Ekonomi Çalıştayı

Bu hafta sonu Diyarbakır'da Demokratik Toplum Kongresi ilginç bir çalıştaya imza attı. Yıllardır daha çok politik kulvarda tartışan ve politik taleplerle anılan pek çok insan bu defa ekonomiyi tartıştı. Bölge'nin ekonomik profilini, kaynak-yatırım-istihdam ilişkisini, cumhuriyet tarihi boyunca Bölge'ye uygulanan ekonomi politikasını masaya yatıran çalıştay, alternatif ekonomi politikalarının da ne denli imkan dahilinde olduğunu tartışmaya açtı.

Çalıştayı ilginç kılan tek şey elbette Kürt sorununda siyasi taleplerle ortaya çıkan insanların ekonomiyi tartışması değil, bu çalıştayın bileşeni ve çok kollu tartışma biçimiydi. Bu biçim tam bir 'Kürt işiydi.'

Çünkü bizler şimdiye kadar ekonomik gerçekleri, sorunları ve çözümü bakış ve anlayış farklılıkları taşıyanların ortak tartışma kabiliyeti gösterdiğine rastlayamadık. Örneğin İstanbul'da TÜSİAD yönetim kurulu ile anti kapitalistler hep beraber ekonomik model tartışması yapmak üzere bir araya gelebilir mi?

Hayır? Ama bu çalıştayda durum biraz da böyle gelişti. Ekonomik gerçekleri ve çözümü bambaşka biçimlerde tanımlayanlar bu çalıştayda görüşlerini sunarken, tebliğlerini yaparken ne bir gerilme, ne bir kavga yaşandı. Bu çalıştayda hem işverenler, hem sendikacılar, hem antikapitalistler, hem sosyalistler, hem ekolijistler... yer aldı. Kimi liberal ekonomiyi, kimi kendine yeterliliği, kimi komünleri... savundu. Yani herkes biraz da durduğu yerden ekonomik gelişmeyi tanımladı, beklentilerini ifade etti, model yaklaşımlarını sundu. Görüşler yer yer çakıştı, yer yer çatıştı.

Bu da oldukça normaldi. Sonuç itibari ile 85 yıldır ayrımcı devlet politikalarına ve 25 yıllık savaş tahribatına uğramış bir coğrafyanın ekonomik yapılanmasının nasıl olabileceği eldeki verilerle tartışmaya açılmış oldu.

Tartışmalarda ortaklaşılan en temel konuların başında Bölge'deki açlık ve yoksulluk düzeyiydi. Sadece Diyarbakır'da yüzde 60'larda olduğu belirtilen yoksullukla mücadele için acil önlem çağrıları yapıldı. 'Yoksullukla terbiye' politikalarına karşı durulurken, sosyal adalet ve hak anlayışı yerine Bölge insanına yardım adı altında uygulanan ancak kişilik haklarını ve onurunu zedeleyen 'Sadaka' politikasına da tepki gösterildi.

İşsizlik oranının yüksek olduğu Bölge'de genç nüfus fazlalığının bir tehlike olarak tanımlanması da üzerinde düşünülmesi gereken bir tespiti oluşturdu. Dünyanın her yerinde avantaj olarak kabul edilen genç nüfusun Bölge'deki işsizlik düzeyini ağırlaştıracağı kaygısı ile dezavantaj olarak tanımlanması hakikaten durumun vehametini özetleyecek nitelikte.

Toplantıda yapılan tespitlerin başında kaynakların etkin kullanımı ve adil dağılımı meselesi geldi. Özellikle dağıtım ve kullanımı vali, kaymakam, emniyet gibi devlet temsilcilerinin tasarrufuna ve insafına bırakılan kaynakların, istihdam yaratmak yerine siyasal amaçlarla Bölge'de kullanıldığına dönük çarpıcı örnekler de sunuldu... Bu nedenle Bölge kaynaklarının Bölge insanının lehine ve adil kullanımına açılması için yerel yönetimlerin önemine işaret edilerek 'Demokratik Özerklik' anlayışının ekonomik alanda da Bölge'nin gelişim ihtiyaçlarına denk olduğu dile geldi.

'Tekelciliğe karşı demokratik katılımcı ekonomi politikaları' başlıklı çalıştayımızın en çok fikir jimnastiği yaptığı mevzu ise model arayışları üzerine oldu. Model tartışmaları içinde farklı anlayış sahipleri farklı çıkış yolları önerdi. Kimi modeller ütopya olarak tanımlanırken, kimi modeller ise denenip başarılamayanlar, ya da bugünkü sorunların kaynağı olarak tanımlandı. Elbette tek hakikat ve tek model üzerinde bir talep, uzlaşma ve sonuç açığa çıkmadı.

Başta da söylediğim gibi, konuya kimi Bölgesel eşitsizliğin nasıl giderileceği perspektifinden baktı, kimi Bölge'nin özerk dizaynının ne kadar mümkün olduğunu tartıştı, kimi ekonomi politikaların odağına demokratik-ekolojik değerleri yerleştirdi. Ancak hepsinin ortak noktası hangi modelle ekonomik gelişme arzulanırsa arzulansın, Bölge'nin savaş koşullarından çıkmasının, kalıcı barışın sağlanmasının elzem olduğuydu...

Nereden bakılmış olursa olsun, insan ve doğaya duyarlı katılımcı ekonomik modeller üzerine yapılan tartışmalarla Bölge için önemli bir başlangıç da yapılmış oldu.

'Gerçekçi olup imkansızı başarmak' zorunda olunduğu bu çalıştayla bir kez daha kendini derinden hissettirirken, bu ilk çalıştay daha çok tartışılması gerektiğini ve daha çok işimiz olduğunu öğretti...