BDP 'Çatı' olabilir mi?
Bu soruya olumlu yanıt vermek için Türk sosyalizminin içinde siyasal demokrasi mücadelesini politik eksen haline getirmiş bir eğilimin ciddi bir ağırlığının olması gerekiyor, düşünmüşümdür hep. Böyle bir ağırlığın olmadığını da biliyorum.
Türk sosyalizmi, siyasal demokrasi mücadelesini küçümseyen ve işçi hakları ile karşı karşıya getiren bir yaklaşıma sahip oldu. Siyasal demokrasi mücadelesini burjuvazinin arasındaki bir mesele olarak görme yaklaşımı, demokrasi ile ilgili sorunlara ilgisiz bir duruşu da beraberinde getirdi.
Ulusal sorunun çözümünün demokratik bir tarzda ele alınmasını, bir tür geri adım olarak değerlendirdi.
Demokratik cumhuriyet, ulusal sorunun demokratik tarzda çözümüydü.
Özgürlük hareketi, etniğe, dile, dine vb. dayalı ulus tanımı karşısında, toprağa dayalı bir ulus tanımını demokratik cumhuriyet talebi etrafında geliştirdi. Etnik tanımlanmış bir devletin bölücülüğü karşısına, demokratik cumhuriyetin birleştiriciliği ile çıkıldı.
Bu Türk sosyalizminin anladığı biçimiyle ayrılma hakkının reddi anlamına gelmiyordu kuşkusuz. Ama dile, dine, etniğe, tarihe dayalı insan topluluklarına hak görülen bir durumun, aslında en küçük idari birime kadar bir hak biçimiyle tanıyordu. Demokratik cumhuriyet, ırkı, dili vb.ni ayrılma için bir kriter olarak görmüyordu. Bu birliğin en güçlü biçimde ifade edilmesidir kuşkusuz.
Türk sosyalizminde yaygın olan bir diğer eğilim ise, özgürlük hareketi ile olası birlikteliğin batıda 'denk ortak' yaratmaksızın gerçekleşemeyeceğidir. Türk sosyalizmi, özgürlük hareketinin 'Kürtler' arasında olduğu gibi, kendisinin de 'Türkler' arasında bir güç olmasını sağlamaya çalışır.
Özgürlük hareketini 'Kürtler' arasında tutmaya çalışan bizzat Türk milliyetçiliğidir. Politik ve teorik yaklaşım itibarıyla özgürlük hareketi, bütün bir ülkeyi ve hatta Ortadoğu'yu demokratik anlamda dönüştürmeye yönelir. Tezleri, politik yaklaşımları buna yöneliktir.
Türk sosyalizmi ise soruna, bildiği anlamda ulusların kendi kaderini tayin hakkı olarak bakmaktadır. Ve bu hakkın verilmediği koşullarda, ulusal kurtuluş savaşlarının desteklenmesinin ötesine geçmiş bir politik yaklaşım gösteremez. Yirmibeş yılı aşkın bir zaman süren savaş karşısında çözümü fiili olarak 'Kürt ulusuna ayrılma hakkının tanınması' için bir yirmi beş yıl daha savaştan öteye gidemiyor.
Özgürlük hareketinin özelliği burada ortaya çıkıyor. Özgürlük hareketi, bir dile, bir etniğe imtiyaz sağlamak için mücadele etmiyor; Türk imtiyazlılığı sağlanmış ve bu imtiyazlı dile, etniğe, tarihe dayalı bir devletin yerine dile, dine, etniğe, tarihe dayanmayan bir devletin, demokratik cumhuriyetin mücadelesini veriyor. Kendi kurtuluşunu olduğu gibi, bu topraklarda yaşayan ve egemen ulus imtiyazı altında ezilen tüm insanlara, halklara özgürlük getirmek için mücadele ediyor.
Türk sosyalizmi, sorunu 'Türkler' arasında, batıda bir denk ortak yaratmak olarak ele aldığı sürece, Türk milliyetçiliği dalgası altında nefessiz kalmaya devam edecektir.
Bu yaklaşım aynı zamanda sosyalizmi bu topraklarda Türkleştirme işlevi görmektedir.
Özgürlük hareketini, etniksiz bir demokratik hareket olarak ele almanın ve bu çerçevede bir ortak örgütlenmeye gitmenin politik ve teorik yaklaşımları Türk sosyalizmi içinde çok zayıf durumdadır.
Türk sosyalizmi, özgürlük hareketini egemenlerin sıkıştırmaya çalıştıkları alanda, 'etnik' temelde görmektedir.
Özgürlük hareketi bugün tüm Ortadoğu'daki tek büyük devrimci demokratik harekettir. Bu özelliği, onu bilinen ulusal hareketlerden temelde ayırır. O, bir dile, etniğe, tarihe dayalı bir topluluğa ulus devlet kurmaya değil, bütün bölgeyi demokratikleştirme yönelimine sahiptir.
Dört devlet sınırları içinde kalmış Kürtlere tarih böyle bir misyon yüklemiştir. Kendilerini kurtarmaları, bütün bölgeyi demokratikleştirmekle mümkün.
Türk sosyalizmi özgürlük hareketindeki bu yönelimi doğru tahlil edemiyor. Kürtleri kurtarmak için, kendilerine batıda, Türkler arasında, hadi diyelim Türk işçiler arasında denk ortak yaratma misyonu biçmişler.
Ama bu topraklarda sosyalistler böyle bir misyon kendilerine biçtikleri an, özgürlük hareketinin egemenlerce etnik temele dayalı bir hareket olarak sınırlı tutma çabalarına bir tür destek durumu ortaya çıkmaktadır.
Bu tutum, Türk milliyetçiliğini engelleyici değil, geliştiricidir.
Yazının başlığı olan soruya dönersek, tüm olumsuzluklara karşın bazen kısa zamana büyük işler sığdırılabilir. Türk sosyalizmindeki tüm bu politik-teorik yaklaşımlara karşın, hızlı bir dönüşüm bu toprakların doğasında var. Neden olmasın diyorum.
BDP belki DBH'ye bir katılım çağrısı çıkarır.
Belli sosyalist çevrelerden olumlu yanıt çıkar belki.
Teorik-politik olarak o gri anlaşmazlık noktalarımızı hayatın yeşil akışında sınarız belki, kim bilir.
Belki BDP hepimize güçlü bir çatı olur.
Çok da iyi olur hani, değil mi?..
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
