Kullanıcı Girişi

CAPTCHA
Aşağıdaki basit hesabın sonucunu yazın. Bu siteye spam (çöp) yollanmasına karşı bir tedbirdir.
8 + 0 =
Solve this simple math problem and enter the result. E.g. for 1+3, enter 4.

Köxüz'den Yazılar E-Grubu'na Katıl!

Üye olursanız yazılar adresinize otomatik olarak gelir.

Üye olmak için aşağıdaki boşluğa mail adresinizi yazın "Tıkla ve Katıl" tuşunu tıklayın. 


Google Groups
koxuzden-yazilara katıl
E-Mail:
Bu grubu ziyaret et

 

Demokratik anayasa tartışmalarında Türk sosyalizmi...

Tayfun Şen kullanıcısının resmi

Mücadele ettiğimiz devlete benziyoruz bazen.
Yaklaşımlarımızla, yöntemlerimizle, anlayışımızla.
Bir zamanlar Kürt sorunu yoktu; doğunun geri kalmışlığı vardı. Oraya yatırım yapılır, işsizlik, yoksulluk ortadan kaldırılırsa, sorun da kalmayacaktı. Devlet böyle yaklaşıyordu soruna.
Görüldü ki, sorun ekonomik geri kalmışlık, işsizlik, yoksulluk vb. üzerinden çözülecek gibi değil. Başlı başına bütün ülkenin siyasal ve toplumsal yapısını derinden etkileyen gelişmelerin alanı tamamen siyasaldı. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı gibi bir siyasal istem üzerinden yükseldi. Reel sosyalizmin etkisinden kendini sıyırmasını bilerek, sorunu demokratik cumhuriyet üzerinden yine siyasal olarak ifade etti.
Türk sosyalizmi ise bu süreç içinde ekonomizme evrildi.
Bazen işçi sınıfı, bazen emekçiler, bazen yoksul halk kavramlarını kullanarak, bu sınıf ve kesimlerin ekonomik taleplerini siyasallaştırma uğraşısı içine girdi.
Kuşkusuz işçilerin ekonomik mücadelesi içinde yer almak sosyalizm için önemlidir, ancak bu taleplerin siyasallaştırılması ve politik eksen haline getirilmesi sosyalizmi ekonomizm batağına sokar.
Türk sosyalizminin durumu da budur.
Bu, sosyalizmi politika açısından kapitalizm koşullarına sokmaktır. Ne kadar keskin küreselleşme, neo liberalizme karşı söylemler geliştirse de, siyasal anlamda sosyal devletin ötesine geçmez.
Sosyal devlet ise, işçi sınıfının mücadelesinin iktidarı ele geçiremediği, sermayenin de kendi egemenliğini ancak sosyal bir devlet ile koruyabileceği toplumsal ve siyasal koşulların ürünüdür.
Sosyalizm, her şeyden önce siyasal iktidarın sermaye sınıfından işçi sınıfına geçişini programlaştırır. Ve tüm siyasal programı, iktidarın işçi sınıfının eline geçmesine hizmet edecek siyasal koşulların savunusu üzerine kurulur.
Türk sosyalizminin liberal ekonomik politikalar karşısında üretebildiği sadece ve sadece sosyal devlet savunusudur. Sosyal devlet de zaten 1929 büyük bunalımına kadar ki liberal uygulamaların iflası üzerine şekillendi. Ve bu bizzat sermayenin politik ve toplumsal egemenliğinin ve kapitalizmin tamamen çökmesinin önüne geçmenin birer aracı olarak işlev gördü.
Türk sosyalizmi, dünya kapitalizminin ekonomik liberal politikalarının çökmesi karşısında sosyal devlet savunusunu politikleştiriyorlar.
Demokratik cumhuriyet, demokratik anayasa savunuları karşısında, bu politik yaklaşım daha net bir durum kazanıyor.
Bu sosyal cumhuriyet ve sosyal anayasa biçiminde somutlanıyor.
İşin ilginç yanı, bu tür bir politikaya evet demeyenleri “liberal politikalardan etkilenenler” olarak nitelemekten de geri durmuyorlar.
Sosyal devlet savunusunun, aynı zamanda ulusalcı bir nitelikle karşımıza çıkması şaşırtıcı da değil. Çoğu kez, sosyal demokrat bir politikayla paralellik gösteriyorlar. Türkiye’de sosyal demokrasi, türk ulusalcılığı altında ifadesini bulur. Tüm demokratik dönüşümleri kuşkuyla karşılar ve asıl sorunun işsizlik ve yoksulluk olduğunun altını çizer. Demokratik dönüşümlerin toplumsal ve siyasal güçleri karşısında dururlar. Dolayısıyla, özgürlük hareketinin talepleri karşısında en sıkı ulusalcıların sosyal demokrasiden çıkması şaşırtıcı olmaz.
Türk sosyalizmi ekonomist politikaları ile bu değirmene su taşımaktadır.
“Bugün solun gerçek bir güç haline gelebilmesi, siyasal arenaya müdahale edebilmesi öncelikle krizin etkilerine karşı geniş kitlelerin kayıplarına ve yaşam özlemlerine değebilen, onları bu doğrultuda harekete geçirebilen sosyal hak mücadelelerini yürütmesine bağlı.” ( İlknur Birol-25 ekim 2009- radikal iki)
Biz ise tersinden söylüyoruz; sol, sosyalistler şimdiye kadar sosyal hak mücadelesini politik eksen haline getirdikleri için birer sendikalistten öteye geçemediler. Siyasal mücadelenin demokrasi ekseninde yürümekte olduğunu ve bunu küçümseyen, es geçen, yerine başka talepleri geçiren bir sosyalizmin başarı şansı yoktur.
Demokrasi mücadelesi konusunda net bir programı olmayan türk sosyalizminin, mücadelesini ekonomik sosyal haklar boyutunda yürüterek gerçekte ulusal sosyal devlet siyasal sınırlılığı içinde kaldığını söylemekteyiz.
Demokrasi mücadelesinde kendisini geliştirmemiş bir işçi sınıfının, bırak başka ezilen sınıf ve kesimlerin taleplerine sahip çıkmayı, kendi sosyal ve ekonomik haklarına bile sahip çıkamayacağını savunuyoruz.
“Kürt” halkının demokratik taleplerine sahip çıkmayan bir işçi sınıfı, kendi ekonomik, sosyal haklarını da yitirir.
Sosyalizm demokratik cumhuriyeti, sermaye sınıfından ekonomik ve sosyal haklar almak için değil, iktidarını da almak için savunur. Birincisi sosyal demokrasidir; ikincisi devrimci demokrasidir.
Çünkü kapitalizm koşullarında gerçekleştirilebilen en ileri demokrasi, işçi sınıfının sermayenin iktidarını alt edebileceği en ileri mevzidir.