Tarih Uzatmaları Oynuyor
Tarih Uzatmaları Oynuyor
Günümüz toplum biçimini çözümleme yapmazdan önce günümüz üretim biçiminin ne olduğunu bilmeliyiz.Egemen sınıf düşün adamlarının söylediği postmodern süreç bir anlamda doğru bir tanımlamadır.İnsanlık modernleşmeye ilk meta üretimi ve ilk pazar kurulumu ile adımını atmıştır.Öyleyse, buraya kadar yaptığımız açıklamaya göre, uygarlık, işbölümü, işbölümü sonucu bireyler arasında ortaya (sayfa 402) çıkan değişim, ve bu iki olguyu kapsayan meta üretiminin tam olarak gelişerek, daha önceki toplumu altüst ettikleri toplumsal gelişme aşamasıdır.(Engels devletin,ailenin, özel mülkiyetin kökeni.)Buradan da anlaşılacağı gibi uygarlığı direk olarak meta üretimi ile ilgilendirebiliriz.Üretim süreçlerindeki sektelere uğramalar dışında, o gün bu gündür modernleşme süreci devam etmiştir.İlk modernleşmeyle beraber fiili emek ve birikmiş emek tarih sahnesinde karşılıklı yerlerini almaya başlamışlardır. Kullanım ve değişim değeri olan her cisme ya da cisimleşmiş ürüne meta diyebiliriz.Meta fiili emek sayesinde değer kazanır.Ancak pazara fiili emek ürünü olmayan mallarda gelebilir.Bu mallar fiili emek ürünü mallardan değer çalarak kendilerine değer bulurlar.Bu işleyiş uygarlıkla beraber var olmuştur.Köleler bile pazarda meta olarak işlem görmesi bu uygulamaya iyi bir örnektir. 20.yy sonlarına kadar olan üretim teknolojilerinde fiili emek hep ağırlıkta olmuştur.O nedenle pazara gelen fiili emek ürünü olmayan mallar, pazarda dikkate değer olumsuz etki yapmamışlardır. Günümüz üretim teknolojisi mal üretimini bollaştırmakta, ayni zamanda da ters orantılı olarak fiili emeği üretim alanlarının dışına çıkarmaktadır.Tarımda; traktör, biçerdöver ve GDO’lu ürünler, sanayide ise bilgi yoğun üretim teknolojisi (otomasyon), bu üretim biçiminin tezahürüdür.Bu üretim biçimi ile beraber, fiili emek ürünü olmayan metalar pazarda ağırlık teşkil etmeye başlamışlardır. Bunlara enerji,bilişim,patent,ilaç vb ürünlerde dahil edilirse fiili emek ürünü metalar azınlığa düşmüşlerdir.Sonuç olarak fiili emek ürünü metalar sürekli değer kaybedecek ve üretilemeyecek duruma düşecektir.Emek yoğun üretim yapan küçük orta işletmeler ve köylülük eriyecektir. Uygarlığı meta üretimi olarak anladığımıza göre meta üretimi erime trendine girmişse uygar toplum biçimide paralel olarak eriyecektir.Emek yoğun üretim yapan büyük işletmeler ise yeni kölecilik biçimiyle üretimlerini devam ettirmeye çalışacaktır.Çin’de çalışma biçimi, ücret sistemini tasfiye sürecindedir.Çalışanların asgari temel ihtiyaçlarının dışında $3 ücret verilmektedir.Uzakdoğu asya’da bu biçim şimdilik şirketleri kurtarabilmekte.Nike’ın uzak asya’da çalışma biçimi böyle. Bu tür şirketlerin çalışma kampları var.Bu geçici bir durumdur. Ekonominin diğer unsurları arızalandıkça kölecilikte şirketler için kurtarıcı olmaktan çıkar. Kölecilikle bir tür çıkış yolu değildir.Sadece uygarlığın eridiğini gösteren iyi bir örnektir.
Toplumun, bir sömüren, ve bir de sömürülen sınıf biçimindeki ilk büyük bölünüşü, en yüksek gelişmesine uygarlık çağında erişen kölelikle birlikte meydana geldi. Bu bölünüş, bütün uygarlık dönemi boyunca, sürüp gitti. Kölelik, ilk sömürü biçimidir, antik dünyaya özgü bir biçimdir; onun yerine, ortaçağda servaj (toprakbentlik), modern zamanlarda da, ücretlilik (salariat) geçer. Bunlar, uygarlığın üç büyük çağını belirleyen, üç büyük kölelik (servitude) biçimidir; kölelik, önce açık, ve sonra da az gizli, uygarlığın bütün devirlerinde varlığını sürdürür.Engels ayni yapıtındaki bu alıntıda uygarlığın üç evresi olarak nitelediği toplum biçimlerini gizli yada açık kölecilik olarak nitelemektedir.Post modern çağ olarak nitelenen çağımızın ne çağı olduğu söylenmemektedir.Sadece modernitenin sonrası demek, çocuk doğdu ama ismini koyamıyoruz demektir.Uygarlık çağının bitme eğilimi sınıfların konumundada değişimlere neden olmaktadır. 20. yy Modern çağın en yüksek ve en sömürücü aşamasıdır. Dolayısıyla sınıfların birbirlerine karşı mevzilenmede, bir başka ifadeyle uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarının en yüksek aşamaya yükselmesi 20. yy’da gerçekleşir. Uygarlıkların başlamasıyla uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarının başlamasını birlikte ele alan Marx Felsefenin sefaleti 64. sayfa son paragrafında şöyle ele alıyor. “Uygarlık başlar başlamaz, üretim de, zümrelerin, tabakaların, sınıfların uzlaşmaz karşıtlığı üzerine, ve nihayet ,birikmiş emek ile fiili emek arasındaki uzlaşmaz karşıtlık üzerine kurulmaya başlar.Uzlaşmaz karşıtlık yoksa ilerleme de olmaz.”Marx’ın bu anlatımından şu sonucu çıkarabiliriz.Uygarlıkların bitme eğilimi ile beraber uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarıda ayni eriyen eğilimi gösterecektir.Uzlaşmaz karşıtlığı yaratan koşullar uygarlıksa, uygarlığın bitişide uzlaşmaz karşıtlığın bitişidir.İşçi sınıfının uzlaşmaz sınıf mücadelesinden geriye kayışı nedeni bundandır. Sendikaların erimesi grevlere gidilemeyişi hep bundandır.Bunu işçi sınıfının bilinciyle açıklamaya kalkmayın, devrimler yapmış tarihler yapmış bir sınıftan söz ediyoruz.Bir iki ülkeden değil bütün dünyadan söz ediyoruz uzlaşmaz karşıtlık bütün dünyada geriye kaymıştır. Marx burda başka bir şey daha söylüyor.Uzlaşmaz karşıtlık yoksa ilerleme de olmaz diyor.İlerleme ne demektir? Demokratik gelişim demektir.Toplumsal ilerleme demektir.Üretim güçlerinin gelişmesi demektir.Yani uygarlığın erimesi ile birlikte demokrasilerde eriyecektir.Demokratik gelişme için mücadele verenler bilerek yada bilmeyerek toplumu aldatacaktır.Toplumsal gericilik dönemi başlamıştır.Bunun için yeni bir aydınlanma dönemi gerekmetedir.Bütün dünyada toplumların sürüye dönüştükleri söylenmektedir.Doğrudur.Ancak sürü pisikolojisi insanlığın kurtuluşunu gerçekleştirecek dinamizmden eksiktir.Müdahale edilmese gericilik insan soyunu barbarlık çağına taşıyacaktır. Hep beraber canileşen ve cahilleşen toplumu seyretmiyormuyuz.Üretim güçleride gelişme göstermez.Tüm insanlığın insanca yaşamasını temin edecek teknoloji dünyada vardır. Ancak yeterince artı değerlerle beslenemeyen ekonomi çöküş evresinde olması itibarıyla,Yani kendi sorunları nedeniyle dünyanın tüm alanlarına teknolojiyi taşıma tasarrufundan yoksundur.Böyle gerici bir dönem ancak büyük bir toplumsal devrimle aşılabilir.
Uygarlığın temeli, bir sınıfın bir başka sınıf tarafından sömürülmesi olduğundan, bütün gelişme, sürekli bir çelişme içinde oluşur. Üretimdeki her ilerleme, aynı zamanda, ezilen sınıfın, yani büyük çoğunluğun durumunda bir gerileme belirtisidir. Kimileri için bir iyilik olan şey, başkaları için kesenkes bir kötülüktür; sınıflardan birindeki her yeni kurtuluş, öbür sınıf için yeni bir baskıdır. Sonuçları bugün herkesçe bilinen makineli üretimin ortaya çıkışı, bunun en çarpıcı kanıtını verir. Agy. Engels’in burada anlatmak istediği açık üretimdeki ilerlemeler ezilen sınıflar için bir gerilemedir.Engels 19.yy daki makineli üretime geçişi anlatıyor.Ezilen sınıfların yaşamında bir gerileme belirtisi olarak görüyor.Peki biz 20.yy ikinci yarısından sonra yaşanan bilimsel teknolojik devrim sonucu yaşam düzeyinde kötüleşme görmüyormuyuz.İnsanlığın büyük çoğunluğu işçisi köylüsü küçük üreticisi üretimin dışına itilmiyormu.İşsizleşen; bir kenarda tutulan toplumu sürü gibi besleyip sürü gibi yönetmiyorlarmı.
Uygarlıkları besleyen üretimdir. Engels’ten aynı yapıtından bir alıntı daha yapacağım. Uygarlıkları besleyen üretimdir. Diyor Ama, ticaret ve sanayiin gelişmesiyle birlikte, servetler az sayıda elde birikip yoğunlaştı, çok sayıda özgür yurttaş yoksullaştı; onlar için, ya kendi bedensel çalışmalarıyla kölelerin çalışmasına rekabet etmek —ki bu, onur kırıcı, aşağılık bir şey olarak düşünülüyor ve pek de başarı vaadetmiyordu—, ya da kopuk takımı (verlumpt) arasına düşmekten birini seçmek kalıyordu. Veri olan koşullar içinde, zorunlu olarak bu ikinci çözüm biçimini seçtiler, ve büyük yığını bunlar oluşturduğundan, böylece Atina devletinin tamamen yıkılmasına yol açtılar. Prenslerin dalkavuğu ukala Avrupalıların iddia ettikleri gibi, Atina'yı yıkan demokrasi değil, özgür yurttaşın çalışmasını yadsıyan kölelik düzenidir. Atina uygarlığının yıkılmasına neden olan etmenin demokrasi olmadığını, o zaman ki sistemde mülklerini yitiren özgür yurtaşların köle olarak çalışmayı red etmesi devletin çöküşünü getirmiştir.Bugünkü üretim biçimide insanları üretimin dışına itmiştir.Şöyle bir yanılsamaya düşmeyelim. O dönemin bugünle ilgisi yok teknik gelişmiştir, Üretim hiç olmadığı kadar bollaşmıştır diye düşünmeyin. Üretimde esas olan artı değer üretimidir.Fiili emek yoksa artı değer üretimide yoktur.Artı değersiz yani otomosyanla yapılan üretim. Gerçek anlamıyla üretim değil, dönüşümdür.Bugünün ortaya çıkan uzlaşmaz çelişmesi üretim dinamiği olmayan tarih artığı sınıflar arasındadır. Üretim sınıfları tarihsel sınıflardır.Tarihsel sınıflar çekilme eğiliminde,tarih artığı sınıflar sahnede karşılıklı yer alan bu sınıflar dinamik sınıf olmadıkları için yapacakları tek şey düzenlemek. Egemen sınf bürokrasidir, ekonomiyi çöküşten kurtarabilmek için sürekli ve yeniden düzenleme yapacaktır. Bu süreç sahteci esnek ve vahşi her türden yaklaşımı içeren bir yönetim anlayışıdır.Yönetilen sınıf toplumdur,kendi içinde farklı zümreler vardır. Yani hetrojen bir sınıftır.Devletten çekilerek yaşamını düzenliyeceği gibi devletin çöküşünüde hızlandırabilir. Egemen sınıf devleti araç ederek yönetme tasarrufu elde eder. Ezilen sınfın silahı ise ekonomik ve siyasi devrelerde yer almayarak sistemi çökertebilir. Uygarlığın eridiği yerde tarih yazılımıda eksilir. Dikkat ediyorsak tarih gibi olaylar pek yaşıyamıyoruz.Bir anlamda tarih uzatmaları oynamaktadır.
Hasan Karataş
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
