Cellatsız ve kurbansız bayramlara...

Bir bayram daha geçti.
Tüm toplumsal dönüşümlerde kendini aşmaya çalışan, tüm beyinsel ve düşsel gücünü bir adım daha öne çeken özgürlüğe, eşitliğe ve adalet gibi insana dair güzelliklere yönelten ve bunun için mücadele eden insanların alın terinin olduğu değerlerin bayrama dönüştüğü türden bayramlar insanlığın ortak bayramıdır. Bu noktada önemlidir bayramlar. Saygıya, sevgiye, dostluğa, eşitliğe, barışa, insan sevgisine, insan onuruna işaret ettiği sürece önemlidir bayramlar... Ötesi göstermelik birkaç ritüelden ibarettir.

Yitirdiğimiz içi boşaltılmış değerlerimizden biri de bayram kavramı. Her şey gibi bayramları da tüketir olduk. Bayramlar değişmedi, biz değiştik aslında. Bu sindirilmemiş, içselleştirilmemiş değişim de; duyuş, duruş ve değerlerimizi tüketti. Tükenen de bizdik tüketen de.
Çoğunlukla içinde bulunduğumuz gerçekliğe göredir davranışlarımız ve duygu yükümüz. Sıkıntı ve üzüntülerimiz varsa bayramın filan ayrımında bile olmayabiliriz.
Her bayramda olduğu gibi bu bayramda da ayrı bir hüzün çöktü yalnızların kimsesizlerin öksüz ve yetimlerin üstüne. Evsizler, köprü altlarında sokaklarda olanların üstüne… huzur evlerinde terk edilmiş yaşlıların, babası kardeşi oğlu katledilmiş yaralı yüreklerin üstüne…
Hele de; “Bayram gelmiş, neyime / Kan damlar yüreğime, aman aman garibem!” diye feryâd-ü figân koparan türkü var ki, yukarıda bahsi geçen sûfiyane cümlelerle çelişir gibi gelse de aslında onlarla aynı şeyi söylemektedir. Zira bu bir hasret ve gurbet türküsüdür ve hasrete bayram gelmez. Hatta hasret bayramın zıddıdır. Kim ki her ne sebeple olursa olsun hasretten yakınmaktadır bayram onlara gelmemiştir.

***

Bayram, dostluğu, sevgiyi ve geleceği… Aşımızı, ekmeğimizi, soframızı… Hüznümüzü, acımızı, sevincimizi paylaştığımız; birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz günler olması gerekiyorken bu değerleri unutan bir toplum olduk ne yazık ki… Oysa bir tutam sevgi, sıcak bir mesaj, biraz empati kapatır mesafeleri, birleştirir gönülleri, bir sıcak gülümseme, bir ufak hediye daha da yaklaştırır bizi birbirimize.

Ben kendimi bildim bileli “nerede o eski bayramlar” muhabbeti var. İnanıyorum herkese eski bayramlar güzel geliyor... Aslında kastettiğimiz salt bayramlara ait görüntülerimiz değil, geçmişte yaşadığımız kimi karelerin modernizmin çarkları arasında ezilip artık nostaljiye dönüşmesinin hüznüne ilişkin yakınmalardır aslında.

Şimdilerde bayram dediğimiz nedir ki... Büyüklerin elleri öpülecek, küçüklerin gözleri... Ev ziyaretleri hal-hatırlar sorulacak... Şimdilerde bayram biraz tatil, biraz turizm, biraz deri kavgası değil mi kimileri için... Atılabilirse yorgunlukların atıldığı, hasretlilerin belki birbirlerini gördüğü varsa ya da alındıysa yeni giysilerin giyildiği... Harçlıkların verildiği kaldıysa atlı karıncaların döndüğü günler değil mi? Herkes kendine göre algılıyor bayramı... Bayram deyince kimilerin aklına ziyaret, kimilerin aklına kurban ya da kavurma, kimilerin aklına oyun ve eğlence geliyor. Televizyon kanallarında bayram boyunca vur patlasın çal oynasın klasiğini izledik yine... Ve de bıçak altında kalmış kurbanlıkların firar serüvenlerini izledik.

***

Ve bir bayram fıkrası;
Bektaşi bayram namazından sonra dua ediyormuş; “Allah’ım bana bir şarap parası ver.” Yanında namazını bitiren softa da ellerini kaldırmış; “Rabbim bana iman ver.” İki duayı da duyan hoca Bektaşi’ye; “Bak herkes Allah’tan ne istiyor sen içki parası istiyorsun kafir.” Bektaşi boynunu bükerek; “Ne yapalım hoca efendi herkes kendinde olmayanı ister” demiş.

***

Cellatsız ve kurbansız; baskısız,özgür, birlik ve beraberlik dolu, her zaman bir öncekinden daha güzel ve mutlu nice yeni bayramlar diliyorum.

hicriizgoren@gmail.com