Kullanıcı Girişi
Özel Menünüz
Köxüz'den Yazılar E-Grubu'na Katıl!
Üye olursanız yazılar adresinize otomatik olarak gelir.
Üye olmak için aşağıdaki boşluğa mail adresinizi yazın "Tıkla ve Katıl" tuşunu tıklayın.
| koxuzden-yazilara katıl |
| Bu grubu ziyaret et |
Mahmur ve DTP'de eşzamanlı tasfiye

Daha sağlıklı yönetilen bir süreçte olması asla düşünülemeyecek söz ve uygulamalara hep birlikte şahit olacağız. Bu yazının başlığında 'tasfiye' kelimesini özellikle tercih ettim. Devletin tasfiyeden kastının yanlış anlaşıldığı yönündeki iyi niyetli yorumu öncelikle ele almak istiyorum. PKK üzerinden dile getirilen tasfiye planının, insanlara değil silahlara ve silahlı mücadele yöntemine yönelik bir hedef içerdiği dile getiriliyor. Eğer gerçek böyle ise yani sorun sadece kelimelerle ilgili ise neden daha özenli ifadelerin seçilmediğini tartışmamız gerekir. Yok eğer söz konusu olan, kaygı duyulduğu gibi imhanın daha yumuşak ve diplomatik bir planlaması ise, bu süreçte en son tasfiye olacak yapı PKK'dir. Bunu sadece PKK'nin özel konumuna dayandırmıyor, örgüt sosyolojisinin en temel gerçeklikleri üzerinden de görmek gerektiğini ifade ediyorum. Zor dönemlerde en kolay kurban edilen kurumlar ara rol yüklenen kurumlardır. İki tarafı da memnun etmesi zor duruşlar, öncelikle vazgeçilebilirliğe neden olmaktadır.
Daha sağlıklı yönetilen diyorum, çünkü akıllıca ve bilgece planlanan bir süreçte gerçekten silahsızlanmayı arzu ediyorsanız sivil toplum ve siyasetin kanallarını güçlendirirsiniz. Silaha, savunma amacı olarak ile bile ihtiyaç bırakmayacak bir güven duygusunun inşasına çabalamak yerine, şüphe uyandıracak girişimlerde bulunmak ya işi hiç algılamamış olmaktan kaynaklanır ya da pazarlıkta elini güçlendirme arayışlarından. Her iki ihtimalin iç içe geçmiş olma ihtimali ise çok daha yüksek gözükmektedir.
Mahmur'dan ülkeye dönüşlerin Türkiye kamuoyunda çok daha kolay içselleştirileceğini düşünüyorsanız içine girdiğiniz sürecin bir anlamı olabilir. Ama burada da asgari beklenti bu niyetin taraflara hissettirileceği bir iletişim kurmaktır. Neredeyse Birleşmiş Milletler yetkilileri ile bile sağlıklı iletişim kurmadan hatta deyim yerinde ise muhatap olmadan onlara bağlı bir kampı boşaltmaya kalkışmak Türkiye'ye özgü bir sorun çözme tarzıdır. Mahmur'da uygulanmak istenen bir plan için Mülteciler Yüksek Komiserliği ile konuşmayı unutan bir siyasal iradenin PKK ile kurabileceği ilişkinin sınırlarını tahmin edebilirsiniz.
Irak'taki BM, kamp yönetimi ile görüşünce işin tamam olacağını sanıp gelenlerin Türkiye'de konumlarını ele almayan planın ne denli ileri görüşlü olabileceği ise işin bir başka boyutu. Başbakan, Mahmur'dan gelişlerin devam edeceğini söylerken gerçekten bir bilgiye mi dayanıyor yoksa temennilerini mi dile getiriyor göreceğiz.
Gelelim DTP konusuna. Karşılama sonrasında DTP'ye yönelik ağır suçlamaların bir sebebinin de kapatma davasına yönelik utangaçlığın erken yansıması ya da suç bastırmasına benziyor. Bir sürpriz söz konusu olur ve DTP kapatılmazsa ne ala ama eğer yasal hiçbir değişiklik yapılmadığı için göz göre göre malum tablo ile karşılaşırsak hiç olmazsa, DTP'nin buna kendi elleri ile ortam hazırladığını ilan etmiş olalım. Bu psikolojinin dışa vurmasında yeni tablolarla karşılaşabiliriz. DTP'nin kapatılma davasında mağdur pozisyona düşmesinden faydalanmasını bile çok görenler gerçekten siyasal çözümü içlerine sindirebilirler mi ?
Bu süreci planlayan ve sürdürmeye çalışan dış ve iç çevreler silahsızlanma ile siyasallaşmanın at başı gitmesi gerektiğini biliyorlar. Ama siyasal iktidarın bunu kamuoyuna anlatmayı göze alamadığı için sorunu yönetmeyi tercih etme eğilimi oldukça yüksek gözüküyor. Çözümün gerektirdiği riskleri göze alıp cesur adımlar atmak yerine gün geçtikçe sürece hakim olmayı ve elini güçlendirmeyi öne alan bir tutumla karşı karşıya kalacağız.
Yazıyı bitirirken Kürt sorununun belirleyiciliği üzerine bir yanlış algıyı düzeltmek isterim. Aydınlar, sosyalistler, Aleviler, muhafazakarlar özetle Türk kamuoyu için Kürt sorununun ne denli önemli olduğunu vurgulamanın doğru bir tercih olduğunu düşünüyorum. Bu çevrelerin işi sahiplenmesi ve önemsemesi, doğru yerde durması açısından böyle bir ikna duygusunun zorunlu olduğuna inanıyorum. Ama bu sorunun tarafı konumundaki Kürtler için aynı telkini yapmanın, anlamsız bir propagandaya dönüşmesi yanında büyük fotoğraftan kopmaya neden olabileceği endişesini taşıyorum. Kürtler kendileri üzerinde yaşanan kavgayı doğru okudukça sürece sağlıklı müdahale araçlarını geliştireceklerdir. Bu nedenle Türkler sonuçlarından bağımsız olarak kendi kamuoylarına Kürt sorununu anlatmayı öncelikli görev kabul etmeli. Kürtlerin ise talep ettikleri, dile getirdikleri her gündemin, Ankara ve Ortadoğu'daki değişim kavgasında neye denk geldiğini bilerek hareket etmeleri gerekir. Türkler, Kürtleri dışarıda bırakan siyasal arayışlarla vakit tüketmekten bir an önce vazgeçmeli, Kürtler, demokratik anayasa eksenli bir Türkiye buluşması için ellerini çabuk tutmalıdır.
-
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun

bu süreçde.., öncelikli görev kimlerindir..
""Türkler, Kürtleri dışarıda bırakan siyasal arayışlarla vakit tüketmekten bir an önce vazgeçmeli, Kürtler, demokratik anayasa eksenli bir Türkiye buluşması için ellerini çabuk tutmalıdır.""
(ayhan bilgen)
bu çok değerli ve önemli sözlere ek olarak bende sormak istiyorum..
kürtler ne yapmaları gerektiği konusunda netler.. ama işlevsel anlamda karşılarında tek muhatap sistem ve yanlarında ise. ortakları yok.. bu bir açmazdır..
bu anlamda.. "türkler" demeyeceğim.. diğer türkiyeliler diyeceğim.. acaba bu noktada netler mi..????,
bence asıl bu kesim aklını başına devşirmelidir..
sistem kürt emokratikleşme-politikleşme sürecinin karşısına "solu" öncü piyade güç olarak sürüyor.. bu tehlikeli ve bir o kadar da tarihsel vebal taşıyan bir durumdur.. sol öncelikle bu durumu açığa çıkartmalı ve bu gidişe derhal müdahale etmelidir..
böylesi bir işlevliklere girerse zaten kürtlerle nasıl ikilşkileneceklerini de kavrar ve yol alırlar..
ve.., de.., kürtlerin hızlanmalarını sağlarlar..
saygılarımla
suat