BDP'ye Katılmak-3/Oğuz Ender(Günlük gazetesi)
Ufuk Uras ve kimi aydınların öncülüğünde kurulmaya çalışılan 'kitlesel sol parti', Kürt illerinin dışında kalan yerlerde 'devrimci sürecin' organik bir parçası olabilir mi?
Olamaz.
Niye olamayacağı üzerine uzun uzun yazmaya bile gerek yok. Girişim sözcülerinin, bizatihi kendi ağızlarından, BDP'ye de alternatif bir parti kurmak istediklerini duyuyoruz. Devrimci sürecin bir parçası olarak kendilerini konumlandırmayı düşünmediklerinden, başından söyleyelim, bir başarı gösterme ihtimali de yok...
Belki söylediklerimiz yeni girişilen bir örgütlenme için moral bozucu, ama 20 yıldır benzeri girişimlerden çıkarttığımız deneyimle dost tavsiyesi olarak kabul buyursunlar.
Zira makro düzeyde büyük güçlerin çatıştığı ve bu güçlerin kitlesel karşılıklarının olduğu Türkiye'de, bunlardan birisi olan BDP'nin karşısına alternatif çıkartmaya kalkmak, istensin ya da istenmesin fiilen devrimci sürecin karşısında konumlanmak anlamına geleceği açık değil mi?
Küçük bir örnek; geçen milletvekili seçimlerinde Mersin'de ve Adana'da ÖDP'nin, BDP'ye iki milletvekili kaybettirmesi, tüm Türkiye'de yarım milletvekili seçtiricek kadar oyu olmayan ÖDP'nin bile nasıl zarar verebildiğini hatırlamakta fayda var...
BDP'nin dışında demokrasi güçlerini tek bir merkezde birleştirmeye kalkmak, başından kendini 'devrimci sürecin' dışına atmak olur.
Bu girişimin de BDP'ye katılması ve BDP ile ortak bir partiye yönelmesi, ezilenlerden ve emekçilerden yana, AKP'nin alternatifini ortaya çıkartma çabasının geniş kitleler nezdinde en kuvvetli işareti olarak görüleceği açıktır. Son gelişmelerle birlikte girişimin durumu tekrar değerlendirilmesi dileğimizdir... Hiç olmadı, BDP'nin alternatifi olarak değil, sağlam bir ittifak ilişkisini baki kılacak biçimde girişimin kendisini konumlandırması beklentimizdir.
Diğer yandan yaygın adıyla 'çatı partisi girişimi' olarak bilinen girişim, Türkiye'deki tüm demokratlarını çatısı altında toplayabilme özelliğini yitirmiştir. Daha açık söylemek gerekirse bu bileşimin elinde şu an böyle bir perspektif de kalmamıştır. Onun da durumu değerlendirip BDP'ye katılması ve bu yolla başlangıç hedeflerine ve olanaklarına geri dönmesi, bunu uygun görmeyenlerin ise aynı şekilde sağlam bir ittifak ilişkileri içinde kalınabilecek bir düzlemde kendini tarif etmesi, gelinen noktada yapılabilecek olandır...
Bizim iddiamızı tekrarlamak gerekirse şudur: Kürt illerinde devrimci bir süreç yaşanmaktadır. Bu süreç gelip geçici bir süreç değildir. İnişli çıkışlı da olsa, uzun yıllardır devam etmektedir. Biz bu sürecin her düzeyde organik parçası haline gelmeyi, devrimci, sosyalist, tutarlı demokrat olmanın karinesi olarak görmekteyiz.
Biz 'çatı partisi' ile, devrimci süreçle metropollerde kaderini birleştirmiş, onun doğrudan parçası olan kitle ile sevgili Hrant Dink'i uğurlamaya katılan yüzbinleri, onların varsaydığımız sözcülerini birleştirerek, demokrasi cephesini tek bir siyasal merkezde birleştirmek istedik. Görünen o ki bizzat girişimin içinde olanlar böylesi bir perspektiften yoksun. Devrimci sürecin, demokratik cumhuriyet talebinin karşısına ne olduğu anlaşılmayan, kendinden menkul 'sosyal cumhuriyet' talebiyle çıkanlar, geniş cephenin oluşumundan kendilerini ayırdılar. Böyle yaparak da devrimci sürecin 'masasından' kalktılar.
O nedenle, şimdi yapılması gereken, Kürt illerindeki görkemli halk hareketiyle kaderimizi birleştirmek, geniş demokrasi cephesini, o cephenin en önündeki partisinin zemininde elde etme mücadelesine girişmektir...
Büyük yürüyüşe buradan başlamaktır...
Elbette bu amaç, sadece bir kısım Türk sosyalistinin, demokratının, devrimcisinin istemesiyle olacak bir iş değil.
Burada önemli olan devrimci sürece önderlik eden Kürt coğrafyasının özgürlük hareketinin, BDP'nin bu durum karşısında alacağı kesin tutumdur.
BDP, yarından tezi yok hemen, kısa bir zaman içinde yapılması zorunlu olan ilk kongresinin hazırlık çalışmalarında ve hemen ertesinde böylesi bir çalışmanın startını vermelidir. Çalışmayı diplomatik ve sembolik olmaktan çıkartmalı ve kısa bir süre içinde olağanüstü program ve tüzük kongresi kararı alarak, kendisiyle kaderini BDP'de birleştiren ve birleştirmeye hazır tüm kesimleri bu tartışmanın içine katarak, kitlesel bir tartışma ortamı yaratmalı, fiili olarak elde ettiği tüm Türkiye'nin solunu temsil etme sorumluluğunu, programatik olarak da ortaya koymalıdır.
Onu da bekleyip göreceğiz...
BDP'nin 'Türkiye partisi' olması, yapılan karşı propagandanın aksine, AKP hariç diğer partilerin hepsine göre daha mümkündür.
Kürt illerinde BDP'den sonra bir tek AKP vardır. Sağı solu, faşisti nasyonel solu, sosyalisti liberali, legali illegali, o coğrafyada yoktur. Ama BDP, Kürt illeri hariç Türkiye'nin tüm illerinde ortalama %2-3 militan bir oya sahip partidir.
BDP'nin Türkiye'nin değişik kesimlerinden kişileri ve grupları kapsaması durumunda %2-3 olan bu zeminin üzerinden büyük bir sıçrama yapma imk‰nları da elindedir.
Bu zemine dayanarak, tüm Türkiye'nin BDP ile birleşmeye hazır demokrasi güçlerini tek bir politik ve örgütsel merkezde birleştirmek, kısa bir süre içinde AKP'nin alternatifinin de belirmesini beraberinde getirecektir.
Son günlerde kimi aydınların da içinde olduğu bir grup demokratın, sosyalistin, devrimcinin BDP'ye üye olma çağrıları bu bakımdan değerlidir. İster 'dayanışma' amaçlı ister 'stratejik' amaçlı, hepsinin ayrı değeri vardır...
Görev, kendisine, devrimciyim, sosyalistim, demokratım diyen herkesin omuzlarındadır. Bu yükün altına girmek ve sürecin içinden alnının akıyla çıkmak, 12 Eylül karşısında direniş gösterememenin de, yenilgi koşullarından bir türlü çıkamamanın da eylemli bir özeleştirisi olacaktır.
Bütün samimi devrimciler, Türkiye'nin her köşesinde BDP'yi örgütlemek için görev başına diyerek, yazıyı şimdilik noktalayalım...
Oğuz ENDER
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
