Dersim'iz Dersim
'Na zalumu ma qırr kerdimê '
(Bu zalimler bizi katlettiler)
Dersim ağıdı
Toplumbilimci Tzvetan Todorov; geçmişi kavramada kaçınılması gerekli iki eğilim görür: 'Kutsallaştırma' ve 'sıradanlaştırma'.
Birinci halde, tarihsel bir dram tümüyle spesifikleştirilerek yüceltilir, apayrı bir yere konur. İkinci halde ise, diğer olaylarla benzer kılınarak olağan, alelade bir duruma sokulur. Bu eğilimlerden birincisi, her olayı ayrı bir kategoriye, ikincisi ise pek çok olayı aynı kategoriye sokmayı ifade eder. Olayın kutsallaştırılması, hiçbir şeyin ona yaklaşamamasını sağlamak üzere onu ayrı bir alanda tutmak için diğerlerinden soyutlamak şeklinde tanımlanıyor.
Sıradanlaştırma ise, 'geçmiş'i ana yapıştırmak, birini diğeriyle basitçe özümsemek. Sonuçta bu durum her ikisini de yanlış tanımak anlamına geliyor.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in Dersim Katliamı'na ilişkin Meclis'teki sözleri de aynı yöntemi uyguluyor. Geçmişin bir vahşetini an'a yapıştırarak özümsetmeye ve haklı kılmaya çalışıyor... Türkiye'de tekçi paradigma ve buna dayalı zihniyet hep yaptı bunu... Soykırımları, katliamları kendi kahramanlık söylemleriyle kimi zaman kutsallaştırdı ya da en olmaz olayları sıradanlaştırdı, sıradan bir olaymış gibi yansıttı... Böylece toplumda da böyle bir algının oluşmasını başardı ne yazık ki. Ayrıca geçmişiyle yüzleşmeyi, hesaplaşmayı değil, unutmayı, unutturmayı tercih etti. Geçmişle yüzleşip hesaplaşmadığında, geçmişin o zihniyetle uğraşacağını göz ardı etti. Gerçekleri sürekli çarpıttı.
***
1937-38 yıllarında, yani İkinci Dünya Savaşı arifesinde Hitler Yahudi soykırımı yaparken Anadolu'nun ücra bir köşesinde mazlum bir halk da vahşice katliama uğruyordu. Munzur Suyu aylarca insan cesetleri taşıdı, mağaralarda insanlar gaz ile zehirlendi. Yaşlı, genç, kadın çocuk ayrımı yapılmaksızın on binlerce Dersimli öldürüldü. Öldürülenlere bir mezar bile nasip olmadı... Bugün Dersim topraklarında, mağaralarda h‰l‰ insan kemiklerine rastlanır.
Seyit Rıza ve arkadaşlarının da idamını organize edip tanıklık etmiş İhsan Sabri Çağlayangil'in bizzat kendisi bir röportajında; 'Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların içinde bunlar fare gibi zehirlendi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekat oldu. Dersim davası da bitti' demektedir.
İlginçtir dönemin sol-sosyalist aydınları Kemalizm'in de etkisiyle olacak bu katliama karşı bir duruş sergilememişler. Buna karşılık Necip Fazıl Kısakürek; 'Orada bir politika uygulanıyor. Türk egemenliği güçlendirilmek isteniyor. Merkeziyetçilik egemen kılınıyor. Katliamların nedeni budur' diyordu.
'Son Devrin Din Mazlumları' adlı kitabında; yaşananın eşine rastlanmayan bir felaket olduğunu yazıyor ve bu vahşeti şöyle anlatıyordu;
'En aşağı 50.000 Müslüman'ın kanını ve canını ihtiva etmesi bakımından, kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu anda yalnız ana prensip ve manasıyle tespit ettiğimiz bu facianın, tarihte bir benzeri gösterilemez.
Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki masum çocuğun Hozat Kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderilmesi... Kendisinin öğretmen ve köy halkıyla alakasız bir şahıs olduğunu iddia ederek alevler içinden fırlamak isteyen bir gencin, kalasla itilip alevler içine atılması ve karşısında sigara içilmesi... Buğday sapları üstünde yakılan, daha evvel kurşunlanmış bütün bir köy halkı... Annesinin karnından sivri uçlu aletle çıkartıldıktan sonra yaşamakta devam eden ve h‰l‰ topuğunda bu sivri uçlu aletin izini taşıyan çocuk... Bir dere içinde boğazlanan ve bu fiili yerine getiren celladın, bulunması bir hayli zorluğa yol açan yirmi masum can... Ve buna benzer daha neler, daha neler!..
Cesetleri değil, manaları muhakeme ve idam eden tarih, bakalım bu 50.000, çocuk, genç, ihtiyar, kız, kadın, hasta, alil müslüman cesedine karşılık kaç ferdin manası üzerinde ebedi idam kararı verecektir?
Elazığ ortaokulunda okuyan iki çocuk... Tatili geçirmek üzere memleketleri olan Hozat'a geliyorlar ve facianın tam üstüne düşüyorlar. Hozat yakınlarındaki köylerine geldikleri zaman babaları Yusuf Cemil'in öldürtülmüş olduğunu öğreniyorlar ve ağlamaya başlıyorlar. Onlara şu karşılık veriliyor:
'- Sizi de onun yanına götüreceğiz!'
Çocuklar odadan sürükletilerek çıkartılıyor ve jandarma muhafazasında gittikleri yolda süngületilip, böylece babalarnın yanına gönderiliyorlar.
Her evi ayrı ayrı tutuşturulduktan sonra dört bir etrafı ayrıca çalı çırpı içine alınıp alev alev yakılan bir köyden, deli gibi bir adam çıkıp, çalı yığınları gerisinde manzarayı seyredenlere doğru ilerliyor ve haykırıyor:
'Durun, ben köy ahalisinden değilim! Muallimim! Müsaade edin, kendimi size ispat edeyim!'
Fakat sözüne mukabele, bir kalasla itilerek alevler içine atılması oluyor. Adam, evvela göğsünün kılları tutuşarak alev alev yanarken, çalı yığınlari gerisinde amir, zevk ve istihza ile sigarasını içmektedir.
Yusuf Cemil'in köyünden 200 kadın ve çocuk öldürtülmüş ve bunların cesetleri buğday sapları üzerinde yakılmıştır. Öldürülenler arasında, Elazığ'da askerliğini yapan ve o sırada izinli olarak köyünde bulunan Rüstem adında biri de vardır. Bu zavallı, mezun olduğunu ve isterlerse hüvviyet ve izin kağıdını da gösterebileceğini söylediği halde derdini dinletemiyor ve dört çocuğu ile seksenlik anası arasında, onlarla beraber, kurşunlanıyor...' (Son Devrin Din Mazlumları, Büyük Doğu Yayınları 10. basım, Nisan 1990)
***
Bu ülkenin yöneticileri kendi tarihiyle yüzleşmeyi, kendi gerçeğine ayna tutmayı beceremedi. Bu, yalan yanlış bilgilerle manipüle edilmiş toplumun da başararamadığı bir durum.
Bunu başaramadığımız sürece olup bitenlere; duygularımızın, vicdanımızın, kalbimizin istek ve arzularına sırt çevirmiş, onların seslerini duymamak için her türlü numarayı deneyip hislerimizi iptal etmiş birer mahluk olmanın ötesine geçemeyeceğiz.
Önyargılar zihne belli sınırlar çeker ve bu sınırdışından söylenilen her söze, her görüşe karşı çıkar. Bu tür davranışlar kişinin kişisel gelişimine set çeker ve belli düşüncelere belli cevaplar veren böyle şablon fikirler meydana getirir.
İnsanı öfkeye ve ardından da saldırganlığa iten en önemli şey, haklıyım duygusuna kapılması... Oysa aslolan karşıdakinin tarafından da bakabilmeyi öğrenmektir.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
