'Türkiye partisi' yolunda iç engeller...
Yanlış anlaşılmaya yol açmamak için önce bir 'Giriş Notu' düşmek istiyorum:
Demokratik Kürt Hareketi, Kürt siyasal aktörleri, tüm eksikliklerine rağmen Türkiye'nin cesareti, direngen kimliğidir. Demokratik özü, onuru; mücadeleyi, çözümü sürükleyen kararlı dinamiğidir. Tarih de bunu böyle yazmaktadır. Benim eleştiri ve değerlendirmelerim de bu gerçeğe karşı değildir; olamaz da...
Şimdi yazıma geçiyorum...
* * *
Önceki yazımı, 'Devletin, Türkiyelileşmiş bir Kürt hareketi, Türkiye'nin genel sorunlarını gündemine almış bir Türkiye partisi (BDP) istemediği' cümlesiyle bitirmiş ve 'peki neden?' diye de sormuştum.
Paradoks gibi görünüyor ama değil... Devlet de AKP hükümeti de kimlik partisi görünümünden çıkıp Türkiyelileşmiş, Türkiye'nin temel sorunlarını gündemine almış bir BDP istemiyor. Hatta görüldüğü gibi engellemek için ne gerekiyorsa onu yapıyor...
İstemiyor, çünkü kimlik partisi, bir başka ifadeyle 'Kürt partisi' olarak örgütlenmiş bir BDP'nin; dar ve marjinal kalacağını, geniş kesimleri etkileme, bünyesine alma yeteneğinden yoksun olacağını böylelikle etkili siyaset yapamayacağını; böyle bir partinin teşhir ve tecridinin çok daha kolay olacağını biliyor.
BDP gerçekten de Türkiye partisi olsa, devletin elinde baskılayıp ötekileştirmek için gerekçe kalmayacak, dışlayıcı, marjinalize edici araç ve argümanlar bulmakta zorlanacak... 'Bölücü', 'ayrılıkçı', 'milliyetçi' gibi vurgular fazla taraf bulmayacak... Böylece demokratik Kürt hareketinin arkasındaki toplumsal siyasal destek daha da artmış olacak...
* * *
Ancak devletin bu yaklaşımı, BDP'nin Türkiye partisi olmasını engelleyen bir 'iç faktör' değil, 'dış faktör'dür; dış unsurdur. Etkileyicidir, ancak belirleyici değildir. Belirleyici olan 'iç faktörlerdir.'
Peki, nedir bunlar?
Önemli bulduklarımdan bazılarını belirtmek istiyorum...
Bir: Devletçi, iktidarcı mantık ve siyasal duruştan ekolojik toplum paradigmasına geçiş aralığında bulunduğu için temel yapısal sorunlarla karşı karşıya kalıyor ve haliyle zorlanıyor... Bunu değişik formlarda görmek mümkün...
İki: Siyasal parti; yeni paradigmanın kadrosunu, kişiliğini yaratabilmiş değil. Siyasal öngörü ve refleksi ağırlıkla 'etki-tepki' ilişkisine dayanıyor; bu da, 'DIŞLANIRKEN, DIŞLAYAN' bir siyasal ağırlık oluşturuyor. 'Demokratik Cumhuriyet', 'ortak vatan', demokratik çözüm için 'ortak örgütlenme' ilkesine oturan bir siyasal kültürü yeterince geliştirmiş/edinmiş gözükmüyor...
Devlet de, bu kültürü edinen, edinme uğraşı içinde olan kadro ve bireylere siyaset yapma olanağı tanımıyor, acımasızca yöneliyor, tanığı olduğumuz gibi tutukluyor, içeri alıyor; bir biçimde etkisizleştiriyor...
Üç: Siyasal algısı; genel Türkiye sorunlarına oturmuyor. 'Türkiye' kavramı, coğrafik, sosyolojik ve siyasal olarak içselleşmiş bir görüş, bakış açısı haline gelebilmiş değil. Türkiye'nin bütününü görme, algılama, Kürt sorununu da bu bütün içinde değerlendirme, eylemi de buna oturtma yerine, Kendini Kürtler ve Kürt sorunuyla, diğer bir tabirle Türkiye'nin yarısıyla (Bölge ile) sınırlayan yaklaşım hala aşılmamış gözüküyor.
Dört: Böyle olunca da parti, 'kimlik siyaseti' yapmış oluyor. Siyasal öncelikleri, demokratik Türkiye perspektifini tam yansıtamadığından, dışarıdan bakıldığında, 'etnik milliyetçi' bir parti olarak algılanmasına yol açıyor. Bazı demokratik sol çevrelerde de bu algı var...
Beş: Parti kadroları ağırlıkla ve haklı olarak savaş ve şiddet sürecinin -ki bu süreç hala bir biçimde sürdüğü için böyle- ruh halini taşıyor. Savaş ve şiddet sürecinin en belirgin özelliği ise; kahramanlık, cesaret ve direngenlik kadar başta devlet, kendi dışındakine güvensizlik, dışlanmışlık ve 'Kürtler olarak yalnızız' hissidir...
Bu hissin, devlete olduğu kadar, Kürtleri çetin mücadele koşullarında yalnız bırakan Türkiye aydınlarına ve sol güçlerine karşı yarattığı tepkiyi de belirtmek gerekir.
Özellikle klasik devlet ve yürüttüğü politikaların yarattığı tepki ve güvensizlikle, devleti demokrasiye duyarlı hale getirmek yerine 'karşıtlık' fikrinin yarattığı refleks ve alışkanlıkların tam aşılmamış olması, bu zihinsel ve ruhsal değişim sürecinin sancılı ve sorunlu oluşu da bir başka etken gibi gözüküyor...
Altı: Parti kendini siyasal özne yapmada zorlanıyor. Siyasal katılım ve üretkenlik yerine, hazır formülleri, kalıpları, proje ve programları tercih ediyor. Bu da muazzam pratik çabaya rağmen, düşünsel olarak tembelleştiriyor, geriye itiyor. Bu durumda da 'uygulayıcı' konumda kalmak kanıksanıyor...
Yedi: Tüm bunlar bir araya gelince de Türkiye partisi olma perspektifinden yoksun olan, dar kalan, farklı kesimleri de içine alarak genişleme büyüme refleksi göstermeyen; kongre ve konferanslarda buna vurgu yapan, ama gereğini de yerine getirmeyen, böyle bir yapısal değişimi pek de arzular görünmeyen bir tablo ortaya çıkıyor...
Bu da partiyi, dolayısıyla demokratik Kürt hareketini zorluyor, daraltıyor, etki gücünü kırıyor, 'yalnızlaştırıyor...'
* * *
Peki, ne yapmalı?
Demokratik Kürt Hareketi'nin bu yetmezlikleri kadar, muazzam iç değerleri, ideolojik, siyasal, moral ve kültürel birikimi var...
Bu hiç kaybolmadı...
Her şeye karşın, Türkiye'nin en demokratik, en ilerici, en cesur ve mücadeleci birikimi yine bu yapı içinde, bu zeminde bulunuyor...
Gelecek yazımda değineceğim...
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
