Habur serhildanı

Kandil ve Mahmur'dan gelenleri karşılama kutlamaları, dünya tarihine kendisinden söz ettirecek kadar etkili bir halk hareketi olarak ortaya çıktı.

Ortalık biraz duruldu. Üzerinde biraz daha soğukkanlı konuşabiliriz.

Karşılama, en çok Kürt sorununda demokratik çözümünü, PKK ve DTP'nin tasfiyesi olarak görenlerde derin hayal kırıklıkları yarattı.

Bakmayın siz, milliyetçi, liberal soslu milliyetçi ve yeminli PKK düşmanlarının söylediklerine, geniş halk kitleleri yapılan karşılama törenlerinin görkemi karşısında kıs kıs güldüÖ

Kürt toplumunun neredeyse tümünün yanı sıra, Türkiye toplumunun kayda değer bir kesimi, -uzun yıllardır, yerlerde sürünen yaşam şartlarını, yenilmişlikleri, ezilmişlikleri bize reva görenlere karşı yapıldı diye yorumladığı- Habur karşılamasını, içten içe sevinçle karşıladı.

12 Eylül'de işkenceden geçirilen, gözaltına alınan, tutuklanan, işinden atılan, sürgüne gönderilen 1 milyondan fazla insanın, ruhunu Ergenekon'a teslim etmemiş büyük bir çoğunluğu, annesiyle, babasıyla, kaldıysa dedeleri ve büyükanneleriyle, teyzeleri, halalarıyla, amcaları, dayılarıyla, kardeşleriyle, torunlarıyla birlikte 'iyi şeyler oluyor' dedi.

Kendi yapamadıklarını, kendi gösteremedikleri direnişi, Kürt toplumunun göstermesinden gururlandı.

Belki önemli bir bölümü, yıllardır süren şovenist kara propagandanın etkilerinin izlerini taşıyarak veya kendi durumunu kabullenememe şizofrenisiyle yaklaştı görkemli karşılama serhildanına... Olsun. Yine de dedi ki; Aşk olsun!

AKP tabanı, MHP ve CHP'nin 'açılımla teröristle pazarlık yapıyorsunuz, hıyanet içindesiniz' suçlamalarına karşı karşılamanın görkemi karşısında 'kafanızı kumdan çıkarın, işte biz bu gerçeği gördüğümüz için eski yöntemlerle çözüm olmayacağını söylüyoruz' deme imkanını bularak, CHP, MHP kuşatması karşısında derin bir nefes aldı. 'Şov, istismar, provokasyon' gibi laflarla 'görkemli karşılamaya' laf yetiştirmeye çalışan Başbakan, 'Meclis'te yapılan 'açılım' görüşmelerinin ardından bu lafları daha seyrek söyler hale geldi!

Onur Öymen'in CHP'nin zaten bilinen politikasını, dile getirmesi karşısında infial gösteren halk kitleleri, Habur karşılamasına karşı, ırkçı bir kitlesel halk tepkisi örgütlemeye çalışan, psikolojik harpçilere ve Ergenekonculara karşı duyulan öfkenin CHP şahsında somutlanması sonucu ortaya çıktı.

Zavallı Onur Öymen, suçu üstlenerek, partisini ve Baykal'ı kurtarmaya çalışıyor. Çıkıp, bu partimin görüşü bile diyemedi. Bu tepki ırkçı ve faşizan savaş naraları atan CHP'nin bizzat kendisine karşı yapılmış bir halk hareketidir. Bu tepki sadece Aleviler ve Kürtlerle sınırlı kalmadı. Irkçı ve savaş rantiyecileri dışında kalan Türkiye toplumunun her kesiminden insanın içinde yer aldığı ciddiye alınması gereken bir halk tepkisi olarak çıktı ortaya...

Öte yandan Başbakan ise hacı yatmaz gibi. Şimdi de ortaya çıkan bu tepkiyi AKP'ye aktarmaya çalışıyor. Hani Habur şovdu. Ne oldu da unuttun o 'şov'u. Senin şov, provokasyon dediğin o muhteşem gösteri CHP'yi işte bu hale soktu. Onun geniş kitlelerden gizlemeye çalıştığı faşizan yüzünü bir hamlede ortaya serdi. Öymen, Dersim katliamını 'Habur'daki kitle coplo, panzerle, gazla olmadı bombayla dağıtılmalıydı' politikasını destekleyecek bir argüman olarak savundu. Halkın Onur Öymen şahsında gösterdiği kitlesel tepkinin bugünkü anlamı, 'Habur'daki barışçıl kitleye elinizi sürmeye kalkmayın', 'o kitle şov yapmadı' mesajıdır. Kimse yanlış hesap yapmamalı...

Bunca lafı şundan ettik.

Murat Yetkin ve Fikret Bila ikilisini tanıyorsunuz. Türkiye'nin oligarkları ne zaman askeri vesayet rejiminin zayıflamaya ve barış ihtimalinin kuvvetlenmeye başladığını görseler, toplumu yanıltmak için bu ikiliden yararlanırlar. Bu ikilinin yazıları da genellikle, darbecilerin eylem planlarını hazırlayan, 'kurmay subay' belgelerine benzer. Buna benzemeyenleri ise 'andıç' gibidir.

Murat Yetkin önceki gün 'Habur karşılamasını' yazmış yine. 'Eylem planı için ön hazırlık belgesi'ne benziyor yazdıkları.

Neymiş?

'Erdoğan'ın bu konuda fikir üreten şu kadar danışmanından, bakanından 'Karayoluyla dönüş bir halkla ilişkiler felaketine dönüşebilir' diyen bir kişi olmamış mı? İçişleri Bakanlığı'nda, Genelkurmay'da, MİT'te, AK Parti'nin bu konudaki yetkilileri arasında Habur'da ne olabileceğini öngörüp bunu Başbakan'a söyleyebilecek bir kişi yok muymuş?'

Cin gibi mübarek. Kül yutmaz. Bir CHP, bir de Murat Yetkin görüyor olabilecekleri. Ama resmi görevli olmadığı için devletini uyaramamış! Artık bundan sonra Murat Yetkin'i Genelkurmay'a danışman olarak alırlar da, devlet de bu 'hataları' yapmaz!

Barış gösterisinden rahatsız olan, bilerek ya da bilmeyerek savaş isteyendir...

Türkiye'nin demokrat solcuları, özgürlükçüleri, sosyalistleri, özgürlükçü Müslümanları, eğer gün olurda Kandil'den yine gelen olursa, bu defa Kürt toplumunu yalnız bırakmamalı, hep beraber milyonluk gösteri ile Ankara veya İstanbul'da karşılamalı... Hrant Dink'i sahiplendiğimiz gibi, barış elçilerini de sahiplenmeli... Bu defa Habur Serhildanı'na İstanbul'dan güçlü bir ses gelmeli. Barışa yapılan provokasyon girişimlerini tersine çevirmeli...

Baksanıza! Ortaya çıkan yeni durumda, Murat Yetkin gibiler, 'barışçı halk kitlesini nasıl olur da etkisiz hale getiririz' diye, 'eylem planlarını' hazırlamaya başlamışlar bile...

Barışçılar eylem planlarını hazırlamak için daha neyi bekliyor?

'Kafes' en vahşisi

Taraf gazetesinde yayınlanan 'Kafes' kod adlı darbeye zemin hazırlama planı dudak uçuklatacak cinsten. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan bu plan için, 'Karşınızdaki gücü azımsamayın. (Ö) Bizim dün yayımlayıp bugün de devamını verdiğimiz plan, benim bugüne kadar gördüklerim arasında en vahşi olanıydı...' diyerek tehlikenin boyutlarına dikkat çekmişti.

Doğru söylüyor. 'Yaralı Ergenekon en tehlikeli Ergenekon'dur'

Sabah yazarı, Emre Aköz de: 'Planın çarpıcı yanlarından biri, gayrimüslimlere yapılacak saldırılardı. Amaç Batı dünyasında, 'Hükümetten güç alan İslamcı fanatikler, Hıristiyanlara ve Yahudilere saldırıyor' izlenimi yaratmaktı. Böylece darbe yapılması, Batı kamuoyunda da meşru bir hale gelecekti. 'Kafes'i kaleme alanlar, Rahip Santoro, Hrant Dink ve Zirve Kitapevi cinayetlerinin, birer 'operasyon' olduğunu açıkça belirtiyordu' diyerek, darbecilerin yapmayı planladıklarının sahiciliğini, daha önce yaptıklarını nasıl kaleme aldıklarını aktararak kanıtlıyordu.

Hala darbe tehdidini hafife alarak, onu sulandırarak, onu yenilgiye uğratmak için mücadele etmek yerine, başka hayali hedeflerle küçük büyük kitleleri oyalamaya kalkarak, bize ne canım fillerin tepişmesi diyerek, görmezden gelerek, darbecilerin ekmeğine yağ sürmeye devam edenleri bir bir not edin...

Çünkü, her yeni gelişmenin sonunda, yeni ve daha korkunç 'eylem planları' ile yoluna devam ediyor Ergenekon... Bu tartışmayı da sulandırmak için harekete geçmiş olmalı...

Emre Aköz de öyle düşünüyor olmalı ki yazısını şöyle bitirmiş:

'Olaylar Ergenekon'un beyin takımının pes etmediğini gösteriyor. Telekulak yaygarası ve avukat yürüyüşleri, kollarının nerelere uzandığına işarettir. O halde susmamak gerek!'

Susmayalım! Aramızdaki ayrımların, darbeciler karşısında birleşmemize engel olmasına son vererek işe başlayalım!

Bütün darbe ve Kürt sorununda çözümsüzlük karşıtları birleşiniz!

İzmir'e dikkat!

Habur'da ortaya çıkan barışçıl halk kitlesinden, rahatsız olan savaş rantiyecileri, ağızlarına geleni söylediler. Yıpratmaya, halkı bir daha barış için sokağa çıkmayacak hale getirmeye çalıştılar...

Bunu yapanlar, barış isteyen halk kitlelerini 'korkulacak, ürkülecek ' bir topluluk olarak sunmaya çalıştılar. Katliam savunucusu Onur Öymen'e gösterilen halk tepkisine yaygınlığına bakarak söyleyecek olursak, başarısız oldular.

Türkiye toplumu savaş naraları atanları bu bakımdan başarısızlığa uğrattı. Ama Ergun Babahan dünkü yazısında gerçekten korkulacak başka bir kitle gerçeğine dikkat çekti.

Dinleyelim:

'Demokratlığıyla övünen, bir dönem Demokrat İzmir adlı bir gazeteye sahiplik yapmış bir kentin bu hale gelmesi üzücü. İzmir büyükler liginden düşmesinin sancısını yaşıyor. Ama bu sancının tüm Türkiye için ağır bedelleri olabilir. CHP'nin gittikçe şoven hale gelen bu anlayışına, Genç Parti oylarına talip MHP'nin çizgisi de eklenince İzmir'in nasıl bir savrulma yaşadığı anlaşılır. Modernlikten sadece Kordon'da rakı ve genç kızların mini etek giymesini anlayan İzmir aslında hızla gerici bir çizgiye kayıyor ve bunun farkında değil. Asıl dram da burada yatıyor.'

Habur'la uğraşmayı bırakın, İzmir'e bakın!