Tekel direnişi ve 'sol seçenek'
Tekel işçilerinin direnişi ve onlarla dayanışma amacıyla yapılan grev Türkiye'nin siyasal hayatında bir 'iyileşme'ye işaret. Hükümete göre 'ortalık karışıyor', bize göre, ortam normalleşiyor. Sınıf mücadelesinin sıkılı yumruğu, onun üstünü örten askeri vesayet ve Kürt sorununda çözümsüzlük sis perdesinin arasından kendini gösteriyor. Ama henüz gösteriyor. İşçi sınıfı, çalışanlar, henüz vesayet rejiminin militarist ideolojisinden ve Kürt sorununda çözümsüzlüğün milliyetçi-şoven etkilerinden kurtulmuş değil. Kürt olmayan işçi, Kürt işçiye henüz sınıf kardeşliğinin değil, etnik düşmanlığın penceresinden bakıyor.
Öyle ama, mücadeleye atılmak bütün bu işçi sınıfına yabancı ideolojilerin etkisinden de etnik temelde bölünmüşlükten de kurtulma sürecidir.
Bu süreç başlamıştır bile. Bitlis'li Tekel işçisi, Trakya'lı tekel işçisiyle Ankara'da buluştuğu andan başlayarak işçi sınıfının saflarında etnik bölünmeye son vermenin de adımı atılmıştır; otuz yıldır askeri vesayetin en barbar güçlerine karşı Kürt halkının özgürlüğü için her türlü baskıya göğüs geren Fırat'ın Doğusundaki Kürt işçi, Fırat'ın Batısına sınıf kardeşliğinin bilincini taşıyor. Biz bu durumu, işçi ve kamu işçisi sendikalarının resmen etnik temelde bölünmemesine, Fırat'ın Doğu kıyısında 'Kürt işçi sendikalarının' kurulmamış olmasına, Kürt 'Bundçuluğunun' Kürt emekçilerini yoldan çıkartamayışına borçluyuz. Birleşik sendika Tekel direnişine kadar -kimi kamu işçileri sendikaları dışında- biçimsel birliği temsil ettiler; mücadele başlayınca bu biçimsel birlik, ortak eylemde bir araya her gelişte sınıf bilinciyle donanacaktır.
Bu açıdan Türkiye'ye özgü olan bir özelliğin altını çizmek gerekir: Fırat'ın iki yakasında çalışan işçilerin ideolojik ve sosyo-psikolojik etnik bölünmüşlüğü, birinci olarak 'yakadan yakaya dayanışmaya' önem kazandırıyor; grev yapan bir fabrikayı, grevde olmayan başka işkolundaki bir fabrikanın desteklemesi klasik dayanışmadır. Bizde Batı yakasındaki grevle, Doğu yakasındaki grevde olmayan işçinin dayanışması birinci derecede önem taşıyor. İkinci olarak, direniş halindeki işçilerle, Tekel direnişinde olduğu gibi, merkezi bir mekanda her iki yakadan işçilerin buluşarak dayanışma hareketi yaratmalarıdır.
Artık, yalnız Kürt halkının değil, aynı zamanda tüm Türkiye'de solun da partisi olan BDP, saflarına katılan ve katılmayan bütün sol güçlerle bu yeni sınıf mücadelesi biçimlerine gerçek sınıfsal bilinç kazandırmak, ekonomik hakları için direnen, grev yapan, dayanışma grevleri örgütleyen emekçilerin mücadelesini politik mücadele ile birleştirmeye katkıda bulunmak için kolları sıvamalıdır. Burada BDP saflarında, kendi özgünlüklerini koruyarak yer alan sosyalistlere büyük görev düşüyor. Onlar, henüz Kürt işçilerine sınıf kardeşliği duygularıyla bakamayan Kürt olmayan emekçiler arasında, her haksızlığa karşı Tekel direnişini örnek gösterebilir, bu direnişte Bitlis'li tekel işçisiyle, Cevizli'li tekel işçisinin Kürt ve Kürt olmayan işçilerin birliğini nasıl sağladıklarını anlatabilir ve onlara birliğin adresi olarak BDP'yi gösterebilirler. Birliğin adresi olarak BDP'yi göstermenin anlamı, işçileri bu oligarşik egemenliğin vesayetçi ve çözümsüzlük karşıtı güçlerine karşı politik mücadele hedefine yöneltmek demektir.
SODAP'lı gençlerin, BDH bileşenlerinin, elbette yıllardır emekçi kitleler arasında vargüçle çalışan EMEP'in, DSİP'in, diğerlerinin Tekel direnişindeki aktiflikleri bir gerçeği yeniden hatırlatmıştır: Doğuda yükselen devrimci süreç giderek etkisini Batıda da duyuruyor; binbir ilaçla uyuşturulan kitleler kıpırdanıyor; şimdi 'sol seçeneğe' ihtiyaç metropollerde ölüm kalım meselesidir. Eğer Batıdaki kıpırdanmayı Doğudaki devrimci sürecin bir devamı olarak göremezsek, bu kıpırdanmayı Doğudaki yükselişle politik olarak ve örgütsel olarak birleştiremezsek, henüz yeni ayağa kalkan işçi kitlelerini bir kere daha ve bu defa artık pro-faşist karaktere bürünmüş 'ulusal solcuların', CHP'nin, MHP'nin hegemonyasına terketmiş oluruz. Bu tehlike büyüktür.
Gerçek sosyalist, bu tehlikeyi görendir; gördüğü için vargüçle harekete geçen Kürt olmayan işçileri, Kürt işçilerle birleştirendir.
Liberal şu anda Tekel işçilerine küfrediyor, kimisi onlarla alay ediyor, AKP hükümetine karşı yönelen hareketi ve buna destek veren sendikaları suçluyor. Onlara göre bu hareket Ergenekonculara yarıyor.
Yarıyabilir. Bunu hiç bir sosyalist grup tek başına önleyemez. Kürt olmayan işçi kitlelerini AKP hükümetinin emekçi düşmanı politikasına karşı mücadelede vesayetçi ve çözüm karşıtı güçlerin hegemonyasına itmeyi önlemek, Türk solunun BDP ile şöyle ya da böyle ama omuz omuza hareketine bağlıdır. Sınıfın bölünmesi sosyalistlerin arasındaki bölünmeyle uzaktan yakından ilgisizdir. Onlar birleşse bile kitleler birleşmiş olmayacaktır. Ama, bölünme etnik temelde olduğu için, sosyalistlerin BDP ile birliği Kürt ve Kürt olmayan işçilerin birliğine doğru atılmış bir adım olacaktır.
Memur Sen'in bozgunculuğu ve Demiryolu işçilerinin gerilemesi gerçeğin tehlike işaretleridir.
Etnik temelde bölünmüşlüğe son vermek, sınıf birliğini kurmak, Doğuda yükselen devrimci sürecin Batıda yayılması ve derinleşmesi demektir.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
