Asıl amaçları DTP'yi tasfiye etmektir
Sağlık durumum ağırlaşıyor
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgilere göre yeni cezaevine değinen Öcalan, cezaevinin CPT tarafından önerildiğini söyledi. Öcalan, şunları belirtti: 'Yeni cezaevini CPT, AİHM önerdi. Bu, aynı zamanda onların projesidir. Benim burada bu koşullarda, bu şekilde tutulmamda onların da sorumluluğu var. Burası onların bir projesidir. Zaten ben CPT'ye, AİHM'e buradaki koşullarım hakkında hazırladığım raporu gönderdim. Bu raporda buradaki koşullarımın düzeltilmesi gerektiğini belirttim. Buna karşı onlara bu sorumlulukları hatırlatılmalıdır, CPT ve AİHM'e, 'bu durumdan siz sorumlusunuz, sorumluluğunuzu yerine getirin', güvence altına aldığınız hakları koruyun dedim. Ayrıca bunca ihlal karşısında insan hakları savunucuları, duyarlı tüm çevreler; 'Öcalan'ın durumunu açıklayın' çağrısında bulunmalıdırlar; 'Ne oluyor orada' diyebilmelidirler, kamuoyuna net bir açıklama istemelidirler. CPT'nin yapmış olduğu hatadan dönmesini istenmeli ve koşulların düzeltilmesi talep edilebilmelidir. Gelip burayı görüp incelemek zorundadırlar, bu onların görevidir. CPT kendisi daha önce geldi, incelemelerde bulundu. F Tipine nakledilmem gerektiğini ve F-Tipi cezaevi inşaatının yapılması ve F-Tipi koşulların yaratılmasını CPT söyledi, raporlarında var. Bütün bunları CPT istedi. Bana da buradaki koşullarımın eskisine göre daha iyi olacağını belirttiler ama hiç biri olmadı. Koşullarım daha da kötüye gitti. Buraya gelip kendi yarattıkları eserlerini görmeliler. Bizi kandıramazlar, kandırmaya çalışmasınlar. Buraya 17 Kasım'da getirildim. Bu bir darbedir. Ben buraya getirilmemi darbe olarak değerlendiriyorum, 17 Kasım darbesi olarak tanımlıyorum.'
Burada yarı ölü yaşıyorum
'Sağlık sorunlarım devam ediyor. Daha ağırlaşan durumlar var. Burada düzenlenen havalandırma sisteminden dolayı nefes alamaz durumdayım. Odamın havasız olmasından dolayı boğazıma kadar tıkanmış durumdayım. Boğazımdaki akıntı devam ediyor. Sinüzit rahatsızlığım zaten vardı, genzimde ve boğazımda, bu bölgelerde kaşınma ve yanma var. Bu ağrılar gün geçtikçe daha da şiddetleniyor, her geçen gün ağırlaşıyor. Nefes alamıyorum. Nefes almakta oldukça zorluk çekmeye başladım. Durumum buradaki koşullardan dolayı daha da ağırlaşıyor. Sağlık sorunlarım buraya, buradaki duruma bağlı. Daha ne olur, nasıl olur, nasıl gelişir bilemiyorum. Havasızlık bütün vücut fonksiyonlarımı etkiliyor. Bilinen bir şeydir, havasız kalan bir insanın beyin hücreleri ölür. Ben de havasızlıktan dolayı sanki beynimdeki hücrelerin öldüğünü hissediyorum. Baş ağrısı yapıyor. Bu durum konsantremi dağıtıyor. Oldukça rahatsız edici ve beyinsel işlevlerimi etkileyen bir durum bu; durumum yarı ölü, yarı baygın gibidir. Ben burada yarı baygın bir şekilde, yarı ölü bir şekilde yaşamaktayım. Buna ne kadar dayanırım, ne kadar bu koşullar da yaşanır bilemiyorum.'
Tek katlı, yaklaşık 6- 6.50 metrekare genişliğinde
'Tek katlı, yaklaşık 6- 6.50 metrekare genişliğinde bir yerdeyim, içeriye kapalı banyo tuvalet yapmışlar, yani iç içedir. Hemen duvar dibinde yatağım var. Duvara bitişik. Öbür duvarla yatağım arasında çok dar bir mesafe var. Neredeyse sadece bir kişinin geçebileceği kadar bir mesafe kalıyor duvarla yatağım arasında. Bir kaç adımlıkta yürüme mesafesi var. Bu daracık mesafede gidip geliyorum. Oldukça daraltılmış bir yer. Kaldığım odanın havalandırma sistemi çok kötü. Nefes alamaz duruma geliyorum. Odanın havalandırma penceresi çok yukarıda, tavana yakın, gökyüzüne bakıyor, içi tel örgülerle örülü, sadece gökyüzünü görüyorum. Tabi bu pencereden hava akımı içeri doğru ama yüksekten geliyor. Bu da odanın altına doğru bir basınç uyguluyor, altı havasız kalıyor. Ben de yere yakın durduğum için özellikle uyuduğumda bu basınçtan olumsuz etkileniyorum. Basınç nefes almamı oldukça zorlaştırıyor, adeta boğuyor beni, üzerime bir ağırlık gibi çöküyor. Bu da çok boğucu oluyor, nefes alamıyorum. Gelen hava çok basıktır, uyurken nefes alıp vermekte oldukça zorlanıyor, nefes alamıyorum. Sık sık bu nedenle uykudan uyanıyorum. Yatakta nefes alabilmek için başımı yatağın dışına çıkarıp yere doğru eğiyorum. Böyle yaptığım zaman ancak yatakta biraz nefes alabiliyorum. Yine bu şekilde yatakta yarı baygın bir şekilde uyumak zorunda kalıyorum. Ya bu şekilde yatakta yere doğru eğilip nefes alabiliyorum ya da ayağa kalkarak, havalandırma boşluğuna yaklaşarak nefes alıp vermeye çalışıyorum. Bu da benim uyku düzenimi alt üst ediyor.'
Yeni yerde hava alamıyorum
'Önceki yerde cama dayanarak nefes alıyordum, hava alabiliyordum. Şimdiki yerde öyle bir imkân da yok. Havalandırma boşluğu, penceresi küçük ve yüksekte. Bu durum benim buradaki yaşamsal tüm fonksiyonlarımı etkiliyor. Uyurken havasız ve nefessiz kalıyorum. Yani ya uyuyacağım ya da nefes alabilmek için uyanık kalacağım. Nefessizliğimden dolayı sık sık uykumdan uyanıp yürümek zorunda kalıyorum. Ben eski yerimdeyken CPT'den bir doktor gelmişti, tabi o biliyordu bu durumu. Rahatsızlığımın, nefes alışım ve havayla ilgili olduğunu söylemişti. Bunun için bana cama daha yakın durmam ve yatarken başımı cama doğru uzatmam gerektiğini söylüyordu. Ben de eski kaldığım yerde zaten bu düzenle yatıyordum. Eski kaldığım yerde yatağım zaten cama yakın yerdeydi. Bana söyleneni yaptım, kısmen de olsa nefes alış verişim biraz daha düzenli hale gelmişti. O doktor bu durumu biliyordu, tespitleri doğruydu. Bazı tedaviler de uyguladılar ancak bu tedaviler bitmemişti.'
Vücudumda kasıntı var
'Nasıl bir idam mahkûmu asılma sırasında can havliyle kasılır, son nefesini vermeden önce çırpınır, benim durumum da buna benzerdir. Biliyorsunuzdur, insan asılırken ilk verdiği tepki kasılmadır, vücut kasılmasıdır. Bu, o ölüm sürecinin yüzde yirmi beşidir, sonra da diğer ölüm safhası tamamlanır. Ama idam edilen bir insanın ilk tepkisi bu yüzde yirmi beşlik kasılma safhasıdır. Benim buradaki durumum da şu anda idam edilen bir kişinin yüzde yirmi beşlik safhasıdır. Ellerim kasılıyor, vücudumun her yerinde kasıntı var. Bu kasılmalar ağrı yapıyor. İstem dışı fiziki bir ürperme oluyor. Bu vücudun fiziksel tepkisi, refleksidir. Sık sık bu kasılmalar oluyor ve bu kasılmalar gün geçtikçe artıyor. Bazen uyurken bazen de ayaktayken vücudumda bu kasılmalar oluyor. İşte bu kasılmalar idama giden birinin yüzde yirmi beşlik yaşamını ifade ediyor. Biliniyor, Saddam idam edilirken üç dakika içinde öldü. Benim buradaki durumum her gün onlarca kez bu şekilde idam ettirilme durumudur, koşuludur. Ben idamdan da korkmuyorum. Ben Saddam'ın yaşadığı üç dakikalık kasılmayı her gün yirmidört saat yaşıyorum.'
Rahatsız edici ses var
'Benim odama bitişik bir şekilde havalandırma yeri var, küçük bir yerdir. Ancak üç-dört adım gidip gelebiliyorum ve sadece gökyüzünü görebiliyorum, onun da üstü sık tellerle kapatılmış. Bir de burada jeneratör sesi-gürültüsü geliyor. Oldukça rahatsız edici bir ses. Yirmi dört saat boyunca çalışıyor. Biliyorsunuz Menderes de bu gürültüden rahatsız olduğunu dile getirmişti, Avni Özgürel, bu konuyu, o dönemi anlatan bir yazısında işlemişti. İmralı tarihi bir adadır. Buranın kendisine özgü koşulları var, tarihe tanıklık etmiş bir adadır. Burada kalanların ne kadar zorlandığı bilinir. Kendine has iklim koşulları vardır. Yine biliniyor Menderes burada yirmi dört saat kalmasına rağmen dayanamamıştı. Ben on bir yıldır burada dayanıyorum, dayanmaya çalışıyorum. Çok güçlü inancım olmasa ben burada intiharvari tarzı eylemlere girerdim. İşte Kemal Pir, Hayri Durmuş gibi arkadaşlar ölüm oruçları gibi intiharvari eylemlere girdiler. Bu arkadaşların bu değerli direnişlerine karşı saygım ve sorumluluğum, halka karşı sorumluluğum var. Zaten bu değerlere karşı çok güçlü, büyük inancım olmasaydı ben de bu kadar dayanamaz, intiharvari eylemlere girebilirdim. Tabi ben burada her an ölebilirim. Benim ölümümün etkisi çok büyük olur, kaos olur. Ölümüm sonrası çok kanlı süreçler yaşanır ve büyük karışıklıklar olur. Ben burada her gün sorumluluklarım için yaşadım, halk için mücadele ederek yaşadım. Onurluca mücadele ve yaşamım bu anlamda halk için hep olacaktır.'
Ölüm çukurunda yaşıyorum
'Ama bu da bir gerçektir, şimdiki yerim adeta bir ölüm çukurudur. Ben burayı böyle adlandırıyorum. Bir insanın burada nefes alması bile çok zordur. Havasızlık beynimdeki hücreleri öldürüyor. Bu beyin hücrelerinin ölümünü hissediyorum. Burada konsantre olamıyorum. Yine söylüyorum benim buradaki durumumdan CPT, AİHM, yani Avrupa sorumludur; onlar istedi bu cezaevinin yapılmasını. Burası onların bir projesidir, onların bilgileri dahilinde yaşatıldı her şey. Bu durum böyle bilinmelidir. CPT'nin buraya gelmesi gerekiyor. Burayı inceleyecek. Başka türlü olmaz. Herkes bu durumu böyle bilsin. Ben durumumun açıklığa kavuşturulmasını talep ediyorum. Tekrar söylüyorum; bu bir öldürmedir. Ben buraya getirildiğimde CPT'den biri, bir kadın beni burada karşıladı. Bana benim burada kalacağımı, buradaki yaşantımın takipçisi olacaklarını, buradaki sistemi takip edeceklerini ve kendilerinin güvencesi altında olduğumu söylemişti. Bütün bunların güvencesini verdiklerini belirtti, bu sorumluluğu kabul etti.'
Burada nefessiz bırakılıyorum
'Benim buraya getirilmem ve bu koşullar altında tutulmamın esas sorumlusu Türkiye değildir. Herkesin bu durumu böyle anlaması gerekiyor. Bu işin arkasında İngiltere, Amerika, İsrail ve AB vardır. Bir de Yunanistan devletinin haince dostluğumuzu kullanarak bizi satması var. Zaten beni buraya getiren ABD'dir. ABD'nin bir görevlisi, beni buraya kadar getirip Türkiye'ye teslim etti. Burada Türkiye'ye verilen görev ise benim gardiyanlığımı yapmak, bana bekçilik etmek olarak belirlenmiştir. Burada ne kadar yaşarım bilmiyorum. Buradaki durumum biraz da benim genetik yapımla alakalı olabilir. Babam nefessizlikten öldü. Ben de burada nefessiz bırakılıyorum. Bu durum oldukça zorlayıcı. Bu yüzden diyorum ki kimse bana yaslanarak, benden bir şeyler bekleyerek yaşamasın. Hala benden bir şeyler bekleniyor, bunu tahmin edebiliyorum. Hala her şey benim sırtıma yüklenmeye çalışılıyor. Daha önce de herkesin kendi kararlarını kendileri vermesi gerektiğini, kendi çözüm yollarını kendileri geliştirmeleri gerektiğini, kendi sorumluluklarını yerine getirmeleri gerektiğini belirtmiştim.'
20 günlük hücre cezası aldım
'Bu belirttiklerime ilişkin olarak hakkımda soruşturma açıldı. İşte 20 günlük hücre cezası aldım. 'Parlamento demokratik çözümü geliştiremezse bu konuda karar almazsa savaş gelişebilir' dediğim, bunların olabileceğini belirttiğim için hakkımda hücre cezası veriliyor. Bunu daha önce de söylemiştim. Bunda bir şey yok, bu diyalektik olarak böyledir. Çözümün gelişmediği yerde savaş gelişir. Bu bir tespittir, ben bir tespit yaptım. Burada her türlü yaşam alanım tıkanmış, adeta ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışıyorlar.'
Türkiye gardiyanlık yapacak
'Koşullarım ortada. Benim üzerimde binbir türlü oyun oynanıyor. Herkes bunu görebilmelidir. Bu oyunları fark edebilmelidir. İsa çarmıha gerilirken, eti paramparça edilirken bile üzerinde bu kadar oyun, bu kadar dalavere dönmüyordu. Ama benim üzerimde ise binbir türlü oyun oynanıyor. Bir sürü hesap, dalavere dönüyor. Burada olmamdan bile faydalananlar var. Benim burada tutulmamın başlıca aktörleri İngiltere, ABD, Avrupa Birliği, İsrail ve Yunanistan komploculuğudur. Bütün bu güçlerin beni Türkiye'ye teslim etmesi boşuna değildir. Burada tutulmam karşılığında Türkiye'den koparttıkları var. İngiltere ve özellikle ABD, Birinci Dünya Savaşı'nda elde edemediklerini beni burada tutarak elde etmeye çalışıyorlar. Hatta İngiltere başaramadı, ABD bunu başardı, İşte 1920'lerdeki amaçlarını beni buraya hapsederek gerçekleştirdiler. Şimdi ise benim burada tutulmam karşılığında Türkiye hepsine tavizler vermiştir. Benim Türkiye'ye verilmemle birlikte İngiltere ve ABD Irak'ı tuttu. ABD'nin, bu güçlerin amacı, Güney'de bir Kuzey Irak Kürt Devleti kurup bütün sorunları oraya yıkma ve orayı sorunun kaynağı haline getirerek boğmadır. Yine biliniyor, Yunanistan'da Pontuslar var. Pontuslar kendi yerlerinden koparılıp Yunanistan'a sıkıştırılarak orada bir sorun haline getirildiler ve bu halde bırakılarak bitirilmeyle yüze bırakıldılar. Kürtlerin getirilmek istendiği noktada aynıdır. Yunanistan'daki Pontuslara yaklaşımın aynısını şimdi Güney'de Kürtlere yapacaklar. Kürtlerin bütün özgürlük dinamiklerini tasfiye edip kendilerine bağlı bir küçük devletçik kurup bütün sorunları buraya hapsetme, buranın şahsında Kürtlerin özgürlük mücadelesini boğuntuya getirme çabası vardır. Avrupa Birliği ise Ermenistan, Kıbrıs ve Yunanistan'ı tuttu. Bütün bunlar karşılığında ben komployla buraya getirildim. Burada Türkiye'nin etkisi yoktur. Türkiye'ye açıkça 'sen gardiyanlık edeceksin' denilmiştir. Bu durum çok zavallıcadır.'
Kaçkınları kullanacaklar
'Bu cezaevinde hiç kimse kendi başına ve direkt bir davranış sergileyemiyor. Daha önce de söylemiştim burası özel ve dıştan müdahaleyle yönetiliyor. Nasıl istenirse öyle oluyor. Bütün bu güçler amaçladıklarını benim üzerimde gerçekleştirdiler. Komployu bu şekilde sürdürüyorlar. Yirmi yıldır bu komplo var ve devam ediyor. Yirmi yıldan beridir süren bu komplonun anlaşılması gerekiyor. Asırlardır Türkiye'den alamadıklarını benim durumumu kullanarak, benim durumumdan faydalanarak tavizler şeklinde elde ettiler. Bunlar görülmüyor mu? Hatta Avrupa Birliği Türkiye'yi kendi istediği şekle getirmek için AKP'yi her türlü yollarla kullanıyor. Benim durumum üzerinden tavizler alıyor. Yine belirtiyorum benim hakkımda kararlarını vermişler zaten. Beni burada devre dışı bırakıp, PKK'yi, Barzani-Talabani ve o Güney'e yerleşen, PKK'den kaçanları da kullanarak köşeye sıkıştırıp, tasfiye etmeye çalışacaklar. Görülüyor işte DTP'nin de üzerine gidip, köşeye sıkıştırıp, yanlarına çekip buradaki boşluğu da bu Hak-Par, Elçi gibi farklı çevrelerle doldurmaya çalışacaklar. İşte bu durum iyi okunmalıdır.'
Bu bir tasfiye sürecidir
'Bu bir tasfiye sürecidir. İşte bütün bunlar gerçekleştirildikten sonra ben de burada tasfiye edilip yerime yeni bir Öcalan koymaya çalışacaklar! Öcalan ismini böyle kullanacaklar. İşte DTP'nin başına getirilmeye çalışılanlar görülüyor. DTP'nin üzerine giderek, köşeye sıkıştırarak kendi yanlarına çekmeye çalışıyorlar. DTP'yi örgütsüzleştirerek, eğitimsiz bırakarak da kendi yanlarına çekmeye çalışıyorlar. Bu tasfiyeci yaklaşım iyi görülmelidir. Bu durumun doğru değerlendirilmesi gerektiğini, bu durumun tehlikeli olduğunu ve beraberinde bitişi getireceğini iyi tahlil etmeleri gerektiğini daha öncede değerlendirdim. Tasfiyeci eğilim böyle çalışmaktadır. Hemen her yöntemi kullanarak yaratılmak istenen siyasi boşluğu da, işte kaçanlarla, kendilerine bağlı Kürtlerle doldurmaya çalışacaklar. Talabani ve Barzani de kullanılarak PKK köşeye sıkıştırılacak ve tasfiye edilmeye çalışılacak. Türkiye'de de DTP'yi bu şekilde köşeye sıkıştırarak, etkisizleştirerek bitirmeyi, beni de burada bitirip benden sonrasında bunları örgütlemeye çalışacaklar. İşte özgürlüğüne, onuruna düşkün Kürtler bu tasfiye sürecini iyice anlayıp, farkına varmalı, kavramalıdırlar. Tasfiye süreci başlamıştır. Bunun farkına varmalıdırlar. Tasfiye ediliyorlar ama hiç biri bunun farkında değil sanki.'
DTP oyunları görmelidir
'Bizi devre dışı bırakıp bir nevi işte o feodal hukuktaki gibi öldürüp, yarattığımız değerlere sahip çıkmaya çalıştılar, hala çalışıyorlar! DTP, başına getirilmeye çalışılanları iyi görmek zorundadır. İsrail Devleti'yle Türkiye Devletinin kendi askerlerine yaklaşımındaki bir karşılaştırmayı yapmak bile başlı başına öğreticidir. İsrail'in bir askeri esir alınmıştı. İsrail bir askeri için elindeki bin tane Filistinli tutukluyu serbest bıraktı. Bunların içerisinde Barguti de vardı; Barguti örgüt lideridir, siyasi bir liderdir, önemli bir kişidir Türkiye'nin ise Dağlıca'da esir alınan sekiz askeri için yaklaşımı ortada. DTP, Dağlıca'da esir alınan sekiz askerin alınıp Türkiye'ye getirilmesi için çalıştı, girişimlerde bulundu. Biliniyor üç DTP milletvekili gitmişti. Ama DTP, tek başına aldığı bir kararla gitmemişti oraya. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de bu yönlü talebi olmuştu DTP'lilerden. DTP de şartsız koşulsuz hiç bir talepte bulunmadan sekiz askeri gidip getirdi. Bunu yapmalarına rağmen aynı Türkiye haklarında dava açtı. İsrail bir askeri için bin kişiyi serbest bırakırken. İsrail bir askeri için bu kadar Barguti gibi önemli bir kişi de dahil bin tane tutukluyu serbest bırakırken Türkiye sekiz askerini gidip getiren DTP'liler hakkında dava açıyor! İşte DTP, bu oyunun farkında olmalıdır. Ama hiç bir şeyin farkında değiller. Şimdi kendilerini zorla ifadeye çağırıyorlar. Bugün zorla ifadeye getirirler, yarın zorla daha başka yönelimler olabilir.'
AKP çözüm önünde engeldir
'Yine şunları değerlendirilebilmelidir. Benim koşullarım ortadadır. Burada ölüme terk edildim. Tüm duyarlı demokrat dost çevreler, Kürtler bu gerçekliği iyi görüp kendi iradelerini ortaya koyabilirler. Bu süreç bir tasfiye sürecidir. Herkes buna göre konumlanmalıdır. Bu tasfiye süreci fiilen başlatılmıştır. Bu anlaşılmıyor, görülmüyorsa tehlike büyüktür. AKP, sorunun çözümünün önünde engeldir, aslında çözüm gücü olarak gözüküp tasfiyeyi amaçlıyor. Üzerine geliyor, seni tasfiye edeceğim diyor, tabi ki buna karşı direnmekten başka yapılacak birşey kalmıyor. Sorun varlık, özgürlük ve öz savunma sorunudur. Biz varlığımızı ve özgürlüğümüzü koruma yönünde çaba sarf ediyoruz, edeceğiz diyebilmeliler. FBI Başkanı Türkiye'ye geldi. Dikkat edilmelidir, o gittikten sonra ardından İsrail Ticaret ve Çalışma Bakanı geldi. Şimdi de Erdoğan ABD'ye Obama'yla görüşmeye gidecek Aralık ayında. Bunların, bu gidiş gelişlerin hepsi birbirleriyle bağlantılıdır. Bir planın devreye sokulması niteliğindedir.'
Maxmur'un kendi çizgileri olmalıdır
'Yine Aralık ayında üçlü mekanizma toplanacak, İçişleri Bakanı Atalay gidip katılacakmış. Mahmur Kampı da burada tartışılabilir. Ama Mahmur kendi çizgilerini koruyabilir. Mahmur'un üç kırmızı çizgisinin olduğunu düşünüyorum, onları iyi tanıyorum, bunlardan vazgeçmezler. Bu üç kırmızı çizginin kabulüyle gelebileceklerini düşünüyorum. Ancak Mahmur kendi kararını yine de kendisi verecektir. Benim buna saygım vardır. Mahmur'un bizdeki yeri özeldir. Geçmişleri vardır, geçmişlerini unutmazlar. Mahmur'un kendi çözümü olmalıdır. Kandil'in de kendi çözümü olmalıdır. Kendi çözümünü devreye sokabilmelidir. Hatta 2006'da bu konuları tartışmıştım, belki de bana alınanlar, gücenenler de olmuştur. Ama ben şimdi yine söylüyorum. Kendi çözümünü ortaya koymak, geliştirmek gerekir. Hala benden pratik çözüm bekleniyorsa, benim de eleştiri hakkım var. Hem de sert eleştireceğim. Burada söz konusu olan binlerce gencin hayatıdır. Yaşanan kayıpların değeri ve anlamı iyi bilinmelidir. Devlet benim hakkımda kararını vermiş, ne kadar yaşayacağım belli değil. İşte söylüyorum, uyurken bir baktınız uyanamamış, uykudayken ölmüşüm. Bunlar hepsi bilinmelidir. Burada havasız bırakıldığımı söylüyorum. Havasız bırakılan bir insanın yaşayabileceği kadar yaşarım. Tekrar söylüyorum, bu bir öldürmedir.'
Herkes tehlikenin farkında olmalı
'Herkes kendilerini bekleyen tehlikenin farkında olmalıdır. Ben yaşatılan basit zihniyete, onur kazandırmayan zihniyete yöneliyorum. Bu zihniyetleri sıfatlandırıyorum. Kimsenin kişiliğine, şahsına hakaret etmek gibi bir niyetim yok, hakaret etmem de. Ancak yaşatılan bu zihniyete karşı müthiş bir öfkem var. Herkes bu hususu böyle bilmelidir. Tehlikenin, tasfiyenin boyutunun görülebilmesi için bunları belirtiyorum. Mesela DTP'liler iyi insanlardır, niyetleri de çok iyidir, bundan hiç şüphem yok. Ama DTP kendi üzerinde oynanan oyunları göremiyor. Göremediklerinin en basit örneği İzmir'deki olaylardır. Öcalan posterleri diyorlar, bunu bahane ediyorlar. Erdoğan kör müdür? Ya kördür ya da bunları kasıtlı yapıyor. Benimle ne alakası var. DTP'yi köşeye sıkıştırarak bir yere, hizaya çekmeye çalışıyorlar. DTP de eğitimsiz, örgütsüz bir şekilde varlığını sürdürerek bu tehlikelere davetiye çıkarıyor. Burada amaçlanan DTP'yi siyaseten köşeye sıkıştırıp bitirmektir. İşte görüyorsunuz Cemil Çiçek açıklamalar yapıyor bu konularda. Cemil Çiçek'i okurlarsa, takip ederlerse süreci, geleceği daha iyi değerlendirebilirler.'
Çözümsüzlüğü dayatan siyasilerdir
'Bazı şeyleri kullanıyorlar. Asıl amaçları DTP'yi tasfiye etmektir. DTP'yi bunlarla tehdit edip, kendi yanlarına çekmeye çalışıyorlar. AKP'nin DTP'yi getirmek istediği nokta burasıdır. Tabi AKP bu politikaları tek başına hayata geçirmiyor, arkasındaki güçlerle yapıyor bunu. Arkasında ABD'si, İngiltere'si var. Bu böyledir. AKP'nin arkasındaki güçlerle birlikte yapmak istediği işte bu liberal politikalarla Türkiye'yi belirsizliğe sürüklemek, çözümsüzlüğe sürüklemek, Kürtleri de kendi içlerindeki Abdulkadir Aksu, Hüseyin Çelik gibilerle kendine bağlama gayretidir. Daha önce de değerlendirmiştim. Çok büyük paralar harcayarak, holdingler kurarak Kürtleri kendilerine bağlamaya çalışıyorlar. AKP bu politikalarla içerdeki Kürtleri etkisizleştirmeye çalışırken ABD ve İsrail'e tavizler vererek kendi ömrünü uzatmaya çalışıyor. Aslında bütün bu sorunları, çözümsüzlüğü geliştiren AKP'dir. Devlet adına birileri bu sorunu çözmek istiyor olabilir. Aslında bu sorunun çözümsüzlüğünü dayatanlar siyasilerdir; Erdoğan, Baykal, Bahçeli gibileridir.'
Adımlarımız olumlu karşılık görmedi
'Ecevit döneminde de çözümü geliştirmeye çalışanlar oldu. Ben o dönem Ecevit'in barışçıl kimliğine güvenmiştim. Ecevit'le birşeyleri çözeceğimize inanmıştım. Ancak attığımız adımlara rağmen beklediklerimiz gerçekleşmedi. Olumlu bir karşılık alamadık. Daha öncede benzer girişimlerimiz ve görüşmelerimiz olmuştu, engellendiler. İşte Tansu Çiller, Doğan Güreş onlar dönemlerinde çözümü engellediler, engellemek için çok çaba sarfettiler, başardılar da. Kıvrıkoğlu dönemi de biliniyor, o dönem çözümü engelleyenlerden de bahsettim. Hatta bir suikast girişimi oldu. Yine Özkök döneminde yaşananlar biliniyor. Yine biliniyor ben buraya getirildiğimde Bahçeli hükümet ortağıydı. Bahçeli o zaman da sürecin önünde büyük bir engeldi, şimdi de sürecin önündeki en büyük engellerden biridir. Aynı zamanda o dönem Ecevit'in olumlu adımlar atması önünde büyük bir engel oluşturmuştu. Süreci sürekli tıkamaya çalışıyordu. Hatta bunu başardı da. Attığı adımlarla Hükümeti işlevsiz bıraktı ve Hükümetten de çekilmeyip, erken seçime götürerek devrilmesinin önünü açtı. Böylece o dönem Ecevit'in olumlu adım atması belki de engellendi. Ondan sonra AKP geldi. Her şeyi tek taraflı bir şekilde ters yüz etti. Tek taraflı bir şekilde süreci ilerletip sorunu kendisince çözmeye çalıştı; aslında çözüm değil çözümsüzlüğü derinleştirdi. Bu sorunun büyümesinde, bu hale gelmesinde 2002'den bu yana AKP'nin politikaları sorumludur. AKP, şimdi de bazı şeyleri iyileştirme olarak gösterip kamuoyuna sunmaya çalışıyor.'
Dersim oyunları iyi görmeli
'Esasen AKP bir adım ileri iki adım geri atıyor. Zik-zak çiziyor. Bahçeli geçmişte olduğu gibi bugün de bir çok şeyin önünde engel olarak duruyor. Bugün CHP'yi de, AKP'yi de aslında bir nevi Bahçeli yönlendiriyor. Bahçeli'nin bu konumunu iyi görmek gerekiyor. Aslında AKP ile CHP de, MHP de hepsi kendilerine biçilen görevi yerine getiriyor. CHP ile Aleviler elde tutulmaya çalışılıyor, MHP ile de milliyetçi damar elde tutulmaya çalışıyor. AKP ile de Kürtler elde tutulmaya çalışılıyor. CHP'nin halini görüyorsunuz. İşte Dersim hakkında daha önce birçok şeyi dile getirmiştim, şimdi Onur Öymen'in açıklamaları da ortaya çıkardı. Şimdi söylediklerim daha iyi anlaşılıyor herhalde. Mustafa Kemal hakkında değerlendirmelerim de daha iyi anlaşılıyor herhalde. Aslında herkesi Mustafa Kemal'in öldürdüğünü söylüyorlar ancak öyle değildir. Bunlar iyi araştırılmalıdır, iyi bilince çıkarılmalıdır. Aslında Onur Öymen CHP'nin en dürüst, namuslu adamıdır; CHP'nin gerçek politikalarını, gerçek çizgisini açıkça dile getirmiştir. Yine Onur Öymen, Kemal Kılıçdaroğlu'ndan, diğer Alevi CHP'lilerden daha dürüsttür, asıl CHP'li Onur Öymen'dir. Dürüst olmayan, namuslu olmayanlar Kılıçdaroğlu gibileridir. Kendi tarihlerine ihanet edenler kendileridir. İşte Almanya'da biliyorsunuz Hitler faşizmini. Yahudileri nasıl katlettiler? Yahudilerin sonu da böyledir. Biliniyor Hitler faşizmi önce komünistleri-sosyalistleri, sonra Kilise rahiplerini ortadan kaldırdı. Dersimlilerin tarihi de buna benzerdir. Bunlar bu zihniyeti, bu katliam zihniyetini savunuyorlar. Bunların hepsi azgın milliyetçidirler, azılı faşisttirler. Dersim, bütün bu kendi üzerinde oynanan oyunları iyi görmelidir, kendilerini bekleyen tehlikelerin farkında olmalıdır. Kendi tarihlerini iyi anlamalıdırlar. Bunu Dersim için diyorum, yine tüm Kürtler için de aynı şeyi söylüyorum. Kendi tarihlerini iyi bilmeliler. Hakeza Muş için, Van için, Urfa için de aynı tehlikelere işaret ediyorum. Kürtlere CHP ve MHP'nin katliamcı politikalarıyla ölümü göstererek, AKP'nin tasfiyeci politikasıyla sıtmaya razı etmeye çalışıyorlar. Böyle bir konsept var.'
Halkımızın bayramını kutluyorum
'Tüm Kürtlere kendilerine dikkat etmeleri gerektiğini hatırlatıyorum. Birbirleriyle ilişkilerini, bağlarını, örgütlülüklerini geliştirebilirler. Barzani geliştirilmiş ordudan bahsediyor. Ben daha önce Kürtlerin ortak savunma hattından bahsetmiştim. Kürtlerin bir Ulusal Konferans düzenlemeleri gerektiğini ısrarla belirtmiştim. Bu temelde bir araya gelinebilir, bu hususlar tartışılır. Ayrıca ortak savunma hattından bahsetmiştim. Bu ortak savunma hattında bütün Kürtler, Kürt örgütleri yer alabilir. Ancak hepsinin bu hat içindeki özgünlükleri, farklılıkları devam eder. Varlıklarını bu hat içinde devam ettirirler. Suriye'de Açlık grevindeki arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Adana-Karataş, Midyat, Kocaeli ve diğer cezaevlerinden gelen mektuplar var. Hepsine çok özel selamlarımı gönderiyorum, sağlık sorunu olan arkadaşlara acil şifalar diliyorum. Bir de şunu net olarak vurgulamak istiyorum. Başta cezaevindeki arkadaşlar olmak üzere kimse benim için intiharvari eylemlere girmemelidir. Bu tür eylemlerden ziyade meşru demokratik mücadeleyi yükseltmek esas alınabilir. Ben sonuna kadar aldığım bu sorumluluğun gereklerini yerine getireceğim. Son nefesime kadar mücadele edeceğim, onurlu mücadelemi sürdüreceğim. Halkım için yaşayacağım. Onlara da bu temelde bir duruş, mücadele öneriyorum, bu temelde herkese, tüm halkımıza selamlarımı iletiyor, bayramlarını kutluyorum.'
25 Kasım 2009 tarihli Görüşme Notu'dur
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

tasfiye süreci öcalan, dtp,pkk ve karşıtaraf kimler,oyuncu,f
öncelikle ÖCALAN'ın yaşam koşullarının kötüleştirilmesi, sağlığı üzerinden geliştirilen bu nevi uygulamaların derhal düzeltilmesi dileklerimi bildirerek başlamak istiyorum;
herkes bir tasfiyeden bahsediyor ve tasfiye sürecinin başladığından,bunun kendini tasfiye olmadığı karşının tasfiye yapmak için düğmeye bastığı yönünde bir belirleme bu;kızılbayrak gazetesinde aylar önceden bu yazılmıştı,tayfun işçi tasfiyeden söz ediyor,ayhan bilgen dtp mahmur üzerinden bahsediyor,öcalan bu hafta özellikle tasfiyeden bahsediyor(diğer haftalarda da bununla ilgili belirlemeleri vardı) barzani ve ynk üzerinden bunun gelişebileceğini söylüyor öcalan ,geçen haftalardaki mülakatında karayılan barzani ve ynk nin birlikte pkk üzerine saldırmasıyla pkk tasfiye olabilir diyordu;öcalan bu işin arkasında
'Benim buraya getirilmem ve bu koşullar altında tutulmamın esas sorumlusu Türkiye değildir. Herkesin bu durumu böyle anlaması gerekiyor. Bu işin arkasında İngiltere, Amerika, İsrail ve AB vardır. Bir de Yunanistan devletinin haince dostluğumuzu kullanarak bizi satması var. Zaten beni buraya getiren ABD'dir
diyor; ekliyor
'Yine şunları değerlendirilebilmelidir. Benim koşullarım ortadadır. Burada ölüme terk edildim. Tüm duyarlı demokrat dost çevreler, Kürtler bu gerçekliği iyi görüp kendi iradelerini ortaya koyabilirler. Bu süreç bir tasfiye sürecidir. Herkes buna göre konumlanmalıdır. Bu tasfiye süreci fiilen başlatılmıştır.
ve şunu da söylüyor:
AKP bu politikalarla içerdeki Kürtleri etkisizleştirmeye çalışırken ABD ve İsrail'e tavizler vererek kendi ömrünü uzatmaya çalışıyor. Aslında bütün bu sorunları, çözümsüzlüğü geliştiren AKP'dir. Devlet adına birileri bu sorunu çözmek istiyor olabilir. Aslında bu sorunun çözümsüzlüğünü dayatanlar siyasilerdir; Erdoğan, Baykal, Bahçeli gibileridir.'
ardından şu tahlili yapıyor;
'Esasen AKP bir adım ileri iki adım geri atıyor. Zik-zak çiziyor. Bahçeli geçmişte olduğu gibi bugün de bir çok şeyin önünde engel olarak duruyor. Bugün CHP'yi de, AKP'yi de aslında bir nevi Bahçeli yönlendiriyor. Bahçeli'nin bu konumunu iyi görmek gerekiyor. Aslında AKP ile CHP de, MHP de hepsi kendilerine biçilen görevi yerine getiriyor. CHP ile Aleviler elde tutulmaya çalışılıyor, MHP ile de milliyetçi damar elde tutulmaya çalışıyor. AKP ile de Kürtler elde tutulmaya çalışılıyor.
BURADA TAHLİL DE ŞU SÖYLENENLER ÖNEMLİ:Aslında AKP ile CHP de, MHP de hepsi kendilerine biçilen görevi yerine getiriyor.DİYOR ÖCALAN
ŞİMDİ SORUN ŞU :bu işin arkasında olanlar abd-ingiltere-israil deniyor 1920 lerde alınamayanlarbenim üzerimden alınıyor diyor öcalan AB bu işin içinde diyor ve devlet adına devlet içinden birileri bu sorunu çözmek istiyor olabilir diyor ve AKP bu işi engelliyor diyor yani AKP bağımsız deniyor,ama bir önceki bölümde herkes kendisine biçilen rolü oynuyor deniyor;bir aşağı bölümde siyasiler engeldir deniyor: Aslında bu sorunun çözümsüzlüğünü dayatanlar siyasilerdir; Erdoğan, Baykal, Bahçeli gibileridir.'
şimdi eğer herkes akp chp mhp kendilerine biçilen rolü oynuyorsa bu çözümsüzlüğü dayatmaları rolü verilmiş demektir ;bu rolü onlara veren bu işin arkasındakiler kimlerdir acaba abd-ingiltere-israil ekseni olabilir mi?yoksa bu güç neresidir bu rolü veren güç neresidir?
ve akp bu durumda öcalana göre;AKP bu politikalarla içerdeki Kürtleri etkisizleştirmeye çalışırken ABD ve İsrail'e tavizler vererek kendi ömrünü uzatmaya çalışıyor. Aslında bütün bu sorunları, çözümsüzlüğü geliştiren AKP'dir.
yani hem kendisine biçilen rolü oynayan bir akp var hem çözümsüzlüğü geliştiren akp var yani aslında birileri çözüm istiyor ama akp bu işi bozuyor ;peki kim bu çözümü isteyen,ve çözüm formülü nedir bu söylenmiyor?peki ama abd-ingiltere-israil ekseni bu işin arkasında ise ve akp rolünü oynuyorsa chp mhp rolünü oynuyorsa onlara bu rolü verenler çözümsüzlüğü istiyor olmalılar;onlara bu rolü veren kim yahut kimlerdir?(genelkurmay mı?)
bütün bunları toparlayınca:SÜREÇ TASFİYE SÜRECİ
-abd ,ingiltere,israil ekseni bu işin arkasında temel yönlendirici ve AB destekliyor
-AKP ,MHP CHP kendilerine biçilen rolü oynuyor ama akp biraz bağımsız davranarak çözümsüzlük üzerinden oyun oynuyor deniyor?
-siyasiler çözümsüzlüğü dayatıyor deniyor erdoğan baykal bahçeli?
-devlet içerisinden birileri çözüm istiyor olabilir deniyor?
-tasfiye süreci başlatılmıştır deniyor(kim başlatıyor)
erdoğan baykal ve bahçeli bağımsız bir politika mı yürütüyorlar ki çözümsüzlüğü dayatıyor ; ya rollerini oynayan figüran olmalıdırlar ya da bağımsız oyuncular bundan hangisidirler:akp mhp chp
-ayrıca orduda bu durumdan hem rahatsız hem evetçidir;rahatsızlıkları ellerinden sürecin kaçmasıdır,yani tasfiye sürecini evet diyorlar ve bu anadilde eğitim hakkını içermeyen bireysel haklardır buna evetçidirler,ordu içi ergenekonu tasfiye bir noktaya kadar oluyor ve amerika bu tasfiyede başrolde,öcalan bu tasfiyeyi kürt sorununda çözümün önünde engel olan yapının tasfiyesi olarak söylemişti;aslında abd sınırlı bir tasfiyeden yanadır ve kürt sorununda genelkurmayla bireysel haklar üzerinden açılım konusunda mutabıktırlar;
artık oyuncular ve figüranlar konusunda netleşilmelidir;kim oyuncudur kimler figüran
abd -ingiltere-israil
ekseni oyuncu mudur?
AB figüran mıdır oyuncu mudur?
akp mhp chp figüran mıdır?
genelkurmay figüran mıdır oyuncu mudur?
kdp ynk figüran mıdır oyuncu mudur?
israilin tatbikattan dışlanması düşünüldüğünde nasıl düşünülmelidir?
evet ezilen kürt halkı kimlerle karşı karşıyadır
oyuncular kimlerdir figüranlar kimlerdir üstü örtülüde olsa kimlerle müzakere etmektedirler veya müzakere edebiliyorlar mı?bunlar TASFİYE SÜRECİ BAŞLATILMIŞTIR DİYEN ÖCALAN TARAFINDAN DA NETLEŞTİRİLEMEMİŞTİR bu benim tahlilim öcalanın söylediklerinden çıkarsamalarım budur
öcalanın son tahlili tasfiye sürecinin başladığı yönündedir kim tasfiye etmek kimi tasfiye etmek istiyor? güçlerin konumlanışı nedir kim oyuncu kim figürandır?
herkes tasfiye sürecinin başladığını bilmek ve buna göre konum belirlemek zorundadır diyor öcalan gerisi dışardakilerin sürece müdahalelerine kalıyor
coşkun edip SOYKAN
kürt sorunun da devletin(ordu)teklifi kabulü budur ya kürt ha
kürt sorunun da abd-devletin(ordu)MHP-CHP-AKP
'NİN teklifi kabulü budur AB DESTEKLİYOR ve aşağıdadır ya kürt halkının talebi nedir ODA artık BİLİNİYOR açıkça herşey ortadadır
Kürt sorununda devletin çözüm paketi(süreci) budur eğer yanlış düşünmüyorsam
pkk nin silah bırakması halinde geçerli olacak olan
1-kürtçe tv kana6 ve özel tv lerde sınırsız yayın
2-kürt dilinin yazılı basında kullanımının önündeki engellerin kaldırılması
3-kürtçenin bütün sanat dallarında özgür kullanımı
4-kürt enstitüsü kurulması(tarih,dil,edebiyat üzerine yüksek öğrenim)
5-çocuk isimlerinin kürtçe koyulabilmesi
6-özel kurslarda Kürtçenin öğrenilebilmesi
7-yer adların iadesi
8-belediyelerde ve resmi kurumlarda Kürtçe bilgilendirme hizmetleri
9-ilköğretim dahil lisede Kürtçe seçmeli ders olabilir(kesin değil)
10-cezaevlerinde görüşlerde Kürtçe dil kullanılabilir
11-pkk den ‘’teslim olanlara’’ suça karışmayanlara yasanın işletilip serbest kalmaları ve rehabilitasyon merkezlerinde topluma kazandırılmaya tabi tutulmaları ,iş ve meslek öğrenimi ve işe yerleştirilmeleri ,siyaset yapmalarının önünün açılması
12- özel ilköğretim, özel lise gibi düzeylerde dahi ana dilinde eğitim yapamayacaklardır
13-köye dönüşler ve zararların tazmini
14-koruculuğun zamana yayılarak tasfiyesi
belki buna birkaç yasal düzenlemeler eklenebilir ama anadilde eğitim hakkı olamaz deniyor ve belki yerel yönetimlerin yetkisinin artırılması ama bu elbette yasa koyacak şekilde olmayacak eğitim ve ekonominin örgütlenmesi biçiminde olmayacak
DÜŞÜNDÜKLERİ BUNLARDIR BU ÇÖZÜM İÇİN YETERLİ MİDİR?
coşkun edip SOYKAN
bir tasfiye planı var.. da.., herkesin söylemi başka..???
herkesin bir tasfiye analizi ve tespitleri var..
bu demektir ki.., tasfiye konusunda ortak bir kabul söz konusudur..
öncelikle tasfiye denilen "şey"leri bir ayıklayalım...
1- sistem ve dirsek temasında olan kesimler..; ergenekoncuların ve pkk nin "çözüm"den yana olanları tasfiye etmeye çalıştığını iddia ediyor..
dtp yi bir "kolluyor" bir tehdit ediyor.. ama dtp nin siyaset yapmasının da önünü açmıyor.. sürekli dtp ile pkk ayrımının netleşmesini zorluyor.. oysa zaten bir ayrım sözkonusudur.. biri yasal-parlamenter alanda bir politik kitle örgütü.., diğeri ise yasadışı alanda bir kitle örgütü..
peki bu iki kitle ayrı kitleler mi..?? değil..
öyle ise.., sorun pkk..mi ..yoksa.. dtp ..mi?? sorunu değildir.. bu sorun.. politik kitlenin ve taleplerinin muhatap alınıp alınmaması sorunudur.. taleplerin yasallığı da tartışılmaz.., çünkü zaten helen.., 12 eylül sistemi işliyor.. bu işleyişe göre hiç bir şey yasal değil ki..
o zaman sormak gerekir.., tasfiye edilmek istenen.., bu politik kitle olmasın..
2- kızılbayrak-dhkp-vs. gibi bazı sol kesimler ise..; pkk ve önderliğinin bir tasfiye içersinde olduklarını iddia ediyor da.. kimleri ediyorlar bu net değil.., bu güne kadar "edilenlerin" işlevleri ve durdukları yerler ortada.., son tasfiye edilen osman süreci de ortada..,
hadi pkk ve önderliği olmayan devrimci bir yapıyı tasfiye ediyor.. peki bu işi yapamakda olan akp-abd ile ortak olmaları gerekmez mi..? gerekir ise.., bunun verileri nerde..;
o zaman sormak gerekir.., sizim bu iddialarınıza karşın bu halk ve örgütü bu tasfiyeye bu kadar gönüllümü ki.., hala pkk halk-halk pkk ve önderlik onurumuzdur diyor..
bu anlamda.., asıl siz kürt direnişini soldan tasfiye etmeye çalışıyor olmayasınız...???
3- tasfiye edilmek istenen nedir..???
*bu süreç başından beri farklı işlemiştir.. önceleri.., gerilla hareketi ağırlığında yürüyen yapı tasfiye edilmek istenmiştir..
* sonra kitleselleşmeye başlayınca köylerin ve kişilerin tasfiyesi(faili meçhul) başlamıştır..
* sonra.., yasal kitle partileri ve yapılanışları tasfiye edilmek istenmiştir.. eskiden bahane olan gerekçelerin 50 misli işleyiş var iken.. şimdi kapatırım haaa!! ile kalınıp, operasyonlarla idare ediyorlar..
kısaca bu "tasfiyeler" süreci işletilmiş isede hala ayakta kalan bir direniş ve her tasfiye edilmek istenen alanda iyice kök salma ortaya çıkmıştır..
bu bir mücadeledir..
sen sürece kendini dayatırsın.., birileri tasfiye etmek ister.. sen direnirsin..
ve.., sonuçda var olur meşrulaşırsın.. bu süreçlerin konjoktürel ortamda dili ve yönelimleri de farklıdır.. bazen şiddet bazen uzlaşma bazen her ikisi karışık da olabilir..
sayın soykan..
bu anlamda dil farklılıkları sizi şaşırtmasın..
sistem bir adım atar bunu görür ve yönelirsin.. sistem elini uzatır sen ilerlersin.., el gırtlağına uzanmaya başlarsa savunmaya ve teşhire geçersin..
konu.., ulusal sorun ve çözümüdür.. haliyle sistem içinde gelişir.. giderek genel mücadele ile birlikte geleceğe akar.. sistem içi yanlarını atlamak olanaklı ise bu da yapılır.. ama..,
genel-teorik laflarla değil de.., türkiye ve bölge somutunda ele alacaksak.., bu ne kadar olanaklıdır.. ortada..
ama bu landaki çözümler genelin önünü açar.. buna da her kesimin gereksinimi vardır..
kürt halk gerçekliğini dikkate almayan bir bölge konsepti olanaksızdır.. güneydeki oluşum bunun bir sonucudur.. her ne kadar.., küresel güçlerin işlevselliğine uygun gelişme olsa dahi.., güneydeki kazanımların arkasında.., uzun bir kürt direnişi ve özellikle son kuzey-kürdistan merkezli başlayan direnişin katkısı vardır..
ve sorunda buradadır..
küresel konsept dışındaki bir politik kürt dinamiği istenmiyor.. tasfiyenin özü budur.. ama bu başarılır-başarılmaz.. günümüze kadar gelen süreç.. bunun başarızlığı ile sonuçlanmıştır..
küresel güçlerin bu..;
son atakları bence son çırpınışlarıdır.. ama tehlikeli ataklardır.. bölgeyi ve yaşadığımız ülkeyi kaosa sürükler.. diğer dinamikler de devreye girer ise bu sürece giremezler..
sanırım biraz da buna güveniyorlar ve "kitle" gücü anlamında izmir-bigadiç-çanakkale yaşatılıyor..
devrimci-demokrat dinamikler buna direnir ise bu işi daha ileriye götüremezler.. yok "seyirci" kalınırsa bunu deneyeceklerdir..
en azından.., kürdistan ile sınırlı bir güç ve giderek kırsal alanda kalan bir gerilla gücü varlığına razılar..
öncelikle batıda.., kendi yarattıkları(köy yakmalar-sürgünler) kürt dinamiğine yöneliyorlar.. burada da.., varoşlara sıkışmış ve sol ile ilişkisiz bir kürt dinamiği ile sistem içersinde akp ye dolaylıda olsa yabanan bir kürt alanı açmak istiyorlar..
buradan ekmek çıkarmı..? yada sonuçları belirsiz bir çatışmalı-kaos süreci mi başlar.. göreceğiz..
sayın öcalan..; sistemin bu eli dağıttığını ve oynamaya başladığını vurguluyor..
ya sizler...(devrimci-demokrat-liberal vs.. kitle ve dinamikler)
nerede konuşlanacaksınız..
asıl soru budur bence..
suat
devrimci-demokrat-liberal vs.. kitle ve dinamikler ve konuşlanm
sayın arabacı;aslında sözünü ettiğiniz kızılbyrak çevresinden arkadaşlarla yayınlarını sürekli takip edememekle birlikte görüşürüz de dostluğum var ama ısrarla şunu söylüyorum kendilerine ÖCALAN'A VE PKK' ye teslimiyet veya(tasfiye) platformu demeyin bundan vazgeçin bu kürt halkının faydasına bir davranış değildir,ayrıca öcalan bir ulusal önderdir bu anlamda da komünist bir gazete bu şekilde yazmamalıdır da diyorum,kürt sorunu kapitalizm içerisinde halledilebilecek bir sorunsa ve bunun içinde anlaşma gerekiyorsa bırakın bu önderlik anlaşmasını yapsın sizlere ve bizim gibi bağımsız sosyalistlere eğer eksiklik görüyorsak bunu dostça söylemek ve uyarılarda bulunmak düşer ve aslında kürt ulusal hareketini şart koymadan desteklemek düşer,çünkü bu talepler ne olursa olsun kürt halkının önderliğinin kürt halkı adına talebidir ve burada teslimiyet platformu terimi suçlayıcı,aşağılayıcı bir terimdir buda kürt örgütlü kitlelerini rencide eder diyorum;sorun kürtlerin hakları kırıntılarla karşılanacak ve kandırılacak kürt devrimci dinamiği tasfiye olacak şeklinde bakmak ne kadar doğrudur diye soruyorum,geçenlerde üzücü bazı olaylar yaşanmış aralarında bunu da doğru bulmadığımı söyleyeyim kavga edilmiş,bunlarda doğru değil ideolojik mücadeleden bahsedilecekse bu kürt ulusal demokratik hareketine karşı mı yapılacak yoksa diğer sosyalist önderliklere karşımı bunun kararlaştırılması lazım çünkü kürt ulusal devrimci hareketi kendi özgünlüğünü içinde taşıyan bir özgürlük hareketi eleştiren komünist bir hareket yani ideolijik mücadeleyi ulusal harekete karşı yapıyor bu bana doğru gelmiyor;yani diğer devrim programı olan yapılarla ideolojik mücadele yürütülebilir ama ulusal hareketle hangi ideolojik mücadeleyi yürütebilir bir komünist hareket;şunuda söylüyorum öcalan kürt halkının kötülüğüne olabilecek herhangi birşey yapmaz diyorum çünkü bu bir önder ve ulusal bir önder o yüzden teslimiyet platformu demeyin bu doğru değildir diyorum ama talepler noktasında bunları kabul ettirmek noktasında önerilerde bulunabilirsiniz destekler verirsiniz iyi niyetli dostluğunuzu gösterirsiniz,siz kürt sorununun çözümünü desteklerken şunu gözetebilirsiniz örneğin anadilde eğitim hakkı mutlaka olmalıdır veya korsika modeli olmalıdır kikürtlerin sorunu çözülsün diyebilirsiniz bunun için kitlelere bilinç taşırsınız ama öcalana imralı teslimiyet platformu demek kürt sorunun çözümü noktasında irade koyan öcalan ve pkk nin elini zayıflatır diyorum
evet dediğiniz gibi:devrimci-demokrat-liberal vs.. kitle ve dinamikler)
nerede konuşlanacaksınız..
asıl soru budur bence..
bu tahlilinize katılıyorumve buanlamda dediğiniz grupların kötü niyetli olduklarını hiçbir zaman düşünmedim değildirlerde ama bir yanlış tanımlama var ulusal hareketi o yüzden böyle davranıyorlar gibi geliyor bana ulusal özgürlük hareketi doğası gereği ilericidir ama sosyalist ya da komünist değildir olması gerekmez,bu benim düşüncem o yüzden ideolojik mücadele ulusal özgürlük hareketine karşı yürütülmemeli dostluk eleştiri olabilir bu da çok önceleri çizilen tc hudutları içinde aynı unsura karşı mücadele aynı coğrafyada yapılıyor bu içiçelikten kaynaklanıyor kolombiyadaki bir hareketi bu kadar eleştirmiyor türkiyeden hiç kimse,ama gerçekten bu dostluk bozulmamalıdır çünkü kürtlerde eziliyor,işçilerde ,komünistlerde,devrimcilerde ;yeni okuduğum bir haber var öcalanın durumunun iyileştirilmesi için devrimci örgütler üçgünlük açlık grevine girmişler buna çok sevindim
TKP/ML, DHKP-C, TİKB, MLKP, MKP ve Direniş Hareketi davalarından Türkiye'deki cezaevlerinde bulunan tutsakların oluşturduğu Cezaevleri Merkezi Platformu, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a tecridin arttırılmasını protesto etmek amacıyla 3 günlük açlık grevi başlattı.
Edinilen bilgilere göre geçtiğimiz hafta "İmralı Cezaevi'ne istemleri dışında 5 hükümlünün gönderilmesi" ve "PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin arttırılması"nı protesto etmek amacıyla Cezaevleri Merkezi Platformu açlık grevi başlattı. Bugün başlayan açlık grevi, 26 Kasım'a kadar devam edecek.(haberi daha önce görmüştüm)
ANF NEWS AGENCY
şimdilik hoşçakalın
coşkun edip SOYKAN