Kullanıcı Girişi
Özel Menünüz
Köxüz'den Yazılar E-Grubu'na Katıl!
Üye olursanız yazılar adresinize otomatik olarak gelir.
Üye olmak için aşağıdaki boşluğa mail adresinizi yazın "Tıkla ve Katıl" tuşunu tıklayın.
| koxuzden-yazilara katıl |
| Bu grubu ziyaret et |
Selendi olayı

Selendi’de Çingenelere [*] yapılan toplu saldırı ırkçılığın, zorbalığın vardığı boyutları toplumun gözüne soktu mu, emin değilim. Saldırıya uğrayanlar tahrikleri MHP’li belediye başkanının yaptığını söylüyorlar. Bunda şaşılacak bir yan yok: Ülkücü, Alperen ve benzeri topluluklar milliyetçiliğin, şovenizmin, siyasi haydutluğun daha da azıtacağı önümüzdeki süreçte Selendi’dekinden daha vahim roller üstlenecekler.
Gelgelelim kabahati şu veya bu siyasi grupla sınırlamak doğru değil. Olayları tanıklıklarla nakleden Taraf muhabiri Sadık Güleç’in yazdığına göre Manisa’nın en küçük ilçesi olan 7000 nüfuslu kasaban üçte biri olay gecesi vaka mahallindeymiş. (9 ve 10 Ocak 2010.) Kadın, çocuk ve yaşlıları çıkarırsanız Türk oğlu Türklerin tamamı Çingenelere haddini bildirmeye gitmişler demektir. Bu kadar kalabalığı sadece beli bir politik grupla ifade etmek beni ikna etmiyor. Daha önemlisi barışçıl Selendililer kendilerine ırkçı diyen bir kısım basına hiddetlenip “ne ırkçısı ulan” diye, TV ve gazete muhabirlerini dövmüşler. Olayları başlatırlarken tahrik olmuşlardı, kendilerine “niye öyle yaptınız?” denilince bir kez daha tahrik olmuşlar.
Halk Tahrik Olmuş
Evet, saldırganlar olay gecesi tahrik edilmişlermiş? Her hadisede söylenen hep budur. Biz Madımak faciasının suçunun da “Aziz Nesin’e yıkıldığını biliriz. [Oysa Nesin o gün olaylardan önce toplantıda yaptığı konuşmada “1300 sene önceki ayrılığı bugüne taşınmasını” eleştirerek Alevi-Sünni ayrılığına karşı çıkmıştı. Yani kışkırtmak bir yana, tam tersine barışçı sözler söylemişti, üstelik dinleyici kitlesini Alevilerin oluştuğunu bildiği için daha çok da onlara hitap etmişti.]
Selendi’de ve benzeri olaylarda “tahrik var, halk kışkırtıldı” vesaire diyerek olayların önemsizleştirilmesi linç kalabalıklarının mazur gösterilmesi kabul edilemez. Sesonline okurları niçin tahrik olmuyorlar da, hep o kara kalabalıklar tahrik oluyorlar. Oysa Sesonline okurlarının da bu ülkede rahatsız oldukları -çünkü özgürlük ve insanlık düşmanı- gruplar var, ama onlara karşı linçe, saldırmaya, sindirmeye, kaçırtmaya kalkışmıyorlar, daha fazla demokrasi diyorlar, çoğulcu toplum, çoğulcu kültür, çoğulcu siyaset istiyorlar.
Kara kalabalıkların suçlarını “kışkırtılmakla” maskelemek a) Linççiliğe mazeret aramaktır, b) Olayları öznel etmenlere bağlamaktır, c) Gidişin toplumsal ve siyasal vahametini teşhis etmemektir.
Cumhuriyet Gazetesi “Tehlike’nin farkında mısınız?” diye mevhum (vehmedilen) bir tehlikeyi göstereceğine, tırmanmasında kendisinin de payı bulunan şovenizmin, milliyetçiliğin azıtmasının bu toplumu hangi badirelere sürüklemekte olduğunu görse iyi olacak. “Sivil faşizm” evhamcıları da öyle.
Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan Meclis’teki son konuşmasında son aylarda Batı Anadolu’da Kürt yurttaşlara yönelik saldırıların sayısının 39 olduğunu açıkladı. O olayların çoğu medyaya yansımadığı için biz sadece Biga, Aydın, Bursa, İzmir, Çanakkale gibi olaylardan haberdarız. Kaplan ve arkadaşları ise haber ajansları haricinde kendi parti teşkilatları kanalından o saldırıları öğreniyorlar. Olayların bir kısmı Günlük gazetesinde haber olarak veriliyor. Fakat saldırılar o denli “vâkâ-yi âdiye” haline gelmiş ki, hepsi orada da yer almıyor.
Linç saldırganlığı refleks haline gelmiş, ama daha önemlisi daima yukardan himaye, hatta teşvik görmüş. Ki bu yazıda esas olarak bu nokta üzerinde duracağız. Beş yıl önce Nisan 2005’te Trabzon’da Tayad bildirisi dağıtan gençlere saldıran güruh gibi Aralık 2010’da Edirne’de bildiri dağıtan -ve tutuklu arkadaşlarının salıverilmesini isteyen- öğrencilere de saldırıldı. Gazetelerden birinde başlığı aynen şöyleydi: Bildiri dağıtanlara vatandaş tepki gösterdi. Evet demokratik haklarını kullanan insanlar vatandaş değil, onları linç etmeye kalkışan haydutlar vatandaş.
Milli Hassasiyet
Linç saldırganlığını aklamanın bir klişesi var: Milli Hassasiyet. Halkımızın Milli Hassasiyeti o kadar yüksek ki, ona değil dokunmak, şöyle göz ucuyla bakmaya gelmiyor, hemen galeyana geliveriyor. Ne mutlu bize. Ne mutlu Türküm diyene.
Hatırlanacağı üzere 2005 Mart’ında Mersin’de bayrak yakma provokasyonu vuku bulduğunda bunun bir tertip olduğunu çoğumuz söylemiştik. Ama Genel Kurmay bir bildiriyle vatandaşı tepki göstermeye çağırınca çeşitli gösteriler olmuştu. Bu arada Mersin’de yapılan mitinge 4000 askerin sivil giydirilerek gönderildiği, olayı ise Ergenekoncuların tertiplediği ortaya çıktı. Böylece Milli Hassasiyetimiz kendisini ispat etmişti.
Linççileri mazur gösteren sadece medya değil kuşkusuz. Temmuz 1993’te Madımak’ta 37 insanın diri diri yakılmasını Azizi Nesin’e bağlayan zamanın C. Başkanı Demirel ve Başbakanı Çiller gibi, 2005 Nisan’ındaki Başbakan Erdoğan da Trabzon’daki linç girişimini –aşağıda göreceğimiz gibi—“halkımızın hassasiyeti”ne bağlamıştı.
Aynı Erdoğan geçen yıl Dolapdere’de Kürt göstericilere pompalı tüfekle saldıran kişiyi de mazur –hatta haklı- göstermemiş miydi?
Ne 'Milli Hassasiyet'tir k, Biga’da düğünde Kürtçe müzik çalındı diye ırkçıların ayranı kabarıyor, Aydın’da birkaç köylü Kürtçe konsere gidince ırkçılar aşka gelip saldırıyorlar. Bursa’sa stadyumda Diyarbakırspor taraftarlarına tahammül edemeyip sille tokat girişiyorlar ve D. Bakır raeaaaaftarlarını dağıtıyorkar (daha önce de aynı marifeti Göztepe’liler yapmışlardı), ilh.
Himaye, Teşvik, Tertip
Tecrübeler defalarca kanıtlamıştır ki, bu tür olaylar devletsiz vuku bulmaz. İşte size 6-7 Eylül vakası. Sadece hükümet partisi DP değil, bizzat devletin kendisi (asıl devlet demek olan çelik çekirdeği) olayların tertipçisi. Özel Harpçi emekli general yıllar sonra övünerek, gerinerek söylüyor.
Nisan 1978’de Malatya’nın MHP’li Bld. Bşk. eski AP Milletvekili) Hamit Fendoğlu’na Ankara’dan hediye paketi olarak yollanan bubi tuzağı patlayınca kendisiyle birlikte gelini ve torunu da ölmüş, Malatya karışmıştı.
16 Şubat 1969 Taksim Kanlı Pazar olayları, 16 Mart 1978’de 7 gencin öldürüldüğü Beyazıt toplu suikasti, Aralık 1978’de 120 kadar insanın öldürüldüğü K. Maraş katliamı, Sivas ve Çorum olayları, 34 kişinin hayatını kaybettiği 1977 Kanlı 1 Mayıs, 12-15 Mart 1995 İstanbul Gazi Mahallesi olayları, diğer sayısız saldırı ve suikast, hepsi ama hepsi paralel devletin cürümüydü.
Aralık 2009’daki son Edirne linç olayında da olaylardan önce iki emekli astsubay ile İstihbaratçıların kente geldikleri saptanmış, Vilayet’in ilgili makama sorması üzerine Edirne’nin sınır ili olması nedeniyle kente gelecek kişilerin tesbiti için elemanların yollandığı yanıtı alınmıştır. 2006 Kasımından Şemdinli olaylarında ve suikastinde kilit rolü Bolu Komando Tugayından gönderilmiş iki askeri personel oynamıştı. Toplumsam belleğimizi canlı tutmak için bu ve benzeri olayları sık sık hatırlatıyorum.
Sosyalist Forum sitesinden kısaltarak naklettiğim aşağıdaki olaylar linçin nasıl teşvik gördüğünü göstermektedir.
» Kontrgerillanın ülkemizdeki ilk büyük provokasyon ve linç saldırılarından biri olan 6-7 Eylül 1955'deki yağma ve katliam, aradan ancak 36 yıl geçtikten sonra üstlenilmişti: Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, Gazeteci Fatih Güllapoğlu ile yaptığı röportajda kontrgerilla operasyonunu şöyle itiraf etti: ''6-7 Eylül de bir özel harp operasyonuydu ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amaca da ulaştı...'' diyordu (Tempo, 9-15 Haziran 1991.)
» Mersin'de 21 Mart 2005 Newroz kutlamaları esnasında 12-13 yaşlarındaki iki çocuğun Türkiye bayrağını yerde sürüklediği iddiasıyla başlatılan şovenist kampanya, linç saldırılarının da ortamını oluşturmaya hizmet etti. Genelkurmay'ın Mersin'deki provokasyonla ilgili açıklamasında verilmişti: "Türk milleti, hiçbir zaman kendi vatanında, kendi sözde vatandaşları tarafından yapılan böyle bir alçaklıkla karşılaşmamıştır." Valiler aracılığıyla düzenlenen ve devletin tüm kurumlarının desteklediği bayrak mitingleri, linçlerin zeminini pekiştirme görevini üstlendi. (…)
» 6 Nisan 2005’te Trabzon'da eylem yapan TAYAD'lılar'a karşı "bayrak yakıyorlar, PKK bayrağı açıyorlar" diyerek bir grup linç girişimi yapılmıştı.
Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek, linç güruhuna şunları söyledi: "Bu kişilere yönelik gereken ne varsa yapılacaktır. Herkes sizinle aynı düşüncede. Sizlere teşekkür ediyorum ama artık dağılın bundan sonrası yasa dışı olur." [Akyürek Beyazıt’ta 7 öğrencinin öldüüldüğü 16 Mart saldırısı sırasında orada görevli polisti.]
Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir, linççileri hoşgörüyle karşılayıp TAYAD'lıları suçladı: "Halkımızın huzurunu bozan cezasını çeker. TAYAD'lıların amaçlarını ve neyi kaşımak istediklerini çok iyi biliyorum. Birkaç kişiye pabuç bırakmayız. ... Trabzon'un huzurunu bozmaya çalışanlara fırsat vermeyeceğiz."
Genelkurmay adına açıklama yapan 2. Başkan İlker Başbuğ: "Toplumun provokasyonlara ve heyecana kapılmadan, yasa dışı eylemlerin gereğini, devletin ilgili kurumlarına bırakmasının önemli olduğunu ifade etmek isteriz..."
Başbakan Tayyip Erdoğan: "Trabzon'da olan olaylarda, tabii ki halkımızın hassasiyeti çok ama çok önemli. Halkımızın bu hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak herkes kendi tavrını belirlemelidir ve halkımızın bu milli hassasiyetlerine dokunulduğu zaman, şüphesiz ki bunun tepkisi farklı olacaktır." İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu: "Aziz milletimizin üzerinde hassasiyetle durduğu konular bizim de üzerinde durduğumuz konulardır. Onlar gerekeni yapar, aziz milletimiz sakin ve sükunetle dursun".
5 TAYAD'lı, "slogan atarak halkı güvenlik güçlerine karşı kışkırtmaya çalışmak, toplumda infiale yol açacak davranışta bulunmak, görevli memura mukavemet, saldırı ve sokakta bulanan vatandaşı darp etmek" ten tutuklandı.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal: "Türkiye yönetilemiyor... Konuşması gerekenler susuyor, sokak konuşuyor." Kemal Anadol: "kırılan ulusal gururun bilinçaltı tepkileri."
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar: "İktidar tarafından hiçbir alanda temsil edilemeyen halk, doğrudan doğruya kendisini temsil etmek için meydanlara dökülmüştür. Bırakalım milletin böyle doğal bir refleksi olsun." MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: "Bu ülkeyle ilgili kaygılarımız için bir gün silahı elimize almamız gerekirse bunun şartlarını gördüğümüzde yaparız." Trabzon Ülkü Ocağı: "Trabzon halkı dün de bugün de gerekli tepkisini göstermiştir, yarın da gösterecektir."
» 21 Ağustos 2005'de İzmir Seferihisar'da 5 Kürt gencinin linç edilmek istendiği saldırıdan sonra Kaymakam Mehmet Gödekmerdan şu açıklamayı yaptı. "Vatandaş devlete ve askere karşı hakarete pabuç bırakmıyor."
» 6 Eylül 2005'de Gemlik'te yapılmak istenen mitinge katılmak için yola çıkan Kürt yurtseverleri taşıyan otobüsler Bozüyük'te linç güruhu tarafından yakılmak istendi. Bozüyük İlçe Emniyet Müdürü linç güruhuna şöyle dedi: "Hassasiyetiniz için teşekkür ederim."
» Trabzon TAYAD'lılar 2 Kasım 2005'de Rize'ye mezar ziyaretine gittiklerinde MHP'liler tarafından linç edilmek istendi. Rize Valisi Enver Salihoğlu: "Olayları TAYAD'lı grup tahrik etti... vatandaşlar tahrik oldu." AKP'li Rize Bld. Bşk. Halil Bakırcı: "Eğer onlar (TAYAD üyeleri) olduğunu bilsem, inip ben de vururdum. Kimsenin, insanımızın sabrını taşırmaya hakkı yok. Halkımız gereken cevabı verdi." AKP milletvekili Abdülkadir Kart: "Devletine ve milletine son derece bağlı Karadeniz insanı onlara gerekli dersi verdi. Bir daha buraya gelmeye cesaret edemezler." Rize Em. Md. polisleri:"Provokasyon olur, haşat ettiririz sizi"
» 20 Temmuz 2006: Kırklareli'nin Vize İlçesinde kamp kuran Temel Haklar Federasyonu üyeleri gözaltına alındılar. Onların hukuki durumu ile ilgilenmek üzere ilçeye gelen Avukatların aracı, MHP'liler tarafından ters çevrilerek yakıldı. Aracın şoförü ve avukatlar ise, Emniyet Müdürlüğü'nün yanıbaşında, Vize Bld. Bşk. Selçuk Yılmaz: "son günlerde Türkiye'de yaşanan olaylar ve şehit cenazeleri ile, gözaltına alınan kişilerin slogan atması, vatandaşları tahrik etti" dedi. CHP Kırklareli Milletvekili Yavuz Altınorak: "Biliyoruz, orada PKK'liler var onun için, PKK'liler varsa kalsınlar."
» 2006’da İstanbul Vatan Caddesi'nde yapılan 30 Ağustos törenleri sırasında "İsrail'e asker olmayacağız" yazılı pankartla protestolarını dile getirmek isteyen gençlere polis "bunlar vatan haini" dedi, linççiler saldırdılar. Em. Md. C. Cerrah olayı "vatandaşımız gereken tepkisini göstermiştir, güzel bir tepki" diye tanımladı. [Şimdi İsrail’le Başbakan Erdoğan itişip kalkışıyor. Geçen yıl Davos’ta C. Başkanı Şimon Perez’e “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” dedi. 11 Ocak 2010’da Grup toplantısında son Gaze saldırılarını kınadı. Onlar “bize en son ahlak dersi verecek ülke Türkiye’dir” dediler, Türkiye’nin Büyükelçisini çağırıp “Ben yüksek sandalyede oturuyorum” diye (mesela Kaddafi’vari) iptidai şekilde istiskal ettiler.Türk hariciyesi de İsrail B.Elçisini bakanlığa çağrıp arizde bulundu.. Askerlikse, İsraille her yıl yapılan ortak askeri tatbikat Ankara tarafından geçtiğimiz yaz iptal edildi. Yani bizim gençlerin haklılığı devletin en üst tepesince teyit edilmiş oldu.
» 7 Eylül 2006'da Diyarbakır'dan fındık bahçelerinde çalışmak için Adapazarı Akyazı'ya gelen Kürt işçiler, 'Bunlar PKK'lı' söylentisiyle bini aşkın kişi tarafından linç edilmek istendi.
Vali Okutan ise kalabalığa şöyle seslendi: ''Tepkinizi buraya toplanarak gösterdiniz. Bunun daha da ileri gitmesi, devlete tepki anlamına gelir. Ben sizden sakin bir şekilde dağılmanızı rica ediyorum. Öfkelendiğiniz çocuklar devletin elinde. Hukuken ne gerekiyorsa büyük devlet onu yerine getirecektir."
» Adapazarı'nda 27 Nisan 2008'de DTP'lilere yönelik bir linç saldırısının arkasından İçişleri Bakanlığı'nın başlattığı incelemede, Müfettişler şöyle bir rapor hazırladılar: "Sakarya halkı devletin bölünmezliğine aykırı hareketlere tahammül edememiştir... Sakarya; Karadeniz ve Trakya'dan göç almaktadır ve bu illerden gelenler, "dini ve devletçi duygularına bağlı", "bölücülük" konusunda hassasiyeti olan yapıdadır. Ayrıca "çabuk parlama" özellikleri de vardır." Kısacası, olaylar, "devletine bağlı vatandaşın hassasiyeti"dir. [Yani yukarıda “kolay gaza gelme” diye söylediğimiz milli hasletimiz resmi bir tespit.]
» 31 Mayıs 2008'de Sapanca ilçesinde Kürek Şampiyonası'na katılmak için bulunan sporculara yönelik "Burada şortla gezemezsiniz Allahsızlar" diye başlatılan linç girişimini Sakarya Valisi Hüseyin Atak, Sapanca kaymakamı ve Bld. Bşk örtbas "Bir yaralanma olmadı, olay otopark sorunundan çıktı..." diya açıkladılar.
» 22 Kasım 2009; İzmir'de DTP konvoyuna yapılan linç saldırısından sonra iktidar partisi AKP, saldırıyı şöyle savundu: Başbakan Tayyip Erdoğan: "Bir partinin otobüsünde veya konvoyunun içinde terör örgütünün bayrakları olursa, bölücü terörist başının posterleri olursa, buna sıcak bakmak mümkün değildir. "Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek; "Ben öncelikle İzmir polisine ve İzmirlilere teşekkür ediyorum..."
» 15 Aralık 2009'da Muş Bulanık'ta yapılan bir gösteride "esnaf" diye yansıtılan bir korucu kitlenin üzerine ateş açarak Muhtar Kemal Aycan'ı öldürmüştü. Muş Valisi "hassas vatandaş" anlayışının tipik yansıması olarak şu açıklamayı yaptı: "Vatandaşın müsaade etmediği şey olamaz. Vatandaş, şehrine huzuruna sahip çıkacak. Bizim de eksiklerimiz vardır ama bunları tamamlayacak olan vatandaş hassasiyetidir.”
2010’da Tehcir
Şimdi Selendi’nin suçlusu sadece Belediye Başkanı mı? Teşvik edici âmil sadece yukarıda hatırlattığımız demeçler ya da medyanın tutumu da değil, iişe el koyan Manisa Valisinin 79 Çingene’yi apar topar Gördes’e nakletmesine, onlardan bir bölümünün sonra Salihli’ye sevkedilmesine ne demeli? Mülki idarenin suçu belediye başkanından da fazla. Her bir yurttaşını korumakla, saldırganları yakalayıp adalete teslim etmekle ve mağdurların zararlarını tazmin etmekle yükümlü olan devlet bunları yapmıyor, onları ilçeden kaçırıyor, başka bir yere tehcir ettiriyor.
Başka il, ilçe hatta köylerdeki istenmeyen toplulukların taciz edilerek oradan gönderilmesine davetiye çıkarmaktır. Biz saldıralım, yakalım, yıkalım, dövelim, öldürelim, devlet de onları alıp buradan götürsün, böylece Kürtlerden, Çingenelerden vesaireden kurtulmuş oluruz.
Bu ülkede Osmanlı’da olsun, Cumhuriyet'te olsun, Ermeni Tehcirini duyduk, 1955 İstanbul pogromu sonrası, 1964 İnönü Kararnamesi gereği Ege’den, Trakya’dan, Karadeniz’den, İstanbul’dan müteaddit defalar Rum göçlerini duyduk, 1934 Trakya’dan Yahudi tehcirini de duyduk, Şark Islahat Planları ve Mecburi İskân Kanunlarıyla, 1990’larda 3 bin kadar köy ve mezranın boşaltılığı, hr türlü bitki örtüsünün yakıldığı, hayvanların telef edildiği Kürt tehcirlerini zaten biliyoruz. 1970’lerde, K. Maraş’tan, Sivas’tan, Elazığ’dan göçe zorlanan Alevilerin tehcirlerini yaşadık [Çorum’dakiler direndiler ve kaldılar.]
Şimdi 2010 yılında Çingene Tehcirine tanık oluyoruz Tekrar ne mutlu ki Türküz. Çingene, Rum, Ermeni, Yahudi, Kürt, hatta Türk Alevisi olsaydık, vay halimize!
Tekrar tekrar hatırlamalıyız: 12 Eylül öncesinde, Malatya, K. Maraş, Sivas, Çorum, 1993 Sivas Madımak saldırılarında da halk kışkırtılmıştı! Saldıran kara kalabalıklar mazurdular! Sadece birkaç tahrikçinin iğvasına kapılmışlardı! Gelgelelim, K.Maraş katliamının baş faili ve 1. No.lı sanığı adliyeden yakasını sıyırmakla kalmadı, 1978’da gaza getirdiği kalabalıklar, kendisini taltifen 13 sene sonra milletvekili seçtiler. Demek ki Aralık 1978’de tevehhüre kapılıp, yakan, yıkan,, yağmalayan, boğazlayan kalabalıklar -ve onların yetişen çocukları— yaptıklarından hiç de nadim olmamışlar. O da yetmedi cümle liberallerimizin candan desteklediği demokrasi havarisi AKP hükümetinin bakanı hazreti Alevi Çalıştayı’na davet etmez mi? Alevi açılım dediğin. Bizde böyle olur, Çelebi.
Kardeşçe Yaşadık!
AKP Gen. Bşk. Yrd. ve eski M. Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik partisinin Adana İl Kongresinde “Cumhuriyetle birlikte gayrimüslimleri, Kürtleri, Alevileri, köylüleri ve dindar insanları ötekileştirdik” dedi (Anadolu Ajansı 11 Ocak 2010.) Doğru ama eksik. Ulus Devlet sürecinde 1910’ların başından itibaren Rum ve Ermeni tehcir ve kıyımlarını ve Koçgiri Direnişini de Cumhuriyete katalım. Haydi diyelim ki, 1909’da Adana’da 30 bin Ermeni’nin öldürüldüğü olayları da.
Ama İstibdat devri denilen II. Abdülhamid dönemimdeki kıyımları icracıların bile “Hamidiye Alayları” diye Padişah’ın adıyla anılıyordu. Kürtler üzerindeki kıyım 1806 olaylarıyla başlamıştı. Dersim İsyanı sadece 1937’de mi vuku buldu? 19. yy.da 10 adet Kürdistan ayaklanması var. [O zamanlar o toprakların adı resmen de Kürdistan’dı.]
Fakat Osmanlı tarihi boyunca en büyük kıyıma Aleviler uğramışlardır. Yavuz lakaplı I. Selim kumandasındaki Ordu 1914’te Çaldıran’dan dönerken Alevi temizliğine başladı. O dönemde 40.00 kadar Batıni’nin öldürüldüğü ve ordu Payitahta döndükten sonra bu işin —Padişahın bizzat konuştuğu- Nakşi Şeyhi İdris Bitlisî’ye verildiği belirtilir.
Babai isyanlarında, Celali İsyanlarında nice can öldürülmüştür. Kuyucu Murat Paşa denilen caninin lakabının nereden geldiğini Bakanlığın kabul ettiği Orta Okul tarih kitapları bile yazardı.
Yani, asırlar boyu kardeşçe yaşadığımız kuyruklu bir yalandır. Hepimizin pek sevdiği Dadaloğlu ilk kez Ruhi Su’dan öğrendiğimiz İskân Türküsü’nde acaba “Hakkımızda devlet etmiş fermani / Ferman Padişah’ın dağlar bizimdir” neden demiş. Ozan, “Dadaloğlum bir gün kavga kurulur / Öter tüfek, davulbazlar vurulur / Nice koç yiğitler yere serilir / Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” derken “biz” kimdi?
Yanıtını türküsünün başında kendisi vermiş: “Kalktı göç eyledi Avşar elleri / Ağır ağır giden atlar bizimdir” demiş. Torosların Kozan tarafındaki Avşar Türkmenlerindendi. Osmanlı kendisine kayıtsız şartsız tâbi olanlarla, vergisini ödeyen, askerini gönderenlerle kardeşçe yaşadı. Kardeşlik bu mudur? Osmanlı’ya Türk diyenler onun öz be öz Türkleri kitle halinde n,ç,n öldürdüğünü açıklayamazlar. Hayır, bu kardeşlik değil, itaattir.
Anadolu Türkmenleri kardeşleri(!) için ne demişler?
"Şalvarı şaltak Osmanlı, / Eğeri kaltak Osmanlı / Ekende yok, biçende yok / Yiyende ortak Osmanlı."
[*] Türkçe’de Çingene, Kıpti kelimeleri aşağılama, hakaret ve küfür olduğu için bazı Çingeneler kendilerine Roman denilmesini isterler. Ana dillerinde Çingene (ve başka dillerdeki muadilleri) var olmamakla birlikte birçok Çingene de kendilerini “Çingene” diye adlandırılmasından gocunmazlar. [Türkiye’de en fazla izlenen Roman sitesini adı “www.bizcingeneyiz.com”dur.]
-
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
