümüzdeki dönemin siyasal tablosunu da belirleyecektir. Planlanan denklem, açılıma taraftar olanlar ve karşı olanlar biçiminde bir ayrışmadır. Açılıma taraftar olarak kazanmak elbette açılımın birinci dereceden sahibi için söz konusu olacaktır. Açılıma karşı durarak kazanmak da tahmin edeceğiniz siyasal hareketler için mümkün olabilir. İktidar partisi ve MHP'nin denklemin hangi taraflarında yer alacağı kesinleşmiştir. CHP henüz stratejik tercihini yapmamıştır. CHP'nin net bir tercih yapması durumunda ilk genel seçimlerin ve hatta cumhurbaşkanlığı seçiminin dengeleri şekillenmiş demektir.
Kürtlerin seçmenin açılıma karşı bir siyasal tercihten yana olmayacağını şimdiden söyleyebiliriz. Ama hangi ölçekte bir açılıma yöneleceği konusu zaman içinde şekillenecektir. Köklü bir açılım çağrısı üçüncü alternatif olarak gündeme oturmayı başarabilirse bütün hesaplar altüst olabilir. Ancak bu mümkün olmaz ve toplum açılıma taraftar olanlar ve karşı olanlar biçiminde ikiye bölünürse Kürt siyasetinin hareket alanı oldukça daralacaktır. Açılıma karşı çıksa, kendi tabanına bunu anlatmakta zorlanacak ve aleyhinde yapılacak propagandalara kendi elleri ile zemin oluşturmuş olacaktır. Taraftar olsa, adete tabanına iktidar partisini adres göstermiş durumuna sürüklenecektir.
Bu çıkmaza sürüklenmemenin yolu, ne istediğini bir an önce netleştirip, sürekli aynı talebe vurgu yaparak durduğu yeri kamuoyuna bir an önce yansıtmasıdır. Silahsızlandırma çağrılarında DTP'ye biçilmek istenen rol ve DTP yönetiminin bu konuda sergiledikleri tavrın, kendi tabanı dışında anlaşılabilmesi çok kolay gözükmemektedir. Dolayısı ile açılım tartışmalarının bu tarafı farklı dinamikler üzerinden planlanmalı ve yönetilmelidir. DTP tarafından gündemleştirilmesi gereken öncelik ise sivil-demokratik anayasa olmalıdır. Bunun, açılıma destek olanlar ve karşı olanlar denkleminde nereye oturacağına seçmen karar vermelidir. Çıtanın böyle bir yerde tutulması ve çözümün ancak bu şekilde mümkün olabileceğinin ısrarla vurgulanması stratejik bir tercih olarak ifade edilmelidir.
Tek tek açılım paketinde ele alınacak olan mütevazi iyileştirmeler konusuna odaklanmak bu stratejik hedeften uzaklaşmaktır. DTP farklı dillerde özel radyo-TV yayını, üniversitelerde Kürdoloji bölümü, köy isimlerinin iadesi gibi düzenlemeleri tereddütsüz desteklemeli ama bunun asla sorunu çözmeye yetmeyeceğini, önceliklerin yanlış seçildiğini net biçimde ifade etmelidir.
DTP dışında sivil demokratik anayasa talebi ne denli kurumsallaşabilirse Türkiye'nin önü o denli açılacaktır. DTP'nin bunu savunması, bu konuyu sadece DTP'nin savunması anlamına gelmemelidir. Türkiye'de özgürlükçü anayasadan yana olmak ortak paydasında buluşan bir platform ne kadar genişleyebilirse, siyasetin önümüzdeki dönem çekim merkezleri o denli sağlıklı şekillenecektir.
Sorunun sebebini anayasaya indirgeyerek tanımlamak, çözümü de anayasal zeminde aramaktan yana tutum almaktır. Bu talebin, böylesi bir tercihin, sanılanın aksine kimi, ne kadar rahatsız edeceğini bırakın başkaları düşünsün.
-
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun

Ankara’da Anayasa toplantısından
(Murat Belge'nin bu konu hakkında Taraf gazetesinde yazdığı yazıyı aşağıda veriyoruz)
Ankara’da Anayasa toplantısından
Bugünün gazetesinde çıkan yazıda belirttiğim gibi, şimdi Ankara’da, “Yeni Bir Anayasa” veya “Sivil ve Demokratik Anayasa” üstünde konuşmak üzere toplandık, konuşuyoruz.
“Yeni Anayasa’yı ben, Türkiye’nin demokratikleşmesinin olmazsa olmaz koşulu olarak görüyorum. Ama bu, yani belirli niteliklere sahip böyle bir metnin ortaya çıkmasını, sürecin başında değil de sonlarında erişilecek ve belki de hattâ sonuçlandıracak bir menzil gibi düşünüyorum.
Demek istediğim şu: öyle bir metinde yazılı olarak ilkeler, ancak, bir ülkenin yurttaşlarının zihninde köklendiğinde anlamlı ilkeler haline gelir. Yurttaşların benimsemediği anayasal ilkeler, “kâğıt üstünde” kalmaya mahkûmdur. Anayasa, demokratik bir Anayasa, elbette ki gereklidir, ama toplumda karşılık bulamamışsa, yeterli olamaz.
Bugün bu “Yeni Anayasa” konusunu, şüphesiz her şey için, ama özellikle Kürt sorunu bağlamı içinde konuşuyoruz. Tekrarlamaya gerek yok, bu sorunun çözümü için de “Yeni Anayasa” nihaî merci olacaktır. Gelgelelim, bu konu çerçevesinde, tasarlayabildiğimiz en ileri demokratik ilkeleri içeren bir “Yeni Anayasa” yazdığımızda, bu sorunun çevresinde oluşmuş birikimle ilgili bir değişim yaratmamış durumdaysak, o demokratik ilkelerle nereye kadar gidebiliriz? “Hiçbir yere gidemeyiz” demek istemem, çünkü gidilebilir. Ama o birikimin sıradan insan yüreğinde ve vicdanında yarattığı olumsuzluğu, bir kâğıtta yazılı cümlelerle gideremeyiz. Onu gidermeden, birlikte yaşamanın gerektirdiği sıradan insan yüreği ve vicdanında gitgide sönen sıcaklığı yaratmadan, bu sorunu –hiçbir sorunu- çözemeyiz.
Dolayısıyla, “Yeni Anayasa” için çalışalım. Konuşalım ve tartışalım. Mümkün olduğu kadar fazla yurttaşı bu demokratik ilkelerin yanında durmaya ikna etmek için çalışalım, uğraşalım. Ama aynı zamanda, incinmiş, yıkılmış, tahribata uğramış duyguları onarmaya çalışalım.
Böyle bir şey, bir “hükümet işi” değildir. Daha doğrusu, “hükümet” gibi kocaman yapılar, üzerinde bu sürecin oluşacağı zemini yaratabilir ve yaratmalıdır da. Şüphesiz bu konu son derece önemlidir. Ama, “duygu onarımı” diye bir şeyden söz edeceksek, böyle bir eylem mümkünse, bu hükümetin, devletin, bu türden büyük battal yapıların altından kalkabileceği bir iş değildir. Bu tip bir iş, “sivil toplum”un işidir.
Yani, bu tür “işbölümü”nden söz ediyorum. Yapılması gereken iş büyük bir iş, zor bir iş. Onun için herkesin bu süreçte bir pay alması, sorumluluk yüklenmesi ve herkesin yapmayı en iyi bildiği şeyi yaparak katkıda bulunması gerekir.
Bu toplumda yaşayan Kürt yurttaşlarımız derin ve gün geçtikçe derinleşen bir yalnızlığa itildi. Özellikle de son birkaç yıl içinde, Türk milliyetçiliğinin açıktan açığa “Kürt düşmanlığı” yapan kolları seslerini yükseltmeye başladı. Tamam, her ülkede faşistler olabilir, vardır, o bakımdan onların bu düşman söylemine çok fazla aldırış etmeyebiliriz. Bu değil de, “sıradan” dediğimiz, “normal yurttaş” dediğimiz insanların tavırları, yaklaşımları çok önemli. Onun için “biz Kürtlerle birlikte yaşamaya devam etmek istiyoruz, çünkü biz Kürtleri seviyoruz” demeye hazır olan kişilerin, bu duygularını Kürt yurttaşlara doğrudan doğruya iletmesi gerekiyor. Bu sorunun nötr bir “arazi” sorunu olmadığını, bir insan sorunu olduğunu kavrayan ve bunu her yerde savunmaya hazır insanların ortaya çıkması ve bunu anlatan sesi egemen ses haline getirmesi gerekiyor.
Burada, “ahlakî” düzeyde, en önemli öge, içtenlik. Bu birlikteliğin sürdürülmesi, içi boş bir retorik üzerine oturtulamaz. “Kardeşlik” ve “retorik” birarada kolay kolay barınacak şeyler değildir.
Onun için, Kürtleri saran bu izolasyonu, bu izolasyonun gözle görülmez elle tutulmaz duvarlarını yıkmamız gerekiyor. Burada varolan bütün sivil toplum örgütleri, en önemli yükü omuzlayabilir. Her yerde, her durumda “aşağıdan aşağıya” ilkesini savunuyoruz; ama kardeşliğin yukarıdan aşağıya kurulmuşu dünya tarihinde daha görülmedi.
Yani, iş çok –“Yeni Anayasa”yı da unutmaya gelmez bu arada.
Murat Belge
Taraf