Merkeziyetçi Leninist Örgüt

Ömrümün 25-35 yaş arasındaki yaklaşık on yılı Leninist örgüte tam bir inanç içinde geçti. 1960’lı yıllarda devrime bağlanmıştım. Aşağı yukarı 1970 yıllarda devrimin kaderinin merkeziyetçi Leninist örgütün başarısına bağlı olduğuna inandım. Bu örgütün en belirgin birinci özelliği sıkı bir merkeziyetçilikti. Şartlara bağlı olmak üzere, ikinci özelliği Leninist gizlilik ilkesi içinde çalışmasıydı. Bu, örgüt, şartlara göre legale çıksa bile, aslında gizliliği sürekliydi. Gizlilik ve merkeziyetçilik, “devrim yapacak” bir parti için vazgeçilmez özelliklerdi. Karşınızda devasa bir karşı-devrimci güç vardı. Bu güç, gizli polis örgütüne sahip merkeziyetçi bir güçtü. O halde siz de, onu yenebilmek için, onun kadar merkeziyetçi ve gizli olmak zorundaydınız. Kısaca mantık buydu.

Pratikte bunun hiç de böyle olmadığı anlaşıldı. Bizim örgüt (TİİKP) de dahil olmak üzere, bütün merkeziyetçi gizli devrimci örgütler, özellikle 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerindeki polis baskısı ve işkencesi karşısında darma duman oldular. Hem de merkeziyetçilikleri ve gizlilikleri yüzünden. Nasıl? Açıklayayım.

Birincisi, merkeziyetçi Leninist örgüt, parti birimlerinde ve üyelerinde inisiyatif ve yaratıcılık diye bir şey bırakmıyordu. Tüm parti birim ve örgütleri, yukardan emir bekleyen, kapıkullarına, memurlara dönüşüyorlardı. Bu da, özellikle çetin illegal mücadele koşullarında örgütü hantallaştırıyor, hareketsiz hale getiriyordu.

İkincisi ve daha önemlisi, çetin illegal örgütlenme koşullarında merkeziyetçi gizli örgüt, polisin en aşağıdan başlayarak en yukarıya kadar tüm örgütü toparlaması için son derece elverişli koşullar yaratıyordu. Polis, örgütün, aşağıdan yukarıya kadar, “tersine çevrilmiş üzüm salkımı gibi” birbirine bağlı hücreler biçiminde çalıştığını kısa zamanda anlıyor, işkence yoluyla, alttaki hücrelerden başlayıp yukarı doğru tırmanıyor ve en sonunda merkeze ulaşıyordu. Yani anlayacağınız, merkeziyetçi Leninist gizli örgütlenme, polise karşı mücadelede hiç de elverişli bir aygıt değildi. Tersine, polisin örgütü çözmesi için son derece elverişli bir yapıydı. Ademimerkeziyetçilikten ve inisiyatiften yoksun bir örgütün çözülmesi polis için, bir, bilemediniz birkaç darbelik işti. SBKP Tarihi üzerine yazılan resmi tarihleri bir yana koyarsak, aslında Bolşevik Partisi bile bunun dışında değildir. Bolşevik Partisi’nin tarihi, gerçeklikte, üye ve hücrelerinin sürekli tutuklanmasıyla ve yıkımıyla doludur.

O zaman, neden Lenin ve takipçileri, merkeziyetçi partide bu kadar ısrarlı olmuşlardır, ısrarlıdırlar. Kanımca bunun esas ve gerçek nedeni, Leninistlerin, örgütü polise karşı koruma kaygılarından çok, örgütü kendi denetimlerinde tutma arzularıdır. Leninist örgüt, iktidara hazırlanan, ordu tarzında örgütlenmiş küçük bir devlet aygıtıdır. Bu küçük devlet aygıtının her daim merkez komitesinin, polit büronun ve örgüt şefinin denetimi altında olması gerekir. Örgüt şefleri için örgütü denetimlerinde tutmak, polise karşı korumaktan daha büyük bir öneme sahiptir. Bu yüzden bu örgüt merkeziyetçi olmak, yani merkezin denetimi altında bir aygıt olmak zorundadır. Öte yandan bu örgütte şeffaklık da yukardan aşağıyadır. Aşağıda olan yukarda ne olup bittiğini asla göremez ve bilemez. Ama yukardaki, en önemlisi de merkezdeki, örgütü kılcal damarlarına kadar görür, gözetler, üyelerinin özel yaşamlarını bile düzenler. Böyle tuhaf bir şeffaflıktır bu işte.

Sonuç olarak, merkeziyetçi Leninist gizli örgütün, egemen düzenle savaşmak için hiç de elverişli olmadığını, merkezdeki şeflerin örgütü avuçlarında hissetme arzularına göre dizaynlandığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bunu görünce insan, işkencehanelerde “ser verip sır vermemek” için en olağanüstü acılara fedakarca göğüs geren, hatta canını veren onca militanın enerjisinin nasıl da boşa harcandığını görüp üzülmekten, iktidar hırsları “devrim” özlemlerinden çok çok güçlü olan şeflerin hâlâ bilinen merkeziyetçi yaveleri tekrarlamalarına öfkelenmekten kendini alamıyor.

Gün Zileli
16 Şubat 2008

leninist örgütün yetmezliği nerededir?

sayın zileli'nin yazısı zülf-i yare dokunsaydı mesele yoktu, ama bir olgu her şeyden önce bütün süreçleri içinde ve karşılıklı bağımlılıkları esas alınarak ve bundan da önemlisi yüzeyde görünmeyen dip akıntıları içinde ele alınsaydı gün zileli'nin şanına yakışır bir davranış olurdu. ve bu beklentimi de karşılayacağını ümit ediyorum. o yüzden ilerde yazmasını beklediğim (belki bunlar başka yerlerde yazılmıştır ve benim haberim yoktur, kaynak gösterilirse okur ve yukarıdaki bahse konu dertlerim ve serzenişlerimden dolayı şimdiden özür dilerim.)
leninist örgüt hakkında bu meselde ele alınan yaklaşım tam olarak teknik bir yaklaşımdır. oysa ki leninist örgüt teknik ve idari bir yaklaşım olarak ele alınamaz. sorun böyle ele alındığında bile teknik arızalarla malul olur. çünkü bu örgütlenme tarzı rusya'da başarıyla uygulanmıştır ve sonuçta bir devrimi hem de dünya çapında bir hareketin kıvılcımlarını bolşevikler teknik olarak başarmışlardır.
kaldı ki bu tarz lenin'in kendi deyimiyle marxist bir tarz olmayıp tam olarak 'narodnik'lere has bir tarzdır. lenin'in tüm yaptığı bu tekniği marxist bir programın uygulanabilir şekline dönüştürmektir. ve ikinci önemli bir hatırlatma daha yapmak lazımdır: lenin'in bolşevikler nezdinde giriştiği bu örgütlenme tarzı beş yıl bile geçmeden farklı bir form benimseyecektir. lenin'in bu tarzı ele aldığı yapıtı "ne yapmalı" 1900-1901 tarihlidir, halbuki 1905 devrimiyle birlikte sınıf partisi anlayışına geçilir ve demokratik merkeziyetçilik kabul edilerek menşeviklerle birlişilir. yani lenininstlere mal edilen bütün "hastalıklar" gövdede beş yıl bile yaşamamıştır.
leninizmi ve marxizmi ve anarşizmi ve mevcut bütün akımları canlı birer organizma yapan şey toplumsal varlıkları ile bu varlığın etkişim içinde olduğu diğer canlılarla evrimi içinde yapılacak olan sosyo-politik analizlerle anlaşılabilir.
bolşevizm olmasaydı marxist kazanımlar bu kadar canlı bir şekilde devam etmez ve tarih bilincinin kendi evriminde önemli bir yitim olurdu.
her şeyden evvel bolşevikler ikinci enternasyonalin ekonomist anlayışının karşısında oldular ve işçilere politik bilincin önemini anlattılar. bu hala önemli bir artıdır.
ikinci olarak, marxizm bolşevikler haricinde ulusal anlayışlar içine hapsoluyor ve uluslararası anlamını yitirmeye başlarken bolşevikler bu mücadelenin bir ulus içinde değil, uluslararası arenada başarı kazanacağını ve zafere ulaşacağını söyleyen tek/ilk marxist parti olmuşlardır. ve bu çok önemli bir revizyonun (dar ulusalcı programlar) önüne geçen devrimci bir kazanımdır.
bolşevizmin günahları da vardır en önemlisi de karşı oldukları dar ulusalcılığı aşamayarak ona hapsolmalarıdır. (bu tesbit için daha geniş olarak bkz. demir küçükaydın, "ekim devrimi bir sosyalist devrim midir" başlıklı makale)
neden ve sonuçları ise yukarıda bahsedilen tüm veçheler içinde aranmalıdır. yoksa teknik ve idari düzeyde sorgulamalar bir değer kazanmaz.
sayın zileli sonuç olarak haklı olabilir ama bu haklılığın bilinç düzeyine çıkarılması retrospektif açılardan değil üst düzeyde politik soyutlamalar ile daha derin dip akıntılar (diyalektik sosyoloji) projeksiyonundan bakılarak yapıldığında mümkündür.
gün zileli elbette bir büyüğümüz olarak bunları bilir ve ondan beklenen de budur.
elbette teknik kendi yatağında bir prose (gidiş)'dir. leninist örgütün dayandığı teknik ise gün zileli'nin pek iyi bildiği anarşist (narodnaya volya -toprak ve özgürlük-) bir tekniktir. ve diplerde ise bir romantizm kurgusu vardır. (halkı bilinçlendiren romantik öğrenciler) işte bu yan hala da sahip olunması gereken bir üstünlük sunabilir.
devrimci romantizm hala sürüyorsa bizler bunu bolşeviklere ve dayandığı anarşist aydınlanmaya borçluyuzdur.
selam ve saygılarımla,

"Ekim Devrimi Sosyalist Devrim miydi?"yi bu siteye koydum

Sayın Xerap Zeman

Yorumunuzda "Ekim Devrimi Ssyalist Devrim miydi?" başlıklı makalemden söz ediyorsunuz.

Bu makalenin bulunduğu ikinci köxüz sitesine Türkiye'den girilemediği için bu makaleyi Tarihsel Maddeciliğin Sorunları Forumuna Koydum.

Şu linkten de direk geçilebilir.

http://www.koxuz.org/anasayfa/node/481

Demir Küçükaydın

http://www.demirden-kapilar.net/anasayfa

ekim devrimi

sayın demir küçükaydın'a teşekkür ederim.
bu makalenin tam olarak adı bile aklımda kalmamıştı ve biraz uğraştım bulmak için ama bu sitede bulamamıştım. o yüzden sanırım hafızamı mazur görürsünüz. bizler (marksistler) olarak anarşistlerle pek ayrı düştük, bundan dolayı ne kadar özür dilesek boş... ama tarihsel perspektifte farklı ufuklar ararken (ki marksist sosyoloji tek gerçek bilim olarak yanıbaşımızdaydı da yeniden keşfettik) anarşistlerin de çabalarını görseydim huzura ererdim. ama tarihe hiç olmazsa tarafsız yaklaşmak icabeder diye sızlandığımdan zileli yoldaşa yorum yaptım. ne de olsa o benim (komünizm/anarşizm) yolumdadır o yola düzülenler birbirlerini tanımasalar da başka başka belleseler de... o (diyalektik) bilir ve el sallar yoldaşlara...
her iki yoldaşa da selam ederim.

Peki ne yapalım?

Sayin Gün Zileli'nin yazisini okudugumda yine benzer duygular tasiyorum. Gencken cok millatci cocuklar cikar , tarihi kendisiyle baslatir, yikip gecerlerdi. Biz onlara "ben yaptim oldu" cu derdik. Degerli Gün Zileli'de hemen her konuda "ben yaptim olmadi" diyor.
Leninist örgütü de 10 yil denemis olmamis .Degerlendirmesine göre bu örgüt yapisi gizli devletin kolayca eline düsüyormus. Iyi ama zavalli Lenin'in bütün derdi sürekli polisin eline düsen grupcuklari bir sekilde biraz koruyabilmek degil miydi? Bunun icin gizli polis karsisinda ancak böyle örgütlenebiliriz diye Ne Yapmali'yi yazmadi mi? Leninist Örgütün hicbir mistik yani yok. Ne yapmali da bu örgüt bicimi yalnizca gizli polis baskilariyla gerekcelendirilir. Sürekli operasyonlarla sürgüne ,iceri alinan devrimciler iliskilerini daha dikkatli ve örtülü kurmaya cagirilir. Ve bunun planlari ortaya koyulur. Hepsi bu!
Tamamiyle bir Rus bicimi oldugunu , bütün heryer icin kopyalanamayacagini bizzat Lenin'in kendisi de söyler ama yeminli düsmanlarina ne gam!
Gün Zileli bize gizli polisin eline düsmekte daha korunakli iliski bicimleri/ilkeleri tarif etsin. Ama isin kolayina kacip kollektif eylemi buharlastirmadan!