1938’de yaşanan vahşet

Meclis kürsüsünde CHP adına konuşan Onur Öymen’in ifadeleri adeta soykırım çağrısı niteliğindeydi.

1938 yılında Dersim’de yapılanları onaylayan ve sorunların çözüm yönteminin yine katliam olması gerektiğini belirten Öymen’in söylediklerine bakın; “Maalesef bu ülkenin anaları çok ağladı. Tarihimiz boyunca çok şehit verdik. Çanakkale Savaşı’nda 200 bin şehidimiz vardı, hepsinin anası ağladı. Kimse çıkıp ‘bu savaşı bitirelim’ demedi. Kurtuluş Savaşı’nda, Şeyh Sait isyanında, Dersim isyanında, Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Kimse ‘analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım’ dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Çünkü sizin terörle mücadele cesaretiniz yok.” Çok yoruma gerek bırakmayan bu zihniyet, ülkeyi yönetmeye aday.

Bu sözlerin söylendiği günlerde, Dersimlilerin gündemi ve umudu ise farklıydı.15 Kasım 1937’de asılarak katledilen Seyit Rıza ve yoldaşlarını anmak, yeri belli olmayan mezarlarını bulmak ve devleti bu trajik süreçle yüzleşmeye çağırıyorlardı. İşte böyle bir dönemde bu zatın Meclis kürsüsünde yaptığı bu açıklama, Dersim katliamının etkilerini hala üzerinden atamamış, iliklerine kadar o süreçten bu yana yaşadığı travmaları atlatmaya çalışan Dersimlileri derinden yaralamıştır.

Öte yandan ise, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en barbarca işlenmiş katliamına meşruluk kazandırmaya dönük bu yaklaşım son derece tehlikelidir. Dolayısıyla bir hukuk devleti olduğumuzdan yola çıkarak tarihsel katliam ve kırımları bugün için, çözüm yöntemi olarak kabul eden ifadelerin suç olarak kabul edilmesi ve mahkûm edilmesi demokrasi ve insanlık adına önem taşımaktadır. Hukuk devleti olma ve sağlıklı bir gelecek kurmanın yolu, bu ve bunun gibi zihniyetlere taviz vermeden mücadele etmekten geçmektedir.

Dersimliler olarak kuşaklar boyudur büyük acılar yaşıyoruz. Kimliğimiz, değerlerimiz, dilimiz, inancımız sürekli bir baskıyla karşı karşıyadır. Farklılıklarımız nedeniyle çifte standartçı uygulamalara maruz kaldık. Mahpuslarda çürütüldük, asıldık, öldürüldük ve işkence gördük. Bu gün bu acıları unutmaya, özgür ve demokratik bir ülkenin vatandaşları olarak yeni bir hayatın mümkün olduğuna kendimizi inandırmaya çalışıyoruz. Ancak Onur Öymen’in parlamento çatısı altında sarf ettiği sözler, bu umudu koruyan bizlerin yüreklerine ateş düşürmüştür. Bu toplumun yaşadığı travmaları biraz da olsa bilen bir insan ne anlatmak istediğimi iyi anlar.

1938 yılında Dersim’de yaşanan durum tam bir vahşet olarak tarih sayfalarında yerini almıştır. Kürt ve Alevi kimliğinden ötürü Dersim katliamcı ve asimilasyoncu politikalarla haritadan silinmek istenmiştir. Dersim’in dağları, ovaları ve mağaraları top ateşiyle dövülmüş ve kundaktaki bebeğine varana dek yediden yetmişe insanlar süngüden geçirilmiş, yakılmış ve kurşuna dizilmiştir. Böylesi bir acıyı yaşamış toplumun çocukları olarak kaygılanmakta haklı değil miyiz? Bu zihniyet, adeta zevk alırcasına 70 yıl sonra yeniden bize bu acıları yaşatmaktadır.

Dersimde insanlar isyan çıkarmak için değil, canlarına kurtarmak için dağlara sığınmışlardır. Dağlara çıkamayanlar toplu bir şekilde katliamdan geçirilmiştir.1937 ve 38 kırımında görev almış askerlerin anlattıklarını, Onur Öymen okumadıysa okumasını tavsiye ederim. Belki o zaman yaptığı bu açıklamadan ötürü utanır ve Dersimlilerden özür diler.

Karslı Asker A. Demirtaş ; “Köylüleri topluyorduk, bir araya getirip ‘sizleri koruyacağız, kurtaracağız’ diyerek dere kenarlarına veya uygun gördüğümüz yerlere götürüp makineli tüfeklerle tarıyorduk. Kadın, çocuk, bebe, ihtiyar, genç demeden hepsini, hepsini öldürüyorduk. Subaylar ‘hiçbir Aleviyi sağ koymayın, öldürün’ diyorlardı. Daha sonra cesetlerin başına erler kurtlar gibi üşüşüyorlardı. Kollarını sıvazlayıp bilezik, kolye gibi altınları kapmak için hırslı bir yarış başlıyordu. Kadınlar için altın takmanın önemi büyük olduğundan kolları parçalayarak, keserek altınlar kapışılıyordu. Hatta altın dişler de alınıyordu, alevi öldürüp cennete gitmek, altınlarına da sahip olup bu dünyada da rahat yaşamak o günlerde önemliydi. Velhasıl birçok köyde benzer bu tür şeyler yapıldı. Bugün Kars’ta Dersim zenginleri var. Bunların zenginlikleri oradan kalma.”

A.Demirtaş; “Bir gün, 4–5 yaşlarında bir çocuğu komutan bana göstererek ‘öldür’ dedi. Ben ‘yapamam’ deyince, yüzbaşı rütbesindeki komutanım çocuğu ayağından tuttu. Güçlü ve kuvvetli elleriyle yanı başındaki kayalara başı gelecek şekilde kaldırıp, kaldırıp vurmaya başladı. O an hafızamı kaybetmişim. Kendime hastanede geldim. Hava değişimi verdiler. Bir daha da Dersim’e yollamadılar. Çünkü her şey bitmişti.”

Bu vahşetin ve barbarlığın savunuculuğunu yapan CHP zihniyeti dünden bugüne değişmedi aslında. Meclis’te katliamları savunan CHP bugün de Ergenekon avukatlığını yapmaktadır. Üzücü olan ise ittihat terakki zihniyetinin devamcısı olan bu partinin kendini “sosyal demokrat, ilerici” göstermesidir. Aydınlara ve ilericilere düşen ise CHP ‘nin bu kirli ve katliamcı yüzünü teşhir etmektir. Şahsen üzüldüğüm bir başka konu ise Meclis’teki Dersimliler. Öymen, Meclis’te bu hakaretleri yaparak, dedelerimizin kemiklerini sızlatırken, sözüm ona Dersimlilerin kurtarıcısı gibi gösterilen Kemal Kılıçdaroğlu da alkışlıyordu. Sayın Kılıçdaroğlu, bu vahşeti alkışlarken hiç mi utanmadınız? Her fırsatta alakalı alakasız konuşmayı, kendine güldürmeyi marifet sayan Kamer Genç bu konuda konuşmayacak mı? En önemlisi bu parti içerisindeki Dersimliler, Aleviler, Kürtler, ilericiler atalarımıza küfür eden, bu soykırımcı zihniyeti ne kadar sineye çekeceksiniz? Onurlu ve erdemli bir davranış olarak bu partiden istifa ederek, faşizmin “soldan” temsilcisi konumuna gelen bu partiyi tarihin çöplüğüne atmayacak mısınız?

Sonuç olarak kendini cumhuriyetin sahibi gören, militarizmin ve katliamcı zihniyetin sahibi olarak gören CHP bilinen bir gerçeği kendi ağzından ifşa etmiştir. Artık görev başta atalarına küfredilen Dersimlilere, Alevilere, Kürtlere ve ilericilere düşüyor. Toplumu yanıltmayın ve CHP’yi derhal terk edin.

ferhat@ferhattunc.net

dersimkatliami1.jpg

kemalizm ve chp li öymen

bunun adına faşizmin türk versiyonu; kemalizm deniyordu bir zamanlar ve chp somutlaşan resmi ideoloji olarak biliniyordu ta ki,
abdullah öcalan'ın ısrarla ayrıştırma gereği duyarak ittahatçılarla mustafa kemal'i ayrıştırıp farklılığının olduğunu söyleyene kadar önceleri proto-faşizm olarak değerlendirdikleri kemalizm ne olduğunu bilemediğimiz bir şekilde tarihsel gerçeklere mi ulaşıldı nedir ?sınıfsal siyasal analizlerin yöntemi mi farklılaştı, yoksa tarihsel gerçekler bilinmiyordu da onlar mı ulaşıldı ve bu tahlil neden değişti;öcalan ittahatçılıkla mustafa kemalin farklılığını koydu ismet inönü fevzi çakmak ingilizlerin işbirlikçisi oldu;öcalanın yeni tahlili ile birlikte mustafa kemalin etrafının ingilizlerin ajanları ile çevrelenip cumhurbaşkanlığına çıkartılarak etkisizleştirildiğini söyleyene kadar kimse mustafa kemalin aslında kürtlere özerklik vereceğini vs izmitte gazeteciye demecinden dolayı bilmiyormuydu;seyit rızayla anlaşmak için gittiği ama ittahatçıların m.kemal gelmeden sabah erken saatlerde seyit rızayı astıkları bunun bir provakasyon olduğunu, diyelimki bilinmiyordu ve yeni öğrenildi bu da bir zaaf mücadele edilen yapı hakkında gerekli bilgiler edinilmiş tahliller yapılmış olmalıydı;ki yapılmıştı da ve proto -faşizm olarak söylenmişti (özgür halk dergisinde okumuştum)mustafa kemal iktidarını pekiştirene kadar kürtleri kendi sınıfsal çıkarları doğrultusunda söz veriyormuş görünerek manipüle etmiş olamaz mı?tekrar tekrar düşünülmelidir mustafa kemal ve verdiğini söylediği sözler ve onun ilericiliği hakkında;ayrıca şeyh said'in ingilizler tarafından kullanıldığı tezi kabul edilmiştir bunun nedenide önemlidir hiç kürt ulusal özgürlük mücadelesi nüvesi taşımıyor muydu şeyh said hareketi ve bir ilginç yan daha genç türk cumhuriyeti parçalanma korkusu yüzünden bu isyanı bastırdı diye bir kabülde oluştu son zamanlarda son 5-10 yıldır bir anlamda meşru görülür hale geldi şeyh said'in hareketinin bastırılması şaşırdım kaldım bu değişikliklere o zaman şunuda söylediklerinde alınganlık göstermemek gerekir diye düşünmeye başladım:sizde amerikanın ve dış güçlerin kullandığı bir hareketsiniz ve ulus-devlet sınırlarımı değiştirmeye çalışıyorsunuz ve bu orta yaşlı cumhuriyeti böldürmek istemiyoruz deyip şeyh said isyanında analar ağlamadı mı dersimde analar ağlamadı mı dediğinde ve şimdide analar ağlayacak bu mustafa kemalin bakışı ve siyasetidir dediğinde kızma ve telin etme zemininizi kaybetmiş olursunuz?yani o katliamlarda siyasal sorumlu olanı iyi bilmekte yarar var diye düşünüyorum

yanılıyorsam eleştiri yapılmasını ve düzeltilmeyi istiyorum
saygı ve dostlukla

coşkun edip SOYKAN