Su Çürüyüp, Sabun da Kirlendi.
“Güllerin bedeninden dikenleri teker teker kopartırsın
dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar.
Dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filan sanırsın
Kürdistan’da Muş-Tatvan yolunda bir yer kanar
Eşkıyalar kanar, kötü donanımlı askerler kanar
el ele gittiğimiz bir yolda sen git gide büyürsen
benim içimde beklemiş çok eski bir yer kanar”
Turgut Uyar
Su Çürüyüp, Sabun da Kirlendi.
Cihan ERDOĞAN
Şairler içerisinde bende özel bir yere sahiptir Turgut Uyar. Askerdir, apoletlidir. Kemalist’tir. Yukarıdaki şiiri okuyunca işte vicdan buna denir demekten başkaca aklınıza bir şey gelmez. Zaten o da gereğini yapar. Apoletlerini söküp, ordunun kapısından kaçarak şiirin nizamiyesine sığınıp yüreğindeki dünyaya içi hep şiir dolu bir büyük saat açtı.
Daha geçenlerde televizyonlarda izlediniz. Azınlıkları kovdu. Gavur dedi aşağıladı. Kürtlerden zaten iğreniyor. Alevileri de Hıristiyanların yanına gönderip her zaman söylenen “kılıçtan dönmelerdir” dedi. Hatırlamışsınızdır. Bu zevat İsmet Özel’dir. Yine o Sivas’taki yangında yananları aynı dille suçlayıp, yermişti. Kendinin dönmediği kulvar kalmamış zaten. Sol militanlıktan kılıç kırıp islamcılığa oradan da pan-türkist şövalyeliğe geçiş yaptı. Şiirin büyüsüne sığınıp zulmü yereceğine zalimlerin yanında hem de zulmün en değme kılıcını eline alarak, yeniden saf tuttu.
Ustası Necip Fazıl kadar bile yürekli olamadan.
Şiir karanlığın dibinde yanan bir mumdur. Şairin kalemi de karanlığın böğrüne dayanmış bir ışık olsa gerek.
Şu halimize bakıyorum. İçinden geçtiğimiz şu boz bulanık ortama bakıyorum.
İnsanı paklayacak, Su Çürüyüp, Sabun da Kirlendi.
Demekten başkaca aklıma bir şey gelmiyor.
Aslında bende herkes gibi biraz geçmişte gezinip önümüzdeki yıl neler yapayım. Neyle meşgul olup neler karalayayımla ilgili bir şeyler yazmak istedim.
Biraz değil bir hayli karamsarım ey okur.
Yılın en son kapısına hadi iyimser bir çeltik atalım derken. Hafızalarımızı alıp 1915,1938’lere götürdüler. Sürgün yollarında telef edilen eski belgesel dokümanter filmlerdeki Ermenileri seyreder gibi olduk.
1938 sonrası elleri zincirli Erzincan’a götürülen Dersim’li mazlumlardan sonra bu kez de.
Kolları zincirli onlarca insan belediye başkanı veya başka unvanlı Kürt siyasetçiler. İstiklal mahkemelerine götürülür gibi Diyarbakır sokaklarında kolları zincirli olarak gezdirildiler. Kanal, kanal izlenen bu görüntüler hafızalara kazınmadı mı? Sayılamayacak kadar onuru kırılan Kürdün yüreğinde, bilinç altında telafisi mümkünatsız yaralar, travmalara yol açmadı mı?
Ne diyeyim oradan oraya, buradan buraya yuvarlanıp duruyoruz.
Çokta iyi yazmıyorum. Biliyorum, çokta okuyanım yok.
Olsun ama içimden geldiği gibi yazıyorum.
Biraz değil bir hayli karamsarım ey okur.
Karargah evler basılıyor. Bombalar cephanelikler çıkıyor. Sonra, sonrası mı? “Alavere, dalavere Kürt memet nöbete” olmuş oluyor.
Milletin seçtiği vekil olabilir. Ensesi kanırılarak polis otosuna da bindirilir.
Biz bu görüntüleri de görmedik mi?
Bunlar bağırsaklarında biriken pisliklerden arınacak falan değiller.
Ha o darbeci, ha bu darbeci deyip her yeni gün yeni bir gündem oluşturup bizleri bakar körler haline getirdiler.
Geçenlerde bir Avrupalı bayan gazeteci konu darlığı çekiyorum. Türkiye’ye yerleşeceğim.
Yazmaya en çok konu orada var dedi.
Haklı değil mi ey okur?
Bunlar darbeci deyip bağırıp, çağırırken Kenan Evren ortalıkta fingirdek atıyor.
Gazeteler de okudum Evren Paşa Marmaris’teki villasını satıyormuş. Kendi, kendime düşündüm. Bu memlekette hiç mi zengin solcu ya da solcular yok. Biri değilse bir kaçı birleşip Paşayı paraya boğup evini satın alıp kapısına da büyük bir levha DARBE MÜZESİ assınlar. İçerisine de Paşanın Diyarbakır, Metris, Mamak’taki malzemelerini, beslemeyipte astıklarının resimlerini ve diğer bir çok eserini sergilesinler..
Başka türlü olmuyor.
Vahşetin kara deliklerinde ha biraz soluk aldık derken. Osmanlıdan kalma ilkel maden ocakları çöküyor. İşçiler coplanıp sulara dökülüyor.
Açtıkları, açacakları kirli çamaşırlarını ortaya döktükleri oldu.
Çamaşırlardan çıkan kan, gözyaşıdır. Buna bile eyvallah deyip sevindik.
Yüzleşiyorlar mı, yüzsüzleşiyorlar.
Ey okur...
Cinlileşiyor. Cin atına biniyorlar. Elleri baltalı, satırlı körler arasında kara dehlizler de yürüyerek kirlenerek, kirlerimizle çoğalırken bizi paklayacak Su Çürüyüp, Sabun da Kirleniyor.
Önümüzdeki yıl daha az televizyon seyredip, gazetelerin ölüm kokan sayfalarını daha az okuyacağım.
Hep sevdiğim romanların büyüsüne sığınıp oralardan bir şeyler derlemeye çabalayacağım. Birden fazla roman birden okumaya çalışırım hep.
Bunların efsunlarını taşımaya çalışsam daha iyi. Güzel filmler gördüm. En sonuncusu Tony Gatlif’in İyi Yolculuklar’ filmi. Çingenelerin yaşamını dahiyane bir şekilde beyaz perdeye taşıyor.
İyisi mi, kirin, pasın içinden kaçarak buralara sığınayım.
Ey okur.
Belki de Su gibi az Çürür, Sabundan ziyade az kirlenirim...
cihanerdogan10@hotmail.com
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
