IMF ve Az gelişmiş Ülke Politikaları
IMF ve Az gelişmiş Ülke Politikaları
Dünya üzerinde IMF’ nin az gelişmiş ülkeler politikası ülke ekonomilerinin kalkınmasına değil, büyük sermaye tekellerine borçlanması ve kişi başına düşen gelirin azalması ve bağımlı hale gelmesi yolundadır. IMF’ nin yoksul ülkelere yaptığı sözde yaptığı yardımların büyük bir kısmı gelişmiş ülkelere kaydırıldı. Böylece yapılan yardımlar zengin ülkelere kaydırılırken, az gelişmiş ülkelerin iş başında olan yöneticileriyle iş birliği yapılarak seçilmiş kesimlerin aldığı paralar yoksul geniş halklara ödetilmiştir. IMF bir kurtarma amacı değil kaos oluşturma kurumu gibi çalışmaktadır.
IMF politikaları dayatması ile tarım, hayvancılık, üretim sektörü çok uluslu şirketlere açılarak, küçük işletmeler yok edilmiştir. Küçük ve orta ölçekli sektörün çökmesi sonucu toplumun önemli bir bölümü işsiz kalmış, sosyal haklarından mahrum edilmiş, aynı zamanda borç ödeme yükümlülüğü altına alınmaktadır.
Kapitalist sistemde işsiz kalan geniş kesimler yoksullaşmakta, yoksullaşan kesim sistem içerisinde gereksiz ve tehlikeli unsur olarak görülmektedir.
IMF yardımı alan güney ülkelerinde ve üçüncü dünya ülkelerinde gelişmelerde azımsanmayacak ölçüde ekonomide küçülmeler yaşanmıştır. IMF ve dünya bankası kapitalist sistemin merkezi olarak çalışmaktadır. Tüm dünyada küreselleşmenin de getirisiyle ülkelerin kendine has tarım politikaları yok edilerek gittikçe üretimden uzaklaşan bir politika yaygınlaştırılmıştır. Yeni sistem bilişim, bankacılık ve borsa-hisse senetleri ile oluşan bir ekonomi meydana gelmiştir.
Dünyada sayısı 10’u geçmeyen banka, uluslar arası yatırım politikalarına egemendir. Dünyanın en büyük 10 mali kuruluşuna baktığımızda bunların yönettikleri aktiflerin toplam hacminin 4853 trilyon dolar olduğunu görüyoruz. Bu mali kuruluşlarının başında İsviçreli bir banka vardır, ikinci sırada Kampo adlı bir Japon bankası, üçüncü sırada Fidelity isimli bir ABD kuruluşu yer alıyor. Zirvede toplam üç İsviçre şirketi, üç ABD şirketi, Bir Fransız, İki Japon, ve bir İngiliz şirketi var. *
Küçük üreticilerin yok edilmesi ve büyük şirketlerin pazarlara hakim olmasından dolayı haksız bir rekabet doğmuştur. Büyük şirketler ekonomide çok önemli haksız kaynaklar elde edebiliyorlar. Bu kapitalist sistemde sermaye sahipleri üretken olmayan bir ekonomi ile iyice palazlanmış gelir dağılımı arasındaki adaletsizlik had safhaya ulaşmıştır. Bu sistem zenginleri büyük imtiyaz sahipleri olarak yasadışı gelire kaymakta hiçbir beis görmemektedir. Yasal yolları kendilerine açacak olan sözde seçilmişlerle her an işbirliği içerisindelerdir. Denetlenemeyen bir zengin kesim oluşur. Bu zengin kesim kendisini şehir merkezlerindeki korunaklı sitelere hapseder, kendilerine ait alışveriş merkezleri sosyal aktivide merkezlerinde yaşamlarını sürdürmektedirler. Gittikçe yoksullaşan kesim ise büyük şehirlerin dış çeperinde varoşlarda yaşayıp, şehir merkezlerinde küçük bir kısmı çok az ücretle çalıştırılmaktadır.
Gelir seviyesi düşük olan halk banka kartlarıyla, kendi gelir seviyesinden daha fazla alışveriş yapılmasını sağlamak amacıyla kredi kartları vasıtasıyla bankalara borçlandırılmıştır.
Normal yaşamlarını sürdürebilmek için yapılan bu harcamalarda geciken ödemelerde ki büyük bir kısmı zamanında ödenemiyor yüksek faizler uygulanmaktadır. Bankacılık işlerinden anlamayan halk hem haksız faizleri ödemeye mahkum ediliyor, hem de varını yoğunu borç ödemeye ayırarak normal bir yaşantıya geçemiyor.
Tarım, hayvancılık, küçük işletmelerde istihdam edilmeyen bir halk gittikçe daha çok yoksullaşmaktadır. Ayrıca dış borç yükünü sırtına almaktadır. Zenginleşme arayışlarında legal işgücü ortadan kalkarak gittikçe ahlaki bir çöküntüde yaşanmaktadır. Kayıtdışı ekonomi canlanmakta, uyuşturucu, insan ticareti, tefecilik, çek senet tahsil mafyası gibi oluşumlar kapital sistemin bereketli topraklarında hızla canlanmaktadır. Günümüzde her türlü ticaretin mafyası oluşmuş durumdadır. Bu mafya içerisine mevcut sistemi koruyan unsurlarda dahil oluyorlar.
Toplum hem eşit olmayan gelir dağılımı, hem giderek artan istihdam sorunları, dış borç yükünün IMF ve Dünya Bankasının yok etmeye yönelik politikalarıyla oluşturulan, güvenlik ve asayişin gittikçe çökmesi, eğitim sisteminin paralı insanlara hizmet eder hale gelmesi, sosyal haklardan mahrumluk v.s gibi nedenlerle geleceklerini bulanık görmektedirler. Çok uluslu şirketlerin az gelişmiş ülke ekonomilerini ellerinde tutmasıyla ülke halklarının söz sahibi olması imkansız hale getirilmiştir. Yeni kılıf bulunarak az gelişmiş ülke sıfatında gelişmekte olan ülkeler sıfatı yakıştırılmıştır.
*The Economist
Nuray Çevirmen
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
