Kullanıcı Girişi

CAPTCHA
Aşağıdaki basit hesabın sonucunu yazın. Bu siteye spam (çöp) yollanmasına karşı bir tedbirdir.
14 + 6 =
Solve this simple math problem and enter the result. E.g. for 1+3, enter 4.

Köxüz'den Yazılar E-Grubu'na Katıl!

Üye olursanız yazılar adresinize otomatik olarak gelir.

Üye olmak için aşağıdaki boşluğa mail adresinizi yazın "Tıkla ve Katıl" tuşunu tıklayın. 


Google Groups
koxuzden-yazilara katıl
E-Mail:
Bu grubu ziyaret et

 

Sosyalizmde İmtiyazlılık...

Tayfun Şen kullanıcısının resmi

Şimdiye kadar türk sosyalizminin önünde duran insanlara ciddi eleştiriler gelmeye başlaması, görüşlerinin, önerdikleri politikaların sorgulanmasını ileri bir adım olarak görmekteyim. Türk sosyalizminin onyıllardır içine hapsolduğu kabukların kırılmaya çalışılmasından doğal bir durum olamaz kanısındayım.
Bunun için geç bile kalındığını düşünmekteyim.
Neden diye sorulduğunda, onikieylül darbesine yenilmiş ve aradan geçen otuz yıl boyunca ciddi bir gelişme kaydetmek bir yana sürekli gerilemiş yapıların ve bu yapıların önünde duranların sorgulanmaması bir anormallik olurdu.
Bu yapıların teorik-politik ve örgütsel yönelimlerini belirlemiş insanların bu eleştirilerden en büyük payı almaları, işin doğası gereğidir.
İlginçtir, bu insanların eleştirileri ya görmezden gelmeleri ya da yasakçı, dışlayıcı bir tepkide bulunmaları nasıl açıklanabilir?
Sosyalist hareket içinde belli kutsallığa erişmiş ve eleştiri oklarına karşı imtiyazlandırılmış olmaları olumlu karşılanırsa eğer, otuzyıldır varolan gerilemenin daha epey süreceği ve bir yenilenmenin şimdilik gerçekleşmeyeceğini de kabulleniyoruz demektir.
Türk sosyalizmi içindeki hangi gruba sorarsanız sorun, hep kendi dışındakiler ulusalcı ve ırkçı ve cinsiyetçidir ama kendisi değildir. Ulusalcılık ve ırkçılık ve cinsiyetçilik denilen illetten, her grup kendi adına kurtardığı için; hangisini eleştirseniz karşınıza nasıl hakaret edersin tepkisi ile birlikte, “atın mail grubundan”, eğer çok yakınsa “atın çevreden” yaptırımı gelir.
E. Kürkçü’nün yazdıkları karşısında ırkçılık eleştirisi ve “beyaz türklük” tanımlamasına karşı tepkileri de bu yönde değerlendiriyorum.
Yanılmıyorsam bu “gizli ırkçılık” eleştirisi daha önce D. Küçükaydın tarafından mail grubuna atılan E. Kürkçü imzalı yazı dolayımı ile de yapıldı. Yine acaip tepkiler ortalığı kaplamıştı. D. Küçükaydın’a deli diyen mi ararsın, grubu olmama kompleksine yoranlar mı ararsın, mail grubundan atılmasını isteyenler mi ararsın; ne ararsan vardı maşallah!
Anlaşıldı ki E. Kürkçü “gizli ırkçılık” veya ulusalcılık konusunda efsunlanmış durumda. Bu zehirli fikirlerin E. Kürkçü’ye ulaşması mümkün değil.
Yine biliyoruz ki, başka grupların başında duranlara karşı da milliyetçilik, ırkçılık türü bir eleştiri getirildiğinde, belirli bir çevreden aynı tepkiyle birlikte, “hakaret ediliyor” diyerek atma, kesme tedbirleri önerilecek.
Şimdi şöyle bir öneride mümkün tabi. Bir liste yapılır ve kimin yazdıklarında kesinlikle milliyetçilik ve ırkçılık olamayacağı belirtilir. Bu listedeki insanların ve yazılarının kesinlikle bu tanımlamalar ile eleştirilmelerinin yasak olduğu söylenir.
Sorun böylece çözülür!
Sanırım, belirlenmiş bir liste yoksa da, fiili olarak durum zaten bunu gösteriyor.
Fakat ortaya ilginç de bir durum çıkıyor: Ya bu insanlar gerçekten ırkçılık ve milliyetçilikten etkilenmiş ve yazdıklarıyla bir biçimde bunu işliyorlarsa?
Yaptığımız iş, ırkçılığın ve milliyetçilik savunusuna özgürlük sağlamak için yasak koymak anlamı taşıyacak. Diğer bir deyişle ırkçılık ve milliyetçilik sinmiş yazılara geniş bir özgürlük sağlamış olacağız.
E. Kürkçü’nün yazılarına böyle bir eleştiri ve tanımlama getirilemez demek, E, kürkçü’yü doğrudan bu konularda imtiyazlı kılmaktır. Sosyalizmin içine imtiyaz girdiği anda, iş reel sosyalizme döner. Sanırım Stalin’i de kimse ulusalcı diye (tabi başka türlü de) eleştiremezdi, sonra Brejnevi de ve sonra... sonra kim geldiyse onu.
Kimsenin yazısı eleştiriden muaf olamaz. En sert eleştiriden, en kırıcı eleştiriden bile korkmayınız. Asıl eleştiriye karşı imtiyazlılık içinde bulunuluyorsa ve bu yönde bir çaba gösteriliyorsa korkun.
Türk sosyalizmi, bu imtiyazlılık sistemi içinde kendini aşamadı. Bir tür reel sosyalizmi kendi küçük grupları içinde yaşattılar. Halen de yaşatmaktalar.
Eleştiriler haksız da olabilir, yanlış da olabilir, uç ve hakaret olarak bile algılanmaya uygun olabilir. Ama çözüm her zaman yine eleştirilebilmekten geçer. Başka bir çözüm aramak, kişilere ve yazılarına “imtiyaz” sağlamak, dokunulmazlık yaratmaktır. Sosyalizm için en tehlikeli olan yaklaşım budur.
En kötü eleştiri bile, bir insanı bir küçük imtiyaza büründürmekten kat be kat yeğdir.
E. Kürkçü’nün yazısında “gizli ırkçılık” görmüşsem veya milliyetçilik görmüşsem bunun adını neden koymayayım?
E. Kürkçü dokunulmazlardan mıdır?
Peki dokunmadık; ya gerçekten milliyetçilik yazılarında varsa, ırkçılık varsa.
Böyle bir şeyin olabilmesi mümkün değil midir? Ve eğer gerçekten varsa, nasıl uyarılır, düzeltilir bu fikirler? Yolu yöntemi olan varsa söylesin? Ve halen, “yok kardeşim sen E. Kürkçü’nün yazılarını ırkçılık ve milliyetçilik nitelemeleri ile eleştiremezsin” deniyorsa, ve bu yazılar gerçekten bunu içeriyorsa, bu durum ırkçılığa ve milliyetçiliğe bir özgürlük anlamı taşımaz mı?
Bir yazıda cinsiyetçilik görüyorsam bu yazı “imtiyazlılardan” birine ait ise, bunu cinsiyetçilik olarak niteleyip eleştiremeyecek miyim?
Bir yazıda milliyetçilik görüyorsam, bu yazı “imtiyazlılardan” birine ait ise, bunu milliyetçilik, ırkçılık olarak eleştiri getiremeyecek miyim?
“Bizim imtiyazlılar” da gizli toplantı yaparak darbe yaptıktan sonra; onlara darbeci dediğimde, nasıl da hakaret ediyorsun lafzının ardına sığınmışlardı. O zaman, “bu eleştiri değil, hakaret lafı” “bizim” darbecilere özgürlük anlamı taşıyordu. Gerçekten de, darbeciler özgürdü. Mağdurlar suçlu oldu.
Sahi nasıl bir sosyalizm savunuyorduk biz?
Eleştirilemeyenlerin olduğu bir sosyalizm mi?
Sosyalizm tarihine bakın, bir dönem “tanrı” olan insanların nasıl milliyetçiliğe ve savaşa teslim olduğunu göreceksiniz. Ve bu insanların aşılması “eleştiri” ile olmuştur.
Kuran eleştirilemez, peygamber eleştirilemez diyen islamcılardan mı oldunuz?
Efendim neymiş, bu eleştiriler samimi değil, başka amaçlar ile yapılıyormuş, bir yapıyı dağıtmak amacı taşıyormuş, kişiyi yıpratma amacı taşıyormuş falan filan...
Stalin’i eleştirenler de asıl amaçları sosyalizmi yıkmak olduğu için asıldılar zaten!
Siz yapılan eleştirinin ötesinde niyeti sorgulama hakkını kendinizde nasıl buluyorsunuz?
Ne kadar kolay yıpranan “liderleriniz” varmış?
Ne kadar da kolay yıkılabilecek yapılar kurmuşsunuz öyle?
Paranoyak gibi işinize gelmeyen her eleştirinin içinde saklanmış bir “dinamit” buluyorsunuz kendinize yönelmiş.
Bırakın, durum zaten öyleyse yıkılıversin ve yıpranıversinler.
En çetin ve en uç eleştirilerle bile yıkılmayacak liderler ve yapılar çıkar böylece.
Sosyalizmimiz eleştiriden, en katı, en sarsıcı, en uç eleştiriden bile korkmaz. Yıpranacağını değil, güçleneceğini düşünür.
Yetmiş yıllık reel sosyalizm imtiyazlılık içinde koruyarak kendini, sonunda yıkıldığında altında kaldık hepimiz. Topu topu yetmiş günlük özgürlükçü komün, nasıl bir mücadele ateşini yakmıştı ezilenlerin ve işçilerin arasında.
Bazen kalıcılık kötüdür.
Yıkılacak olanı, gideni, çürüyecek olanı imtiyazlılık içinde kalıcılaştırmaya çalıştıkça kaybederiz bazen.

17.02.2010
tayfun...

BU YOL YOL DEGIL

Elestiri özgürlügünden girip her seyi mübahlastiran bir kakafoni yapmissiniz.Maske islevi yüklediginiz bazi genel dogrular da sizi kurtarmaya yetmiyor.Yok kimse elestirilemez degilmis felan filan...
Böyle bir durum mu var? Kim "Ertugrul Kürkcü elestirilemez" diyor?Kaldiki,birileri böyle dese bile,Ertugrula yapilan hakereti hakeret
olmaktan cikarirmi?
Ertugrulun yazdiklari ortada,bundan "Irkcilik" cikararak hakaret edenler ortada.Neden bu somutluk üzerinden konusmuyorsunuz da,"görmüsse söyler" demogojisiyle hakareti mesrulastiriyorsunuz?
Daha önce Demir Kücükaydin da yapti bunu.Hem de beni hayrete düsüren bir basitlikle yapti bunu.Hatirlarsan;"Insanlar kendi cikarlarini baskalarinin cikarlariymis gibi savunur.Ertugrul Kürkcü Padisahin sol
dassagimi" demisti.Sesinizi cikarmamistiniz,devreye tetikciler girmisti.O zaman sesinizi cikarmamistiniz ama simdi dogrudan rol almissiniz bakiyorum.Hem de,Ertugrulun kendi deyimi ile "Kürt özgürlük hareketi" ile "Sosyalist hareket" arasindaki sinifsal gerilim
tesbitini,bizzat "Kürt özgürlük hareketi" icinde isim vererek yapmis biri olarak soyunmussunuz bu ugursuz role.Yazik...Hem de nasil yazik.
Dogru,putlar kolay kirilmiyor,dogmalar kolay asilmiyor.Hep bir bedel cikariyor karsimiza.Ama bu bedel,karsi oldugumuz seyin tetikciligi
degildir her halde!!!
Hüseyin Cakir neye dayanarak Ertugrula hakaret etti? BDP`nin "kapisini
sosyalistlere acmis olmasina ragmen" Ertugrulun bir sinifsal gerilim tesbitinde bulunmasi katline sebeb sucu!!!Hem de,isci sinifi hareketinin yükselise gecisiyle bir "Tarihsel ittifak" olanaginin ortaya ciktigini söylemesine,yazisini,"Türkiye Sosyalist hareketi ve
Kürt ozgürlük hareketi bu dönemin hakkini vermeli" öneri ve umudu ile
bitirmesine ragmen irkcilikla suclandi.Ne diyorsun buna?Elestiri özgürlügüne siginarak "görmüsse söyler" demek,gercekle suclama iliskisi hakkinda, suc yerinde kacmaya calismak,kendini gizlemek
disinda ne bilgi veriyor?
Kaldi ki;BDP`nin isci sinifi hareketini de kapsayacak bir yapida oldugunu kabul etsek ve bu dogru olsa,Ertugrul yanlis bir "gerilim"
tesbitinde bulunmus olsa bile,Neden bu,"görmüs söylemis" elestiri öz-
gürlügü hosgörüsüne girmiyor da "Irkcilik" oluyor? Eger her yanlisin
kaynagi irkcilik ise,"elestiri özgürlügünüz" den,hosgörünüzden geriye ne kaliyor?Cikmaz yol bu olsa gerek...
Ertugrul`un yazdiklarini,yaptiklarini,yapmaya calistiklarini izlemekten baska kendisiyle bir bagim yok.Bazi sürecleri birlikte yasadik,kendisini iyi tanidigimi söyleyebilirim ve hic kimse icin oldugu gibi Ertugrul icin de elestirilemez diyemem,demem.Bir cok konuda farkli düsünüyoruz.Hüseyin Cakir`a E-Maille verdigi cevabi da yanlis buluyorum.Icerigini degil,bicimini yanlis buluyorum.Ertugrulun
"ahlaksizsin" demesi Nisan yagmuruna dönüsüp "teshir bereketi" sacmis
baksaniza.

Murat Çakır kullanıcısının resmi

Hakaret ve teşhir bereketi

Sayın Mustafa Çubuk,

yazımı okudunuz mu bilmem, ama 'gizli ırkçılık' ile sizin anladığınız manada "ırkçılık" arasında ne gibi bir ilişki olduğunu, "beyaz" olmak ile "gizli ırkçılığı" aşmayı hangi bağlantıda yazdığımı bir kez daha düşünmenizi salık vereceğim.
Bilginiz olsun diye, tartışmalardan sonra DBH grubuna gönderdiğim bir açıklamayı aşağıya ekliyorum. Ayrıca daha altta, "hakaret" algısı hayli yayıldığından, kim, nasıl hakaret ediyor örneğini vermek için, sayın Kürkçü ile aramda olan mail mesajlaşmasını ekliyorum. Aslında bunu yapmak istemiyordum, ama madem "ahlaksızsın" denmesini açıklamamı "teşhir bereketi" olarak nitelendirmişsiniz, bari teşhirimi tamamlayayım da, düşünen kendi hükmünü versin.
Bu arada adım Hüseyin değil, Murat Çakır
Saygılarımla
Murat

DBH Grubuna gönderdiğim açıklama:
Degerli arkadaslar,

12 Subat’tan bu yana grupta tartismalari izlemeye calistim. Beni elestiren arkadaslara tek tek veya tumden yanit vererek tartismalari yeniden alevlendirmek istemiyorum, ama bazi iddialarla ilgili bir aciklama yapmamim gerekli oldugunu dusunuyorum.

1) Hakaret ve insanlik sucu ithami
Öyle zannediyorum ki, bilhassa Ayse Berktay arkadasin 15 Subat gunu gruba gonderdigi ve genel bir gorus bildirdigi yazisindan sonra ve Turkiye sosyalist hareketinde varolduguna inandigim muthis bilgi birikimine atifla, »beyaz« olmak ve »gizli irkcilik« ile »irkcilik/sovenlik/fasistlik« gibi tanimlamalar arasindaki farki anlatmaya gerek olmadigini dusunuyorum. Birakalim kullandigimiz Turkce’nin ozunde bir ortak dil olmadigini ve Kurtler gibi anadili Turkce olmayanlar tarafindan »egemen dil« olarak algilanabilecegini, sadece kadinlara, gay, lezbiyen ve transgenderlere veya romanlara karsi gosterilen yaklasimlardan, »beyaz« olmanin ne anlama geldigini, bunun »beyaz olmayanlara« neler hissettirdigini ancak tahmin edebiliriz. »Beyaz« olma ve »gizli irkcilik« konularini biraz da »beyaz olmayanlarin« perspektifinden bakarak degerlendirirsek, daha dogru olur kanisindayim.
Bu nedenle kimseye hakaret etmedigime ve/veya insanlik sucu ithaminda bulunmadigima inaniyor, antiirkci diskursta yerlesik olan tanimlarla siyasi bir elestiri getirdigimi tekrarlamak istiyorum. Bu elestirimi hala »hakaret« olarak goren arkadaslara, Ayse Berktay arkadasin yazisini bir kez daha okumalarini tavsiye ederim. Ayrica »hakaret« konusunda ornek istiyorlarsa, tarafima muhatabimdan gonderilen maillerden bir »demeti« ozel mail adresinize gonderebilirim (Hayret, bilmedigim kufurler de varmis, ogrenmis oldum).
Ayrica hic kimsenin, hic bir yapinin »kutsal« olmadigina, bir hareketin onde gelen isimlerine yonelik siyasi elestirinin, »mukaddesata hakaret / ihanet / kufur« olarak degerlendirilemeyecegine inaniyorum.

2) »Tasfiyecilik kampanyasi«
DBH grubu icerisinde bana elestiri yonelten bazi arkadaslarimizin, benim »DBH’ni tasfiye etmek«, »DBH zemininde yer alan sosyalistleri suclayarak zemini dagitmak istedigimi« iddia ettikleri v. b. suclamalarini okudum. Koxuz sitesinde yer alan bir karsit yorumda da, baska birisinin yanitini sonuna kadar okumadan benim yanitimmis gibi elestirmesini veya burada da oldugu gibi, bana ait olmayan sozleri ben soylemisim gibi elestirilerin yukseldigini gordum. Ister istemez insanin aklina geliyor: acaba yazilanlar gercekten sonuna kadar okunuyor mu diye.
Hic bir yazimda DBH’nin »lagv edilmesini« savunmadim. DBH’nin, olusmasini gerekli gordugum bir Cati Partisi formatina uymadigini ve yetersiz kaldigini soylerim, ama »fisin cekilmesi« metaforu bana ait degildir. Demir Kucukaydin’in bir gorusudur. Demir’in gorusunu anliyorum, yukselttigi elestirilerin bir coguna hak da veriyorum, ama DBH konusunda ben farkli dusunuyorum. Bence her orgutun, her yapilanmanin kendini mesru kilan bir varolus gerekcesi vardir, olacaktir. Orgutlenme bicimini, icerigini, program ve pratigini yanlis bulsaniz da, o orgutlenmenin gelecegi ile karari sadece o orgutu olusturanlar verecektir, baskalari degil. Bu acidan benim gibi cografi uzaklik nedeniyle sadece »disaridan gazel okuyan« birisinin yaptigi bir elestiri ile DBH’nin »tasfiye« edilebilecegini sandigimi dusunmuyorsunuzdur herhalde. Boyle bir cabam olmadi hic. Aksine, DBH’nde oldugu gibi, radikal solun temsilcilerinin Kurt hareketi ile oyle ya da boyle ortak bir dil bulmaya calismasini, boyle bir caba icinde olmasini anlamli buluyorum. Bu cabanin yeterli olup olmamasi konusundaki elestiriler ayri, DBH’nin lagv edilmesinin veya iddia edildigi gibi »tasfiyesinin« istenmesi, »tasfiyesi icin ugras verilmesi« ayri seylerdir. O nedenle elestirilerinizi yazdiklarim uzerine yogunlastirmanizi, baska arkadaslarin goruslerini ben ifade etmisim gibi kurgulayarak ele almamanizi rica ediyorum.

3) »Iftira, acik ihbar ve Kurtleri kiskirtma«
Gene soylemedigim ve varsayilan, ama gercekle ilgisi olmayan bir suclama. Birincisi, Kurt Hareketinin tek bir kisinin yazdiklari ile Turkiye Sosyalist Hareketini degerlendirecegini hic, ama hic zannetmiyorum. Kurt Hareketi, Turkiye Sosyalist Hareketi ile ilgili olan algisini, degerlendirmesini dogrundan kendisi yapmistir ya da yapmaktadir, benim yazacagim bir yaziya veya degerlendirmelerime ihtiyaci yoktur kanisindayim. Ikincisi, gerek »gizli irkcilik« gerekse de Cati Partisi konusunda cesitli kereler dusuncelerimi paylastim ve bunlar cesitli gazeteler ve internet sitelerinde yayimlandi. Bunlari www.kozmopolit.com, www.koxuz.org, www.emekdunyasi.net veya www.yeniozgurpolitika.org adreslerinde bulabilirsiniz. 2006’dan bu yana Yeni Ozgur Politika’da surekli kose yazilarim yayimlanir. Cati Partisi ve »gizli irkcilik« konusunda gelistirdigim dusunceler bu yazilar icerisinde yer aliyor. Hatta »Radikallige Davet« baslikli yazimla bu dusuncelerimi genis bir sekilde kaleme almistim. Olusturulmasini gerekli gordugum ve egemen politikaya gercek alternatifi ortaya cikarmasini umdugum genis bir toplumsal muhalefet hareketi ve Turkiye sosyalistlerinin bu hareket icerisindeki yeri konusunda yeterince dusuncelerimi acikladigim kanisindayim. Ayrica, bir kac gune bitirmeye calistigim bir makale ile de bu konudaki goruslerimi toparlayarak, ilginize gonderecegim. »Kurtleri kiskirtip, kiskirtmadigima« da bu yazilar cercevesinde karar verebilirsiniz.

Yani demem o ki, satir aralarinda yazmadigim, soylemedigim seyler aramayin. Yazdiklarima katilmayabilirsiniz, tespitlerimin yanlis oldugunu elbette soyleyebilir, elestirebilirsiniz. Hatta bir arkadasimizin yaptigi gibi, doktora gorunmem gerektigini de iddia edebilirsiniz (Hos, beyin ameliyatimdan sonra cokca doktor ziyaretim olmuyor da degil ya). Ama kiskirtma, ihbar, tasfiyecilik v.b. suclamalara basvurmanin hic bir etkisi olmadigini da bilmeniz gerekir. Samimi olmamaniz icin hic bir neden yok. Istediginiz gibi elestirebilir, goruslerimi curutebilirsiniz. Hic gocunmam, aksine dusunmeme, ogrenmeme yardimci olursunuz. Ayrica yazdiklarimi okumak zorunda da degilsiniz, maillerimi, klavyenizdeki delete tusu ile silebilir, ciddiye bile almayabilirsiniz. Bu kadar basit aslinda.

Musaadenizle bir noktanin daha altini cizeyim. Ben Almanya vatandasiyim, yani Turkiye’deki bir partinin veya bir orgutun uyesi olmam yasal olarak olanaksiz. Kaldi ki benim boyle bir derdim de yok. Yani istemis olsam da, ne bir uye, ne bir yonetici olabilirim. Yapabilecegim, en fazla bulundugum yerden destek cikmak, elestirel dayanismanin geregini yerine getirmeye calismak, dusunsel katki sunmaktir, ama dogru, ama yanlis. Kurucu uyeleri arasinda oldugum Almanya Sol Parti’sinde de siradan bir uyeyim ve partide veya parlamentolarda herhangi bir kariyer yapma, »bir yerlere gelme« gibi bir kaygim yok. Hele hele Kurt Hareketine »siginma«, »yanasma« veya »comez« olmaya calismak hic. Oldugum gibi olmaktan son derece memnunum. Elestirel dayanismami; eylemi, soylemi ve pratigi ile bir olmaya calismami da gerek Avrupa Baris Meclisi’nde, gerek uyesi oldugum partide, gerekse de diger platformlarda yeterince degerlendirenler var, okuduklariyla ve gordukleriyle hakkimdaki hukumlerini vermislerdir. Benim icin de onemli olan bu kadaridir. Yani orada veya burada bir yerlere gelme, isim yapma, kariyer hesaplari, kendimi ispatlama v.s. gibi seyler pesinde oldugumu dusunen arkadaslar fena halde yaniliyorlar. Boylesi elestirilerin bosa caba oldugunu soylemem lazim.

Tum bu tartismalar icerisinde ogrendigin bir sey yok mu, diye sorarsaniz, cok sey oldugunu soylerim. En basta acilen kendimi daha iyi ifade edebilmek icin cok daha fazla cabalamam gerektigini ogrendim. Ama en onemlisi de, dogru olduguna inandiklarim icin her seye ragmen dik durmam, Rosa Luxemburg’un »Lassalle’in dedigi gibi, neyin ne oldugunu soylemek en devrimci eylemdir« sozunu unutmamam gerektigine. Ve eninde sonunda yasamin ve acimasiz gercekleri ile tarihin yanilip, yanilmadigimi ortaya cikartacagina dair inancimi yitirmemem gerektigine.

Saglicakla kalin,
Murat

Mailler:

Von: Ertuğrul Kürkçü [kurkcu@bianet.org]
Gesendet: Sa 13.02.2010 00:28
laf salatalarını kendine sakla şerefsiz soytarı. tırşıkçı süprüntü.

12 Şubat 2010 19:01 tarihinde Cakir, Murat yazdı:
Sayin Kürkcü,
siz hüküm veren oldukca, hakkimda verilenleri daha cok dinleyecegim herhalde. Benim mesrebim, sizin bu yazdiklarinizdan sonra, dogru bildigim yolda devam etmemi gerektiriyor. Gösterdiginiz tepki siyasal yasamimda hic rastlamadigim bir tepki degil. O nedenle bu tepkinize devam etmenizin beni sarsacagini zannetmeyin. Bu son mesajinizdan sonra de, gönderilen yaziyi nasil degerlendirdiginize dair hakkinizda hükmümü pekinlestirdi. Üzüldüm, cünkü sizin konumunuzda olan birisinden bunu beklemezdim. Hala önüme gelene ne söyledigimden bahsediyorsunuz. Bilgi birikiminizden, yazdiklarimi cok iyi anladiginizi biliyorum. Ama bilincli bir sekilde yaptiginizida görüyorum. Sizden hosgörü falan bekledigim yok. Biraz olsun tarihinize, kisiliginize saygi duyuyorsaniz, tavrinizi biraz gözden gecirirsiniz.
Bana nasil seslenirseniz seslenin. Sadece sayginliginizi yitirirsiniz. Hic olmazsa bu noktada bitirin de, daha fazla seviye kaybetmeyin.
Bir nacizhane tavsiye: artik benden gelen mailleri, ki bundan sonra tesadüfen gelecek, cünkü mailadresinizi siliyorum, delete tusuna basarak siliniz. Hic olmazsa okumaz, rahatiniz bozulmaz.
Yasaminizda mutluluklar dilerim
Murat Cakir

________________________________________
Von: Ertuğrul Kürkçü [mailto:kurkcu@bianet.org]
Gesendet: Fr 12.02.2010 17:26
An: Cakir, Murat
Betreff: Re: Entellektuel ahlak ve elestirinin siniri
Ahlaksızlara sadece ahlaksız denir. Senin gibilerin hakkı da haklarındaki bu hükmü dinlemekten ibarettir. Ahlaksızlığa devam ettiğin her zaman sana bu şekilde seslenmeye devam edeceğim. Önüne gelene ırkçı diyebileceğini ve insanların bunu hoşgörüyle tartabileceği bir genişliğe sahip olduklarını sanman ancak senin meşrebine dair bir fikir verir. Eğer şimdiye kadar böyle bir tepkiye karşılamamışsan bundan sonra daima karşılaşacağından emin olabilirsin.

suat kullanıcısının resmi

konu ile ilgili farklı bir bakış

bu konu sanırım kişisel eleştiri ve tartışmalar formatından çıkarsa asıl işlevine varacaktır..

kişi olarak direk aithamlarda bulunmaktan kaçınırım.. yani çok açık ve net ifadeler yoksa yada kişi bunun farkında bile değil ise.. tespitde acele etmek istemem.. ama herkes de bunu yapmalıdır diyemem..

buradaki yazıları okuyunca..;
bir nokta bana da açıklık getirdi..
ırkçı demek ile gizli ırkçı yada beyaz-elit vs. gibi tanımların bir olmadığının altı çizlmelidir..
uygun kelime nedir iddia edemem ama..,
adam ol.., delikanlı ol.., kadın gibi vs. gibi söylemler.. ne kadar demokrat olsak dahi içimizdeki erk-ek ten bir parçadır.. dile girmiş ben bu anlamda demedim desek bile zemin budur..

bazı yazılarda geçen ifadeler.. hatta olmayan kelimelere karşın yazıdaki içerik yazandaki şöven mantaliteyi gösterebilir..
elbette bu tartışmaya açık bir algılamadır.. ama tartışılmalıdır da..
itham edilen kişi.., bana nasıl dersinden ziyade "bunu nerden algıladın" diye sormalıdır.. gelen yanıtın tutarsızlığı kişinin amacını ve tutarsızlığını da ortaya çıkarır..
olayın sadece.., sayın ertuğrul kürkçü üzerinden yürümesi başlı başına bir talihsiz ve gereksiz durumdur..

bence mantıklar temelinde ele almak gerekir..

bana göre..; kürt halk hareketi yada dinamiği yada yapılanışı diyeyim..., içinden birinin komünizm toplumsal felsefe vs. noktalarında bir düşünce üretemeyeceğini söylemek.., en hafifinden.., beyaz-elit ırkçılığıdır..
oysa kürt kökenli olup.., türkiye "solundan olan birisine bu hak veriliyor.. yeterki kürt ulusal mücadelesi yapısı içinde olmasın.. oysa aynı sosya-kültürel süreç içinden gelmişler..

dikkat ediyorum.. teorik bir konu tartışılırken..., kürt ulusal sorununu temeline almış bir kişi anında bu formata sokuluyor.. kürt olmayan ben bile bu ithamlarla ve tanımlamalarla çok karşılaşıyorum..
ve kürt olmadığımı söylemek zorunda kaldıkça.., kendimi gizli-ırkçı olarak da görüyorum..
oysa.., ben ulusalcı "damara" sahip olamam kürt değilim.. bu anlamda kürt ulusal sorununu temele almak ile teorik zemin farklılığını karıştırmayın.. evrensel teorik konu ne ise oradan "yüklenin" demek istiyorum..

ama konu gelip.., ulusalcılığa dayanıyor.. ben kürt olmadığım için bir parça yırtıyorum.. ama kürt olan arkadaşlar yandılar.. ağızlarıyla kuş tutsalar "hatim indirseler" teorik anlamda dikkate alınmaları olanaklı değil..,
onlar doğuştan ulusalcı..

bakıyorum ki.., sosyalizm adına konuşurken.., türk işçi sınıfı kürt işçi sınıfı diyenler bu noktada çok rahat.. kürt işçi sınıfının teorisyenlerini ulusalcı diye ayırdıklarında kendilerine ne kalıyor bakmıyorlar.. bile....
kendilerine "türk" ulusalcılığı kalıyor.. üstelik bu topraklarda tük-kürt olmayan başkalarının varlığını da es geçiyor.. asimilasyonu onaylamış oluyorlar..

ben bu duruma gizli-ırkçılık demesem bile.., gizli şövenlik dediğimde ... perişan oluyorum..
ne sosyalizm düşmanlığım.. ne işçi sınıfı düşmanlığım kalıyor.. bir tek ulusalşcı diyemiyorlar çünkü kürt değilim.. ama kuyrukçu oluyorum haliyle..

işte böyle..

kürkçü

gerçekten çok temelsiz iddialarla ertuğrul kürkçü üzerine yorumlar yapıyorsunuz. bu sitede 2-3 yazarın sürekli olarak kürkçü üzerine siyaset yapması rastlantı olmasa gerek. ama şunu bilinki bir insan sizin siyasi mesainizi bu kadar dolduruyorsa hepinizden daha çok iş yapıyor demektir. ertuğrul kürkçü yeni ortaya çıkmış bir köşe yazarı yada genç bir devrimci olsa tamam diyecem ama hayatı boyunca yaptıkları ve yazdıklarıyla ne kadar ciddi bir birikime sahip olduğu ortada, ve doğru işler yaptığı da ortada..sürekli kürkçü'nün kürtlere karşı gizli bir ırkçılık beslediğinden bahsediliyor ama bunun en ufak bir dayanağı gösterilmiyor. her yazınızda kürkçü'yü değil kendinizi yıprattığınızı bilin...

suat kullanıcısının resmi

öneri....; kişiler değil.. duruşlar temel alınmalıdır

bence.., bu tartışmalar... sayın kürkçü üzerinden alınıp.., ideolojik zeminler ve yaşamdaki argümanlar ve duruşlar üzerine işlenmelidir..

gerek eleştiri gerekse savunma adına yapılan bazı girişimler.. kişiler nezdinde "sahiplenmeye" dönüşüyor.. oysa sorun kişiler değil..,
ideolojik zeminler ve yaşamdaki duruş-argüman yansımalarıdır..
bir çok durumda.. kişi burada en masum olandır..
bazende bu "sakıncalı duruşa" rağmen masum olabilecek kişiyi eşleştiren ise.. belki aynı zeminlerden belki de başka nedenlerden dolayı.. "masum" değildir..

sapla samanı karışmaktan daha tehlikelisi.....;
bu sapın hangi tarlanın hangi ürünü olduğunu karıştırmaktır..
arpaya.. buğday demeye devam ettikten sonra bunun sapını-samanını karıştırsak ne yazar..

konunun özüne gelelim diye düşünüyorum..