Kodifiye Tez-i Maval Üzerine

Risk almadan insan oldum diyorsan:
Doğruyu söylemiyorsun demektir.
Japon Atasözü

Söz hem doğru hem anlamlı hem de güzel ise, yapılacak tek şey var vardır; şapka çıkarmak. Atasözünü, “Dönük Mürid Kaleminden Kodifiye Tez-i Maval” adlı kitaptan alıntı yaptım. Kitap, “Dönük Mürid” kod ismini de kullanan birisinin kaleminden çıkmış. Yurt Yayınevi tarafından yayınlanmış.

Bir dostumun evindeki rafta görmüştüm kitabı. İlk başta ismi ve kapağı dikkatimi çekmişti. Dahası, kapakta kullanılan şekil ve renkler ilgimi artırmıştı. Sayfalarını karıştırırken, altı çizili cümlelerden anladım ki, dostum olan kişi, yarısını dahi okuyamamış. Niye hepsini okumadın diye sorduğumda, verdiği cevap özetle “eh” olmuştu. Bazen, farklı konu ve yazım tarzına haiz eserlere aşırı ilgi duyarım. Bu nedenle, kitabın tümünü okumayı görev belledim.

Kitabın yazarına ben de bir kod ismi vermek istiyorum. “Gözlüklü” olsun. Gözlüklü’nün adını, en fazla % 7-8 yanılma payıyla tahmin ettiğimi söyleyebilirim. Tahminim doğruysa, daha önce yazdıklarının bir kısmını da okumuştum.

Gözlüklü, ismi dahil her şeyi ile aleni olan “kişi”yi yargılarken, kendisini zehirli suya batırılmış patiskayla; yedi kat sarıp sarmalamış. Acaba, “gözlüklü” “kuş hafızalı” mı?
Belki de.
Öyle olmasaydı, Kürtlerin yazılıdan çok sözlü tarihe sahip olduğunu bilirdi. Ve sözlü tarihin en önemli özelliği de; yaşanan acıların ve olayların klam, söylence ve çocuk saymacalarının içine gizlendiğini, her yeni neslin bunların içine gizlenenleri anlar hale geldiğini, bunları bir sonraki nesillere aynı biçimde taşıdığını bilmesi gerekirdi.

Kürtler tarih boyunca zulme, tahribe ve talana maruz kalmıştır. Ancak bu yaşanmışlık aynı zamanda onlara paragraflara, cümlelere ve kelimelere gizlenmişlikleri anlayabilme zekâ ve becerisi de kazandırmıştır.

Gözlüklü’nün kitabına kısmen yansıttığı politik, siyasi yöne ilişkin değerlendirmeleri şimdilik bir tarafa bırakacağım. Çünkü kendini o kadar gizlemiş, görünmez ve bilinmez kılmaya çalışmış ki, sanırsın gökyüzüne çıkmış. Diğer bir ifadeyle “tanrılaştırmıştır”. Eğer yeryüzüne inip bu makalenin sonundaki e-mail adresime “gerçek ismiyle” düşüncelerini yazarsa, inanın ki, ben de düşünce ve değerlendirmelerimi onunla paylaşırım.

Kendisine, her kesin akılsız ve teslim olduğu, bir tek kendisinin akıllı ve teslim olmadığı söyleminin kocaman bir yalan olduğunu, bilimin verilere dayalı yeni yeni kurgular üzerinden yol aldığını, sosyal olaylarla ilgili bilimsel bir düşüncenin; bazen bir sorunun peşinden koşarken, bazen bir şaşkınlık anından sonra, Newton’un daldan düşen elma olayı sonrasında “yerçekimi kuvveti”nin varlığını anlaşılır kılması gibi bazen bir doğasal olayın ardından, bazen de yaşanmışlıkların sentezi olan duygusal zekanın dürtüsü “his”in yönlendirmesi ile oluşabileceğini izah etmeye çalışırım.

Başka neler mi yazarım?
Sağ ideolojinin sol ideoloji olarak yutturmanın aslında nasıl yapıldığını, sosyal ve ekonomik gelişmelere göre, doğru “sol” tarifinin nasıl olması gerektiğini, yeni tezlerin doğal olarak selefi ve selefinin karşıtı ile birlikte değerlendirmesiyle oluşabileceğini, bazen karşıtının daha akla yatkın, hayat ile bağının daha sıkı olabileceğini, kendi tanımıyla “Türkiye solunun yalakalığı” nın doğru olup olmadığını, doğruysa niye doğru, yanlışsa niye yanlış olduğunu, ideolojik ölümü aslında kim/lerin yaşadığını, ölü, yanlış ve gerçek tarihin ne olduğunu, kim/lerin mezar taşlarından tespih yaptığını, Kürtlerin “köfteci” lerin asıl görevlerini, “Tegri” gerçekliğini onun uyarılarına-hatırlatmalarına ihtiyaç duymayacak kadar çok iyi bildiğini, vs. vs. vs’leri uzun uzun yazarım.

Kendisini gizlemesinin en masumane tanımla saçmalığı, tartışılmaz “iftira” ları, doğru olup olmadığı tartışılır olan anlatımları bir yana, yazdığı kitaba baktığımda; gözlüklü’nün üç tane insani erdemden de yoksun olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Korkuyu, insana ait bir duygu ve ruh hali olduğu için anlayışla karşılarım. Ancak gizlenirken ahlak, vicdan ve adaletten yoksun olmaya hiç kimse anlayış göstermez. İnsan, karşıtı/ “düşmanı”/rakibi ile kavgaya tutuşurken dahi mert olmalı.

Son birkaç cümle. Anlaşılır olsun diye onun tanımıyla söylüyorum. Gözlüklünün kendisi de uzun bir süre “inek otlağında gezindi-otlandı”. Aynısını yaptı ve yaşadı. Kendisi yaparken doğru, bugün başkası yaptığında ise yanlış gördüğü için adaletten, tüm hayatı/ yaşananları bir yere/bir noktaya bağladığı için vicdandan ve birçok masum insanın “mahremiyeti”ne pervasızca dil uzattığı için ahlaktan yoksunluk yaşıyor.

Yayınevinin kitapta öne çıkan, başta ahlaki olmak üzere yoksunlukları anlayamadığına/ algılayamadığına inanmak istiyorum…….

mperincek@mynet.com