Proletarya'yı Tartışalım

Proleteryayı tartışalım

Günümüzün sosyalistleri işçi sınıfını politikleştirmek için canla başla çalışmaktadır.İşçi sınıfı da bir türlü politikleşmez.Ekonomik krizle beraber Avrupa işçi sınıfının harekete geçeceğini söyleyenlermi ararsın, Çin işçi sınıfının düşük ücretle çalışmaya daha fazla dayanamayıp isyan edeceğini söylüyenlermi ararsın, daha ilgilenmediğim ne söylemler var.Bir türlü şu üretim biçimine, üretim ilişkilerine bir bakalım demezler.İşçi sınıfının içinde bulunduğu maddi koşulları araştırmak yerine, siyasallaştırmak için enerji tüketirler. Şunu bilseler işçi sınıfının üzerine bu denli gitmezler.Uygarlık döneminin kapandığı bir süreçte uzlaşmaz sınıf karşıtlıkları geriye düşer. Marx uygarlıkla sınfların karşıtlığı ilişkisini felsefenin sefaleti 64.sayfa son paragrafında şöyle anlatıyor.“Uygarlık başlar başlamaz, üretim de, zümrelerin, tabakaların, sınıfların uzlaşmaz karşıtlığı üzerine, ve nihayet ,birikmiş emek ile fiili emek arasındaki uzlaşmaz karşıtlık üzerine kurulmaya başlar.Uzlaşmaz karşıtlık yoksa ilerleme de olmaz.”Bugün için ise Uygarlık dönemi geriye düşen bir eğilim sürecindedir. O nedenle üretim sınıfların uzlaşmaz karşıtlıklarıda, geriye düşen bir eğilim göstermek zorundadır.Yani işçi sınıfı sermayeye karşı politik bir kavga vermiyorsa bilinç eksikliği yada politik olmayışından değil nesnel koşulların izin vermeyişindendir.Şunu da bilelim yeni bir uygarlık dönemi hiç bir zaman gelmiyecektir.Komunizm de uygarlık değildir. Komünal yaşam biçimidir.

Sınıfların uzlaşmaz karşıtlıklarının geriye düşme eğilimini üretim biçimindeki değişimle ve gelişmiş ülkelerdeki yüksek ücretle de anlatabiliriz. Yüksek ücret alan emperyalist ülke işçileri için Lenin Emperyalizm kitabında şunları söylüyor. “Yaşam tarzlarıyla, ücretleriyle, dünya görüşleriyle tamamen küçük-burjuva niteliği taşıyan bu burjuvalaşmış işçi tabakası ya da "işçi aristokrasisi", II. Enternasyonalin başlıca desteği olmuştur; günümüzde de burjuvazininbaşlıca toplumsal (askeri değil) desteğidir. Çünkü bunlar, işçi hareketi içinde, burjuvazinin gerçek ajanları, kapitalist sınıfin işçi uşakları (labour lieutenants of the capitalist class), reformizmin ve şovenizmin gerçek yayıcılarıdır. Proletarya ile burjuvazi arasındaki iç savaşta, bunlar, kaçınılmaz olarak ve oldukça önemli bir sayıda, burjuvazinin yanında, "komüncü"lere karşı "Versailles"cıların [9*] yanında yer alırlar “..Gelişmiş ülkelerde ki işgücü değerini dünya boyut ölçü alınarak hesaplanmak zorunda. Yani Hindistan’da işgücünün değeri $300 ise Paris’tede $300 dolar olmak zorundadır.Aksi durumda Paris’te ki fabrika, Hindistan’da ki fabrikanın rekabetine dayanamaz. Dünya da 270 000 000 sanayi işçisi var.Bunların %35’i gelişmiş ülkelerde ortalama $1000 dolar ve üstü ücretle çalıştığını varsaysak 100 milyon işçinin artıdeğer üreticisi olmadığı ortaya çıkar.Hizmet sektörü ve tarımda 500 er milyon işçi olduğu söyleniyor.Hizmet sektörü meta üretimi ve lojistiğinde çok küçük rol oynadığı için artıdeğer üretiminde de dikkate değer bir katkısı yoktur.Tarımda ise, işgücünün değerince ücretlendiği bölgelerin işçileri, artıdeğer üreticisidir.

Artıdeğer konusunda çok büyük yanılsamalar var.Kimileri Birissa işçilerini örnek göstererek,bir koyundan iki post çıkarma uyanıklığını Birissa’ya uyarlamış.Birissa’da işçilerinin iki kez sömürüldüğünü iddia etmiş.. Kimileri de dünya dev bir fabrika bütün herkes o fabrikaya artı değer üretiyor diyor. Bütün bunlar eksik çözümlemeler. Doğru olmuş olsaydı dünya ekonomisi tıkır tıkır işlerdi. İşçilerin sömürü derecesi %100’dür. “ Bizim örneğimizde, ürünün değeri = 410 sterlin değişmeyen + 90 sterlin değişen + 90 sterlin artı-değer ve yatırılmış sermaye = 500 sterlindi. Artı-değer = 90 sterlin ve yatırılmış sermaye = 500 sterlin olduğuna göre, her zamanki hesaplarımızla (çoğu zaman kâr oranı ile karıştırılan) artı-değer oranı olarak %18'i buluruz; bulunan bu oran o kadar düşüktür ki, Bay Carey ile diğer telifçilere herhalde hoş bir sürpriz gibi gelecektir. Ama aslında artı- değer oranı, a/S ya da a/s+d 'ye değil, a/d 'ye eşittir: böylece90/500 değil, 90/90 ya da %100'dür, ve görünüşte sömürü derecesinin beş katından fazladır. Ele aldığımız durumda, işgününün fiili uzunluğunu, emek-sürecinin gün ya da hafta olarak süresini, kullanılan işçi sayısını bilmemekle birlikte, artı-değer oranı a/d eşdeğer ifadesi olan, artı-emek/gerekli-emek oranı aracılığı ile, bize, işgününün iki kısmı arasındaki ilişkiyi doğru olarak açıklamaktadır. Oran %100 olmakla buradaki ilişki tam bir eşitlik ilişkisidir. Yani örneğimizdeki işçinin, günün yarısında kendisi için, öbür yarısında kapitalist için çalıştığı açıktır. “ ( I Kapital syfa 233). Çıkan sonuca göre, sömürü derecesininde % 100 olduğu anlaşılmaktadır. İşgücü, değerinin altında veya üstünde satılması sonucunda bu oran en fazla 100 birim oynar. Bu birim 100 birimin altında veya üstünde aşılıyorsa; ya işçi acından ölür, ya da işçi patronu soyar. İşçi 2 misli sömürülüyorsa; hiç ücret almıyor demektir. Açlık nedeniyle enerji toplayamaz ve bir daha işe gidemez. İşçinin hiç sömürülmediği alt sınır ise iş gücü değerinin 2 mislidir. İşgücü değeri aylık 500 tl ise, 1000 tl’nin üstünde aldığı miktar kadar işçi kapitalisti soyuyor demektir. Birissa işçisinin 1000 tl üzeri aldığını biliyorum. Köle bile 2 misli sömürülmez harcadığı enerji karşılığı bir tas besin alır.

Çok büyük bir yanlış anlaşılma da emeğin üretkenliği konusunda yaşanmaktadır.Emeğin üretkenliğinin artması ile birlikte artı değer kitlesinin artacağı varsayılır.Sosyalist basın da sık sık bu konu ile ilgili yazı görmekteyiz.Emeğin üretkenliği ile beraber artı değer kitlesi artmıştır türünden.Bir koyundan iki post çıkarma örneği emekteki üretkenliğin artı değer kitlesindeki artışını yansımasını anlatmak için verilir.Bu yaklaşımın doğru olduğunu kabul edersek, dünya ekonomisindeki artı değer miktarı o denli çok olur ki, ekonomi kriz diye bir şey görmez. Marx bu konu ile ilgili şunu diyor.”Belli uzunluktaki bir işgünü, emeğin üretkenliği ve onunla birlikte ürünün kitlesi ve üretilen her metaın fiyatı ne denli değişirse değişsin,daima ayni miktarda değer yaratır.”(Kapital cilt 1 sayfa 531)

Asıl mesele artıdeğerin hesaplanma meselesidir. Kimileri banka memurlarının bile artı değer ürettiğini iddia eder. Banka para satar, faiz alır. Bir anlamda hırsızlık yapar. Ortada üretilen değer yoktur ki artıdeğer üretmiş olsun. İşletmenin sermaye artışına katkıda bulunmuş olmak artı değer tanımı için yeterli değildir. Bireylerin ucuza çalışıyor olması ya da kapitalistin çok kazanıyor olması haksızlıkla açıklanabilir. Sömürü başka bir şeydir, öyle açıkçada görülmez, yani gizemdir. Kapitalist işçiyi sömürdüğünü bir türlü kabul etmez işçinin hakkını verdiğini iddia eder.İşçide sömürüldüğünü anlamaz ama bir şeyler sezinler onun için sürekli kavga eder. İşçi ile kapitalistin uzlaşmaz çelişkisi burdadır. Sömürü enerji değişiminde gizlidir.İşçi pazarda işgücünü yani enerjisini meta olarak satar.Anlaştığı iş zamanında enerjisini harcar.Bunun karşılığında enerjisini tekrar toplayabilmek için yaşam gereçleri satan alır.İşçnin satın aldığı yaşam gereçlerinin üretim zamanı ise, işçinin çalıştığı zamanın yarısı kadar zamandır. İşçi 8 saat emek zamanı sonucu aldığı ücretle, satın aldığı yaşam gereçlerinin ortalama 4 saat süren emek zamanı ile üretilmiş olması, o yaşam gereçlerin de üretim sürecinde artı değer sömürüsü olmasındandır.İşçi satın almış olduğu yaşam gereçlerini kendisi üretse çalıştığı zamanın yarısı kadar çalışacaktır.İşçinin bozulduğu nokta gerçekte “emek zamanının”takasındadır. İşçi 8 saatlik emek zamanı ile 4 saatlik emek zamanını takas eder.Bir sonra ki iş günü enerjisini toplayan işçi, işgücünü tekrar pazara çıkarır, ayni biçimde tekrar satar.Her defasındada zarar eder. Sürekli zarar eden ve satmaktanda geri durmayan tek satıcı işçidir.Bu döngü üretken emekçi için süregendir.

Kapitalizmin emperyalizme evrilmesiyle birlikte ücret sistemi de devam etmiştir.Ancak sömürü adreslerinde değişim olmuştur. Yüksek ücret bir ekonomi siyasetidir.Keynesçi ekonomi politika ancak ve ancak emperyalizm koşullarında yaşam bulabilirdi. Emperyalist tekeller sömürge ve yarı sömürge ülkelerden ucuz hammadde ve ucuz işgücü temin ettikleri gibi onlara yüksek fiyatlarla metalar satıyordu.Sömürgelerden gelen yüksek kârlar, ülke içerisinde de yüksek ücret bol tüketim biçimini alan bir mekanizmaya dönüşüyordu.Bu sayede de ekonomi tıkır tıkır işliyordu.Üretimdeki teknolojik yenilenme artıdeğer miktarlarında azalmalara neden olmasından dolayı bu işleyiş küreselleşmeyle kendisine açılım aradı. İşgücü değerinin dünya boyutta hesaplanması ile birlikte metrepollerde işten çıkarmalar ve düşük ücretler ekonominin gündemine alındı..Ancak bu konudada sistemin açmazları var, düşük ücretler ya da işten çıkarmalar tüketimi sekteye uğratacağı için kamunun sübvanse etmesi bekleniyor. Amerika’da zarar etmesine rağmen General motorun büyük bölüm işçileri işten çıkarılmadı devlet tarafından sübvanse ediliyor.

Günümüzde ücret sistemi uygulanmayan, artıdeğer üreticisi olan son model bir kölecilik sisteminlede tanışmış durumundayız.Şu anda çocuk işçi sayısı 250.000.000 bunun 120 000.000’u tam gün çalışıyor.Bu işçilerin bir bölümü ücretsiz çalıştırılmakta.. Uzak doğu ülkelerinde istihdam edilen köle çocuklar.Yaşam gereçlerinde yaşanan değersizleşmeyle paralel, değersizleşen iş gücü değerine müteakip ücretlerde çok düşmüştür.Yaşam gereçlerindeki değersizleşme artı değer elde etmeyi zorlaştırmıştır. Bu nedenle çok az ücret yerine işçinin besin ihtiyacını karşılamak şirket yöneticileri için daha uygun göründü, aksi durumda yeterli besini almayan işçi verimsiz olurdu. Küresel şirket Nike’ın uzak doğu Asya’da bu sistemle çalışmaktadır. Her fabrikanın yanında işçi barınakları var.Çin’in de benzer çalışma sistemi var.Yaşam gereçleri artı $3 karşılığı yuan. Neredeyse ücret sistemi tasfiye edilerek, artı değer üretebilmektedirler. Gerçekte işçi özgür köle olarak bilinir.Şimdi biz bu sistemle çalışanlara kölemi diyeceğiz yoksa işçimi, gelişmiş ekonomilerin artı değer üretmeyen yüksek ücretli işçilerine ücretli kölemi diyeceğiz yoksa üst sınıf asalaklarmı diyeceğiz. Tarımda teknolojik devrim ve GDO lar yaşam gereçlerini değerini iyice azaltmıştır.O nedenle iş gücü değerinin de azalması normaldir. İş gücü değerinin azalması ücretlerin de en alt asgarilere düşmesine neden olur.”Demek ki,emeği daha ucuz ve daha kötü gıdalar ile yaşatacak araçlar bulundukça, ücretler asgarisi de sürekli olarak düşmektedir”(Marx felsefenin sefaleti sayfa 230 paragraf Marx ücret sistemini özgür kölecilik olarak nitelemiş.Ücret sistemi insana yabancı bir işleyiştir. Ömrünü doldurmuş bir işleyiştir.İnsan yaşamından çıkarılmalıdır. Bugün ise ücret sisteminin tersinden çözüldüğü bir durumla karşı karşıyayız. Ücretsiz üretici köleler bir yanda birikmekte, diğer yanda da gereksizleşmiş kamu tarafından sübvanse edilen ücretliler birikmekte.

İş gücünü değerinde veya değerinin bir misli fazlasına yakın ücret alan işçiler ve değerinin altında ücret alan yada sadece yaşam gereçleri karşılığı iş gücünü satan köleler sömürülen sınıftır.Dünyanın Artı değer üreten tek kesimidir. Bunun dışında üretici sektörlerde istihdam edilen ancak bir fiil çalışmayan ve ayrıca hizmet sektöründe çalışan bunun karşılığında da asgari ücret alan bu iki kesim işçi sınıfının haksızlığa uğrayan kesimidir.İşgücü değerinin iki misli üzeri ücret alan kesimler hangi sektörde istihdam edilirse edilsinler sömürülmezler. İşçi sınıfı kendi içinde ve işveren karşısında haksızlıklar yaşayabilir.Bu başka bir şey.. Biz şunu gayet iyi biliyoruz dünya alttan alta gönüllü kölelik çağını yaşıyor .Sanılmasın sadece uzak Asya veya Çin’de yaşanıyor Dünyanın her tarafına yayılıyor.İnsanlar köle olabilmek için Avrupa kıyılarında ABD kıyılarında az ölmediler. Mülteci teknelerini hepimiz biliriz. Türkiye’de de Diyarbakır ve Adana yöresinde çocuklar ailelerinden kiralanarak tarım ve hırsızlık sektörlerinde koğuş sistemi barınaklarda ikame edilmektedir.Günümüzün sosyalistleri asalak devlet memurlarının ücret artışları ile ilgilensinler 25 Kasım da sözde greve çıkacaklar onların arkasında gezinsinler.Asalak devlet memurları nereden finans ediliyor biliyormusunuz? Devletten. Devlet kazancını vergilerle cezalarla toplumu soyarak elde eder. Köleci işleyişe göz yumarak artı değer üretilmesinin önünü açıyor. Yoksulları çalıştıranlar ise kazançlarını devlete ve küresel şirketlere kaptırıyorlar.En büyük eşkiya devlettir.Gelirinde de yoksulların kanı var emeği var.

Şunu açık ve net olarak söylüyorum ortalama bizim kurla 1000 tl üzeri ücret alan hiç kimse sömürülmez.
Dünya genelinde tüm ücretliler işçi sınıfı kapsamında değerlendirilerek işçi sınınfını büyük potansiyel olarak var sayılır ve buradan da bir devrim hareketi beklenilir.Bu iyi niyetli bekleyiş oldukça saf bir bekleyiştir.İşçi sınıfına devrimci karakteri kazandıran, dinamik sınıf yapan artı değer üreticisi olmasıdır.
Yani sömürülmüş olmalarıdır.Köle işçiler ise devrimci dinamizmi kazanamazlar özgür değiller.Kaldı ki gelişip büyüyemezlerde üretim teknolojisinin buna ihtiyacı yok bundan sonra hizmet,fuhuş,dilencilik vb iş kollarında istihdam edilir.

İşçi sınıfının tartışılması genellikle sosyalistler tarafından ötelenir.Hasas bir konu olduğu için. Ancak işçi sınıfı sosyalistlerinin günü anlamada geri durdukları sürece dünya devrimine zarar verecek görüşlere her zaman açıktırlar.Sosyalistler tehlikeli iki görüşün etkisindeler.Birinci görüş değer yasası işlevini yitiriyor. Ekonomi değer üretimi,değer bölüşümü,değer değişimi ve değer tüketimi üzerine işler. Bu işleyişi dünyada devam ediyorsa değer yasası işliyor demektir. Bu görüşü benimsiyenler çok yakın gelecekte dünya devrimini red edecektir Değer yasasının işlemediği koşullarda ekonomi ayakta kalabiliyorsa dünya devriminin zemini hiç bir zaman olmayacak demektir. Devrimlerin zemini ekonomik çöküşlerdir.Değer yasası işlediği için azalan artıdeğerler ekonomiyi çöküş trendinde sürüklemiştir. İkinci tehlikeli görüş emeğin üretkenliğinin artması artı değer kitlesini çoğaltır.Bugün gerçekten otomasyonla birlikte,emeğin üretkenliği artmıştır.Yukarıda anlatmaya çalıştım artıdeğer kitlesinde ki azalmalar ya da çoğalmalar, iş zamanı ve de iş gücünün değeri ile ilgilidir.Bu görüşle yola çıkarsak gelişmiş ülkelerin aristokrat işçi sınıfı üzerine siyasetimizi kurgulamak zorunda kalırız.Zamanın Avrupalı komunistlerin batağına gideriz. Her iki görüşte işçi sınıfı sosyalistleri tarafınca benimsenmekte ve her iki görüşün de çizgisi devrimin reddidir.

Dünyada yaşamı çekilmez bulan bir devrim kurgusuna dalan çok büyük bir potansiyel var. Hindistan’da 500 000 000 insanın yaşadığı bir bölgede insanlar devletin basıncına tahammül gösteremeyerek savaşarak yenilmeyi ve ölmeyi düşünüyorlar. İran’da, yoksulluk üreten bu makineyi kırmak için gönüllü yoksullaşalım. Fikri ortaya atılıyor.Toplumlar yeni yeni projeler tartışıyorlar. Gelişmiş bölgelerde bilimsel teknolojik emek istihdam edilemiyor. İstihdam edildiğinde sisteme hizmet eden edilmediğinde ise sistem için en tehlikeli kesimlerdir.Avrupa’da öğrenci hareketleri büyüyecektir.ABD’de komünal guruplar insanlığın kurtuluşunu bilimsel teknolojik emeğin kurgusunda tartıştıyorlar. İnsanlığın kurtuluş projesi dünya genelinde tartışılma sürecindedir.Yeter ki ayaklarımız havada olmasın.

kutsala dokunmuşsun

Bu gün var olan her şeyin kaldırılması
sn hasan karataş
bu güne kadar hiç dokunulmayan yerlere dokunmuşsun sizi cesaretinizden dolayı kutlarım ama bir anlayamadığım konu oldu

Bu birim 100 birimin altında veya üstünde aşılıyorsa; ya işçi acından ölür, ya da işçi patronu soyar. İşçi 2 misli sömürülüyorsa; hiç ücret almıyor demektir. Açlık nedeniyle enerji toplayamaz ve bir daha işe gidemez. İşçinin hiç sömürülmediği alt sınır ise iş gücü değerinin 2 mislidir. İşgücü değeri aylık 500 tl ise, 1000 tl’nin üstünde aldığı miktar kadar işçi kapitalisti soyuyor demektir. Birissa işçisinin 1000 tl üzeri aldığını biliyorum. Köle bile 2 misli sömürülmez harcadığı enerji karşılığı bir tas besin alır.
eğe işçi kapitalist,i sömürüyor olsa idi orada üretim devam etmiyor olurdu
bu şöyle olabilir yüksek ücret alan işçiler başka işçileri sömürüyor olabilir ve ya şöle anlatayım başka işçiler sömürülüyordur yüksek ücret alan işçiler sömürüden pay almışlardır şirketler büyüdüğünde farklı iş kollarında faliyet gösteriyor bu faliyete ana merkezdeki işçi yüksek öcret alıyor olabilir
rosa küsenburg. buna benzer bir sözü vardı işçiler (sendikalar)
yüksek ücretlerle maşka malların pahalanmasına yol açarak toplumu soyarlar diyordu
bu belki dikkatinden kaçmıştır yinede kutsallara dokunduğun için ve tartışmaya açtığın için sağol

Elveda Prtoletarya, Merhaba Memnuniyetsizler mi ?

Bu konu gelişmiş-gelişmekte olan, ileri-geri kapitalist ülkeler, kuzey-güney, mavi yakalılar-beyaz yaklılar, vb tartışmalarında gündeme gelmişti bir zamanlar. Zengin ülkelerin proleterleri yoksul ülkelerin proleterlerini "satışa getiriyordu". Enternayonalizm filan hikayeydi. Sanki yoksul ülkeler zenginleşseler, o ülkelerin proleterleri tersini mi yapacaklardı ?

Özellikle 1950 lerden sonra gelişmiş kapitalist ülkelerde "üretim sektöründe" çalışan emekçilerin sayısı "tüketim/hizmet seköründe" çalışanlara nazaran gittikçe azalıyordu. zamanımızda bu oran, tüketim/hizmet sektöründe çalışanların lehine nerdeyse 2/3 olmuştu.

Üretimim ekonomideki hacmi ve ağırlığı gittikçe azalıyordu. İleri teknoloji kullanımı sayesinde her geçen gün sayı ve kalifiye olarak daha düşük işçi ile daha fazla üretilebiliyordu. Hiç bir işçi, hiç bir üretim biriminin vazgeçilmez elemanı değildi artık. Kitleler halinde işten atılacak duruma gelmişlerdi çoktan.

Kelimenin tam anlamında proleterler gittikçe yok olacaktı. Belki robotlar üretecekti bundan böyle. Robotların üretiminde artı-değer filan olmazdı, olsa da çok az olurdu.

Proleterlerin, nitelik ve nicelik olarak toplum ve politikadaki kıymeti harbiyelerini azalıyordu. Ama buna ters oranla toplumda MEMNUNİYETSİZ lerin sayısı çoğalıyordu.

Ne kadarsa o kadar, sistemi zorlayan ve zorlayacak olanlar, artık bu her türden memnuniyetsizlerdi. Bu memnuniyetsizlerin içinde nicelik ve nitelik olarak artı-değer üreten proleterlerin oranının ne olduğu hakkında, kesin yanıt yoktu, ama oldukça az denebilirdi.

Bu memnuniyetsizlerin çoğu, mülksüzler, işsizler , öğrenci, kadınlar, azınlıklar, ezilen ulus, halk ve inançtan olanlar vb. lerdi.

Bu memnuniyetsizler, o zamanlar Latinamerika'da Özgürlük Teolojisinin peşine, takılmışlardı, Eski islam uygarlıkların olduğu yerlerde Politik islamın peşine düştüler.

İleri kapitalist ülkelerde komünler kurmaya , buralarda "non profit", çıkar gözetmeyen, eşitlikçi, dayanışmacı yaşam kurmaya çalıştılar/çalışıyorlar.

Olayı Hasan Arkadaş gibi artı-değer dolayımdan tartışmadık biz. Yukardakilari hatırlatma olarak yazdım yalnızca. Belki işe yarar.

Ama zaten şu tespit bize yabancı değildi. Emekçilerin bir kısmı gerçekten atı-değer üretir. Emekçilerin öteki kısmı bu artı-değerden dolaylı olarak payını alır. Yani proleterlerin ürettikleri artı-değerden aslan payını burjuvazi alır. Geri kalan sırtlan payını ise hizmet sektöründekiler vb götürürler.

Bugün üretim ve hizmet sektörü arasındaki oran, hizmet sektörünün lehine değişmiştir. Hizmet sektöründe olanlar ise artı-değeri sömüren tarafta yer almaktadılar objektif olarak.

Soru sosyalistleri hedef kitlesinin ne olacağı ise, yanıt doğrudan artı-değer üreten proleterlerin merkezinde olduğu bütün memnuniyetsizler kitlesi olmalıdır, derim ben.

Dostlukla

Unutmuştum

Olaya poltik psikoloji açısından(tek tek insanların ya da sınıfların politik davranışlarının/tercihlerinin arkasındaki prikolojik/ruhsal nedenler açısından) baktığımızda şöyle bir manzara çıkıyor karşımıza: Devasa hizmet sektöründe çalışanların, işveren karşısındaki cesaret/direnç/mücadele azmi, üretim sektöründe çalışanlara nazaran korkunç derecede az. Çünkü onlar toplumsal artı-değerin "dolaylı otlakçısı" olduklarını biliyorlar. Ve sayıları her geçen gün artıyor. Gerçekten üretenlerin sayısı ise, şükür teknolojiye gittikçe azalıyor.

Gözler devrimi örgütlemeye muktedir tek güç olan "modern sanayi proletaryası"nı arıyor.

Yalnızca proletaryayı değil, Bilimsel Sosyolojinin (marksizmin sınıflar teorisini de tartışmak gerekiyor.) Bu konuda D. Küçükaydın'ın yazdıklarına bakmak gerekiyor.

Dostlukla

Celali Merhaba,

Celali Merhaba,
söylediklerine katılıyorum.20.yy Marksizm açısından atlanmış bir yüzyıl olarak görünüyor.Daha ziyade Marksizm adı altında 2. enternasyonalci görüşler Sovyet çizgisinde yaşam bulmuş olarak görünüyor. Bürokratik sosyalizm yada devlet kapitalizmi de denilebilir.Ben sadece Marks'çı düşünceyi güncellemenin doğru olduğunu düşünüyorum.Demir Küçükaydın'ın sınıflarla ile ilgili yazdıklarını araştıracağım.
Selamlar.