Anayasa hareketi ile ilgili daha somut.../Celalettin Can

Geçtiğimiz 10-11 Ekim günleri 'Ankara'da yapılan Sivil ve Demokratik Anayasa Konferansı'na ancak ikinci gün katılabildim. Konuşma süresi beş dakika ile sınırlı olduğundan o zeminde ifade edemediğim görüşlerimi sınırları belli olan bu köşeden özetleyerek aktarmaya çalışacağım.

Anayasa'nın felsefesinin ve ilkelerinin tartışılması çok önemliydi. İktidarın baskısı ve baskıcı politikaları karşısında bireyi ve toplumu koruyan bir felsefenin anayasanın ruhuna içerilmesi temel bir öneme sahip. Anayasaların ortaya çıkış koşulları, tarihi süreci ve küreselleşmenin getirdikleri ve güncel gerçekler bu felsefenin önemini çok daha bir 'olmazsa olmaz' kabilinden yakıcılaştırmıştır. Hele de 12 Eylül'ün devleti, bireye ve topluma karşı korumaya yönelik bir hukuk anlayışı yerleştirme yoluyla toplumsal bünyede yarattığı tahribat, ısrarla ve ısrarla bu noktaya vurgu yapmayı gerekli kılmaktadır. Ülkemizde ne yazık ki son çeyrek yüzyılda hukukun esasen güçsüzü güçlüye, bireyi devlete karşı koruyacak bir mekanizma olması gerekliliği unutturulmuştur. Yeni anayasa yapımı sürecinde demokratik bir hukuk sisteminin temel ilkelerinin ve genel felsefesinin egemen kılınmaması halinde, ülkemizin halen içinde olduğu siyasi istikrarsızlığın kaynağı olan 12 Eylül devletinin ve 12 Eylül zihniyetinin egemenliğini sürdürmesi kaçınılmazdır.

Anayasaların yapılmasında yöntem de çok önemli. İzlenen yöntemle, anayasanın özgürlükçü ruhu ve hukuk devleti esaslarını benimseme düzeyi arasında kopmaz bir ilişki var çünkü.

Yöntem olarak toplumsal katılıma ve tartışmalara açık olması gerekir anayasanın. Tarihi deneyim, toplumsal katılıma ve mutabakata dayanmadan hazırlanan anayasaların sorun ürettiği ve netice olarak kalıcı olamadığını gösteriyor.

Anayasanın her yerde ve her zaman geçerli olan bir metin olarak modernleşme temelinde geleceğe dönük olarak hazırlanması kabul edilmelidir. Sık sık güncelleşen anayasa değişiklikleri, toplumsal süreçlerin kendi mecrasında gelişmesini sekteye uğratır veya demokratik bir sürecin istikrar içinde ilerlemediğine işarettir. İyi değildir bu durum: Anayasayı ve yasaları hafifsemeyi, 'ben yaptım oldu' mantığını getirir. Bu gibi hallerde gelen çoğu kez asker olur.

Yeni anayasa yapımı sürecinde başka ülkelerin anayasa yapımı sürecindeki deneyimlerini incelemeliyiz... Elbette İngiltere, Almanya, Amerika gibi gelişmiş kapitalist ülkelerin anayasal süreçleri incelenmeli, ama bizim için gerekli olan daha çok darbeler ve savaşlar sürecini yaşayan ülkelerdeki 'geçiş dönemi adaleti'nin yasal ve anayasal boyutunun nasıl çalıştığını, güçler ilişkisinin temel aktörlerinin davranış biçimlerini anlamaktır.

Dünüyle bugünüyle Türkiye'nin anayasacılık deneyimini de incelemeliyiz. Süreklilik-kopuş ilişkisi içinde bu sürecin hangi yanlarını reddetmeli, hangi yanlarını geliştirmeli ve güncel anayasal bir çizgide nasıl birleştirmeliyiz, bunun üzerine kafa yormalıyız. Bunu gözetmeyen bir yerden ortaya çıkan bir alternatif anayasa yapımı çok kaba olur, öncesini olumlu ve olumsuz yanlarıyla hiç gözetmeyen ve her şeyi kendimizle başlatan bir tutuma tekabül eder ki bu anlayışta çok sorun taşımaya gebedir. Anayasal süreç olabildiğince geniş kesimleri, hatta mümkünse tüm toplumu iknaya dönük olma durumundadır.

Yeni anayasanın yapımında uluslararası düzeyde, Türkiye tarafından kabul edilmiş tüm sözleşme ve bildirgeleri taramalıyız. Her sözleşme ve bildirgenin konusuna ilişkin temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren maddelerini ayıklamalı ve bu uluslararası maddelere uyarlama yönünde anayasal süreç geliştirmeliyiz. Özellikle: İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi ve Protokolleri (AİHS), Avrupa İşkencenin ve İnsanlık dışı ya da Aşağılayıcı Muamele ya da Cezanın Önlenmesi Sözleşmesi ve Protokolleri, Avrupa Sosyal Şartı, Çocukların Haklarının Kullanılması Sözleşmesi ve Çocuk Hakları Bildirisi, Ulusal Azınlıkların korunması İçin Cenevre Sözleşmesi, Uluslararası Ekonomik, Sosyal Kültürel Haklar Sözleşmesi, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, Ulusal ya da Etnik, Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup kişilerin hakları hakkındaki BM Genel Kurulu'nda kabul edilmiş bildirgenin, yine ayrımcılığın önlenmesi bakımından İLO Sözleşmesi'nin tümü, özellikle kadınların haklarına dair sözleşme başta olmak üzere, uluslararası düzeyde kabul edilmiş tüm sözleşme ve bildirilerin esas alınması. Şu da var ki, uluslararası belgelerde tanımlandığı biçimiyle bu maddelerin ülkeler arasında uzlaşma sağlama adına en az (minimum) standartın ötesine geçemediği gerçektir. 12 Eylül rejiminin üzerimizden bir türlü kalkmayan mirası bu en az standartın bile ülkemiz açısından daha ileri bir nokta olarak görülmesini getirmektedir. Biz gerçekten sivil ve demokratik bir anayasa talep ediyorsak bu en az standart demokratikleşme sürecinde ancak başlangıç noktası olabilir.

Bir anayasa yapımı için yola çıkanların yola çıkarken ilk elde donanmaları gereken noktalara dikkat çekmek istiyordum konuşmamda, yapamadım. Burada kısmen yapmaya çalıştığım bu oldu. 'Bir yola çıkalım kervan yolda düzülür' dar pratikçiliğini bırakalım artık. Bu hem Kürt devrimci hareketinin geldiği noktaya, hem Türkiye'de yıllardır süren anayasa tartışmalarının oluşturduğu entelektüel birikime haksızlık olur. Evet, yıllardır anayasa meselesini tartışıyoruz ve yıllardır anayasal değişim istemini dillendiriyoruz. Bu noktada belli bir düzey yakalanmış durumda. Artık 'nasıl bir anayasa istiyoruz' ve 'bu anayasa nasıl yapılmalıdır?'ın bilgisi ve bilinciyle yola çıkmalıyız. Her konunun disiplini, kavramları, düşünce ve davranış kalıpları vardır. 'Her derde deva' misali Bolşeviklerin deyişiyle Alexsander tipi ajitasyon'la olmayacağını fark edelim ve kabul edelim. Emsal olsun, ikinci günün (birinci gün olmadığımdan yorum yapamayacağım) en etkili konuşması Sayın Hatip Dicle'ye ait idi. Elbette anayasa tekniği açısından problemleri olabilirdi bu çalışmanın, kimi yanları tartışmalı da olabilirdi, ama bu en etkili çalışma olduğu gerçeğini değiştirmez. Neden? Çünkü meze olsun misali bir iki anayasal kavram üzerine söz inşa edilmemişti, Demokratik Toplum Kongresi olarak anayasa ile ilgili somut, gerçekçi, üzerinde düşünülür, tartışılır anayasal bir metin önermişlerdi. Buradan geliyordu etki.

Anayasa Hareketi ile ilgili yazılarımı sürdüreceğim...