Taraf, PKK ve Hiper-Gerçeklik
Adnan Fırat/Sosyolog
Siyasa, gerçek olan ile düşsel olan arasındaki sınırların neredeyse tamamen ortadan kalktığı bir alandır. Bu “müphem” vaziyet, siyasal gerçekliğin çökerek daha üst bir gerçek olarak ortaya çıkan/çıkacak olan yanılsamaya (Baudrillard’ın kavramsallaştırması ile simulasyona) yerini bırakması tehlikesini beraberinde getirir.
Hiper-gerçek dünyada model, temsil ettiği varsayılan gerçeklikten daha gerçektir. Yani gerçeklik iddiası başlı başını iddia ettiği şeyin yerine geçerek onu temsil etme durumuna gelmektedir. Gerçeği ortaya çıkarma arzusu kesinlikle sadece “gerçeği ortaya çıkarma arzusu” değildir ve bu arzu bir yeniden üretimi de beraberinde getirerek, çoğu zaman muktedir bir talep olarak “hiper” bir dünyaya bizi davet etmektedir.
Kürtler, devletin bütün bir cumhuriyet tarihi boyunca kendilerine öngörülen modeller ve yanılsamaların arkasındaki gerçeği görme olanaklarına sahip olmuşlardır. Arzu edilen hiper-gerçeğin her zaman Kürt duvarına çarparak geri gelmesi Kürtler’in bu ülkede “sorun” olarak ad edilmelerini sağlamıştır. Yani Kürtler, düş ile gerçeğin, model ile gerçeğin arasındaki farkı (en azından söze konu ettiğimiz alan üzerinden) fark ettikleri için “sorun”durlar bu ülkede.
Keza PKK; yorumlanmış, öngörülmüş ve emredilmiş dünyanın dışına o kadar naiv bir biçimde fırlamış bir yapıdır ki o sadece bir “komplo”, “dış güç” ve “oyun”dur. Onun anlaşılacak hiçbir yanı yoktur. Bütün ezberlerin dışındadır ve adeta inşa edilmiş cennetin cehennemidir. Bu yüzden devlet açısından ve gayet tabii ki bu açıyı yakalamış ve özümsemiş halk açısından PKK, PKK değildir. Dikkat edersek, PKK devlet açısından artık “terörist” bile değildir. Çünkü “terörist” olmak bile şiddet kullanmak sureti ile belirli bir siyasal/sosyal hedefi örgütlü bir yapının eli ile sistemli bir biçimde kullanma tavrıdır.
Öbür taraftan bu tanımı sofistike kılan bir şey vardır ki o da, terörizmin aynı zamanda bir devlet ve hükümet eli ile siyasi veya sosyal bir durumun radikal ve zorlama yolu ile halka dayatılması durumudur.
Hiper-gerçeklik, bu topraklar üzerinde o kadar derinden işlenmiş, o kadar kanıksanmıştır ki hiç kimse Kürtler’e karşı işlenen “kusursuz cinayet”in farkına varamamıştır. Sadece Diyarbakır zindanlarında estirilmiş ve hala da kimi durumlarda estirilmeye devam eden terörizmin kurbanları ile failleri arasındaki kavga 25 yıldır sürüyor. Bu kavganın bu denli uzun ve netameli bir durumda sürüyor olmasının sebebi hiç kuşkusuz faillerin, yaratmış oldukları hiper-gerçekliğin parçalanmış olma telaşı ve bu telaş ile birlikte yeni bir üretimin gayretini peşi sıra yürütmeleridir.
Hiper-gerçek üretiminde yeni bir dönem
Küresel/makro dengeler ile beraber Türk siyasal sistemi, hem cumhuriyet ile birlikte ürettiği kimliğin hem de bu kimlik üzerinden elde edilmiş iktidarın krizini yaşamaktadır. Bu yüzden dünyaya yeni bir Türkiye’nin haberi verilirken içeride, kendisi ile barışık bir ülke “üretme”nin yeni yolları denenmektedir. Krizin neredeyse tek sebebi olan Kürtler ile barışık, barışmış, barışmak istemiş, barışmayı öngörmüş, barışmayı hedeflemiş, barışı teklif etmiş bir ülke olarak kendini yeniden üretme çabasındadır. Türk sistemi Kürtler üzerinden kendini yeniden üretmektedir.
Esasen bu vaziyet, Türk siyasal sisteminin kendini Kürtler’e karşı revize ederek tekrar hiper-gerçekliğini yaratma girişimidir. Kürtler’i eski elbisesini üzerinden attığına inandırmak isteyen sistem, bu iyi niyetli, radikal ve demokratik “açılım”ın karşısında şimdi de “Kürtler”in durduğunu iddia etmektedir. Böylece ülkede ve dünyada reforme olmak isteyen ama gel gör ki bizzat bu reformasyonun sebebi olan “Kürtler” tarafından engellenen bir sistem vardır artık!
Anayasasını değiştirmemiş, üniter yapısını sorgulamamış, kolektif hakları gündemine alamamış ve PKK’ye karşı “operasyon” tercihinden vazgeçememiş bu ülke, Kürtler’e ve halkına vaat etmeyi planladığı değişimler ile beklemektedir.
Yeni konsept bellidir; barışın ve özgürlüğün önündeki engel bizzat barış ve özgürlük gayreti ile varlık bulmuş PKK’dir! PKK gerçeği, yapısı, işleyişi, ideolojik ve örgütsel formasyonu ne olursa olsun(bunlar eleştirilebilir veya kabul edilebilir, meselenin bu kısmında değiliz); barışı isteyen bir örgüt olup olmadığına karar verebileceğimiz objektif şartlar hiçbir şekilde bu ülkede oluşmuş değildir: Legal veya illegal, hangi yöntem üzerinden kendini ifade ediyorsa etsin dünyada bir örgütlü güce kaşı askeri operasyon yapılırken, onun “barış”a dair samimi olup olmadığı ortaya çıkamaz.
Sistemin, ve herhangi bir şekilde bunu temenni eden “muhalif” medyanın bugün Türkiye’de oynadığı rol, bu yalın gerçeği bizden gizlemekte ve hatta çarçabuk bir şekilde PKK’yi “iki halkın düşmanı” olarak ilan edebilmektedir. Kürtler’in bile bir ölçüde kafasını karıştıran bu yeni konsept bir şekilde barışı isteyenler ile istemeyenlerin yerini de rahatlıkla değiştirebilmektedir.
Bu sayfada yayınlanan pek çok yazı özet olarak “PKK’nin bu saatten sonra yapacağı her eylem artık kuşku ile karşılanacaktır” iddiasında bulundu. Şüphesiz bu yaklaşım, üretilmek istenen hiper-gerçek durumun en yalın biçimi ile ifadesidir. Apriori olarak şiddet unsurunun ve şiddet içeren bütün eylemlerin eleştirilip sorgulanması anlaşılmayacak bir şey değildir. Ve fakat mesele bu değildir; çünkü şiddet tek yanlı olarak devam ede gelmiştir ve ede gelmektedir. Aynı yaklaşımın sistem cenahına yapılmaması oldukça anlamlıdır ve PKK’den, yarattığı de facto duruma rağmen tek taraflı şiddet ile eriyip bitinceye kadar bir tür siyasal intiharı beklemenin mantıksızlığı üzerinde durulmuyor. (Birkaç gün önce gerilla cesetleri ile ilgili vahim görüntüler yayınlanmıştı. O görüntüler, Reşadiye baskınından birkaç gün önce çekilmişti, yani “şiddetin durduğu” dönemde)
Unutulmamalıdır ki PKK’yi PKK olmaktan çıkarmayı hedefleyen bu süreç ne şiddetsizlik ortamının sağlanmasını temin edebilmekte ne de Kürtler’i sorun olarak algılayan anlayışın köklü bir biçimde kendisi ile yüzleşebilmesini sağlamaktadır. En kötü(daha doğrusu iyi) ihtimalle şiddet ve baskının tek taraflı olarak sürüp gitmesini sağlamaktadır.
Zaten durumu sorunlu hale getiren şey de bu.
Taraf Gazetesi’nden
- Adnan Fırat ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
