Irmağın Suları Aktı Artık
Bazen okuduğum yazılar karşısında şaşırmaktan öteye ürküyorum. Bağcıyı dövmenin üzüm yemekten evla olduğu bir sürecin canımızı yakarak aktığını görmek bir başka sancı...
Nefret suçları ile mücadelenin çok daha önem kazandığı bu dönemlerde insanların düşüncelerinin hızla nefretle yoğrulmasının birçok nedeni olmasına karşın, insan kendini insanla tanımlamak yerine edindiği sığ ideolojik ve siyasi kimliklerle neden tanımlar ki? Aslında yanıtı yine kendinde saklı… İnsani özelliklerle kendini tanımlayamayan zavallı canlı sonradan hasbelkader edindiği kimliklerle ve yamandığı oluşumlarla kendine bir varoluş alanı yaratır. Bu alanın hem kölesi hem hükümdarı olma yanılsaması içine girerek ve bu noktada insani değerler ve insan olmaktan kaynaklı tüm duyarlıklarını yitirerek, sahibin sesinden başka bir mana yüklenemez. Yine bu nokta da neden ve nasıl soruları hiç gündeme gelmez, gelemez…
Kutsanan ezberlerin gölgesinde, yitik duyarlılıkların ortasında mekanik sözler, sonuç doğurmayan çözümlerle sosyo-politik açıklamalar yapıldığı sanılarak sadece herkesin yıllardır bildiği, çiğnemekten çürümüş sakızlardan bir balon daha yapılır.
Bu ülkede yıllardır çözülememiş bir takım sorunlar varsa ve bu sorunlar geçmişte söylenmiş tüm sözler, tüm önerilere rağmen artarak devam ediyorsa şu kahrolası ezber zinciri kırılmalı artık.
Dış düşman ve yabancı servislerin histerik emelleriyle sarmalanmış efsanelerle sorunların kaynağından uzaklaşırken; bir paranoya kültürü ve yapay bir iklimin de koşulları sağlanmış oluyor. Bununla birlikte sorunlar çözülemediği gibi derin anaforda yitip gidiyor da…
Gelgelelim bu durumun pratik yansımalarına; yıllardır Kürt yoktur, Kürtçe diye bir dil yoktur diye fetva veren sözde akademik çevreler ve siyasi kişilikler şimdi Kürt sorunu üzerine hararetle ve yine bir yanlışla tartışıyorlar. Yoğu var ederken “sahip” olduğunun da altını ısrarla çizme gayretini de elden bırakmadan… Ha bu arada bunu sorun olarak görmeyen, dış mihrakların işi iddiasında ısrar eden bir takım akvaryum balıkları da yok değil. Bu akvaryum balıkları doğrularının mutlak olduğundan zerrece kuşku duymazken; açıklamaları ve çözümleriyle her şeye muktedir olduklarından bu kadar eminken komik bir devekuşuna dönüştüklerinin acaba bir gün fark edebilecekler mi?
Eyyy efendiler!!!
İçine düştüğünüz kuyulardan istediğiniz kadar bağırın, siz bu gerçekleri görmezden geldikçe sorunlar çözülmüyor, çığ misali artıyor bilesiniz… Siz kendinizi sahip, muktedir ve her şeyin üstünde, mutlak doğrunun yegâne temsilcisi olarak gördükçe, insanlığa zerrece katkınız ve iyiliğiniz olmayacak.
Resmi söylemlerin gönüllü ve çaresiz tutsakları, resmi söylemler bile değişirken siz neyi savunuyorsunuz? Ve ayetlerinizi akvaryumlarınızda bırakarak, ezberlediğiniz üç beş şiiri heybenizde tutarak bir bakın şu evrene. Bir de insanı nefretle, yok sayarak, ötekileştirilerek, tek tipleştirilerek anlayamazsınız. Gün gelecek ötekileştirdiklerinizin ötekisi olacaksanız. Belki de oldunuz kim bilir…
Unutmayın ırmağın suları aktı bir kere…
- Şenel Karataş ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
