BDP'ye Katılmak -2/Oğuz Ender(Günlük gazetesi)

Türkiye sosyo-politik olarak iki farklı bölgeye bölünmüş bulunuyor.

Bölünen Türkiye, tabiatıyla iki ayrı süreç yaşıyor.

Kürt illerinde devrimci bir süreç yaşanırken, batıda durgunluk ve karşı-devrimci süreç yaşanıyor.

Kürt illerinde milyonlar sokakta, işyerlerinin şalterleri her an inmeye hazır, işsizler meydanlarda, halk sürekli eylem halinde 'demokratik cumhuriyet' talebiyle, örgütlü gücüyle askeri vesayet rejimini ve tekelci kapitalizmi sarsıyor...

Bunun verdiği telaşla hareketin sözcülerine tutuklama furyası çıkarılıyor ama fayda etmiyor. Sözcülerine 'mahkemeye gelin diyorlar' onlar 'bizim değil sizin yargılanmanız lazım, siz gelin' diyorlar...

Kapıdan atılıyor, bacadan giriyorlar. Yerel yönetimleri, ellerinden silah zoruyla almaya kalkıyorlar, kitle gücüyle geri alıyorlar...

Kadınlar, yaşlısından gencine, başörtülüsünden başı açığına, hepsi sürecin en önünde...

Köydeki tütün diken, pamuk eken, çobanlık yapan kır emekçisinden, tapu kadastroda memurluk yapan kamu emekçisine, Raman'da çalışan petrol işçisine, işsizlikten kahvede oturan gence, eline seyyar bir araba geçirerek geçimini sağlayan kent yoksuluna, anadili yasaklı olan öğrencilere kadar, herkes politize...

Bırakın Türkiye'deki ve Ortadoğu'da ki gelişmelere, dünyadaki gelişmelere bile h‰kim bu saydıklarımız...

Demokrasi mücadelesi için her biri defalarca ağır bedeller ödemiş ama, bu onlar için politik fakülte eğitimi olmuş...

Hâsılı, 'yönetenler yönetemez haldeler...' Bu duruma 'devrimci durum' deniyor bizim dilimizde...

Durum bununla da sınırlı değil...

Kürt illerinde ortaya çıkan bu demokratik ve devrimci şölen, orayla sınırlı kalmıyor. Oradan esen fırtınanın sesleri, batıda, metropollerin kenarlarında karşılık buluyor. Çünkü Kürt illeri ile batısı arasında kalın duvarlar bulunmuyor... Sınır yok... Pasaport yok... Diyarbakır'daki her gelişme Ankara'nın konuşacaklarının neredeyse tümünü belirliyor... İstanbul'un kent yoksullarının büyük çoğunluğunun gündemi haline geliveriyor... Sadece metropollerde mi? Tabi ki hayır. 'Şölen'in yankıları Karadeniz'de de hissediliyor, Orta Anadolu'da da Trakya'da da hissediliyor... Ege'de Akdeniz'de ise neredeyse İstanbul'un benzeri bir yankı bulduğunu zaten biliyoruz.

Geçmiş Milletvekili seçimlerinde örneğin Karadeniz'den bile alınan ortalama oy oranının %2 civarında olduğunu istatistikler söylüyor...

Devrimci süreç Kürt illerinde yaşanıyor ama onun yankıları tüm Türkiye'yi etkisi altına alıyor...

Bunda şaşacak bir şey yok... Devrimci süreç merkezleri elbette bazen kimi coğrafi sınırlarda kalıyor, ama dönüştürücü etkisi sınır tanımıyor, her yere yayılıyor...

Bu durum, devrimci süreçleri yaşayan dünyanın diğer merkezlerinde de böyle oldu...

(Burnunun dibindeki 'devrimci süreci' görmeyip ya da görmezden gelerek, 'Latin Amerika'dan esecek devrimci rüzg‰r'la sörf yapmaya hazırlanan, Öcalan'ın söylediklerini alay konusu yapmaya yeltenip, Chavez'den sosyalizm bekleyen sosyal şovenlerin, bugünlerde bu tür uyduruk rüzgar kalkanlarını, durumlarını gizleme malzemesi olarak kullanacak halleri pek kalmadığından böylelerini yazımızın konusu yapmadık...)

Devam edelim. İki ayrı süreç, elbette iki ayrı taktik gerektirir ama her durumda iki ayrı örgüt veya strateji gerektirdiğini iddia edenlerin samimiyetine kim, nasıl inansın?

Bu iki ayrı coğrafyadaki devrimci, demokratik sol güçleri, tek bir politik ve örgütsel hedefte, merkezde birleştirmek ve devrimci sürecin organik parçası olmak, ertelenemez en önemli güncel görev değilse nedir?

Tutarlı devrimci, sosyalist, demokrat bu gerçek karşısında, bu sürecin her bakımdan organik parçası olmaz da ne yapar?

Eğer yaparım diyen varsa, onun amacını anlamakta biz zorlanıyoruz.

Öyle anlaşılıyor ki, Fırat'ın batısındaki karşı devrimci süreç böylelerinin zihninde kuvvetli çarpılmalara yol açmış... Bunun adına ister 'beyazlık' deyin, ister 'sosyal şovenizm', bunun, demokratik sosyalizmle, devrimci demokrasiyle uzaktan yakından bir alakası olabilir mi?

O halde yapılması gereken; tek bir örgütsel çatı altında, Türkiye çapında bütün demokrasi güçlerini birleştirmek için, buna uygun olan ve böyle bir yükü kaldırabileceği belli olan bir örgütsel zemin içinde, bu mücadeleye katkı koymak değil midir?

Bunun BDP olamayacağı iddiası hangi sebeplerle ileri sürülebilir?

BDP'den başka, sermayeden ve devletten bağımsız Türkiye solunda başka merkez var mı? Elbette yok. Sol, yasal alanda fiilen onun şahsında somutlanmıştır. Öyle olmuştur, böyle olmuştur ama gerçek budur. Bu gerçekten kaçmanın adının ne olacağını varın artık siz koyun...

Dayanışma elbette iyidir. Elinde dayanışacak bir şeyleri olanların bunu yapması iyi niyeti gösterir. Ama sorun iyi niyetin ötesindedir...

BDP, radikal demokratlarla, demokratik sosyalistlerle birleşmeye hazır liberal demokratları ve Müslüman demokratları kendi çatısı altında toplayabilir.

BDP askeri vesayet rejimine ve Kürt sorununda çözümsüzlüğe son verme, 'demokratik cumhuriyeti' kurma, güncel hedefinde bu güçlerle yoluna daha güçlü adımlarla devam edebilir, etmelidir...

O nedenle şimdi, Kürt illerinin dışında tüm düzeylerde, BDP'yi Türkiye sathında örgütlü hale getirmek ve yaymak için iş başı yapma zamanı...

30 yıldır Türk solunun üzerine örtülen ölü toprağını silkelemeye, buradan değil de, başka, nereden başlanabilir...

Oğuz ENDER