Barışın Dilini Öğrenme

Barışın dilini öğrenmek

Doğanın canlılarına bütün güzelliğiyle bahşettiği yaşamı ve taşıdığı değeri önemsememek bir gaflettir. Vahşileşen tabiat şartlarında bile canlılar kendi yaşamlarını sürdürmek için yaptıkları mücadeleyi görmek çok önemli. Hayvanları bazen korkunç bulabiliyoruz, öldürücülüğü tiksindiriyor ve hiç kimse koca bir aslanın narin bir ceylanı boğazlarken görmek istemez. Bunu vahşet diye nitelendirip tanık oluruz. Peki, bu vahşet mi? Hiçbir hayvan ihtiyacının dışında bir başka canlıyı öldürmez, katletmez. Peki, gelişmiş canlılar, yani insanlar ihtiyaçları için zaten öldürüyor. Fakat ihtiyaç dahilinde olmasa bile öldürmekten vazgeçmiyor. Öldürme sanki bir tabu halini almış ki bu insanlık tarihini hafif aralandığımızda bile apaçık ortaya çıkıyor.
I. Dünya harbinin ölüm ve kayıp sayısı muazzam bir sayısal veridir. Mesela sadece asker sayısı 37,508,686 milyon kaybın izahı, savaşı anlatmaya yeter. Kayıpların böylesine olduğu bir çok savaş sayabiliriz. Hepsinin ortak noktaları ölü ve kayıpların milyonları bulduğu savaşlar olmalarıdır. Birinci dünya harbinin sonlanmasından 25 yıl sonra ikinci dünya harbi yaşanıyor ve ölü ve kayıp sayısı korkunç. Aslında sadece korkunç olan ölü ve kayıp sayıları değil elbette, bunların aynı anlayış ve aynı literatür tanımla bir birlilerini hiyerarşik olarak takip etmesidir. Sanki belli bir zaman diliminden sonra yeni bir dünya harbi kapıda ölülerini selamlamak için bekliyor. Ve sonra bir başka savaş çığırtkanlığı, kadınların dul kaldığı, çocukların babasız kaldığı, annelerin ve babaların evlatsız kaldığı bir dünya. Savaşların normalleştiği insan ölümlerinin razı gelindiği, tabiatın tahribatını görmezden gelindiği bir kabullenmedir korkunç olan.
Peki neden ve sonuçlar bir birini tamamlarsa ya da bir birini tatminkar bulursa bu bir başarı sayılır mı? Ya da en iyisi kazanmak için savaş yapılır mı? Bu savaşların nedenleri, güç, kazanç, iktidar, toprak ve tabi ihtiras mı?
Savaşarak sadece ölümler olmuyor, insani değerle de kaybediliyor. Sevgi öldürülüyor, aşk katlediliyor yaşam mahvediliyor. Yaşamla tezat olmak bir adalet kavramımıdır? İnsanı insan yapan değerleri yok ediliyor ve o değerler için savaşıldığı söyleniliyor.Onur meselesi yapılan bir çok savaş bile var, onur için insan öldürmek. Öldürmenin onur olduğu bir Dünya . Aslında bu Dünyaya çok haksızlık etmiyor muyuz? Dünya;taştan, topraktan ve sudan oluşan bir meta değimlidir? Zararsız bir meta, peki katil kim?
Milyonlarca insanın hayatını kurtarmak ve doğanın müthiş güzelliği ile meşk etmek için katili bulup öldürmek çare olabilir mi? Katili öldüren yeni katili zapt edebilir miyiz? Demokratikleşmeyen hiçbir devrim sonunu kaosa sürüklemeden oligarşinin elinden kurtarabilir miyiz? Savaşla beslenen topluluklar oluyoruz. Çünkü barışın dilini bir türlü öğrenemedik veya öğrenmek için çaba sarf etmiyoruz. Bilgisayar oyunlarında bile sürekli savaş oyunları var, barışa bir oyun bile yapamadık. Yaşama hakkına sahip çıkmak, insani değerleri önemsemek, başkasına duyulan saygıyı aslında kendimize sunduğumuzu keşfetme çok mu zor? Bu demokratik sosyalizmin insana verdiği değerde saklıdır ki açığa çıkarılmayana kadar hep bir uçağın kara kutusundaki esrar olarak kalacaktır ki bunun için uçağın düşmesini mi beklemeliyiz?
Barışın dilini öğrenmek daha güzel bir dünya için, daha güzel bir ülke için çaba sarf etmek gerekmez mi? Biraz insancıl, biraz fedakârlık, biraz anlayış ve öldürmeyi biraz unutmak barışın dilini öğrenmek için iyi bir zemin oluşturur. Sevmeyi yeniden denemeliyiz, aşkı yeniden tatmalıyız ve yaşamı doğanın içinden sesini dinleyerek yaşamaya bağlanmalıyız.
Fikret ŞEDAL