Doğru olanı yapmayıp, yanlış yapana kızanlar
Katsayı konusunda Danıştay'ın aldığı karar, sivil toplum tarafından ne kadar eleştirilse azdır. Türkiye'de darbelerin yargının yumuşak eliyle parça parça yapılması gittikçe yaygınlaşıyor. Bu tabloya tepki gösterip üzerine düşeni yapmaktan imtina eden siyasetçilerin sorumluluğunu öne çıkartan tartışmalar yapmalıyız. Katsayı konusunda YÖK Başkanının çabalarına rağmen gelinen nokta, beklenti içindeki meslek liseliler için büyük bir hayal kırıklığı doğurdu. Önümüzdeki günlerde belki soruna yeni çözümler geliştirilecek. Ama nihai, köklü, kuşatıcı çözüm süreci için daha çok bekleyeceğiz.
Sorunları açık tartışma ortamına çekmeden çözmek genellikle kolay olmaz. Deyim yerindeyse, en devasa sorunları, tereyağından kıl çeker gibi, çaktırmadan çözmekte ısrar etmek sürekli başa dönmemize neden olmaktadır. Kimi konularda oldukça kararlı tutumlar sergilerken, köklü bir hukuk reformu konusunda bir türlü harekete geçmek istemeyen siyasal iktidar, bu tarzı bir yönetim alışkanlığı haline getirdi.
Açılım konusu da bu tablodan bağımsız değildir. Türkiye, PKK sorununu çözemediği için açılım yapıyor. Daha doğru bir ifade ile yapmaya çalışıyor. Mecbur kalmasa asla yapmayacağı izlenimini vere vere yapıyor, yapacağını. Tam bir isteksizlik ve kerhen yapma görüntüsü veriyor. Bu durum başka bir ihtimalinde dikkate alınmasını gerektiriyor. Eğer açılım yolu ile sorun çözülmezse yeniden dönüp eski yöntemlere umut bağlayabiliriz. Yani açılarak tasfiyeyi beceremezsek, bir yandan da yasaklayarak, savaşarak tasfiyeyi deneyebiliriz.
Bu yaklaşımın ne denli tutarlı olup olmadığını boşuna sorgulamayın. Türkiye siyasetinde en son aranacak şey tutarlılıktır. Tutarsızlığın olağanlaştığı bir siyaset ikliminde, yapılanların doğruluğunu tartışmak bile anlamsızdır. Bir projenin doğruluk yada yanlışlığından önce tutarlılığını sorgulamak gerekir.
Önümüzdeki günler, bu tutarsız uygulamaların çok daha ağır sonuçlarına şahit olacağımızın sinyallerini veriyor. Siyasetçiler bu tutarsız politikaları ile yüzleşmedikçe, yargı yada askere karşı psikolojik ezikliklerini ortadan kaldıramayacaklar. Asker yada yargının demokrasi konusunda durduğu yeri sorgularken bütün toplum lehine bir sonuca ulaşmayı umuyorsak, siyasetin tutarlı çözüm üretebilme kapasitesinden işe başlamalıyız.
Seçilmişlerle atanmışlar arasındaki sağlıklı ilişki ancak doğru yerden başlanarak inşa edilebilir. İşine geldiğinde her yere müdahil olmaya çalışıp, işine gelmediğinde, ne yapalım yargı bağımsız diyen bir anlayışla ne sivilleşme söz konusu olabilir ne de hukuk devleti.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
