Ezilenlerin Pedagojisi Üzerine

Ezilenlerin Pedagojisi.jpg

Paulo Freire’in Ezilenlerin Pedagojisi kitabı, eğitim açısından ve bununla birlikte siyasi eylem teorisi açısından devrim niteliğinde bir çalışmadır. Bir eğitim projesi ezilenlere sunulan bir özgürleşme projesine dönüşmüştür.
Dil-eğitim-iktidar üçgenini sorgulayarak mevcut eğitime alternatif yöntemler sunuyor ve bu yöntemle eğitim özgürleşme siyasetine dönüştürüyor.
Freire ezilenlerin, kendilerini ezen ve bilinçlenmelerini engelleyen durumun farkına varmak ve bunun üstesinden gelmek için “eylem teorisine” gereksinim olduğu tezinden hareket eder.
Buradan ezilenlerin durumu dönüştürülebilecek durumdadır.
Freire’ye göre ezilenlerin büyük insani ve tarihi görevi şudur: Kendilerini ve aynı zamanda da ezenlerini özgürleştirmek, iktidarlarını kullanarak ezen, sömüren, gasp eden ezenler, bu iktidardan ne ezilenleri ne de kendilerini özgürleştirme gücünü alamazlar. Sadece ezilenlerin zayıflıklarından doğan erk, hem ezilenleri hem de ezenleri özgürleştirecek kadar kuvvetli olacaktır.
Egemenlerde ezilenlerin zayıflığı karşısında “yumuşatma” yolundaki herhangi bir girişim hemen hemen her zaman sahte yüce gönüllülük şeklinde kendini ortaya koyar. Egemenlerin yardımseverliğiyle ezilenleri avuç açmaya zorlar ve boyun eğdirir. Sahte yüce gönüllülük ezilenleri, ezene muhtaç duruma getirtir.
Gerçek yüce gönüllülük ise, sahte yardımseverliği besleyen nedenleri yok etme mücadelesi verir, insanların avuç açmaya muhtaç duruma gelme, yoksullaştırılma nedenlerini sorgular.
Ezilenler ezenin imajını içselleştirdiklerinden, özgürlüğü ezene ait olarak düşünür. Ve bu durumda ezilenler bu şekilde özgürleşme adına ezen haline gelebilir. Bu yüzden ezilenlerin özgürlük mücadelesi ezenin ilkelerini benimsediği yolda olmamalıdır. Ezilenler ezenin yolundan giderek, ezenin konumunu, iktidarını alma çabasına girerek özgürleşmesi mümkün değildir.
Freire’ye göre söz içinde iki boyut bulunur: Düşünme ve eylem. Bu ikisi radikal etkileşim içindedir. Birbirinden ayrı düşünülemez. Biri kısmen feda edilecek olsa, öteki dolaysızca zarar görür. Söz eylem ve düşünceyle birlikte vardır.
Ancak gerçek sözlerle insanlar dünyayı dönüştürebilir. İnsanların kendi sözlerini söylemesiyle ve dünyayı adlandırmasıyla dünya dönüşüme uğruyorsa diyalog, insanların insan olarak taşıdıkları anlamın hakkını verme tarzı olarak kendini dayatır.
Diyalog, insanların arasındaki yüzleşmedir ve dünyayı adlandırmak için dünya aracılığıyla yaşanır.
Eleştirel düşünce olmadan gerçek diyalog da olamaz. Eleştirel düşünce, okuma-yazma öğrenildiği andan itibaren oluşabilmelidir.
Okuma-yazma eğitimi; insanı kendisinin farkına vardıracak, kendisini bağımlılıktan kurtarıp özgürleşmesine yardım edecek şekilde olmalıdır. Kelimeler yaşamla, özgürlükle anlamlandırılarak öğretilmediği zaman ezberci bir eğitim ortaya çıkar. Okunan ve yazılanlar ezberlerden öteye gitmez.
Her şeyden önce zihinleri özgürleştirici bir eğitim çok önemlidir. Ezberci eğitim, insanların zihinlerini boş levhalar olarak kabul eder ve kendileri de bu boş levhaları doldurmayı görev edinirler. Bu mantık öğrencileri birer “yatırım nesnesi” , öğretmenleri ise “yatırımcı” olarak görür.
Freire bu şekildeki eğitimi ‘Bankacı Eğitim Modeli’ olarak tanımlıyor. Yani okullar “yatırım nesneleri” ni değerlendiren bankalardır.
Mevcut eğitim sistemine baktığımız zaman eğitim ve öğretim genel bir anlatı ekseninde gerçekleşiyor. Başlangıçtan itibaren bu anlatı mantığı yürütülür. Bu eksende öğretmen (anlatan) özne, öğrenciler(dinleyenler) nesne konumundadır. Diyalog ortamı yoktur.
Bir diyalog ortamı olmadığı için anlatılanlar anlaşılmaz olur, anlaşılmayan ve anlamak zorunda olarak gördükleri bilgiyi öğrenci ezberlemek zorunda kalır.
Burada verilen bilgiler, ezberlenen bilgiler, hayata geçirilmez sadece sorulduğunda cevaplanmak üzere akılda tutulur ve bir süre sonra o bilgi unutulmaya mahkûm olur.
11- 12 yıllık eğitim süresince bu böyle devam eder. Bu sürecin sonunda hiçbir şeyi anlamlandıramadan yapan insanlar karşımıza çıkar.
Oysa bilgi ancak ve ancak buluş yoluyla, keşfedişle, dünya içinde ve dünyayla ve birbirleriyle olan insanların sabırsız ve durmak bilmeyen sürekli umut dolu araştırmaların peşinden koşmakla meydana gelir ve kalıcı olur.
Bilgi ancak bu şekilde yaşam bulur ve insanla birlikte anlamlı hale gelir.
Ezberci eğitimle kelimelerin içi boşaltılarak, anlamsızlaştırılır ve yabancılaştırılır. Kelimeler anlamsızlığı içinde insanlar da birbirlerine yabancılaşır.
İnsanların yabancılaşark özgürleşmesi mümkün değildir.
Paulo Freire bankacı eğitim sistemi yerine “problem tanımlayıcı “ eğitimi savunmuştur.
Problem tanımlayıcı eğitimde insanlar, kendilerini ve dünyayı anlama ve eleştirel olarak kavrama gücünü geliştirir.
“Bankacı eğitim (gayet açık nedenlerle) gerçekliği mitleştirerek insanların dünyada var olma yolunu açıklayan belirli olguları gizlemeye kalkışır; problem tanımlayıcı eğitim mitleşmeyi bozmayı görev edinir. Bankacı eğitim diyaloga direnir, problem tanımlayıcı eğitim diyalogu, gerçekliği deşifre eden idrak edimi için olmazsa olmaz koşul sayar. Bankacı eğitim öğrencilere yardım edilecek nesneler muamelesi yapar, problem tanımlayıcı eğitim onları eleştirel düşünürler haline getirir…”.
Bankacı eğitim, yatırım nesneleri olarak gördükleri insanların yaratıcı olmalarının önüne geçer. İnsanlar düşünemeyen, sorgulamayan, sisteme uyumlulaştırılmış olarak yetişir.
İlerleyen teknolojiyle birlikte eğitim bizleri sistemin mantığına uygun olarak
programlıyor. Bununla birlikte bizler “sessizlik kültürüne” gömülüyoruz
Problem tanımlayıcı eğitim çalışmasıyla birlikte öğretmen- öğrenci (bilen- bilmeyen) çelişkisi de çözülmektedir. Öğretmen ve öğrenci diyalog içinde bilgiyi keşfederek, yaşamla anlamlandırarak birlikte öğrenir. Freire, öğretmen ve öğrenci gibi geleneksel rollerin yerine, ‘öğretmen-öğrenci’ ve ‘öğrenci-öğretmen’ gibi terimler kullanmaktadır.
Paulo Freire’ in okur- yazar olmayanlara ders verme yöntemi insanların günlük yaşamlarının somut incelenmesiyle gerçekleşiyor. Köylülere verdiği kırk beş günlük eğitimden sonra köylüler kendilik bilinci kazanarak içinde bulundukları sosyal durumu sorguluyorlar. Bu sorgulayışla bağımlılıklarının farkına varıyor, bunu aşma cesareti göstererek harekete geçiyorlar.
Ezilenlerin özgürleşmeyi gerçekleştirmesi kolay değildir. Ama özgürleşmeyi gerçekleştirecek olanlar sadece ezilenlerdir. Ezilen kendini özgürleştirdiği gibi kendini ezeni de özgürleştirir.
Özgürleşme birinin veya bir önderliğin armağanı olarak verilmez.
“...en iyi önderlik bile, bağımsızlığı bir armağan olarak veremez. Ezilenlerin özgürleşmesi insanların özgürleşmesidir, şeylerin özgürleşmesi değildir. Dolayısıyla, kimse tek başına kendi çabasıyla kendini özgürleştiremeyeceği gibi; kimse de başkaları tarafından özgürleştirilemez…”
Yani özgürlük fethedilir armağan olarak ne alınır ne de verilebilir.
Özgürleşme bir doğumdur. Her doğum gibi sancılıdır. Bu sancılı doğum sonucu ortaya çıkan insan yeni bir insandır.
Freire’ye göre ezilenleri özgürleştirecek pedagojilerin doğumu, ancak kendilerini ezenlerin “ev sahipleri” fark ettikleri zaman gerçekleşir.
Özgürleşme üzerinde yaşadığımız dünyayı dönüştürmek için düşünmek ve eyleme geçmektir.
Düşünme ve eyleme geçme süreci söz ile gerçekleşir. Söz ise diyalog olduğu zaman anlamını bulur.
Not: Alıntılar Paulo Freire’ in Ezilenlerin Pedagojisi kitabından alınmıştır.
fikriye

Kürtler

Merhaba yine yeni ve güzel binr yazıylı ufkumuzu aydınlatan fikriye arkadaş merhaba.....Aslında metinde bir kısmı alarak Kürtler üzerinden biraz konuyu ele almak lazım. "Ezilenler ezenin imajını içselleştirdiklerinden, özgürlüğü ezene ait olarak düşünür. Ve bu durumda ezilenler bu şekilde özgürleşme adına ezen haline gelebilir. Bu yüzden ezilenlerin özgürlük mücadelesi ezenin ilkelerini benimsediği yolda olmamalıdır. Ezilenler ezenin yolundan giderek, ezenin konumunu, iktidarını alma çabasına girerek özgürleşmesi mümkün değildir." Kürtlerinde durumu aynıydı son 30 yıla kadar. Ama son duruma baktığımızda durumu Kürtler değişti. Bir nevi kendi kaderini kendi eline aldı diyebiliriz. Ama tam olarak değil. Denilebilinirki şu an için doruk noktaya ulaşmasında "Edi Bese" hamlesi çok önemli bir yer aldı. Yukarıda dediğim "tam olarak özgürleşemedi" nin içerenden insanları kendine çekebildi. Bu sefer tabi daha çok kitleye ulşabildi, ulaşıyor. Eğer bu seferde hamle içindeyken bir sonuç alınmazsa durum daha kötü olacak ve yara daha da derinleşecek. Ama yine de Kürtler barış istemini durmadan haykıracak ve sesini yükseltecektir.

ezilenlerin psikolojisi ve politika

sevgili fikriye,
makaleniz sevgili xorto'nun yorumu ile birlikte beni de bu kitabı okuduğum yıllara götürdü ve pek çok alanda çağrışım yaptı bu yüzden her iki yoldaşa teşekkür ederim.
ezilenlerin pedagojisi pedagogların harcı değildir bunu siz de makalenizle kanıtlıyorsunuz. mutlaka pedagogların da yapacağı işler vardır elbet ama şimdilik bu anlamda bir çağrışım değildi bendeki; aksine politik alanlardan sesler beynime hücum etti. ezilenler içinde bir kadın olmanız vesilesiyle kadınların tarihsel alanda kaydettikleri başarılar aklıma geldi. ilk öncelikle de 1917 şubat devrimi. politikacıların azının hatırlayacağı bu çağrışım aynı zamanda bir haksızlığa özür sayılabilir kanımca. politikacıların pek çoğu (neredeyse tamamı) bu devrimlerin bir işçi devrimi olmasında hemfikirdir. ama bu devrim asıl olarak 8 mart uluslararası emekçi kadınlar günü meydana dökülen kadınların sayesinde kazanılmıştır. yani bu durum yaşanmasaydı devrim de başarıya ulaşmazdı desek buna karşı çıkan olmazdı. çünkü o sıralarda kadınlar; çocuklarını ve kocalarını, kardeşlerini velhasıl tüm erkek göstericileri kırbaç ve zorla dağıtan kazak alaylarının karşısına dikilmişler ve onlardan "merhamet" dilemişlerdi. ("ne ulu bir yaltaklanma" -trotsky) ve ancak bu tarihten sonra kazak alayları göstericilerin yanına geçmeye başlamıştır. işçi sovyetleri bu tarihten sonra asker sovyetleriyle birleşmişlerdir.
kazak askerlerin atlarının gemlerine yapışan kadınların psikolojisi nasıl anlaşılabilirdi? bu aynı zamanda sizin makalenize bir ek/katkı olarak orada duruyor.
bir arkadaşım psikoloji merakımız nedeniyle bir yaşlı psikologtan kaynak kitap istiyor ve bu psikolog diyor ki: "psikoloji, psikoloji kitaplarından öğrenilmez, bizler bu işi romanlardan öğreniyoruz." bu aktarım bana geldiğinde doğru yolda olduğumuza kanaat getiriyorduk. çünkü o sıralarda büyük sosyal çalkantıları romanlardan ve biyografilerden öğreniyorduk.
toplum içinde ne kadar kötü alışkanlık veya pislik varsa onlar ezilenler kültürü içindeydi. birer ahlakçı ya da psikolog olsaydık pekala onları işe yaramaz görürdük, herhalde. ama sorun da tam buradaydı. ezilenler öyle davranmak zorunda olduklarından bu zorunluluğa karşı mücadele etmek gerekiyordu. ne yazık ki hepimizi bekleyen tehlike tam da onların içinde olmaklığımızdır. pislikler veya ahlıksızlıklar içinde mücadele verenler de (bunlara karşı olsalar dahi) bu koşullardan etkileniyorlardı. ve halen de bu etkilenimler üzerimdedir. yani ben de pisliklerimle beraber ezilenlerin içindeyimdir.
yukarıda ezilenlerin yüce yaltaklanmasına ruslardan örnek vermiştim. kendi tarihimizde de benzerleri vardır: örneğin alevilerin gazi direnişi veya kürtlerin serihıldanları... dikkat edilirse bu iki hareket sırasında ordunun en üst kademeleriyle bizzat halk aynı masa etrafında birbirlerini dinlemişlerdir. asıl olarak da resmi görevliler halkı dinlemek zorunda kalmışlardır. her iki durumda da direniş temsilcileri (muhtarlar/belediyeler) dertlerini anlatmışlar ve muhataplarından anlayış beklemişlerdir. işte pek çoğumuzun gözden kaçırdığı mesele de bu tablonun kendisindedir. bu tablo en üst kurmayların dahi halkın ayağına kadar inmiş olmalarıdır, artık demeçlerindeki asıp kesmeler yoktur, anlama hali vardır.
makalenize (veya kitaba) ek olarak sunduğum bu açı ezilenlerin psikolojisinin ezenlerin psikolojisi üzerine etkisi olarak küçük bir çarışımdır. (ve şimdilik bir iddia olmayıp çağrışım olarak görülmelidir.)
diğer çağrışımları da eklesem yorum, yorum olmaktan çıkacak zannederim.
senin bloğundan sevgili xorto'ya da selam ederim.

Ezen - Ezilen Celiskisi

öncelikle bu yayini ve görüslerini bizlerle paylastigin icin sana cok tesekkur ederim fikriye arkadas. Ben de bu kitabi okudugumda gercekten cok etkilenmistim ve Paulo Freire`le görüsme konusma istegi dogmustu.
Gelelim asil konumuza diger arkadaslar da bazi yorumlar yapmislar siz de kitaptan hareketle güncel konulara deginmissiniz. Evet freire`nin de dedigi gibi ezilenler ezenlerin ugradigi politik siyasi durmlardan kaynakli olarak ezenlerin ezilenlerde yarattigi pedogojik durumlardan kaynakli olarak asil amaclari özgürlük degildir bir histeri olarak degerlendirirsek, ezilenlerin asil amaclari özgürlesmek degil kendisinin de bir ezen olmasidir. Tabii bunun birtakim nedenleri vardir. bir Freire`nin de dedigi gibi ezenleri ezenler üzerinde yarattiklari kendilerinin"yüce gönüllülükleri"dir. bu durum ezilende bir ezen olma istemini artirir. diger bir neden de varolan celiskiden kaynakli olarak bir histerik ya da icgüdüsel bir tepki olarak ezilenin kendisini koruma icgüdüsünden kaynakli olarak bir yandan bir ezen olma isteminin güclenmesidir belkide bu celiski sirasinda erk ezilene gecse ilk etapta kendisi de bir ezen konumuna gececektir.

Simdi bu bakis acisindan hareketle Kürtlere deginirsek bir ezilen grubu olusturuyor evet ama ezen kim? Türkler mi? Tabii ki sizin de bildiginiz gibi Türkler desek ne kadar yanlis ise degildir desek de o kadar yanlistir. belli bir sinifin ezen kesim oldugu bir gercekir ancak sessiz kalarak bu ezme isine ortak oldugu da bir gercekliktir.
Kürtler acisindan bakarsak duruma bir ezilen olarak özgürlügü ne kadar istiyor bunu ne kadar bilincine cikarmis durumda sorunu özgürlpk sorunu mu yoksa yine kendisinin ezen konumuna gececegi bir devlat sorunu mu. Iste bu konuda öcalan` görüsleri hayati öneme haizdir. sorunu bir özgürlük demokrasi sorunu olarak ele almak sanirim cözümleyici olacaktir. Ancak özgürlük sorununa bakis acisi da burda belirleyici olmaktadir. özgürlükten ne anladigimiz bu noktada önem tasimaktadir. ezilen olarak kürtler kendileri özgürlestikce kendilerini ezenleri nasil özgürlestirecektir ya da kürtler gercek anlamda özgürlük istiyorlar mi" yoksa yine kendi ezenlerinden kurtulup baska bir ezen mi ariyorlar" iste bu sorunun yanitini net bir sekilde vermek konunun aslini olusturuyor sanirim. Nitekim bunun cok acik örneklerini daha yeni bir olusum olmasina karsin cok net bir sekilde güneydeki olusumda da zaman zaman görebiliyoruz. Hak ihlalleri,sansürler,baskilar vs.... Simdi kürtler saddam dan kurtuldu bu sefer kendi ezenini mi yartiyor sorusu akillara gelmiyor degil. Bu durum Kuzey Kürdistan icin de gecerli olabilir mi? Diyelim PKK kuzeyde bagimsiz bir devlet kurdu bu sefer degisen sadece ezenler mi olacak yoksa gercekten Kürtler özgürlesebilecek mi? konuyu ilerde daha da acmak gerekecek sanirim. Selamlar