Demokrasi hareketinde aydınlar, örgütler ve halk
Halksız hareket olmaz. Hele demokrasi hareketi ise söz konusu edilen, bütün renkleri ile halkın özne olması hedeflenmelidir. Bütün Türkiye'ye hitap edebilecek bir demokrasi hareketinde aydınlar ve örgütlere düşen görevin sağlıklı tanımlanması gerekir. Beklentileri gerçekçi olmayan bir noktada tuttuğunuzda hayal kırıklıkları yaşamayı da göze almanız gerekir.
Kürt hareketi dışında iki ayrı koldan Türkiye siyasetine talip olunduğu gittikçe netleşmektedir. Bu kollardan birisi ÖDP, EMEP, TKP ittifakıdır. Halkevleri'nin de içine çekilmesi ile büyük oranda tamamlanacak olan bu girişim daha sonra bir şekilde Kürt siyaseti ile buluşmayı gündeminde tutmaktadır.
İkinci kanal ise Özgürlükçü Sol, 10 Aralık, SHP buluşmasıdır. Burada da Kürt siyaseti ile bir biçimde bir araya gelineceği varsayılarak değerlendirmeler yapılmaktadır. Kısacası Kürt dinamiğini dışarıda bırakan bir demokrasi ya da emek inisiyatifinin anlamlı olmayacağı kabulü üzerinden hareket edilmektedir. İki girişim de Kürt hareketi ile başta bir yol haritasını birlikte yapmak yerine ilerde buluşmayı tercih etmektedir.
Kısmi farklılıklarına rağmen iki tarafta Türk kamuoyuna, Kürtlerle birlikteliği izah etmenin zorluğu anlayışından hareket etmektedir. Oysa Türkiye demokrasi hareketinin hem ihtiyacı hem de gücü tam da bu kaygının aşılmasına dayanmalıdır. Neden Kürtlerle birlikte bir demokrasi hareketinin planlanması gerektiğini halka anlatamayan bir çalışmanın Türkiye siyasetinde ezber bozacak bir açılım ortaya koyabileceğini sanmıyorum. Halkla ilgili önyargı ve korkulara meydan okuyacak bir özgüven olmadan ne örgütler merkezli ne de aydınlar eksenli bir hareket kitleselleşme olanağı yakalayamaz.
Gelelim hareketin bireyler üzerinden mi, örgütler üzerinden mi inşa edilebileceği tartışmasına. En baştaki vurgumuzun bir kez daha altını çizelim. Aydınlar da, örgütler de halka ulaşmak, halkı sürece katmak için bir anlam ifade ederler. Bu işlevi görme potansiyeli olmayan, aydınlarla da, örgütlerle de yürünecek yol yoktur. Daha açıkçası hem aydınlar üzerinden hareket etmenin kendine göre avantajları ve riskleri vardır, hem de örgütler üzerinden hareket etmenin kendine özgü zorlukları ve olanakları vardır. Burada önemli olan aydınlar mı örgütler mi, tartışması yapmak değil her ikisinin de pozitif yanlarını bir araya getirip, negatif yanlarından korunabilmektir.
Ne yazık ki Türkiye egemen güçleri halk ile aydınlar ve örgütler arasında büyük bir uçurum oluşturulması projesinde oldukça başarılı olmuşlardır. Genel Türk kamuoyunda bu tablonun ortaya çıkmasında aydınlar ve örgütlerin ne kadar payı olduğu başka bir tartışma konusudur. Aydınlara halkın duyduğu güven konusunda da, örgütlerin halkı harekete geçirebilme gücü konusunda da ayakları yere basan planlar yapılmalıdır. Bu kaygıyı, aydınları ya da örgütleri dışlamak, hafife almak gibi yorumlamak hayal dünyasında yaşamakta ısrar etmektir.
Kürt dinamiğinin bir demokrasi hareketi içerisinde kendini ifade edebilmesi, ya da bir demokrasi inisiyatifinin Türkiye siyasetini yeniden dizayn etmesi için bu hesabın çok iyi yapılması gerekir. Bu gerçekçiliğe dikkat çekmeyi, Kürtleri yalnızlaştırma, ya da potansiyel müttefiklerinden uzaklaştırma olarak yorumlamak, tarihi bir vebali üstlenmektir.
Eğer bu dinamikler sanıldığı gibi Türk halkını harekete geçirebilecek dil ve siyaset becerisine sahip olsaydı bugüne kadar bu yönde ciddi bir mesafe alınmış olurdu.
Daha endişe verici olan ise hem aydınların hem de birçok örgütün Kürtlerle birlikte olmak konusunda taşıdığı kaygı, beklenti, güvensizlik ve ikircikli dildir.
Kürtlere sosyalizmi ya da hümanizmi öğretme planlarını bir tarafa bırakıyorum. Güvensizliğe neden olan daha önceki tecrübeleri de bu yazının kapsamını aşan bir tartışma olarak ileriki yazılara havale ediyorum.
İkircikli dil konusunun mutlaka dikkate alınması gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Burada kimseyi incitmek ya da itham etmek niyetinde olmadığımı, hele Kürtlere, aydınlar ya da örgütler konusunda güvensizlik aşılamaya da yeltenmeyeceğimi izah etmeye gerek olmadığını sanıyorum. Örgütler de bireyler de değişir. Bu değişim olgunlaşma biçiminde seyredebileceği gibi klinik vaka olma yolunda da ilerleyebilir. Bunalan, içe kapanan örgütlerin sağlıklı bir ilişki kurması nasıl zorlaşırsa, kendini toplumdan koparmış aydınların kararlı bir siyasal duruş geliştirmesi de o kadar zordur.
Sözü daha fazla uzatmayalım. Aşırı güven, hayal kırıklığına dönüşebileceği gibi, aşırı güvensizlik de içe kapanmaya, özgüven kaybına neden olur. Bütün bunları neden yazdığımı daha sonraki bir yazıda paylaşabilmek umudu ile.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
