AKP sürece zarar veriyor

Türkiye giderek geriliyor, adeta geriyor birileri.

Kim geriyor?

Açılım tartışmalarında yol alamayanlar geriyor. Açılımın icraatını gerçekleştiremeyenler geriyor. Açılımı çözüme eviremeyenler geriyor. Gündemi saptırmak isteyenler geriyor ve aslında ülkede sokak çatışmalarından bir iktidar beklentisi olanlar geriyor.

Bunun ne denli tehlikeli bir oyun olduğunu geçtiğimiz günlerde İzmir'de gördük.

DTP konvoyuna bir grup milliyetçinin yaptığı saldırı ve ondan sonra yürütülen tartışmalar oyunun tehlikeli olduğunun en açık örneği.

İzmir'de yaşananlar için önce bir parantez açayım; burada yaşananların sorumlusu İzmir değil. Bu böyle biline. Bir kentin insan merkezli politik kavgaların suçlusu ve kaynağıymış gibi gösterilmesi oldukça rahatsız edici. Kaldı ki 4 milyon civarındaki bir kenti, birkaç yüz kişinin tavrı nedeni ile yargılayamazsınız, mahkum edemezsiniz.

Ama medyaya bir bakıyorsunuz, İzmir hedef kent haline getirilmiş! 'Bak sana faşist kent diyorlar, bizce sen doğru tavrı koyan kentsin' türünden bir kente oynama hali öne çıkıyor. Bu söylem ve yaklaşım emin olun DTP konvoyuna saldıran o birkaç yüz kişiden daha tehlikeli.

İkincisi, DTP'ye yönelik geliştirilen saldırının arka planına bakmak gerekiyor.

Yıllardır aydını, siyasetçisi DTP'yi Bölge partisi olmakla, batıya açılmamakla eleştiriyor. Öte yandan ise açılım sürecine ilişkin DTP'nin batıda da bir şeyler yapması gerektiği yazılıp çiziliyor. Açılım sürecinde Kürtlerin bu kesimlere kendini anlatması gerektiği yüksek sesle dile getiriliyor. İşte klasik deyimle 'Türkler Kürtleri anlamıyor, empati için kendilerini anlatmalılar' deniyor.

Kürtler de ne yapıyor? Açılım sürecinin en hazırlıksız ayağı olan batıya giderek, hem eleştirileri dikkate almaya çalışıyor, hem de sürecin çözüme evrilmesi için samimi bir çaba içerisine giriyor. Bunun için de ülkenin doğusunda Ağrı'da başlayan açılım toplantılarının batı ayağını da İzmir'de başlatıyor.

Ama ne oluyorsa işte o zaman oluyor. Bir grup ırkçı ve hassasiyeti kullanılmış yurttaş, DTP konvoyuna saldırıyor.

Bu saldırı sırasında emniyet görevlileri ne grubu durduruyor, ne saldırgan kitleyi sakinleştiriyor. DTP'lilerin sağduyusu ile neyse ki bir felaketin eşiğinden dönülüyor.

Ancak İzmir'de fitillenmek istenen provakasyonun esas sahipleri bu olayı değerlendirirken yakayı ele veriyor. MHP lideri Bahçeli, kurt işareti yapan göstericilerin kendilerinden olmadığını ima ederek olayı 'AKP'nin muhtemel tuzakların'dan sayıyor.

Başbakan Erdoğan'ın yaklaşımı ise oldukça anlaşılmaz.

Kürtlerin bayramda, düğünde kullandığı gelenekesel renklerini terörize etmek hangi açılım ve barışma projesine uyar? Bu renkler üstelik DTP'nin bayrağının da renkleri. Bir parti kendi toplantı ve mitinginde kendi renklerini kullanmayacaksa hangi renkleri kullanacak? Şimdiye kadar DTP'nin tüm gösterilerinde kullanılan semboller, parti ve Kürtler ile ilişkili renkler sorun yaratmadı da niçin 'açılım' sürecinde yaratıyor? Bunların yanıtı verilebilmeli.

Öte yandan Başbakan 'Siyasi partinin toplantısı mıdır? Yoksa terör örgütünün mü?' diyerek DTP'yi hedef gösteren, illegalize eden bir açıklamayı 'Açılım' adını verdiği bir süreçte niçin yapıyor?

Hadi başbakanın dediklerini geçtik, başbakan yardımcısı Cemil Çiçek 'Hakkında kapatma davası süren bir partinin çok daha dikkatli, özenli davranması gerekir. Ama DTP tersini yapıyor. Yargıya kafa tutuyor. Adeta beni niye kapatmıyorsunuz, kapatın diye bağırıyor' sözleri ile ne demek istiyor? Nasıl bir tehditte bulunuyor?

Bu açıklamalar 'Kardeşlik projesinden, açılımdan' bahsedenlerin niyetleri konusunda kuşkuları beslemez mi? Besler.

Çünkü açılım ve barış, ancak açılmak istediğiniz, barışmak istediğiniz toplumu ne ise öyle kabul etmekle başlar. Aklınızdakine uyarlayarak başlamaz, değiştirerek başlamaz, değişmiyorsa hedef göstererek başlamaz. 'Ya benim dediğim gibi olursun ya da seni terörize ederim, hedef gösteririm' diyen bir anlayış açılım ya da barış değil ama çok güzel provakasyon yapar.

AKP hükümetininde şimdi yaptığı ne yazık ki budur. AKP hükümeti açılıma, barış ihtimaline zarar vermektedir.

Sadece AKP hükümeti de değil, 'Vurun abalıya' misali İzmir'de yaşananları fırsat sayıp hızla DTP üzerinden bir sindirme yaklaşımı içine giren medya da aynı sorumluluğu üstlenmektedir.

Çünkü sizin toplumu galeyana getirerek sunduğunuz gerekçeler, Kürtlerin değerleri ya da geleneksel imgeleri ile ilgilidir. Örneğin, Kesk u sor u zer, Kürt halkının en önemli toplumsal imgesidir. Bu imge PKK'den önce de Kürtleri simgeliyordu. Şimdi de... Bunu kabul etmezseniz siz sadece aklınızdaki Kürde açılmak istiyorsunuz demektir, üzgünüm ama öyle bir Kürt yok.

İkincisi bir- iki çocuğun giydiği kıyafetler için 'PKK'lilerin kıyafetleri giydirilmişti' deniyor.

Burada durun işte! Bunu söyleyenler ya Kürtleri tanımıyor, ya da bilerek provake ediyor. Çünkü o kıyafetler Kürtlerin geleneksel kıyafetleri. Şöyle bir Botan illerini gezen o kıyafetlerden bolca görür. Bu kıyafetleri PKK'nin de kendine uyarlamış olması geleneksel bir giyim biçiminin lanetlenmesi siyasiler için yeterli ise kusura bakılmasın bu Kürtleri de lanetlemek anlamına gelir. Yine akıldaki gibi giydirilmiş akıldaki gibi konuşup duran Kürt yaratma hastalığı depreşmiştir demektir. Bu en hafifinden bir tür ASİMİLASYONDUR. Asimilasyon sadece dili unutturma veya ret girişimi değildir. Bir halkın kültürel imgelerini reddetmek, inkar etmek ve 'başka biçimlerde kabul ederim' demek de asimilasyondur.

Bunu kabul edecek bir Kürt bulup da AKP hükümeti barışçılık oyunu, açılım oyunu oynayacaksa buyursun yapsın. Ama biz hakiki bir barış ihtimalinin peşinden yürüyeceğiz. Hakiki bir barış için Kürtleri yeni bir inkar dalgasına kurban etmeyecek Türkiye toplumu ile buluşmaya çaba harcayacağız.