BDP'ye Katılmak - 1/Oğuz Ender(Günlük gazetesi)
Uzun yıllar oldu. Kürt coğrafyasının solu ve Türk solunun yolları ayrı. Yolların ayrılmasının sebepleri çok ama biz belirgin olanlarına bir bakalım.
Kürt solu 12 Eylül askeri darbesine direndi.
Türk solu -bir takım alengirli 'ricat' benzeri taktikler şemsiyesi altına sığınarak durumu açıklamaya kalksa da- darbeye direnmedi, teslim oldu.
Direnen kazandı.
Neyi kazandı?
Elbette kitlesel bir hareket olmayı, gelişmeler karşısında çaresizce eli kolu bağlı olmaktan kurtulmayı ve nihayet Kürt coğrafyası solunun neredeyse tümünü, Kürt özgürlük hareketi büyük şemsiyesi altında tek bir merkezde birleştirmeyi kazandı.
Direnmeyen kaybetti.
Neyi kaybetti?
Elbette işçi sınıfını, kadınları, gençleri yani bilcümle halkı kaybetti. Örgütünü kaybetti. Gelişmeler karşında eli kolu bağlı kaldı. Mecali kalmadı. Marjinalliğe mahkžm oldu. Yeniden yapılanma diye diye bir türlü yapılanamadan yıllarını masa başında heba etti. Şimdi de yine masada '21. yüzyıl sosyalizmini' arıyor!
Sokakta kaybettiğini masada aramaya devam ediyor...
Sonunda ortaya malum tablo çıktı.
Direnen, yeni gelişmelere göre politik ve örgütsel konumunu sürekli yeniledi. Değişimi dönüşümü hem yarattı, hem de ona ayak uydurdu.
Direnmeyen eski politik ve örgütsel konumlarını karikatür haline getirdi, değişimde, dönüşümde pek payı olamadı, olamadığı için değişime, dönüşüme ayak da uyduramadı. Tasfiye oldu. Ama o kadar kendi içine kapandı ki, tasfiye olduğunu bile anlamadı. Anlamazdan geldi. Anlamanın getireceği adımlardan korktu, korkmayanının ise mecali kalmadı.
Kürt coğrafyasının solu, Ortadoğu çapında devrimci, demokratik siyasi aktör oldu.
Türk solu bir kasabanın bile siyasi aktörü olmaktan çıktı.
Elbette burada konu ettiğimiz Türk solu; sosyalizmle, devrimcilikle, tutarlı demokrat olmakla derdi olan samimi örgütlenmeler ve şahsiyetlerdir. Ne, en 'devrimci' eylemleri olarak 'anlaşılmaz' suikastlarla gündeme gelenlerden, ne de sosyalizme, demokrasiye, özgürlüğe, dolayısıyla ezilenlere, emekçilere, işçi sınıfına hizmet etmek yerine, en gerici burjuvazinin değirmenine su taşıyan 'Komünist'lerden bahsediyoruz. Onlar süren sınıf mücadelesinde karşı safın adamları... Onların yoluyla, bizim bahse konu ettiklerimizin bir alakası olamaz, olmamalı...
Konumuza dönersek. Olan oldu. Ortaya şu anki kendine has Kürt coğrafyasının solu sosyalizmi çıktı. Türk solu-sosyalizmi bir hareket olma özelliğini yitirdi. Elde kalanla iki ayrı kanaldan tek bir hedefe yürüme girişimlerinin hepsi akamete uğradı. Kimisi kendi ellerimizle, beceriksizliklerimizle bozuldu. Kimisini ise, kimin bozduğu 'karanlıkta' kaldı. Öyle oldu, böyle oldu, bu yol da olmadı. Belki de olmayacak duanın peşinden gittik. Şimdi de 'iki ayrı kanal' denebilecek de bir şey kalmadı. Tek kanal tek hedef kaldı. Varsa da başka kanallar, o başka hedeflerin kanalları, o kanalların ve hedeflerin Türkiye'nin gerçek devrimcileriyle, sosyalistleriyle, demokratlarıyla esastan bir illiyeti olmamalı...
Sadede gelirsek: Kürt illerinde 25 yıldır süren direniş, sonuçta orada devrimci bir süreci ortaya çıkarttı. Batıda ise 30 yıldır süren teslimiyetten kurtulamama süreci, devrimci süreci de, karşı-devrimci süreci de seyretti.
'BDP'ye üye olmak mı lazım, olmamak mı lazım', tartışmasını bu ortamda yaptığımızı hatırlatmak için bu kısa gerçekleri buraya yazdık.
Yanıt verilmesi gereken soru şu; Devrimci sürecin zaferle taçlanması için, sürecin politik ve örgütsel olarak organik parçası mı olacağız, yoksa sudan bahanelerle, işkembe-i kübradan böbürlenmelerle oyalanarak, karşı devrimci sürecin işine geleni mi yapmaya devam edeceğiz. Yani 'denk ortak' ortaya çıkartmak gibi, kuyruklu palavraların altında, devrimci sürece katılmayarak, karşı devrimci sürece eklemlenmek gibi... Ya da devrimci sürecin dışına çıkmak için, 'böyle bir sol, sosyalizm yok, onlar ulusal hareket' yani ortada 'burjuva bir hareket var' demeye getirerek, 'işçi sınıfını örgütleme' palavrası adı altında, yukarda bahsettiğimiz 'Komünist'ler gibi, en gerici burjuvazinin işine geleni yapmak gibi...
Elbette bu memleketin samimi devrimcileri, sosyalistleri, demokratları tereddütsüz devrimci sürecin organik parçası olmak lazım diyecektir.
O halde yapılacak ilk iş elbette BDP ile sürece katılmaktır.
BDP'nin de Türkiye'nin samimi sosyalistlerinin, devrimcilerinin, demokratlarının bu çığlığını duyarak hızla kendisini buna göre düzenlemesi gerekecek... O kadarına BDP'nin yıllardır hazır olduğunu zaten biliyoruz.
Bunun 'çatı'mı veya başka bir şey mi olacağı tartışması teferruattır. Eğer bireysel katılımların dışında, bir takım küçük de olsa sol örgütlenmeler BDP'ye katılmak istiyorlarsa, onun seksiyonu olma haklarına göre düzenleme yapar BDP olur biter...
Niyet varsa çözüm kolay...
Bütün Türkiye'nin demokratları, özgürlükçüleri, sosyalistleri, devrimcileri BDP çatısı altında birleşelim! Şu zamana kadar 'devrimci sürecin' organik parçası olamamanın özeleştirisini vermeye bu adımla hep beraber başlayalım...
Oğuz ENDER
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

