Adaletli ve Onurlu Bir Barış İçin Demokratik Bir Anayasa İstiyoruz - T. Barış Meclisi Bölge ve İl Barış Girişimleri
“Yeni bir anayasa sürecinde demokratikleşme ve kürt sorununun çözümü” konferansını düzenleyen Barış Meclisinin değerli üyeleri, konferansa katılarak oturumlarda görüş ve düşüncelerini bizlerle paylaşan değerli konuşmacılar, sizleri bölge ve il barış girişimleri adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
Savaş kültürünün toplumsal davranışın ve ilişkilerin belirleyicisi olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Dünyada, bölgede ve ülkede barışı savunanlar, aynı zamanda şiddetin her türünü toplum yaşamından sonsuza kadar çıkarıp atmanın yaklaşımı içinde olanlar yalnızlaştıkça, toplumsal barıştan da giderek uzaklaşılmaktadır. Bu durumda vicdanla akıl arasındaki bağ kopmakta, ayrımcılığın sokaklara taşırıldığı, ilköğretim öğrencilerine bile savaş sloganlarının arttırıldığı, ötekileştirilerek yok etme yönünde çatışmacı bir toplumsal psikolojinin her alanda yaygınlaştığı, insanı insana yabancılaştıran tüketici ve yok edici bu süreç, adeta bir yazgı gibi bizlere dayatılmaktadır.
Biz bu yazgıyı kabul etmiyoruz!Böyle bir dönemde barışı savunmanın, silahların susmasını ve şiddetin son bulmasını isteyerek, kürt sorununun eşit, adil ve demokratik çözümünü talep etmenin güçlüklerini biliyoruz. Bu güçlükleri göğüslemek, her gün kaybettiğimiz genç evlatlarımıza yenilerinin eklenmemesi, yeni ocakların sönmemesi, yeni acıların yaşanmaması için vicdani ve ahlaki bir sorumluluktur.Bu sorumluluğun gereği olarak yeni bir anayasa tartışmasını,Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü için bir olanak olarak görüyoruz.Böyle gördüğümüz için de bu tartışmaları önemsiyoruz.Bu anlayışımızın gereği olarak,bir çok ilde aynı mahiyette konferanslar,paneller ve forumlar gerçekleştirdik.Diyarbakır,Batman,Mardin, Bitlis,Van, Muş,Siirt,Denizli, İstanbul ve Ankara da ki etkinliklere, her etnik kökenden, her mezhep ve inançtan, her cinsten, her siyasi görüşten, her meslekten insan katılım göstererek, görüşlerini açıkladı ve önerilerde bulundu.Bu tebliğdeki yaklaşım ve öneriler, il barış girişimlerinin düzenlediği konferans, panel ve forumlardaki görüşlerin ve önerilerin bir sentezini içermektedir.
Değerli katılımcılar ve saygıdeğer barış savunucuları,
12 Eylül 1980 darbecilerinin topluma giydirmeye çalıştığı deli gömleğinin ve tek tipleştirmenin hukuki örtüsü olan bu anayasa, dünyada ve ülkedeki yeni gelişmeler sonucu, değişimin ve dönüşümün önünde duran hukuki bir barikat haline gelmiştir. Toplumsal dinamiklerin hareket yönü mevcut anayasanın aşılmasını zorunlu kılmaktadır. Anayasada yapılan bir çok tadilat, toplumsal değişimin ve dönüşümün önünü açmaya ve Türkiye’nin demokratikleştirilmesi yönünde hukuki bir üst yapı oluşturmaya yetmemiştir. 12 Eylül darbesinin ürünü olan bu anayasa yok sayılmadan, demokratik ve özgürlükçü bir anayasa yapılması olanaksızdır.
Yeni anayasa tartışmalarının yapıldığı bugünkü süreçte, yeni bir kurucu perspektifle hareket edilmezse,demokratikleşmenin hukuki zeminini yaratma fırsatı değerlendirilemeyecek, demokratik ve barış içinde bir Türkiye oluşturma yönünde ortaya çıkan tarihi olanak heba edilmiş olacaktır. Tekçi kurucu anlayışın gelinen noktada, toplumsal dinamiklerin istem ve talepleri karşısında ön açıcı olma şansı kalmamıştır. İlerletici ve değişimci misyonu tükenmiştir. Gelişmeler ve toplumsal dinamiklerin istem ve talepleri dikkate alınarak, demokratik ve barış içinde bir toplum ve ülke yaşamı artık çok kimlikli ve çok kültürlü bir toplum kurgusuyla olanaklıdır. Yeni anayasa yeni bir kurucu perspektifle, bu gerçeğin kabulü üzerinden yapılırsa, bu kurucu hukuksal üst yapının yaratacağı zemin, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun adil demokratik çözümü yönünde çok önemli bir olanak yaratmış olacaktır
Yukarıda özet olarak anlatmaya çalıştığımız yaklaşımlarımızın gereği olarak demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü için:
1- Yürürlükte bulunan 1982 Anayasasının, ırkçı, ayrımcı, totaliter ve birey yerine devleti kutsayan başlangıç bölümünde olduğu gibi, Yeni Anayasa Taslağının Başlangıç kısmında da “biz Türk milleti” kavramı ile Türkiye toplumunun etnik ve kültürel çeşitliliği yadsınmakta , tek bir etnik gruba vurgu yapan bu kavramla, halen yaşanan sorunların kaynağını oluşturan tekçi; (tek dil, tek din, tek inanç ve tek millet,vb.) felsefe devam ettirilmektedir. Bir çok demokratik ülke anayasasının giriş veya başlangıç bölümünde, anayasa belgesinin “toplumsal sözleşme” niteliğinin vurgulanması bakımından “biz kimiz” sorusuna yanıt oluşturacak kavramlara yer verildiği bilinmektedir. Eğer mutlaka Anayasanın Başlangıç bölümünde böyle bir kavramlaşmaya gidilecekse; mevcut Taslaktaki tek bir etnik unsura vurgu yapan “Türk milleti” kavramı yerine “.. TÜRKİYE HALKI”, “TÜRKİYE ULUSU” veya “TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞLARI” kavramlarından birisine yer verilmelidir.
2-Anayasanın 3 ve 13. maddelerinde olduğu gibi, diğer bir çok maddede yer verilen özgürlükleri sınırlayıcı gerekçelerden birisi olan,“ülkenin bölünmez bütünlüğü” kavramı, militarist ve otoriter zihniyet tarafından özgürlüklere karşı adeta bir silah gibi kullanılmıştır. Madde aynı zamanda çağımızda giderek merkeziyetçi yapılar yerine, yetki ve sorumlulukların yerele yayıldığı, yerel yönetimlerin güçlendirilmesine karşı ideolojik bir tedbir olarak öngörülmektedir. Bu nedenle bu kavrama yeni Anayasada yer verilmemelidir.
3- Yeni Anayasada “vatandaşlık” yeniden tanımlanmalıdır. Sadece Türk etnik unsurunu önceleyen ve diğer etnik yapıları bastıran ve yok sayan bir vatandaşlık tanımı olmamalıdır. Vatandaşlık tanımı; etnik, dini ve diğer referanslardan arındırılmalıdır. Anayasada genel ve objektif bir anayasal vatandaşlık tanımı yerine, Türk etnik kimliğine vurgu yapılması durumunda ise, başta Kürt kimliği olmak üzere Türkiye’de yaşayan tüm etnik grupların kimlik ve kültürlerinin tanındığı ve güvenceye alındığı bir düzenleme yapılmalıdır. Kürt toplumu; geçmişte varlığının, dilinin ve kimliğinin inkar edilmesi, asimilasyona tabi tutulması ve insanlık dışı politika ve uygulamalar sonucu yaşadığı travma nedeniyle devlete güvensizlik duymaktadır.O nedenle, yeni anayasada Kürt kimliğini ( dil ve kültürünü) açıkça tanıyan bir düzenleme yapılmasını önemle talep etmektedir.
4- Temel ve insani bir hak olan ana dilde / ana dille eğitim hakkı, mevcut Anayasa Taslağında yeterli bir güvenceye alınmamıştır. Anayasa Taslağının 45. maddesinin 5. fıkrasının 2. cümlesinde yazılı olan, “…Türkçe’den başka dillerde eğitim ve öğretim yapılması…” düzenlemesi yeterli bir güvence oluşturmamaktadır. Bu nedenle öncellikle Taslak maddenin 5. fıkrasındaki, “Eğitim ve öğretim dili Türkçe’dir. Türkçe’den başka dillerde eğitim ve öğretim yapılması ile ilgili esaslar, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak kanunla düzenlenir” cümlesi, “Hiç kimse ana dilde eğitim hakkından yoksun bırakılamaz.” Biçiminde değiştirilerek, anadilde eğitim hakkını açıkça garanti altına alan bir düzenleme yapılmalıdır.
5- Öte yandan Yeni Anayasa Taslağının 3. maddesinde devletin resmi dili olarak, “Resmi dili Türkçe’dir.” düzenlemesi ile Türkçe dışındaki dillerin resmi ve kamusal yaşamda kullanılmasının önü tümüyle kapatılmaya çalışılmıştır. Oysa resmi dilin sadece Türkçe olması, Türkiye toplumunun kültürel çeşitliliğini yadsıyan anlayışın devamı ve Kürtçe’nin resmi ve kamusal yaşamda kullanılmasına kesin bir engel niteliğindedir. Yeni Anayasada tek bir resmi dil yerine Kürtçe’nin veya talep halinde diğer dillerin de resmi ve kamusal alanda kullanılabileceğine dair güvenceler getirilmelidir.
6- Anayasalar; devletin yapısı ve işleyişini düzenlemekle birlikte, esas olarak devlete ve yönetenlere karşı bireylerin hak ve özgürlüklerini düzenleyen ve garanti altına alan metinlerdir. Bu nedenle Yeni Anayasada; birey yerine devleti kutsayan ideolojik devlet anlayışı terk edilmeli, devlet her hangi bir ideolojinin bekçisi rolünde olmamalıdır. Yeni Anayasada, halkın iradesine ipotek niteliğinde “değiştirilemez” başlığı altında maddelere yer verilmemeli; tüm kültür ve inançlara eşit yaklaşılmalıdır. Devlet, tüm kurum ve kuruluşları aracılığıyla, vatandaşına hizmet eden, onların var olma ve onurlu bir yaşam sürdürme haklarını koruyan bir yapıda olmalıdır. .
7- Yeni Anayasa; mevcut katı merkeziyetçi devlet yapısını öngören anlayışı terk etmelidir.Devletin mevcut örgütlenme ve yapılanması yerine;demokrasinin gereği olan karar verme ve yönetime katılma süreçlerinin önünü açan, toplumun yapısına ve ihtiyaçlarına uygun yerel ve bölgesel yönetimlerin oluşturulması, anayasal bir zemine kavuşturulmalıdır. Yerel ve demokratik özerk yönetim biçimleri ile toplumsal bir rahatlamanın ve sosyal barışın sağlanmasının da önü açılmalıdır.
8- Anayasa, kadınların ve erkelerin eşit haklara sahip olmasının yaşama geçirilmesi, kadının önündeki mevcut engellerin kaldırılması, yaşamın tüm alanlarında gerçek bir fırsat ve uygulama eşitliği yaratılması, atama ve seçim yoluyla oluşan tüm karar organlarına kadınların eşit katılımını sağlamak dahil, hukuksal ve kurumsal tüm geçici ve özel önlemlerin alınmasına hukuki bir temel oluşturmalıdır. Kadınlara pozitif ayrımcılık sağlanması anayasal bir hükme bağlanmalıdır.
9-Herkesin, etnik kökeni, dinsel inançları, mezhebi, cinsiyeti, cinsel yönelimi, siyasal görüşleri nedeniyle yada başkaca bir nedenden dolayı ayrımcılığa uğramaksızın siyasal alanda aktif özne olarak yer alabilmesinin önündeki tüm engelleri kaldıracak, siyasi partilerin faaliyetlerini kısıtlayıcı ve yasaklayıcı engellerden kurtulmalarını sağlayacak, yeni bir siyasal partiler yasası çıkarılmasına yeni anayasa, temel bir hukuksal zemin oluşturmalıdır
10-Temel hak ve özgürlüklerin, “kamu yararı, milli güvenlik, genel sağlık vb.” gerekçelerle kısıtlanmasını içeren hükümler yeni anayasada yer almamalı, ifade ve örgütlenme önündeki bütün kısıtlamalar ve sınırlamalar kaldırılmalıdır.
11-Kişisel bir inanç sorunu olarak din devlet işlerinden ayrılmalı, ilk ve orta öğretimde din dersi zorunlu olmaktan çıkarılmalı, din ve vicdan hürriyeti güvence altına alınmalı ve gerçek laikliğe dayalı bir toplumsal yaşam anayasanın teminatı altında olmalıdır.
Değerli arkadaşlar,
Biz barış savunucuları, yalnızca Türkiye de yaşayanların değil, tüm bölge halklarının barışçı bir gelecek kurmasını istiyoruz. O nedenle son dönemdeki gelişmelerden büyük kaygı duyuyoruz
Binlerce yıl Anadolu da ve Mezopotamya topraklarında, kardeşlik ve barış içinde yaşamayı başarmış kadim kültürlerden ve halklardan günümüze şiddet ve nefretin kalmasını asla kabullenemiyoruz. Bu topraklarda yaşayan Türklerin, Kürtlerin ve tüm halkların birlikte ve kendileri için yeni bir hayat kurmayı içtenlikle ve derin bir hasretle istediklerinden de eminiz. Halkların savaş yoluyla düşmanlaştırılması değil, barış yoluyla kardeşleştirilmesi ve dayanışması kazandıracaktır. Birinin kazancı diğerinin de kazancı olacaktır. Kürt sorunun barışçı ve demokratik çözümü yalnızca Kürtlerin değil, başta Türkler olmak üzere bölgenin tüm halklarının geleceğini aydınlatacaktır.
Savaşın insanı tüketen, çürüten ve bitiren cehennem karanlığı içinde, halkların aydınlık geleceğinin sesi olan barış savunucularını, adaletli ve onurlu bir barış, demokratik ve özgürlükçü bir anayasa için gösterdikleri çaba ve yürüttükleri çalışmalar nedeniyle kutluyor, sizleri bölge ve il barış girişimleri adına saygıyla selamlıyorum.
TBM Bölge ve İl Barış Girişimleri
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
