Açılımı devlet yapıyor, AKP sadece imzacı
Avukatlarıyla görüşen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 'Açılım deniyor. Aslında AKP'nin yaptığı hiç bir şey yok. Açılımı devlet yapıyor, AKP sadece imzacı. Devlet içinde belli bir güç var, bunlar karar verdi, AKP de uyguladı. AKP'ye düşen rol uygulamaktır'’ diye konuştu. 'Kürtlere CHP ve MHP ile ölümü gösterip AKP ile sıtmaya razı etmeye çalışıyorlar' diyen Öcalan, 'Dersim'e ilişkin Öymen'in açıklamaları ortada. Kendi katillerini ayakta tutmamalıdırlar. CHP zihniyetini ayakta tutmamalıdırlar' ifadelerini kullandı.
İyileştirme yok
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgiye göre Öcalan, yeni cezaevine ilişkin şunları söyledi: 'Burası eski yere göre daha kötü. Bunu bir gelişme olarak sunmaya çalışıyorlar ama aslında tecritin daha da ağırlaştırılmış halidir. Beni burada etrafımı daha da daraltarak, koşullarımı daha da ağırlaştırarak teslim almak istiyorlar. Evet, daha izole, daha kötü koşullar. Burada nefes alamıyorum, boğazıma kadar dolmuşum. Kaldığım oda 6 metrekare kadar, öncekinin yarısı kadardır. Pencereden vuran güneş tamamen yakıyor, hava almak için mecburen pencereye dayanıyorum, bu seferde güneş yakıyor ama hava almak için dayanmak zorundayım. Öbür yerdeki pencere daha iyiydi, dışarıyı görmek ve hava almak açısından. Bu pencere yukarıya bakıyor, dışarıyı göremiyorum. Yani şimdiki koşullarım daha kötü, geriye gitti, iyi olmadı. Buraya getirilenlerle henüz görüşmedim, bir aya kadar ancak olabileceğini söylediler. Bunu açılım, gelişme, iyileştirme olarak sunuyorlar ama öyle değil. Amaç iç kamuoyunu yanıltmak dış kamuoyunun, CPT'nin baskısını azaltmaktır. Durumum böyle bilinmelidir. İyileştirme falan yok.
Barışı bahara bırakmayalım
Hakkında açılan soruşturmaya ilişkin de bilgi veren Öcalan, 'Hakkımda bir soruşturma açılmıştı. Buna ilişkin 8 sayfalık bir savunma sundum. Benim burada savaş kararı verdiğim iddia ediliyor. Savunmamda da belirttim, bu yanlış bir anlamadır. Benim burada talimat verme durumum olamaz. Ben sosyolojik bir tespitte, öngörüde bulunuyorum. Türkiye'de devasa açlık, işsizlik sorunları var. Bu durum bile çözümsüzlük halinde tehlikenin işaretini veriyor. Eğer sorun çözülmezse bunlar kendilerini savunacaklar, kendi çözümlerini kendileri ortaya çıkaracaktır. Ben burada bir çözüm yolu olarak, illa ki savaş olacağını söylemiyorum. Başka çözüm yolları da olabilir. Ben zaten burada açıkça talimat vermeyeceğimi, pratik önderlik yapamayacağımı deklere etmiştim. Ama bunları belirttiğim haftaki konuşmalarım hakkında 'talimat veriyorsun' diye soruşturma açmışlar. Ben buradan talimat vermiyorum, zaten bu koşullarım da yok. Savaş talimatı da vermedim. Meclis çözüm yönünde bir adım atmalıdır. Barışı bahara bırakmayalım. Ciddi bir şekilde çalışalım ve bahara güçlü bir barışla girelim, çatışmayla değil. Ciddi yaklaşılırsa üç ayda sorun çözülür. ' diye konuştu.
Ayrılanları kullanacaklar
'Türkiye şunu bilmeli, PKK'den ayrılanları kullanarak, Barzani ve Talabani ile bizi köşeye sıkıştırarak bu sorunu çözemez, PKK'yi de tasfiye edemezler. Bu sorun böyle ucuz yöntemlerle çözülemez. Barış Meclisi'nin daha kapsamlı çalışma yapması lazım. Aslında onlar çalışmalarında biraz dar kalıyorlar. Barış Meclisi genişlemelidir, örgütlenmelerini geliştirmelidirler. Her ilde ve bölgede, yerellerde kendi barış komitelerini kurmalıdırlar. Yerellerde kendilerini barış komiteleri olarak örgütleyebilirler. Gelenler Barış grupları zaten barış heyetleridir, bunlar da Barış Meclisi'nin içinde yer almalıdırlar. Önce kendi içimizde barışı sağlamak lazım. Barış komiteleri bu misyonu oynayabilir. Bilge Katliamı gibi onlarca katliam gelişebilir. Öngörülü olmak gerekir. Muş'ta bir işadamı cinayeti oldu, yine Urfa'da öldürülmeler oldu. Gazeteleri okudum yirmi tane cinayet planları gördüm. Bunların hiç biri tesadüfü değildir. Tüm bunlar toplumsal barışa karşı geliştirilen planlardır, toplumsal barış yerine iç çatışmayı derinleştirmeye yöneliktir. Buna karşı barış sürecinde bu şekilde geçmişten gelen husumetlerin olmaması, iç çatışmaların olmaması, daha kanlı süreçlerin yaşanmaması için Barış Meclisi bu sorunlarla ilgili olmalı, bu kesimlere de ulaşabilmeli ve görüşebilmelidir. Devletin de bu çalışmalara karışmaması gerekir. Bu çalışmalar, demokratik çözüm ve toplumsal barış anlayışına da uygundur.'
Evet, benimle görüştüler
'Benim için Ergenekon davasında, Ergenekon-Öcalan ilişkisi diyorlar. İşte Öcalan ve PKK Ergenekoncudur, diyorlar. Emniyet Müdürlüğü'nün benimle ilgili bir raporunda da bundan bahsedilmiş. Birileriyle görüştüğüm söyleniyor. Hatta beni gizli istihbarat örgütleriyle şunlarla bunlarla ilişkili gösterip onlar tarafından yönlendirildiğim söyleniyor. Bu konuda açıkça şunu belirtebilirim. Evet gerek daha önce dışarıda ve gerekse sorgu sürecinde burada benimle görüştüler. Ancak bizi istedikleri noktaya getiremediler. Bizden birilerini etkilemiş olsalar bile bizi o noktaya çekemediler. İşte içimizden tasfiyeci gruplar çıkardılar. Tasfiyeci gruplar da böyle ortaya çıktı ama bizi tasfiye edemediler halen de edemezler. Bu tasfiyeci gruplar bizden birçok arkadaşımızı katlettiler. Böyle on on beş tane cinayet var. Bunlardan birisi Hasan Bindal cinayetidir. Burada beni sorgulayan bir görevliye 'ben namus savaşçısıyım' demiştim. Bununla ilgili anım var. İşte çocukluk arkadaşım, çok değer verdiğim Hasan Bindal'la dolaşıyorum, onunla zaman geçiriyorum diye nenem; aileler arasındaki sorunlardan dolayı bana ‘ne işin var o namussuzla?' diyordu. Ben bu namus anlayışına o zaman bile kuşkuyla bakmıştım. Bu cinayetler dışında bana da yönelimler, suikastler oldu.'
Üst kimlik kara delik olamaz
'Barış olacaksa onurlu ve gerçek bir barış olmalıdır' diyen Öcalan, şu vurguları ön plana çıkardı: 'Şimdi Ergenekon diye ortaya çıkarttıkları da Ergenekon'un çok küçük bir bölümüdür aslında. Bahçeli öyle sıradan birisi değil, ciddidir, serttir. Yine CHP'yi JİTEM yönlendiriyor. AKP de zik-zak çiziyor, ciddi yaklaşmıyor. Ekonomiyi kullanarak, Kürdistan'da kendilerine bağlı holdingler yaratarak, Kürtleri bu holdinglere dolayısıyla kendisine bağlamak istiyor. Baykal gibiler de şimdi diyorlar ki bir üst kimlik olacak, Türklük üst kimliktir diyorlar, onun altında da alt kimlikler olacak, bu korkunç birşey. Daha iyi anlaşılması açısından şöyle bir örnek verebilirim: Kara delik, sonu olmayan ve herşeyi yutan korkunç bir şeydir. Ben bu Türk üst kimlik tanımlamasına kara delik diyorum. Sadece diğer kimlikleri değil en başta Türk kimliğini yutan bir şeydir. Mümtazer Türköne kendisi milliyetçidir ama geliştirilmek istenen bu Türkçülüğü anlamıştır, bunun farkındadır. Benim geliştirdiğim kimlik kavramında üst kimlik yok. Bahsettiğim, iç içe geçmiş çemberler teorisidir. Bütün kimliklerin iç içe geçmesi, birbiriyle barışık bir şekilde ama birbirine tahakküm kurmadan geliştirdikleri bir sistem söz konusudur. Bütün kimliklerin birbirleriyle eşit olduğu ve özgür olduğu yan yana iç içe beraberce geliştiği bir durum. Ne Türklük, ne Kürtlük ne de diğer kimlikler birbirinden, biri diğerlerinden üstün olmamalıdır. Hepsi aynı şekilde kendini koruyup, kollayıp geliştirebilmelidir, birbirlerini geliştirmelidirler. Bu demokratik ulus diye tarif edilebilir. Baskın Oran da buna benzer şeyler söylüyor. Demokratik Türkiye Ulusundan bahsediyor.'.
Türkçülük bir maske
'CHP, tutturmuş bir Türklük kimliğidir gidiyor, 'Türklük üst kimlik olacak' diyor. Bu Türkçülük ideolojisini geliştirenlerin kendileri de Türk değil zaten. Burada Türkçülük bir maske oluyor. Bu Türkçülük zihniyetine sahip yapı, kendini 1906'lardan bu yana bu şekilde yaşatıyor. Bu klik, İngiliz politikalarını yürüten bir kliktir. Fevzi Çakmak, İngilizler İstanbul'u işgal ettiğinde Osmanlı'nın Savunma Bakanı'ydı. Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü'yü Ankara'ya İngilizler gönderdi. Bu gidişleri kendiliğinden değildir, gelişen mücadeleyi kontrol altına almak içindir. Fethi Okyar Mustafa Kemal'in çocukluk arkadaşıdır, ona Serbest Fırka'yı kurduruyor ve daha sonra Hükümetin başkanı oldu. Şeyh Sait olayındaki tavrı nedeniyle Hükümetten istifa ettiriliyor, yerine İnönü getiriliyor. Şeyh Said olayında iki kişiyi öldürüyorlar, ‘sen öldürdün' diyorlar, bir askeri rütbeli de var yanlarında, bu rütbelinin yanında iki askeri vuruyorlar, 'Şeyh Said öldürdü' diyorlar, böylece Şeyh Said'e yöneliyorlar. Şeyh Said'in bunlardan haberi bile yoktur, öyle isyan önderi olduğu da tartışmalıdır. Asıl gerisinde Azadi Örgütü var, onun başkanı da Cibranlı Halit Beydir. O dönem cezaevindedir. Dersim'e ilişkin Öymen'in açıklamaları ortada. Kendi atasını, dedesini öldüren, katleden bu sistemi yüz yıldır bizzat kendileri besliyorlar. Kendi katillerini ayakta tutuyorlar. CHP zihniyetini ayakta tutan yine kendileri. Kendi katillerinizi tanımadan, bunları iyi çözmeden, tarihi iyi bilmeden anlayamazsınız. Dersimliler ve bir bütün olarak halkımız, kendi katillerini ayakta tutmamalıdırlar. CHP zihniyetini ayakta tutmamalıdırlar. Mustafa Suphi'nin durumu ortada. Kim ortadan kaldırdı Mustafa Suphi'yi? Bunu bilmeden, Mustafa Suphi'nin başına getirilenleri bilmeden Türkiye'de sınıf mücadelesi, solculuk yapılamaz.'
Mustafa Suphileri kim öldürdü?
'Basında, benim söylediklerimin tersini gündemleştiriyorlar. Ahmet Altan'ın da bir yazısı vardı, okudum. Orada Anadolu'nun Büyük Selanik haline getirilmesinden bahsediyor. Bu, o kadar basit değil. Türkiye'deki sosyalistler de Mustafa Kemal'i tam çözemiyorlar. Bunları anlamadan Mustafa Suphileri kimin öldürdüğünü kavrayamadan Türkiye'de sol ve sosyalist mücadele doğru yürütülemez. Zaten Türkiye Komünist Partisi, Perinçek onlar kontrol altındalar. Kontrol ediliyor, yapamazlar. Devrimci Yol da bunu kavrayamadı. Sol, bunları kavramak durumunda. Ben Mahirlerden etkilendim. Ben Mahirlerin, Denizlerin en eski takipçisiyim. Onların mirasını aldık bugünlere kadar getirdik. Sakın kendimi övme gibi anlaşılmasın. Ancak bizim gelişim tarzımız ortadadır.'
AKP'nin yaptığı bir şey yok
'Açılım deniyor. Aslında AKP'nin yaptığı hiç bir şey yok. Açılımı devlet yapıyor, AKP sadece imzacı. TRT-6 gibi hamlelere de devlet içinde belli bir güç var, bunlar karar verdi, AKP de uyguladı. AKP'ye düşen rol uygulamaktır. Ama AKP'nin içinde de çözüm isteyenler var.‘'
Üç aşamalı çözüm formülü
'Yol haritamda üç aşamalı bir plandan bahsetmiştim: Birinci aşama Meclis'de bir araştırma komisyonunun kurulması, bu komisyon gelip beni de dinleyebilir. Ondan sonra Meclis'te bizimle ilgili, sorunun çözümüne ilişkin bir karar alırlar. Böyle bir karar alınırsa ikinci aşama devreye girer. İkinci aşama olarak; silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi devreye girer. Tamamen çatışmasızlık sağlanır. Bundan sonra üçüncü aşama devreye girer. Üçüncü aşamada anayasal ve yasal düzenlemeler yapılarak ona göre güçlerin ülkeye dönmesi sağlanabilir. Bunun dışındaki hiç bir öneri ya da görüş bizim çözümümüz değildir. 160 sayfalık çalışmam sadece bir yol haritası değil, çözüme ilişkin geniş bir çalışmaydı. Orada anlamlı çözüm önerilerim vardı.'
Maxmur KCK birimidir
'Maxmur için de aynı şeyi söylüyorum. Maxmur bir KCK birimidir. Maxmur'un üç kırmızı çizgisi var; kendi meclisleri, yürütmesi ve kendi öz savunmaları var. Bunların kabul edilmesi gerekir, bunlardan vazgeçemez. Bu hususlar görüşülür, tartışılır ve kabul görürse toplu olarak -ancak buna da kendileri karar verirler- geri dönerler. Geri dönüş koşulları oluşup da karar vermeleri halinde onlar için benim yerleşime ilişkin önerim şudur; onlara Cudi'nin eteklerinde bir kent kurulur, oraya yerleşirler. Geliş olursa ancak böyle olur. KCK sisteminin dört boyutlu örgütlenmesinin kabul edilmesi gerekir: Yol haritamda da KCK sistemiyle ilgili dört boyutu belirttim; Ekonomik, sosyal, siyasi-diplomatik, öz savunma. Sosyal boyut: bunun alt başlığında hukuk da var. Siyasi ve diplomasi boyutu: Kürtlerin yaşadıkları her yerde sınırlara dokunmaksızın demokratik çalışma yürütme ve bir arada örgütlenme, koordinasyon serbestliği olmalıdır. Üçüncü boyut: Öz savunma'dır. Kendi güvenliklerini kendileri sağlama boyutudur. Dördüncü boyut: Ekonomidir. KCK örgütlenmesi tanınmalıdır. Bizim çözüm anlayışımız budur. Bunun dışındaki çözümlerin çözüm olamayacağını belirtiyorum.'
İran halkımızı selamlıyorum
'İran'da idam edilen genç var. Onların anısı için çok büyük düşünüyorum. Onlara sabır ve metanet diliyorum. Tarihte hak ettikleri görkemli yerlerini alacaklardır. İran'daki halkımıza selamlarımı iletiyorum, örgütlenmelerini geliştirmelidirler. Davutoğlu'nun Ortadoğu'da yürüttüğü stratejide benden, benim fikirlerimden yararlanıyor ama bu onların yapabileceği, başarabileceği bir şey değil, gerçek sahiplerinin yapabileceği, başarabileceği bir şeydir. Zaten AKP hükümeti yedi yıldır burada benim söylediklerimi alıp kendine göre uygulamaya çalışıyor. PKK'yi PKK ile tasfiye etmeye çalışıyorlar. Benim fikirlerimi kullanarak Ortadoğu'da bir diplomasi geliştirmeye çalışıyorlar ve bunun temeline de PKK'yi tasfiye etmeyi koymuşlar ama bunu başaramazlar. Bizim projemizin asıl sahipleri varken, ortadayken taklidinin başaramayacağı açıktır. Devlet, burada PKK'nin ya da benim muhatap olamayacağımızı belirtiyor. Zaten ben tek başıma, PKK tek başına, DTP tek başına muhatap değildir. Bunların hepsi yeri geldiğinde muhataptır. CHP, MHP ve AKP aslında rol bölüşümü yapmışlardır. Kürtlere CHP ve MHP ile ölümü gösterip AKP ile sıtmaya razı etmeye çalışıyorlar. Böyle bir zihniyet kabul edilemez. Onurlu, özgür Kürtler bunu kabul etmez.'
Kadınları selamlıyor, başarılar diliyorum
'Kadın sorunu için, beş bin yıllık tecavüz kültürü dedim. Nasıl Marks'ı anlamak için Hegel'i anlamak gerekir deniliyorsa, iyi bir kadın özgürlük savaşçısı olmak için de egemen olan beş bin yıllık tecavüz kültürünü iyi anlamak gerekir. Hegel'deki köle-efendi diyalektiği ben de kadın-zorba egemen erkek diyalektiği şeklinde ifadelendirilmiştir. Bu ilişkiyi iyi görmek gerekir. Hegel köle-efendi diyalektiği temelinde ele alıyor ama biz beş bin yıllık bir kadın-zorba erkek çelişkisini işleyip kendimizi, bu sorunu çözümleyerek bu güne kadar taşıdık. 'sınırsız boşanma sınırsız aşk' demiştim. Ne ile boşanma? Bu beş bin yıllık egemen kültürden boşanmadır. Kadınlar bu beş bin yıllık pislikten kurtulmalıdır. Yine aşka nasıl çağrı yapıyorum? Aşka çağrım şu şekildedir; özgür ve demokratik bir yaşama olan aşktır. Kadınlar özgürleşmeden, toplum özgürleşemez. Hepsine selamlarımı iletiyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.'
1921-23 Dönemi roman olacak dönemdir
Öcalan, sözlerini 'Cezaevlerinden mektuplar var. Muş cezaevinden bir arkadaş, Musul-Kerkük üzerine yoğunlaşması var. Bu konuya ilişkin cevaben şunları söyleyebilirim. O zaman İngilizler, Kürtlerin parçalanması ve kapitalizmi kabul etmeleri karşılığında Türkiye Cumhuriyeti'ne onay verdiler. Bu İngilizlerin, Fransızların ortak bir planıydı. Kürtleri önce Irak, Suriye ve Türkiye içinde parçalayarak bu şekilde kendilerine hizmet karşılığında Cumhuriyet'e onay verdiler. 1921 ile 25 arası önemlidir, araştırılması gerekir. Bu dönemin iyi anlaşılması gerekir. 1921-23 dönemi Kürtler için roman olacak bir dönemdir. Bu dönemin üzerinde durulabilir. Cezaevindeki arkadaşlar bu dönemi roman konusu yapabilir. Adıyaman cezaevinden, Bakırköy cezaevinden, Adıyaman ve Muş cezaevinden mektuplar aldım. Yine Ordu ve Trabzon cezaevlerinden gelen mektuplar var. Cezaevindeki tüm arkadaşlara selamlarımı iletiyorum.' diyerek tamamladı.
ANF
18 Kasım 2009 tarihli Görüşme Notu'dur
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

karşıdaki güç kimlerden oluşuyor bu devletteki güç kimdir
Türkiye'deki sosyalistler de Mustafa Kemal'i tam çözemiyorlar.
bu konu üzerinde öcalan'ın yazdıklarını okuyorum
-mustafa kemal ittahatçı değil
-emperyalistlere karşı savaşı yürüten bağımsızlıklçı birisi
-şeyh sait isyanı'nı ingilizlerin örgütlediğini ya da ingilizlerin kürtleri kullandığını söylüyor;mustafa kemal'in genç cumhuriyeti korumak refleksiyle güç kulanımda aşırılığa kaçtığını söylüyor,ama katliam yapmıştır demiyor haksızlık yapmıştır demiyor,genç cumhuriyeti korumak amacı vardır diyor
'CHP, tutturmuş bir Türklük kimliğidir gidiyor, 'Türklük üst kimlik olacak' diyor. Bu Türkçülük ideolojisini geliştirenlerin kendileri de Türk değil zaten. Burada Türkçülük bir maske oluyor. Bu Türkçülük zihniyetine sahip yapı, kendini 1906'lardan bu yana bu şekilde yaşatıyor. Bu klik, İngiliz politikalarını yürüten bir kliktir. Fevzi Çakmak, İngilizler İstanbul'u işgal ettiğinde Osmanlı'nın Savunma Bakanı'ydı. Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü'yü Ankara'ya İngilizler gönderdi. Bu gidişleri kendiliğinden değildir, gelişen mücadeleyi kontrol altına almak içindir. Fethi Okyar Mustafa Kemal'in çocukluk arkadaşıdır, ona Serbest Fırka'yı kurduruyor ve daha sonra Hükümetin başkanı oldu. Şeyh Sait olayındaki tavrı nedeniyle Hükümetten istifa ettiriliyor, yerine İnönü getiriliyor. Şeyh Said olayında iki kişiyi öldürüyorlar, ‘sen öldürdün' diyorlar, bir askeri rütbeli de var yanlarında, bu rütbelinin yanında iki askeri vuruyorlar, 'Şeyh Said öldürdü' diyorlar, böylece Şeyh Said'e yöneliyorlar. Şeyh Said'in bunlardan haberi bile yoktur, öyle isyan önderi olduğu da tartışmalıdır. Asıl gerisinde Azadi Örgütü var, onun başkanı da Cibranlı Halit Beydir. O dönem cezaevindedir.
buradan fevzi çakmak ve inönünün ingilizlerle işbirliği yaptığı söyleniyor;o halde ankarada mücadeleyi yürüten mustafa kemaldir ve bağımsızlıktan yanadır,fevzi çakmak ve inönü bu bağımsızlık hareketini ingilizler adına kontrol altında tutmaya gönderiliyor veya belkide tasfiye için gönderiliyorlar,
yukarıdaki söylenenlereden anladığım kadarıyla ismet inönü ve bağlı olduğu yapı fethi okyarı tasfiye ediyor,şeyh said olayında bunların karşıtı bir görüş savunduğu için;
daha önceki yazılanlarda da okuduğum kadarıyla mustafa kemal cumhurbaşkanlığına çıkartılarak bu grup tarafından pasifize ediliyor,izmir suikastı ilre mustafa kemal'e gözdağı veriyorlar ve mustafa kemal bunlar hakkında mücadele kararı veriyor idamla yargılanıyorlar ama bunların gücünün farkına varıyor ve uzlaşıyor,dersim olaylarında da mustafa kemalin seyid rıza ile anlaşacağını gördükleri için mustafa kemal onunla görüşemeden asıyorlar ;öcalan'ın tezlerinden şimdiye kadar öğrendiğim bu ayrıca mustafa suphilerin kimler tarafından boğdurulduğu konusunda da bu grubun yapmış olabileceği konusunda açıklamaları vardı eğer karıştırmıyorsam;
soru şu ;tkp ve perinçek kontrol altında deniyor,bunları sosyalist görmek yanlış değil mi kontrol altındaysalar kimtarafından kontrol ediliyorlar?bunlar özellikle perinçek grubu kemalist midir ittahat çımıdır madem bir ayrım var aralarında chp kemalist midir ittahatçı mıdır?
ordu içinde ki ergenekon doğu perinçek ilişkisi ve avrasyacıların tasfiyesi var mıdır ve bunlar kemalist midir ittahatçı geleneğin sürdürücüsü müdürler?
devletin içindeki bir güç karar verdi deniyor kimdir bu kararı veren güç abd yle ilişkide problem görmeyen natocu kemalistler ve abd mi eğer avrasyacılar tasviye ediliyorsa bu olabilir mi tasfiye edilen ordu içi grup yalçın küçük doğu perinçek grubu avrasyacı ve kemalist midirler?
ya da kemalizmi maske yaparak yeni-ittahatçılar ordu içinde darbe yapmayı mı planladılar;kürt sorununun çözümünde ayak direyenler tasfiye ediliyor demişti öcalan kim ayak diriyor kemalistler mi ,yeni-ittahatçılar mı?
yani şu an devletteki bir güç karar verdiyse bu güç kimdir kiminle karşı karşıydır abdullah öcalan ,pkk,dtp yani kürt halkı,abd ile mi akp burada bir imzalayıcı ise ;abd ve ordu içinde abd ye yakın duran veya onunla müttefiklikte (birlikte hareket etmekte sakınca görmeyen kemalist generaller mi?)ve chp ve mhp nin bu yapıyla bağı nedir?
ayrıca görülen o dur ki bu yapı kürt sorununda anadilinde eğitime kesinlikle karşıdır,tartışmalardan anlaşılan o dur,eğer anadilinde eğitime karşı evet denmezse kürt halkı hangi tepkiyi örgütlemelidir diğer korsika modelini bir kenara koyuyorum.
benim tartışmalardan anlayabildiğim devlet projesinde şunlar dillendiriliyor:
Kürt sorununda devletin çözüm paketi(süreci) bu mu?
pkk nin silah bırakması halinde geçerli olacak olan
1-kürtçe tv kana6 ve özel tv lerde sınırsız yayın
2-kürt dilinin yazılı basında kullanımının önündeki engellerin kaldırılması
3-kürtçenin bütün sanat dallarında özgür kullanımı
4-kürt enstitüsü kurulması(tarih,dil,edebiyat üzerine yüksek öğrenim)
5-çocuk isimlerinin kürtçe koyulabilmesi
6-özel kurslarda Kürtçenin öğrenilebilmesi
7-yer adların iadesi
8-belediyelerde ve resmi kurumlarda Kürtçe bilgilendirme hizmetleri
9-ilköğretim dahil lisede Kürtçe seçmeli ders olabilir(kesin değil)
10-cezaevlerinde görüşlerde Kürtçe dil kullanılabilir
11-pkk den ‘’teslim olanlara’’ suça karışmayanlara yasanın işletilip serbest kalmaları ve rehabilitasyon merkezlerinde topluma kazandırılmaya tabi tutulmaları ,iş ve meslek öğrenimi ve işe yerleştirilmeleri ,siyaset yapmalarının önünün açılması
12- özel ilköğretim, özel lise gibi düzeylerde dahi ana dilinde eğitim yapamayacaklardır
13-köye dönüşler ve zararların tazmini
bunlar kürt sorununun çözümünde kürtler tarafından kabul edilebilir mi?korsika modeli bir anlamda kürtlerin kendisini yönetmesine karşılık geliyor,eğitimi,ekonomiyi(vergi ve diğer unsurlar),parlamentosu ,karar alma organını içeriyor,hatta bir de savunma gücünden bahsediliyor;şimdi buradan nasıl bir çıkarsama yapmak gerekiyor
devlet projesi kürt uluslaşmasının anadille eğitimle pekişeceği ve bunun türk devleti eliyle yapılmasının türk devletinin bölünmesine yol açacağının düşüncesiyle kendi elimizle devletimizi böldürmenin taşlarını döşemeyiz şeklinde kendini ortaya koyuyor,ayrı dille eğitim ulusşmanın modern anlamda oluşmasına hizmet eder diyorlar
iyi ama bunu düşünenlerin özel okullarda dahi anadille eğitim olamaz tezini ortaya sunduklarını AKP liler bir programda dile getirdiler ki bu projenin abd-ordu-akp projesi olduğunu herkes söylüyor öcalan akp imzacıdır diyor nerede uzlaşılacak;yerel yönetimlerin yetkilernin artırılması noktasında ne kadar adım atacaklar,kürtler kendileri yasalarını yapsınlar diyecek bir durum görünmemektedir,talepler ve sunulanlar arasında uzlaşmaz çelişik yönler fazlasıyla vardır görülen o dur ki bu süreç çok farklı taktiklerin,iniş ve çıkışların olduğu bir döneme gebedir,
kürt halkının ve siyasal temsilcilerinin fazlasıyla uyanık olması gerekiyor sanırım,kiminle pazarlık ediliyor kürt halkının siyasal temsilcileri bunu iyi bilmeliler gibi geliyor bana;akp ile mi?abd ile mi? ordu ile mi? veya bir pazarlık var mıdır kürtlerde bu pazarlığı kim yapmaktadır öcalan herkes yeri geldiğinde devreye girer diyor,kürtlerden muhatap alınma var mıdır?öcalan talimat vermiyorum desede herkes söyleyeceklerini büyük bir dikkatle dinliyor ve gereğini yerine getirmeye çalışıyor bu anlamda yol haritasının açıklanmaması bir sorun yaratıyor,kesinlikle bu yol haritasının kamuoyuna açıklanması gerekiyor ona göre bütün unsurlar konum belirleyecektir.
''Kürtlere CHP ve MHP ile ölümü gösterip AKP ile sıtmaya razı etmeye çalışıyorlar'' diyen Öcalan
çok doğru tespitte bulunmuştur ama şunuda eklemek gerekmektedir
zaten AKP nin yaptıkları mhp ve chp nin söyledikleridir içten içe bir konsensus oluşturulmuş yukarıda saydığım ve yapılmış ve yapılacak olanlar chp ve mhp nin söyledikleridir ve sanki aslında tek merkezden yönlendiriliyorlar görüntüsü vermektedirler her ne kadar birbirlerine vatan haini deselerde sorun rolünü iyi oynamak ve inandırıcı olmaktır akp biz adım atacağız ama chp ve mhp bırakmıyor diyerek kürt kitlelerini manipüle etmektedir ve edecektir (aslında kimsenin kimseyi engellediği yoktur herkes rolünü oynamaktadır),kürt siyasal öncülerini ve halkı beklentiye sokmaktadır bu oyuna daha ne kadar devam edeceklerdir bunu belirleyecek olan kürt halkının önderliğinin ve politikleşmiş ne istediğini gayet iyi bilen ne kadar geri adım atacağını iyi hesaplayabilen,kürt sorunundaki etkili dinamikleri iyi hesap edebilen,ortadoğuyu ve dünyayı iyi kavramış ,güç ilişkilerini iyi analiz eden,dünyanın nereye gittiğini özümsemiş kürt halkının yapacağı hamlelere ve örgütlü gücünün yekpare davranışları olacaktır,bölünmüş görüntü sergilemek telafi edilemeyecek sorunları beraberinde getirecektir,muğlak terimler üzerinden siyaset yürütmekte bir o kadar sakıncalı görünmektedir,plan abd nato planıdır,avrupa birliği desteklemektedir,devlette hakim olan güç(artık bu gücün ordu olduğunu düşünmekte sakınca yoktur ve bu gücün ideolojik yapısı bellidir,politik olarak kürt sorununa yaklaşımları bellidir ve abd ile tam uyum vardır)chp ve mhp aynı odağın karar verdiği politika üzerinden faaliyet yürütmektedir her ne kadar kızıyormuş görüntüsü verselerde bu böyledir oyunun kuralı bu
kürt sorununda
proje : abd nato projesi;fikir ve kurgusu ve altyapısını hazırlayanlar,diplomatik girişimleri sağlayanlar bunlar
taraflar:abd,avrupa birliği,kemalist ordu,akp,mhp,chp ve bunlara bağlı sivil toplum örgütleri koalisyonu,dolaylı araçlar ynk,kdp; ve diğer taraf öcalan ,pkk,dtp ve bağlı örgütlülükler,katılabildikleri kadarıyla türkiye sosyalistleri
alt hedef:pkk'nin tasfiyesi veya marjinalizasyonu bu arada kürt sorununda zamana yayılacak beklenti yaratma ve demokratikleşme havasının yaratılması,ufak tefek açılımlarla çözüme gidiliyor duygusunun yaratılması;pkk yi tasfiye olmaya zorlamak ve çözüm yapacağız ama pkk istemiyor diyecekleri durumuna pkk yi zorlamak (bunu açılımları yaparken adım adım söyleyecekler verilenleri gösterip pkk adım atmıyor diyecekler,öcalan,pkk,dtp çözüm istemiyor görüntüsü vermeye çalışacaklar; açılımın sınırı belli olmuş gibi, pkk bunu kabul etmeyecek ve dünya kamuoyunun ve türkiye kamuoyunun karşısında kabul etmeyen çözüm istemeyen konumuna düşürecekler)
üst hedef:ortadoğu ve kafkas hattının istekleri doğrultusunda şekillendirilmesi(burada pkk nin türkiyeyi istikrasızlaştırılmasının önüne geçmek türkiye ye uzun yıllar sürecek istikrarlı bir yapı oluşturulmasını sağlamak ve kendi çıkarları için tc nin askeri ve siyasi gücünden faydalanmak)
kürt sorunu ve kürtler dünyanın satranç tahtasında 100 yıllık bir oyunun parçası ve en açık şekliyle oynanmaya başlayan bir oyunun parçası
umudumuz bu oyunda parça olmaktan çıkması şah vezir deyip karşı tarafı mat etmesidir ve özgür bir belirleyen olmasıdır.
öcalan ciddi davranırlarsa 3 ayda sonuç alınabilir diyor ama bu soruna onların ciddi yaklaşımı bellidir veya en azından belli olmuştur bunu öcalan kabul etmeyecek ve tabi ki kürt halkıda,öcalan korsika modelini sunmuştur bundan geriye adım ne kadar atılacaktır onu şimdiden söylemek zordur ama bunu belirleyecek olan siyasal güç dengesi ve örgütlülüktür
2010 da seçimler olacak gibi görünmektedir o zamana kadar oyalama taktiği uygulayacaklardır ve seçimlere kadar açılım yaptık yapıyoruz ,kürtler bizim kardeşimizdir,demokratikleşiyoruz,yeni anayasa hzırlığımız var orada da maddeler koyacağız gibi taktiklerle pkk ve dtp yi zayıflatıp ,siyasal adımı biz atıyoruz diyerek hamle üstünlüğünü ellerinde tutmak isteyecekler chp ve mhp ye karşı sanki kürtler için ve demokrasi için mücadele ediyor görüntüsü oluşturacaklar,öcalanın ,pkk nin dtp nin elinden siyaset yapma ve kürtlerin siyasal iradesi olma özelliklerini almaya çalışacaklar en azından aşındırmaya çalışacaklar ve kürt sorununun çözüm umudunun ergenekon operasyonunu yapan(abd ki bunu yapabilmeside tc ordusunun o kadar içindedirki giyilen çamaşırın markasını bilmektedirler) cesaretli akp olduğu duygusu yaratılacak ve seçimler dönemine kadar bu siyaset güdülecektir ve seçimler de zeminini yaptıkları çözüm gücü biziz chp ye mhp ye karşı duran biz olduk kürt sorununda çözüm gücü biziz deyip oy isteyecekler ve kıran kırana bir mücadeleye gireceklerdir;bu arada kürtler seçimi net olarak referanduma çevirmelidirler öcalan açıklamasını yapmıştır korsika modelidir bundan geriye adım atacak mıdır onu zaman gösterecek ama artık temel bir hedef koyulmuş olmalıdır kürtler açısından ve bunun üzerine yoğunlaşılmalıdır ve seçimlere sarkacak olan bu oyalama ve oylama taktiğine referandumla yanıt verilmelidir.
saygı ve dostlukla
coşkun edip SOYKAN
korsika modeli baskın oran savunmasından
Prof. Dr. Baskın Oran'a, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu'ndayken yazdığı "Azınlık Hakları Raporu" nedeniyle dava açılmıştı. Savcının iddianamede Fransa örneğini vermesi üzerine, Oran, "karşı iddianame" adını verdiği Şubat 2005 tarihli savunma metninde, Korsika'dan da bahsetmişti. Bu bölümü alıntılıyoruz.
Fransa'da Hukuksal ve Yönetsel Azınlık Hakları
"Azınlık" kavramını tanımayı reddeden Fransa'da, bırakınız Deniz Aşırı Toprakları, Metropoliten kesimde bile 2 azınlık kendi bölgelerinde özel hukuksal/yönetsel artı azınlık haklarına sahiptir: Alsace-Moselle bölgesi ve Korsika adası.
"Dinsel ve etnik haklar", "özel temsil hakları", "özel yönetim hakları": Bunlar, azınlıkların talep ettikleri grup haklarıdır. Teoriye girmeyeceğim, vaktinizi almayacağım, Savcılığın okuduğunu söylediği ders kitabımda var, yalnızca sonucu söylüyorum:
Bunların içinde en ciddi olanı üçüncüsü yani "özel yönetim hakları"dır ve ulus- devletler bunu vermekten hiç hoşlanmazlar.
Neden hoşlanmazlar? Çünkü bu, azınlığın kendi kendini yönetmesi ve kendini "millet"ten soyutlaması demektir. Böyle durumlarda azınlık ya kimi konularda kararları kendisi alır, ya da daha ileri gider ve bu özerkliği teritoryal (sınırları belli bir toprak parçası) biçime sokarak belli bir bölgede uygulatır.
Benim Alsace-Moselle ve Korsika için burada bahsettiğim, bu sonuncu durum yani bu taleplerin en ciddi olanının en radikal biçimidir. Alsace-Moselle'de önemli bir ölçüde hukuksal artı haklar vardır, Korsika'da da doğrudan doğruya yönetsel azınlık hakları.
Görelim:
1) Alsace-Moselle
a) Alsace-Lorraine'in Fransa'ya dönmesinden sonra, Alsace-Moselle'de Fransız ceza yasaları hemen yürürlüğe sokulmuş, ama Alman hukukundan gelen yerel yasaların bir kısmı korunmuştur. Fransa Yargıtayı, bu bizim için çok acayip durumu, 1937 yılında aldığı bir kararla "Bu yasalar Fransız yasası haline gelmiştir" diyerek tevil etmek zorunda kalmıştır. Akıllılık da etmiştir. Bugün Fransa'da Alsace-Lorraine'de hiçbir azınlık sorunu yoksa, bu tür pragmatik akıllılıklar sayesindedir.
b) Almanya sınaileşmeye Fransa'dan önce başladığı için, sosyal güvenlik önlemleri açısından zamanının önünde olmuştur. Bölge Fransa'ya geçtikten sonra bu hukuk kuralları da muhafaza edilmiştir. Örneğin bu bölgede, sosyal sigortalıların yüzde 20 yerine yüzde 10 katılım payı ödedikleri ek bir sosyal güvenlik sistemi yürürlüktedir.
c) 19. yüzyıl Almanyasında belediye başkanı gerçek bir yönetim makamı niteliği taşıdığından, bölge 1918'de Fransa'ya geçtikten sonra da buradaki belediye başkanlarının yetkileri, Fransa'nın diğer belediye başkanlarınınkinden fazla olmuştur. Öyle ki, durum ancak 1982 yerel yönetim yasası sonucu eşitlenebilmiştir.
d) Bu bölgedeki dernekler Alman Medeni Kanununun çeşitli maddelerine tabidirler. Örneğin bölgesel hukuka göre kurulmuş bir dernek, kâr amacı güdebilir.
Buyurun size, "Artık o kadar da olmaz" dedirtecek bir örnek daha: Alsace-Moselle bölgesinde geçerli olan kimi yasalar, örneğin Yerel Dernekler Yasası Fransızcaya bile çevrilmemiştir; Almanca olarak durmaktadır. 1975'te stinaf Mahkemesi, bu yasanın Almanca olması nedeniyle geçersiz olduğu yolundaki bir başvuruyu reddetmiştir.
10 Mart 1988'de Fransız Yargıtayı bir kararında şöyle demiştir: "Kimi Almanca yerel hukuk metinlerini yürürlükte tutan 1 Haziran 1924 sayılı yasa, bunların uygulanmasını Fransızca olarak yayımlanmış olmalarına bağlamamıştır". Yani Fransa'da uygulanan kimi yasalar yalnızca Almancadır.
Devam edelim: Bölgenin bu hukuksal ayrıcalıkları, "Azınlıkları reddeden" Fransa'daki Anayasa Konseyinden de onay görmüş ve Konsey bu azınlık ayrıcalıklarını "Cumhuriyet'in bölünmezliği" veya "yurttaşların eşitliği" ilkelerine aykırı saymamıştır.
2) Korsika
Savcılığı asıl şaşırtacak, üzecek ve Fransa'yı kıyasen verip vereceğine pişman edebilecek asıl örneğe geldik. Çünkü Korsika adası Fransa'dan teritoryal olarak ayrı yönetilen bir birimdir.
O kadar ki, Deniz Aşırı Topraklar'da uygulanan farklı hukuktan esinlenen özel statüsü, Metropoliten Fransa ile bu Deniz Aşırı Topraklar arasına oturan bir yere sahiptir ve bugün Fransa'daki tek örnektir.
Burada da vaktinizi fazla almayacağım. Korsika'nın 1982, 1991 ve 2002 yasalarıyla yaşadığı değişiklikleri anlatmayacağım. Yalnızca şu andaki durumunu vereceğim.
Korsika'nın ayrı bir hukuksal varlığı, ayrı bir Meclisi, ayrı bir yürütme organı vardır.
a) Korsika Teritoryal Kolektivitesi:
Ada, 1991 yılında getirilen "Korsika Teritoryal Kolektivitesi" (Collectivité Territoriale de Corse) adlı bir özel statüyle yönetilir. Mesela bizde, yok ya, Marmara Adasının özel bir statüyle yönetilmesi gibi.
Bu statünün getirdiği yetkiler akla gelebilecek bütün alanları içine alır: ekonomik kalkınma, mali işler, tarım, ormancılık, turizm, enerji, konut, her türlü ulaşım ve taşımacılık, eğitim, yükseköğretim, araştırma, meslekî formasyon, her türlü okul inşası, mekânın düzenlenmesi, çevre koruması, yerel kalkınma, Korsika dili ve kültürünün geliştirilmesi, sanat ve kültür, devlete ait olmayan tarihsel yapıların korunması, vs..
Korsika Teritoryal Kolektivitesinin bu işleri, eskiden "ulusal" statüdeyken şimdi "teritoryal" statü kazanan yerel dairelerce yürütülür.
b) Korsika Meclisi:
Adanın sorunları, 1982'den bu yana Korsikalılar tarafından 6 yıllığına seçilen bir "Korsika Meclisi" tarafından tartışılır ve karara bağlanır. Yılda 3'er ay sürebilen 2 olağan toplantı yapan ve ayrıca olağanüstü de toplanabilen 51 üyeli bu Meclis kendi iç tüzüğünü yapar, Korsika bütçesini ve Korsika gelişme planını kabul eder, bir de aşağıda anlatacağım "Yürütme Konseyi"ni denetler.
Fransa Parlamentosu, Korsika'yı ilgilendiren yasa tasarıları ve kararnameler çıkarmadan önce, Korsika Meclisine danışmak zorundadır. Meclis bunlar konusundaki eğilimini 1 ay içinde bildirir; acil durumlarda bu süre Korsika Valisinin talebi üzerine 15 güne indirilebilir.
Meclis, Korsika'yı ilgilendiren yasa ve düzenlemelerde değişiklik yapılmasını Fransız Hükümetine önerme yetkisine sahiptir.
Korsika Meclisinin işlemez hale gelmesi durumunda, Fransız Hükümeti, Bakanlar Konseyi kararnamesiyle onu dağıtabilir. Bu durumda, 2 ay içinde yeni bir Meclis seçimine gidilir. Bu süre içinde cari işlere Yürütme Konseyi başkanı bakar ve onun bukararları Korsika Valisinin onayıyla yürürlüğe girer.
Korsika Meclisindeki görüşmeler genellikle Fransızca olarak yürütülmekle birlikte, isteyen üyeler Korsika dilinde konuşabilir.
Meclis 26 Haziran 1992'de Korsika dilini bütün adada resmî dil ilan eden bir karar almıştır (md.1). Aynı karar, resmî dil olarak "Korsika halkının dili Korsikacanın" ve "Devletin resmî dili olan Fransızcanın" Korsika Meclisinin iki resmî dili olacağını belirtmiştir (md.2). Md.5'e göre her düzeyde öğrenciler haftada maksimum 3 saat Korsika dili göreceklerdir. Bununla birlikte o tarihten bu yana gerek Korsika Meclisinden gerekse Fransız Hükümetinden bu konuda bir ses gelmemiş, bu karar bir sonuç yaratmadan kalmıştır.
c) Yürütme Konseyi:
Yürütme Konseyi, Korsika Meclisi içinden seçilen 1 başkan ve 6 üyeden oluşur. Konsey'in görevi, Korsika Teritoryal Kolektivitesini her alanda yönetmek ve özellikle de ekonomik, toplumsal, eğitsel ve kültürel kalkınma konuları ile mekânın
düzenlenmesi konularında faaliyet göstermektir.
Konsey başkanı ve üyeleri Meclis'in toplantılarına ve görüşmelerine katılabilirler. Meclis, Konsey'i bir güvensizlik oyuyla düşürebilir. Fakat bu gerçekleşmeden önce, boşluk olmasın diye, Meclis'te siyasal grupların yeni bir Yürütme Konseyi üzerinde anlaşmaya varmış olmaları şarttır.
Yürütme Konseyi başkanı, Korsika Teritoryal Kolektivitesini temsil eder. Adanın ita amiri odur. Her yıl Meclis'e bir rapor sunan başkan, Kolektivite'deki kamu hizmetleri konusunda Fransa başbakanına her türlü öneriyi götürme yetkisine sahiptir.
Meclis'e ve Konsey'e Korsika Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Konseyi danışmanlık yapar.
***
Yani, Muhterem Yargıcım, çok özetle, Korsika adası devlet içinde devlet gibidir. Hatta, "gibi"si fazladır.
Alsace-Moselle de, en hoşgörülü ulus-devletlerin dahi duymaya tahammül edemeyeceği "çok-hukukluluk" uygulamasıyla, eski can düşmanı Almanya'nın dilini mahkemelerde konuşturmasıyla, Alman yasalarını bile Almanca uygulamasıyla, yine devlet içinde devlettir.
Bu durum, benzetmek gibi olmasın ama; Hatay'da Arapçayı ve Suriye hukukunu, Kars ve Ardahan'da Rusçayı ve Moskof hukukunu geçerli kılmakla aynı şeydir. İddianamenin bize örnek gösterdiği böyle bir ülkedir.
Muhterem yargıcım, bunları bilmeden Fransa'yı örnek göstermeye kalkan, eğer niyet'i sorgulamaya kalkan bir Savcılıkla muhatap olursa, amacı bu olmamakla birlikte korkarım ayrımcılık ve bölücülük propagandasıyla suçlanabilir. (BO/TK)
coşkun edip SOYKAN