'Demokratik anayasa' tartışmalarına...
Yeni bir anayasa tartışmaya başladığımızda, bir anlamda siyasal bir çerçeveyi, bir devlet biçimini tartışıyoruz demektir.
Fakat bizim Türk sosyalistleri, bir devlet biçimini tartışırken, aynı zamanda her şeyi tartışırlar. O kadar her şeyi tartışırlar ki, sonuçta ortada siyasal bir biçim olarak devlet, onlarca, yüzlerce sorundan bir tanesi haline gelir.
'Sivil ve demokratik bir anayasa' sözü ile başlarsanız, çıkarlar, zaten ortadaki sorunun anayasayı asker mi yapsın yoksa siviller mi sorunu olmadığını, doğal olarak sivil anayasa olacağını söyler ve bu sivil vurgusunun yanlışlığının altını çizerler.
Demokrasi mücadelesinin 'indirgenme' meselelerine yönelik aşırı bir duyarlılık hasıl olur. Mesela 'askeri vesayete karşı sivilleşme mücadelesine' indirgenmesi liberal demokrasinin dar sınırlarına hapsolmak' (Umut Yıldız -18 ekim 2009- Bir Gün Pazar eki) olarak nitelenir. İndirgenme sorunu bir kez gündeme girdiğinde artık, askeri vesayet rejimine karşılık sivilleşme olarak nitelenmesinde de bir mahsur yoktur.
'Kürt Hareketinin metinlerinde ... sosyal ve kamusal alana ilişkin bir tanımlama yoktur' (Aynı yazı)
'... Liberalleşme yönündeki politikalara karşı durulması kırmızı çizgi olarak ortaya konuldu. (sosyalistler tarafından - tş.) Sempozyum boyunca, 'sınıf, sosyal, kamusal, eşitlik' gibi kavramlar yalnızca sosyalistlerin metninde yer aldı.' (aynı yazı)
Yine aynı gazetenin ekinde Celalettin Can'ın vurguları da benzeşiyor: 'Demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi, sosyal anayasa' kavramı siyasal özgürlükleri en geniş bir biçimde kapsayan özelliğiyle ve çok daha emekçiler dünyasının karşılığı olan bir kavram bence...'
Demokratik bir anayasanın karşılığı demokratik cumhuriyettir.
Demokratik cumhuriyetin tartışılmaya başlandığı yerde Türk sosyalizmi sosyal oluverir.
Sosyalizmin demokratik cumhuriyete sahip çıkmasının nedeni, demokratik cumhuriyetin işçilerin ücretlerinde ve sosyal haklarında güvence sağladığı için değildir. Demokratik cumhuriyet kendi başına bunu sağlamaz da.
Peki demokratik cumhuriyet işçilere ne sağlar ki, işçi sınıfı ve sosyalistler demokratik cumhuriyeti asgari programları haline getirip savunurlar?
Hatta işçi sınıfının bu gün en önemli politik mücadelesi, demokratik cumhuriyet için toplumun diğer ezilen sınıf ve kesimlerini seferber etmesidir derken, sınıfın çıkarlarını düşünmeksizin mi davranmaktayız?
İşçi sınıfının temel politik çıkarının ücret ve kendi koşullarının iyileştirilmesinde olduğunu düşünenlerle, temelden ayrışıyoruz.
İşçi sınıfının kendi koşullarının iyileştirilmesini siyasal alana sosyal anayasa, sosyal devlet vb. adıyla aktaranlarla aramızda ciddi politik farklılık bulunmaktadır. Bu farklılık, siyasal iktidarı işçi ve emekçilerin alması ile, siyasal iktidarın işçi ve emekçilerin yaşamında iyileştirme yapmasını istemek arasındaki farktır.
Bu sosyalist politika ile sosyal demokrat politika arasındaki farktır.
Sosyalist politika, sermaye ile işçi sınıfının açık biçimde karşı karşıya geleceği bir siyasal rejimi, sermaye iktidarını devirmek için ister.
Sosyal demokrat politika ise, işçilerin durumlarında iyileştirme yapmak suretiyle (sosyal anayasa) işçi sınıfının sermayeye karşı mücadelesini yumuşatmaya çabalar.
Onun için sosyal demokrasi için demokratik cumhuriyetten önce sosyal bir cumhuriyet önemlidir.
Demokratik cumhuriyet, varolan siyasal imtiyazlılık rejimine karşı, siyasal eşitlik rejimi anlamına geldiğinden, Türklük imtiyazlılığının, Sünnilik imtiyazlılığının, bürokrasi imtiyazlılığının, askeri imtiyazlılığın vb. ortadan kaldırılması anlamına gelir. Bu siyasal imtiyazlılıkların, işçi sınıfının birlik ve mücadelesine olabilecek en büyük darbeyi vurduğunun altını çizelim.
Türklük imtiyazlılığı içindeki 'Türk' işçilerinin milliyetçiliğine büyük bir darbedir demokratik cumhuriyet. O işçiler ki, işleri için yaptıkları lokal direnişlerde bile DTP temsilcilerini kabul etmezler.
İşçi sınıfı din imtiyazlılığı içinde zehirlenmiştir. Sünni Müslümanlığın siyasal iktidarca makbul görülmesi altında, Alevi, æzidî, Hıristiyan vb. işçiler karşısında bir üstünlük içinde görür kendini. Demokratik cumhuriyet, din imtiyazlılığı örtüsünün kaldırıp atılmasıdır.
Bu imtiyazlılık rejimine karşı siyasal eşitlik rejimini, demokratik cumhuriyet için mücadeleyi işçi sınıfının önüne temel politik mücadele olarak önermeyen sosyalizm; bu imtiyazlılıkları işçi sınıfı içinde geliştirme dışında bir iş yapmış olmaz.
Tıpkı İran'da molla vesayet rejimine, imtiyazlılık rejimine karşı demokratik cumhuriyet için mücadele etmeyen bir işçi sınıfının, sermayeyi alt etmesinin olanağı olmadığı gibi; bu topraklarda da askeri vesayet ve buna bağlı olarak Türklük ve Müslümanlık imtiyazlılığına karşı mücadele etmeyen işçi sınıfı, sermayeyi alt edemez.
Demokratik cumhuriyet, sınıf mücadelesi önündeki imtiyazlılık örtülerinin kaldırılma mücadelesidir.
Tarih de bu yönde akıyor.
Ezilenler yüzyıllardır, gerçek ezilme koşullarına örtü olan siyasal rejimleri birbiri ardına tarihe gömüyorlar.
Para dışında bir imtiyazlılığın olmadığı bir siyasal rejim: İşte işçi sınıfının sermayeye karşı en çıplak, açık mücadele zemini. Toplumsal devrimin en ön cephesi.
Böylesine bir toplumsal dönüşüm, demokrasi mücadelesi içinde yetişmiş ve toplumun diğer ezilen sınıf ve kesimlerini yanına çekmiş bir proleterya ile olanaklı.
Başka bir yol yok. Sosyal de olsa yok, kamusal da olsa yok.
Demokratik cumhuriyeti gerçekleştiren bir proleteryanın, sosyal ve ekonomik haklarını içeren anayasa ile mi yetineceği yoksa iktidarını mı kuracağına onlar karar verecek kuşkusuz. Ama, sosyalistler hiçbir zaman sosyal bir anayasa ile yetinmelerini istemeyeceklerdir...
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
