Aleviler ve Demokrasi
Ayrımcılığa Karşı Eşit Haklar Mitingi, Dersim Tartışması ve
“Sol” Siyasi Parti Kurma Kuru Gürültüsü İçinde Güme Gidenler
Bu yazı Sacayak dergisinin Kasım 2009 tarihli 8. sayısında yayınlanmıştır
Demokratik Alevi-Bektaşi dernekleri üst yönetimi geçen yıl yapılan mitingin başarısını siyasi çıkarları için kullanmaya kalkıştı. Önce aksine karar aldıkları halde CHP ile yerel seçimlerde yer kapmak için pazarlığa giriştiler. Bir kez daha reddedildiler.
ABF’nin adını çamura buladıkları bu utanç verici durumdan Alevi partisi girişimini yeniden gündeme getirerek çıkabileceklerini sandılar. Hacı Bektaş Veli Kültür Dernekleri’nin seçimlere katılmadığı topal bir genel kurulda seçilmişlerdi. Bir daha seçilme şansları olmadığını gördüler. Olağanüstü genel kurulu ile tüzüğü değiştirip genel kurulda yapılacak seçimlerde tabanının söz ve karar sahibi olmasını önlemeye giriştiler.
Açılım Tuzağına Düştükten Sonra Siyasi Geviş Getirme
Geçen yılki mitingden sonra laiklik ve demokrasi hedefinde ilerlemek; yükselmiş kararlılığı eylemlerle pekiştirmek görevi dururken aylarca adım atmadılar. AKP hükümetinin önlerine attığı, çiğne çiğne bozulmaz türden “açılım” lastik kemiğini dişlemeyi tercih ettiler. Gözleri kariyerlerinden ve siyasi niyetlerinden başka bir şey görmediği için önlerinde açılan tuzağı görmediler. Kendilerini uyaranları da dinlemediler. Boş bir özgüvenle hazırlıksız gittikleri “açılım” toplantısında, Diyanet’in kaldırılması istemi yerine Diyanet Avrupa’daki Kilise Vergisi toplayan kurumlar gibi olsun gibi komik, ama hazin bir öneride bulunmaktan utanmadılar.
Devletlûların davetine icabet etmek gözlerini kamaştırdığı için düşüverdikleri “açılım” tuzağının etkisinden kurtulmak için “radikal” görünmek gerek diyerek bağımsız milletvekili Ufuk Uras’ın sosyal-demokrat eskileri, sendikacılıkla unvanından başka ilişkisi kalmamış sendikacılar ve sol grupların kılıç artıklarıyla kurmaya çalıştığı Özgürlükçü Sol Hareket ile oynaşmaya başladılar.
“Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz” ya da Alevi Partisine “Sol” Makyajı
İlk adım “Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz” broşürü oldu. Buradaki görüşleri Türkiye çapında yapacakları toplantılarla tartışacaklarını açıkladılar. Hacıbektaş’ta yaptıkları ilk toplantıyla dertlerinin tartışmak değil, “gövde gösterisi” yapmak olduğunu gösterdiler. Sonra yaptıkları toplantılarda kürsüye “büyükbaş konuşmacı” çıkartıp tartışmaya fırsat vermemek kurnazlığı gösterdiler.
Kimse onların, rahmetli Aziz Nesin’in ünlü hikâyesindeki “Seyyar Köfteciler Talimatnamesi” benzeri program taslağını ciddiye bile almadı. Günümüzün bilgi toplumunda ve yoğun siyasi ortamda “genel geçer sol lafazanlık” hiç kimsenin ayıp yerlerini örten incir yaprağı görevi görmeye yetmiyor. Alevi-Bektaşiler “kral çıplak” diyecek kadar bilgili, görgülü ve deneyimli. CHP’yi beğenmediğini iddia ederek ortaya çıkan, ama sosyal-demokrat ile “sol” kırması görüşleri harmanlayan bir siyasi program ortaya koyanlara, “Aslı varken çakmasını niye destekleyelim?” dediler.
Ayrımcılığa Karşı Eşit Haklar Mitingi Hazırlıklarındaki Zaaf
ABF üst yönetimi ilk kez İstanbul’da bir Alevi mitingi düzenlemeye karar verdi. Yapılacak mitingin başarılı olmasını arzulayan herkes, yoğun bir ön hazırlık çalışması yapılması ve tüm demokrasi güçlerini mitinge katmaya yönelik uygun adımların bir an önce atılması gerektiği uyarısında bulundu. Ancak ABF üst yönetimi, bu yönde bir niyeti olmadığını ve her hangi bir adım atmayacağını 1 Eylül Dünya Barış Günü eylemi ile gösterdi.
Mitingin hazırlık sürecinin en az mitingin kendisi kadar önemli olduğunu anlamadılar. Hazırlık sürecinde İstanbul’da yaşayan tüm Alevi-Bektaşilere ve tüm demokrasi güçlerinin tabanına seslenmek; onlara Alevilerin istemlerinin demokrasi mücadelesi içindeki yerini bir kez daha açıklamak; bu istemlerin onların mücadelesiyle bağını göstermek çabasına gerek duymadılar. Mücadelede kardeşleşme ve ortaklaşma çabası olmayınca 1 Eylül’de aynı meydanı dolduran Kürt özgürlük hareketinin Alevi mitingine göstermelik katılması şaşırtıcı olmadı.
“Bir milyonluk” miting yapma sözlerine karşın ciddi ön hazırlık olmayınca, kalabalığa bakıp, “geçen seneyi aştık” ya da “iki yüz elli bin kişiyi aştık” gibi kof lafazanlıklar, İstanbul’daki Alevi-Bektaşi potansiyelini ve demokrasi güçlerinin tüm potansiyelini birlikte sokağa çıkarmaktaki başarısızlığı gizlemeye yetmiyor.
Miting öncesinde, “mitingi sıfır bütçeyle yapacağız” dediler. Bu, yapılacak hazırlıkları yerel örgütlerin keyfine bıraktık; merkezi yönlendirmeyi ortaya koyacak ortak pankart, flama, afiş, bildiri gibi bir hazırlık yapmayacağız demekti. Aynen de böyle oldu.
Mitingde ABF’nin savunduğunu söylediği istemleri dile getiren tek bir pankart, flaması ya da görsel hazırlık yoktu. Mumla arasanız Halkevleri’nin küçük el pankartları dışında “Diyanet İşleri Başkanlığı Kaldırılsın!” sloganını dile getiren bir pankart bulamazdınız.
Hazırlanan uzun sloganlar listesi, Alevi-Bektaşilerin demokratik taleplerini sloganları boğuntuya getirmek, herkesi istediği sloganı atmaya teşvik etmek demekti, yani mitingde söz birliği kurmaya yönelik bir çaba yoktu. Söz birliğinin olmayışı kürsüden yapılan konuşmalarda da kendini açıkça gösterdi.
“Şecaat Arz Ederken Merdî CHP’li Dersim Katliamın Över”
Bu ortamda AKP’nin hızlanan “Kürt Açılımı” trafiği, adı sosyal-demokrat, ruhu milliyetçi-ırkçı-Kemalist-faşist kırması CHP’nin “Alevi dostu” maskesinin düşmesine neden oldu. CHP sözcüsü Onur Öymen, AKP’nin “Kürt Açılımı”nın tartışıldığı Meclis toplantısında günümüzdeki “Kürt Sorunu”nun çözümü için eski Dersim Katliamının usullerini öneren bir konuşma yaptı.
Zazalar, Kürtler, Kızılbaşlar, Aleviler Dersim Katliamına sahip çıkan CHP yönetimine anında tepki göstermeye, açıklamalar yapmaya, protesto eylemleri düzenlemeye başladı. Bir tek kuruluş onların arasında beklenen yerini almadı: ABF üst yönetimi! Gazetecilerin ısrarlı sorularına Ali Balkız’ın yanıtı, “Bu konuyu kendi aramızda görüşüyoruz” uydurmacası ile geçiştirme çabası oldu. Uydurmaca diyorum, çünkü Hubyar’dan Ali Kenanoğlu, bu iddiayı anında yanıtladı, aramızda bir görüşme olmadı, tartışma da yok dedi.
Bu önemli olay karşısında ABF merkezinin tepkisi neden “inek refleksi” hızında geldi? Herkesin sokaklara döküldüğü, hatta bazı ABF üst yöneticilerinin, örneğin Ali Kenanoğlu’nun, yapılan eylemlerin göbeğinde yer aldığı üç gün boyunca ABF başkanının Onur Öymen’e ve CHP’ye eleştiren iki kelime bile söyleyememesinin nedeni nedir? Hem de CHP’yi beğenmedikleri için “sol” bir siyasi parti kurmaya girişmişken neden bu tereddüt?
Yoksa bu canların CHP’den hâlâ bazı beklentileri mi var? Örneğin, bir erken seçim söz konusu olur da kuracakları parti seçimlere girmezse bir kez daha CHP’den milletvekili olma pazarlığına girmeyi mi umuyorlar? Yoksa daha kötüsü mü söz konusu? Kızılbaş Dersimlilerin Zaza ya da Kürt olmaları mı onların dillerini bağladı?
ABF üst yönetiminin bir buçuk yıllık çalışması Kürt sorununa yaban durdukları, görünümü bozmamak için genel demokrasi ve barış sözleri ettikleri, ama Kürt özgürlük hareketini yanlarına yanaştırmamak için çabaladıkları bellidir. Kuracaklarını söyledikleri “sol” siyasi partinin de tutumunun aynı olacağı şimdiden bellidir.
Olmayanı Varmış Gibi Gösterme Siyasi Hokkabazlıktır
Mitinge katılan Alevilerin oylarını kendi ceplerinde gibi göstermeye, tüm Alevilerin onlarla birlikte bir Alevi partisini ya da Özgürlükçü Sol Partiyi/Hareketi destekleyeceği hayalini yaymaya çalışmaktalar. Ancak bir avuç insan dışında kimseyi inandırabildiklerini sanmıyoruz. Siyasi hokkabazlık, yani olmayan desteği varmış gibi gösterme oyunu hızla kaçınılmaz sona varır: Hüsran!
ABF üst yönetimi Alevi-Bektaşi halkın çıkarlarının değil, kendi siyasi kariyerlerinin, milletvekili olma sevdalarının ve yeni bir siyasi parti kurma hayallerinin peşindedir. ABF üst yönetimi bu yaklaşıma Alevi-Bektaşi halktan destek bulamamıştır. Bulamaz da, çünkü siyasi bezirgânlık, ülke çapında halkın desteğini alacak ilkeli ve kapsamlı demokratik siyasetle bir arada duramaz.
Siyasi bezirgânlığa soyunanlar kapsamlı demokrasi ve laiklik istemlerini dile getiremez. Seçilmek için ortada duralım, ne şiş yansın ne kebap siyaseti izleyelim, hükümetle, devletle iyi geçinelim, hem de demokrasi istiyormuş gibi görünelim demenin olanağı yoktur. Ya düzeni tamir etmeye sevdalı bir siyasi demagog olursunuz ya da Alevi-Bektaşilerin kendi öz akidelerinden çıkardıkları kapsamlı ve radikal demokrasi ve laiklik programını savunursunuz.
Alevilerin Laiklik Demokrasi Programı
■ Örneğin, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasını savunmadan, bunun zorunlu sonucu olan yeni bir anayasa için mücadeleyi başa koymadan laikliği savunamazsınız.
■ Örneğin, Alevi çocuklara zorla resmi Sünni İslam öğretilmesin diye değil, devlet eğitiminin içinde din dersinin yeri yoktur diye zorunlu din derslerinin tümüyle kaldırılmasını savunmazsanız laikliği savunamazsınız. Bu da yeni bir anayasa demektir.
■ Örneğin, seçilmemiş yönetici olmaz; atamalı merkezi devlet bürokrasisi ile seçimli yerel yönetim ayrımı kalkmalı demezseniz, yeni bir devlet örgütlenmesi getiren bir anayasa istemezseniz demokrasiyi savunamazsınız. Devletle ilgili tüm demokratik talepler, bugünkü devletin kökten değişmesi demektir. Yani bugün varolan biçimiyle devlete karşı çıkmadan demokrat ve laik olamazsınız.
■ Örneğin, tüm devlet halkın dolaysız katılımıyla oluşan meclisler eliyle, yerinden özyönetimle yönetilmelidir demezseniz, ulusal-dinsel ayrımları tanımayan bir vatandaşlığı öne çıkartmazsanız laikliği ya da demokrasiyi savunamazsınız.
■ Örneğin, hâkim ve savcıların halk tarafından seçilmesini, halkın jüri sistemi ile yargının işleyişine katılmasını savunmazsanız, hukuk devletini savunamazsınız.
■ Örneğin, tüm çalışanların grevli toplu sözleşmeli sendika hakkını savunmazsanız; ayrıcalıklı ve dokunulmazlık zırhına sahip memur statüsünün kaldırılmasını, tüm kamu işlerinin sendikal hakkı olan işçiler eliyle yürütülmesini savunmazsanız demokrasiyi savunamazsınız.
■ Örneğin, tüm seçilmiş yöneticilerin hesap vermesini güvence altına alan seçmenlerin geri çağrılma hakkını savunmazsanız; bal tutanın parmağını yalamasına meydan vermemek üzere tüm kamu yöneticilerinin vasıflı bir işçiden fazla maaş almamasını savunmazsanız demokrasiyi savunamazsınız.
Bunları uzatmak mümkün, ama resmi devlet dini ve mezhebi olan laiklik; askeri-sivil bürokrasi vesayeti altında sözde demokrasi ezberini tekrarlayarak laiklik ve demokrasi kavgası veremezsiniz.
Bugüne kadar siyasi hokkabazlık ve bezirgânlıkla oy avcılığına girişen sözde “solcu” kişi ve hareketlerin hepsi aynı kaderi paylaşmıştır. Her biri oy avcılığı için sığındıkları çapsız siyasi partilerin programlarını savunan zavallı birer mahlûkata dönüşmüşlerdir.
ABF yönetimi de aynı yola girmiştir. Bu yolda ilerledikçe çaresizce kendisini dar bir çevre haline dönüştürmüştür ve içine düştüğü durumdan bir çıkış yolu da bulamamaktadır. Bu yolda sonuna kadar gitmeye, kendilerini rezil etmeye ve ABF’nin prestijini ayaklar altında çiğnemeye kararlı görünüyorlar. O nedenle onlara söylenecek tek söz kaldı: Daha fazla zarar vermeden gidin!
Sacayak dergisi internette şu adresten okunabilir: http://issuu.com/sacayak
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

