Bundan 32 yıl önce...
Bundan 32 yıl önceydi...
Neredeyse yarım asır evveldi...
Devlet görmüş, bu devasa araca tanık olmuş ebeveynler, adeta ölüler kenti Hades'te yaşıyordu ve korku içinde her yeni şeye, her yeni adıma 'olmaz' diyordu...
'Devlete devlet gerek' tekerlemesi içinde, 'olur', 'başarılabilir' olanı yok ediyordu...
Kürt'ün yaşama umudu, tutkusu, gelecek düşü sonbahar yaprakları gibi dökülüyordu.
* * *
Böyle bir zeminde, gölgesinden dahi korkan bir kalabalıktan yürekli bir toplum yaratmak mit gibiydi; inanılmazdı...
Akıl karı hiç değildi...
Bu ölüler kentinde ölümü kabullenmeyen ve 'ne yaşar ne yaşamaz' konumundan çıkmak isteyenler yani 'talebeler', akıl karı olmayan bir şey daha yapmıştı; bir kasım günü buluşmuştu!
Her şeye rağmen umutlarını ve inançlarını diri tutanlar; kaybolmuş dünyalarda; bütün antik çağın en ünlü kahramanı Odysseus gibi karanlıklarla, korkunç canavarlarla ve fırtınalarla boğuşanlar ise sadece 'talebeler' idi...
'Talebeler'; Kürt yoksullarının en yoksullarından oluşan küçük, ancak kabına sığmaz deli dolu, inançlı bir topluluktu...
Bu topluluk, inanılmaz/imkansız olanı yaratmanın şiirsel eylemi içindeydi... Odysseus'un eyleminin özü, sılaya/yurda dönüş özlemi iken; 'Talebeler'inki ise yurt edinme kendi yurdunda özgür yaşama idi...
Ancak 'yoktan var etmek', yitirileni yeniden yaratmak ya da kaybedileni bulmak kolay değildi.
Bu zorlu varoluş öyküsünün dayanılmaz zorluğu da hazzı da onlara, yaratıcıları 'talebelere' aitti...
Ve lakin...
Muazzam güç ihtiyacına karşı elde bir şey yoktu...
Kürt yoksullarının en yoksulları; özgürlük, güzellik iddiası karşısında muazzam kırımların yıkımların istiflendiği bir inançsızlık, kendine yabancılık ortamında 'gücü' de kendi bedeninden, kendi etinden/kemiğinden yaratacaktı!
* * *
Daha başından, her güzel söz, her onurlu adım, her özgürlük girişimi inançsızlık duvarına çarpıyordu... 'Ulusal inkarcılık' yürütülen karşı savaşın yerelleşmiş, içe sinmiş ideolojik dayanağıydı. Bu inançsızlık/umutsuzluk duvarını yıkmak, devasa güçlere karşı durmaktan çok daha zordu...
Ve 'zoru başarmak' en büyük kahramanlık, en büyük hayata, canlılar ülkesine dönüş olacaktı...
* * *
Öyle de oldu...
İlk eylem, ilk değişim, ilk hareket kendine yönelmek, kendini ateşe vermek, kendi benliğine/özüne yabancılaşmış 'varlığını' tutuşturmak, kendini arındırmak oldu...
Arınmışlar, küllerinden doğan bir halk yarattı... Devlet görmüş, şiddetini yaşamış ebeveynler 'devlete devlet' tekerlemelerinden vazgeçerek; 'olur/başarılabilir' demeye başladı.
Karanlıklar ülkesi Hades'i, çarmıhı sırtında Golgotha (İbranice'de 'kafatası tepesi' anlamına gelen İsa'nın çarmıha gerildiği Kudüs yakınlarındaki bir tepe) yolcularının umutsuzluğu yaratmıştı.
Umut ise, çarmıhı yere çarpanların eseriydi ve Kürtler bir başka yolculuğun, bir başka arayışın adıydı...
* * *
Ondan 32 yıl sonraydı...
Neredeyse yarım asır kadardı...
Devlet görmüş, bu devasa araca tanık olmuş ebeveynler, artık ölüler kenti Hades'te yaşamıyordu ve korku içinde her yeni şeye, her yeni adıma 'olmaz' demiyordu...
'Devlete devlet gerek' tekerlemesi içinde, 'olur', 'başarılabilir' olanı yok etmiyor; küçük inançlı gruplardan büyük örgütlü topluluklar doğuyor; bu topluluklar kendi özgürlük güzellik kavgasını yürütüyordu...
Bu kavganın adı arayış...
Bu arayışın ardı sonsuzluk...
Sonsuzluk içinde özgürlük...
Özgürlük içinde bir halk...
* * *
Bu halk çok direndi. Çok acı çekti... Çok şey yitirdi. Genç kadın ve erkeklerini kaybetti... Zorluklarla yarattığı birikimlerini tüketti. Oturduğu, soluk alıp verdiği evinden toprağından oldu. Göçertildi. Zindanlara atıldı. İşkence gördü. Faili meçhullere, kıyımlara uğradı...
Ancak tüm bunlara karşılık bir şey kazandı; bir öğreti yarattı: Arayış ve özgürlük... Ve onun için mücadele...
Bu halkı selamlıyor; insanın insana, doğanın insana kurban edilmediği, her canlının kendi doğal ortamında özgür yaşadığı bir dünya dileğiyle bayramınız kutlu olsun diyorum...
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
