BDP solun ana gövde partisi olmalı
Kürtleri seviyorum. Totaliter devlete karşı 25 yıldır verdikleri demokrasi mücadelesine saygı duyuyorum. Müthiş bir insan olan Musa Anter gibi yitirdikleri entelektüellerine bugün hâlâ ağlıyorum. HADEP’in Silopi kayıpları Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’i hiç unutamıyorum. Dramatik liste çok uzun hiç şüphesiz… Demokrasi, özgürlükler ve barış için önemli kayıplar vermiş olan böyle bir halk sevilmez mi?
Diğer taraftan, bu ülkeye gerçek bir demokrasinin ve özgürlüklerin gelmesi için yaptıkları ve hâlâ da devam ettikleri olağanüstü mücadele, Kürt kardeşlerimizden, biz Türkiyeliler olarak çok şey öğrenmemiz gerektiğini gösteriyor.
On yıl önce İdea Politika (1998-2002) adlı dergiyi çıkartırken şöyle düşünüyordum: “Ana sorun demokrasi sorunudur. Hedef gerçek demokrasiyi kurmaktır. Bu sağlanınca buna bağlı olarak bütün demokratik talepler ve özgürlükler gerçekleşir. Onun için öncelik genel olarak Türkiye’dedir ve Türklerdedir (o zaman Türkiyeli kavramını kullanmıyordum). Türkler demokrasi ile tanışınca, Kürtler de tanışmış olur. İlk hedef Avrupa Birliği ile birlikte bu demokrasiyi inşa etmektir. Kürt sorunu da gerçek demokrasi içinde zaten haliyle çözülür”.
Ama olaylar hiç de öyle gelişmedi. Avrupa Birliği projesini baltaladığı için Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı demokrasi mücadelesini ilk başlatan kişi olarak, dergim 2000 yılında ağır hukuki saldırıya uğradığında (Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ yönetiminde; o zaman islamcılar ufukta olmadığı için bütün mesailerini bana ve İDEA’ya harcadılar.) arkamda ne bir Türk partisini buldum, ne bir Türk sendikasını, ne bir Türk sivil toplum kuruluşunu, ne de bir Türk gazetesini. Kısaca ya korkaklıktan, ya da kıskançlıktan Türkler piyasada yoktu. Bir avuç dışında, Türklerin bugün de demokrasi mücadelesi için meydanda olduklarını sanmıyorum. Tek başıma yürüttüğüm bu mücadele aynı zamanda bir okul gibi de oldu: TSK’yı tanıdım, Genel Kurmay’ın nasıl işlediğini gördüm, Rejimin faşizan gizli mekanizmalarını/kurumlarını/örgütlerini keşfettim, Devletin sinsi Totaliter yapılanmasını ortaya çıkardım. Bugünkü Ergenekon’a gerek kalmadan 2003 yılına girildiğinde, artık İktidar (yani ordu), Rejim ve Devlet’le ilgili her şeyi kristal berraklığı ile görmüş ve çözmüştüm. Bu dönemde bir tek Kürtler manevi olarak benimle ilgilendiler, siyaseten destek oldular ve gazetelerinde mücadeleme geniş yer verdiler. O zaman anladım ki, bu ülkede demokrasi, özgürlükler ve AB için elini gerçekten taşın koyan ve samimi olan bir tek onlar var. Şimdi, “biz de vardık!” diyerek utanmadan ortaya atılan bazı solcuları görür gibiyim. Demokrasi için, ordu ile radikal hesaplaşmaya girmeyenler geri dursun. Günümüz Türkiye’sinde solcu, hatta liberal olmanın yolu TSK ile demokrasi adına hesaplaşmaktan geçer. Bunlar, yazıları ile kendilerine dava açılmadığı ve dergileri toplatılmadığı için, bir de sanki bir haltmış gibi de böbürlenirler. Geçiniz!
Hak ettikleri için bir yıl boyunca (2006-2007) Kürtlerin gazetesi Özgür Gündem’de köşe yazısı yazdım. Çünkü 1984 yılından beri Türk basını ile çalışmamaya yemin etmiştim. İspanyolların darbeyi önleyen, Türkiye temsilcisi olduğum ünlü gazetesi El Pais ile birlikte, en çok keyif aldığım ikinci gazete Özgür Gündem oldu. Kürt gazetecileri, aydınları ve Leyla Zana ile Orhan Doğan gibi siyasetçileri oradayken daha iyi tanıdım ve anladım. Bu süreç, sonunda bir sosyalist olan Akın Birdal’ı, 2009 Mart’ında, DTP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığını desteklememe kadar uzandı.
Bunları anlatmamın nedeni İdea Politika’yı çıkartırken düşündüklerimin bugün tersinin geçerli olması: Eğer Türkiye gerçek demokrasi ile tanışacaksa, bu ancak Kürtler sayesinde olacaktır ve onların mücadeleleri sayesinde Türkiyeliler de demokrasiye kavuşacaklardır. Tabi bu kadar da basit değil, olayın koşullarını da belirlemek gerekiyor.
Akın Birdal’a da hep söylediğim “Solun ana gövde partisi olun!” temennisi, DTP’nin kapatılması (mücadele sürekli olduğu için fazla da önemli değil) ile yerine kurulan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP)’nin ana siyasi ve ideolojik eksenini oluşturabilir. Bana göre DTP gibi BDP’nin de en önemli yanı bir Kürt partisi olmasının yanı sıra, sol ideolojili bir parti de olmasıdır.
DTP Türkiyelilere bugüne kadar çok şey öğretti:
Siyasetin ne olduğunu, demokrasinin nasıl savunulduğunu, barışın ne anlama geldiğini, özgürlüklere nasıl sahip çıkılacağını.Bunları hep Kürt sorunu üzerinden yaptı. Yani 15 milyon insanı ilgilendiren bir açıdan yaptı. Ama hemen hemen aynı konular ve benzer sorunlar bütün Türkiyeliler için de geçerli. Üstelik bunları dile getirecek bir Türkiyeli parti de yok. Özüne geri dönen CHP (Partinin, Mussolini’nin 6 okunu aynen çalması) artık faşist bir parti olduğu için (analizi derinleştirmeyeceğim, bu kadarı bile onlara fazla!) ülkede solun ana gövde partisi olabilecek bir formasyon yok. Biz Türkiyelilerin artık bu aşamada Mustafa Sarıgül gibi şarlatanlara meydanı boş bırakma lüksü hele hiç yok.
Bu kez BDP’den beklentilerimiz çok ama çok yüksek; çünkü biz Türkiyelilerin öyle 100 bin oy ile idare eden particiklere, her biri “yavru Stalin” gibi ortalıkta dolaşan “küçük iktidar tutsaklarına” ayıracak vaktimiz yok. BDP’nin bütün Türkiyelilerin partisi olarak halkı da eğitmesi gerekiyor. Totaliter rejim, Doğan Grubu’nun dezenformasyonu ve ahmaklaştırmayı sağlayan eğitim sistemi ile Türkleri milliyetçi yaptı, ırkçılık ve faşizmle de sürekli flört halinde bir güruha dönüştürdü. Özellikle Türklerin kendi başlarına doğru yolu bulmaları artık mümkün değil. Kurulacak sol ve liberal partilerin bu siyasi ve etik eğitimi gerçekleştirmesi gerekiyor. Demokratik sosyalizm (Avrupa sosyalizmi) açısından bakarsak bunu BDP yerine getirmelidir.
2 milyon oy alarak ülkenin 4. partisi olmuş olan bir DTP’nin –yeni BDP’nin- böyle bir durumda oylarını hemen yüzde 15-20’lere çıkartması işten bile değildir. İlk seçimlerdeki böyle bir yüzde, BDP’yi solun ana gövde partisi yapar, 12 Eylül sisteminde ilk kez bir sol parti olacağı için, totaliter tehlikeden uzaklaşılır, buna uygun ekip/toplum projesi geliştireceği için ikinci seçimlerde parti ciddi iktidar adayı olur. Kürtlerin demokrasi ve özgürlük sorununu çözecek böyle bir parti, Türkiyelilerin de benzer sorunlarına çözüm üretmiş olur. Kürt ve demokrasi sorununu ancak biz sosyalistler çözebiliriz. Onu da solun ana gövde partisini oluşturarak seçimlerle sağlayabiliriz.
BDP’den çok şey istediğimizin farkındayız. Ama onların önemi öncü olmaları, yol göstermeleri ve demokrasi yolunu açmalarından geliyor. Hem de çok ciddi bedeller ödeyerek. Demokratik ve sosyalist siyasette Kürtlerin öncülüğünde bütün Türkiyelilerin partisi olacak bir sol parti için, solun ana gövde partisi için tam zamanıdır. Buna ulaşmak için demokrasi çıtasını yükseltmek, bütün Türkiyeliler için mücadele etmek ve BDP’yi buna göre siyasi olarak konumlandırmak, eski hatalara düşmemek gerekiyor. Bu aynı anda totaliter rejimin parti kapatma patolojisine verilecek en muhteşem cevap da olur.
Bu Yazı Ses Online'den iktibas edilmiştir
http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa_yazar.php?Yazar=Erol%20%C3%96zk...
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
