Konferans, açılım ve çözüm
Anayasa Konferansı başarıyla sonuçlandı.
Ortaya bir 'kollektif' çıkmış oldu. Çağrıcılarıyla, oturum yöneticileriyle, çağrılı katılımcılarıyla ve Konferansın mutfağında çalışanlarıyla bu 'kollektif', büyük olasılıkla daha da büyüyecek, özellikle Fırat'ın Batısında 'sivil ve demokratik bir anayasa'ya karşı çıkan küçük bir azınlığın, yani askeri vesayet rejiminden ve Kürt sorununda çözümsüzlükten yana olan oligarşik grubun dışındaki bütün güçler arasında özlenen güçbirliğini sağlayacak.
Bilindiği gibi bu Konferanstan önce, Kürt coğrafyasındaki bütün toplumsal-politik, etnik ve kültürel güçler Demokratik Toplum Kongresi'nin saflarında birleşmişlerdi. Hatip Dicle bu güçlerin yeni anayasa ile ilgili görüşlerini Konferansta dile getirdi ve Demokratik Toplum Kongresi'nin bu Konferansta oluşturulacak girişimi destekleyeceğini ilan etti.
Konferansın en önemli özgünlüğü ise bence şuydu: Türkiyeli aydınlar, uzun bir aradan sonra, örneğin İstanbul sokaklarında bombalanan Gündem Gazetesini sattıkları günlerden bu yana, yeniden Kürt demokratik güçleriyle gerçek bir güçbirliği adımını attılar. Geçmişte karşılıklı hatalarla zedelenen bu güçbirliği bu defa başarı vaat ediyor. Konferansın açış konuşmasını Murat Belge'nin yapması, Türkiye'nin en namuslu, en bilgili, en birikimli insanlarının yalnız bir vicdani tercih olarak değil, bir politik angajman olarak harekete geçeceğini gösteriyor.
Konferansa katılan aydınlar, bazı liberal aydınlardan farklı olarak Kürt sorununu Kürtlerle birlikte, Kürtler için çözme yoluna koyuldular. Onlar 'AKP ile birlikte Kürtler için, Kürtlere rağmen' izlenen bu yanlış çizgiden farklı bir çizgiyi bu Konferansla birlikte çizmiş oldular.
Başka yön düzenlemelerinin de işaretleri ortaya çıktı. Örneğin Açılım konusundaki karışıklık, 'sivil ve demokratik Anayasa' hedefinin ortaya konmasıyla birlikte ortadan kaldırılmış oldu. Bunun önemi açık: Aylardır kamuoyu Açılım hakkında akıl almaz bir tartışmaya tanık oluyor.
Tartışanlar neyi tartıştıklarını bilinçli olarak gizliyor. Açılım nedir? Açılım politikası Kürt sorununda eski çizgiyi artık izleyememenin kabulüdür. AKP ve devletin bazı kesimleri eski çizgiden farklı bir çizgi izlemek anlamında yeni bir 'Açılım' yaparken, CHP, MHP ve devletin başka kesimleri de eski çizgide ısrar etmektedirler. Yani bu iki kamp arasındaki tartışma 'çözüm mü, çözümsüzlük mü?' tartışmasıdır.
Bu tartışmada elbette Konfrans, açık bir şekilde 'çözüm'den yana olduğunu göstermiştir. Bu bir başka ifadeyle 'açılım'dan yana olmaktır. Yani Konferans, Kürt sorununda izlenen geleneksel çizgiye karşı çıkmış, yeni bir çizgi ihtiyacını dile getirmiş, Kürt sorununda yeni bir 'açılım'ın şart olduğunu ilan etmiştir.
Ancak tartışmanın bir yanıdır bu. Tartışmanın diğer yanı ise şöyle: 'Çözüm mü, çözümsüzlük mü?' tartışmasında çözümsüzlük yanlılarına karşı çözümde birleşenler, acaba nasıl bir 'çözüm'den söz ediyorlar? İşte Konferans bu soruyu ortaya atmış ve kendi yanıtını da hiç bir karışıklığa yer vermeden ortaya koymuştur: Kürt sorununda çözüm, yeni sivil ve demokratik bir anayasayla sağlanır.
Konferansın bu yanıtı, daha şimdiden, 'açılım'ın nasıl bir 'çözüm'e yöneldiği hakkında Hükümeti konuşmak zorunda bırakmıştır. Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı'nın daha önce 'Açılımın anayasa değişikliğini kapsamadığı' sözlerini tekzip edercesine, partilerinin anayasa değişikliği için yapmış olduğu girişimleri hatırlatmak gerekliliğini duymuştur. Bunun yanı sıra, böyle bir yeni anayasa için var olan zorlukları ise, açılımın anayasa değişikliğini kapsamayışının nedeni olarak sıralamıştır.
Bu durumda Konferansın önünde duran soru şudur: Acaba Konferans Hükümetin 'ileride' sivil ve demokratik bir anayasa yapma vaadini eli kolu bağlı mı bekleyecek, yoksa, Hükümetin bahane olarak sıraladığı zorluklara ve bizzat hükümetin içindeki engellemelere karşı hükümetten bağımsız bir güç olarak sivil ve demokratik bir anayasanın sosyo-politik koşullarını yaratmak için mücadele mi edecek?
AKP'nin açılım politikasına 'sağ'dan muhalefet edenler var. AKP kendi başına bu muhalefete karşı koyamaz. Koyamadığı içindir ki, o, bir yandan Açılım derken, diğer yandan sınır ötesi tezkereyi çıkartıyor, açılımın adını 'Kürt açılımından', 'milli birlik açılımına', 'kürt sorunundan' 'güvenlik sorununa' doğru adım adım değiştiriyor.
AKP'nin açılım politikasına 'demokratik' yönden muhalefet olmadıkça, AKP kendi açılım poltikasını bile başarıya ulaştıramaz. Konferans işte AKP'nin karşısına demokratik bir muhalefet çıkartarak milliyetçi saldırıları geriletme ve açılımı sivil ve demokratik bir anayasa yönünde derinleştirme olanağını yaratıyor.
Konferans hakkında yazmayı sürdüreceğim.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
