Sen devrim yapıyorsun, oy kaygısı da ne?

'Demokratik açılım', eğer doğru temelde ele alınır ve geliştirilebilirse, bunun adı 'devrim'dir. Demokratik Cumhuriyet devrimidir. Cumhuriyet tarihinin en büyük adımı anlamını taşır.
Bugüne kadar öz kazandırılamayan, kabuk olarak var olan ancak taşıdığı anlamdan uzak olan Cumhuriyet'in toplumsal karakteri güçlenir. Daha da önemlisi toplumsal barışın açığa çıkaracağı enerji, büyük patlamalara yol açar. Demokrasi tabana, toplumun yaratıcı güçlerine indikçe, halkın doğrudan temsili gelişmekle kalmaz, kültürel, düşünsel, moral ve ahlaki gelişkinliği de artar.
Akıl, bir daha çıkarılmayacak şekilde gömülen savaş baltalarının yerini alır. Toplumsal barış v e adaleti önemseyen her uygar insanın isteğidir bu... Savaşın yerine barışın geçmesi... Ayrımcılığın, haksızlığın, kayırmanın yerini adaletin alması... Türkiye'nin bölünme kaygısından, savaş ve şiddetten, inkar politikalarından uzak yeni ufuklara yelken açması...
* * *
Ancak öyle görülüyor ki, AKP'nin açılım anlayışı bu değil. Süreci devrimsel algılamıyor çünkü. Doğru geliştirilecek bir açılım sürecinin Türkiye'ye neler kazandıracağının da bilincinde değil... Çünkü kafalarında oy hesapları var...
'Büyük risk aldık. Ama sonuna kadar götürmede kararlıyız.' Dediler evet. Barış gruplarından sonra da 'vazgeçmedik, sadece durum değerlendirmesi yapmak için ara verdik' gibi ifadeler kullandılar. Evet, bunu da dediler... Yani 'kesin kes bu işten vazgeçtik, çark ettik, açılım gündemimizde yok. Kürt sorunu bizim sorunumuz değil' filan demediler, ama durum böyle değil. 'Neden değil' söyleyeceğim. Ancak önce bazı genellemeler yapmakta fayda var.
Birincisi: Savaşların kendine has iklimleri vardır. Bu iklim, çatışmalar, karşılıklı yok etmeler, gergin ilişkiler, karşıtlıklar, birbirlerini bastırmalar, üstünlük sağlamalar üzerinde yürür. Toplumsal psikoloji de bu iklimin özelliklerini taşır. Ancak barışların ya da barış süreçlerinin de kendine has iklimleri vardır. Sağduyulu olmak, empati yapmak, tahammül göstermek, çıkacak sorunları, farklı tepkileri anlayış ve olgunlukla karşılamak bunların başında gelir. Diyalog, yakınlaşma, ortaklaşma, sorunları barış iklimine uygun üslupla ele alma önemli bir yer tutar.
Barış (Çözüm) süreçlerinin en önemli yanı, 'geçiş' özelliğini taşımaları ve bu süreçlerde amacı aşan ya da kısman amacı aşan, bazen kontrol edilmeyen ya da zor edilebilen tepkilerin, kitlesel kabarışların ortaya çıkmasıdır. Böylesi süreçlerde toplumsal ruh halleri sürekli değişir, duygulanımlar artar, bir halden bir başka hale geçebilir. Böylesi süreçler; toplumların fazlasıyla duygusal dışavurumlar yaşadığı süreçlerdir aynı zamanda...
İkincisi: Devrim söz konusuysa, yani tıkanan cumhuriyet tarihine atılım yaptıracak demokratik bir hamle içinde bulunuluyorsa, buna karar verilmişse; karar verenler, vatan, cumhuriyet, demokrasi gibi anlamı ve içeriği büyük kavramlarla düşünür. Dar çıkarları düşünmez. Parti hesabı, oy hesabı yapmaz.
* * *
Bu genellemeleri şunun için yaptım... AKP, büyük, devrimsel düşünmüyor. Bu nedenle de iki önemli hata yapıyor. Birincisi, barış/ çözüm iklimine uygun davranışlardan uzaklaşmak ve giderek çok daha fazla (başta Kürtler), barış yanlılarını bir biçimde karşıya almak ya da söylemleriyle bunu sağlamaktır. İkinci önemli hatası ise; açılım sürecini dar parti kimliğiyle yürütmek... Parti kimliğini, demokratik ulus, demokratik cumhuriyet hedefiyle bütünleştirememek... Oy kaygısıyla hareket etmektir. Yani basit düşünmek... Oysa demokratik devrimi, değişim ve yenilenmeyi, Kürt sorununun demokratik çözümünü amaçlayanlar oy hesabı yapmazlar.
AKP yapıyor. Hem de fazlasıyla yapıyor. Sadece CHP, MHP gibi milliyetçi faşist kesimler yapmıyor, AKP de yapıyor... Süreci soğutmasının altında iki temel olgu var. İlki, açılıma olan toplumsal desteğin, bekledikleri gibi yükselişe geçmeyişi, özellikle CHP'nin milliyetçi oyları da alarak yükselişe geçişidir. Sanırım bu konuda kamuoyu araştırmaları, kimi istatistiki bilgiler de var...
İkincisi ise; Barış Gruplarının gelişiyle yaşanan kitlesel coşkunun AKP'de yarattığı hayal kırıklığı... AKP, bu adımın DTP'ye olan kitlesel desteği azaltarak geriletici bir rol oynayacağını düşünüyordu. Zira 'açılımın' DTP'nin arkasındaki kitle desteğini kırmak gibi bir hedefi vardı. Tersi oldu...
Buna öfkelendiler... Öfkelenmekle de kalmadılar, 'Süreci askıya aldık' dediler... AKP'yi asıl korkutan da bu... Yani oy kaygısı... Kaybetme korkusu... Oysa... Risk alıyoruz diyorsanız, gerçekten de samimiyseniz, sonuçlarına da katlanacaksınız... Partisel değil, toplumsal düşünmenin mantığı, ahlaki ve siyasal karakteri budur. Cesaret, sonuçlarına katlanmasını bilmektir...
Sonuç... Sen tarih, 'devrim' yapıyorsun, oy kaygısı da ne?
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
- Email this page

ÇATIŞARAK BARIŞMA
ziyaMaxmur ve Kandil'den gelen barış gruplarının karşılanışı aslında bizlere bir çok şeyi de anlatı ve de gösterdi. O güne kadar barış istemekle barışın sağlanacağını düşünenlerin ne kadar da yanıldıklarını bir kez daha çıplak gözle görmüş olduk. Coşku ve sevinçleri sadece ve sadece yengi/yenilgi üzerine kuran egemen sistem bir kez daha kendi kalesine gol atmıştır. Yani insanların, toplumun sevinmesi, neşelenmesi için muhakkak bir galibe işaret etmektedir. Toplumsal refleksler tarihin hiç bir aşamasında da böylesi; yengi/yenilgi üzerine kurulu bir toplumsal refleks yaşanmamıştır. Her iki cihan harbinde de toplum caddeleri ve alanları doldurarak ordusunun kazandığı/kaybettiği üzerinden alanları doldurmamış, duygu yoğunluğunu da yengi/yenilgi üzerine kurmamıştır. Alanları dolduranlar-ki toplumun %80-90 nı- biten savaş ve sağlanan barış ortamını selamlamak/kutlamak için bir araya gelir ve duygularını da böyle ifade ederler. Ama egemen sistem için bu hiç bir zaman böyle olmamıştır. Sistem bütün hesaplarını yengi/yenilgi üzerine yaptığı için toplumun bu ifade biçimi kendisine yabacı gelmekte ve kendisini zorlamaktadır. İşte bütün sorunda buradan kaynaklanmaktadır. Yoksa toplumun ifadesinin bir keskinliği yada farklı bir tezahürü de mümkü değildir.
Bu kısa ve öz açıklamadan yola çıkarsak da bundan sonraki süreçi okumakta fazla zorlanmayacağımız kanısındayım. Bu sürece ''çatışarak barışma'' süreci diyorum. Çatışma daha çok yengi/yenilgi üzerine kurulu sistem ile çözüm/barış isteyenlerin arasında geçecektir. Galibi ve mağlubu olmayan bir barış süreci için çatışarak barışmak olası muhtemel bir olgu olacaktır.
Devlet ve onu yönetenler ''çatışarak barışma'' ile ''Demokratikleşme'' yi öğrenmek zorunda kalacaktır.