Cum, 02/19/2010 - 07:17 anındaki Sosyalizmde İmtiyazlılık... sürümü

Şimdiye kadar türk sosyalizminin önünde duran insanlara ciddi eleştiriler gelmeye başlaması, görüşlerinin, önerdikleri politikaların sorgulanmasını ileri bir adım olarak görmekteyim. Türk sosyalizminin onyıllardır içine hapsolduğu kabukların kırılmaya çalışılmasından doğal bir durum olamaz kanısındayım.
Bunun için geç bile kalındığını düşünmekteyim.
Neden diye sorulduğunda, onikieylül darbesine yenilmiş ve aradan geçen otuz yıl boyunca ciddi bir gelişme kaydetmek bir yana sürekli gerilemiş yapıların ve bu yapıların önünde duranların sorgulanmaması bir anormallik olurdu.
Bu yapıların teorik-politik ve örgütsel yönelimlerini belirlemiş insanların bu eleştirilerden en büyük payı almaları, işin doğası gereğidir.
İlginçtir, bu insanların eleştirileri ya görmezden gelmeleri ya da yasakçı, dışlayıcı bir tepkide bulunmaları nasıl açıklanabilir?
Sosyalist hareket içinde belli kutsallığa erişmiş ve eleştiri oklarına karşı imtiyazlandırılmış olmaları olumlu karşılanırsa eğer, otuzyıldır varolan gerilemenin daha epey süreceği ve bir yenilenmenin şimdilik gerçekleşmeyeceğini de kabulleniyoruz demektir.
Türk sosyalizmi içindeki hangi gruba sorarsanız sorun, hep kendi dışındakiler ulusalcı ve ırkçı ve cinsiyetçidir ama kendisi değildir. Ulusalcılık ve ırkçılık ve cinsiyetçilik denilen illetten, her grup kendi adına kurtardığı için; hangisini eleştirseniz karşınıza nasıl hakaret edersin tepkisi ile birlikte, “atın mail grubundan”, eğer çok yakınsa “atın çevreden” yaptırımı gelir.
E. Kürkçü’nün yazdıkları karşısında ırkçılık eleştirisi ve “beyaz türklük” tanımlamasına karşı tepkileri de bu yönde değerlendiriyorum.
Yanılmıyorsam bu “gizli ırkçılık” eleştirisi daha önce D. Küçükaydın tarafından mail grubuna atılan E. Kürkçü imzalı yazı dolayımı ile de yapıldı. Yine acaip tepkiler ortalığı kaplamıştı. D. Küçükaydın’a deli diyen mi ararsın, grubu olmama kompleksine yoranlar mı ararsın, mail grubundan atılmasını isteyenler mi ararsın; ne ararsan vardı maşallah!
Anlaşıldı ki E. Kürkçü “gizli ırkçılık” veya ulusalcılık konusunda efsunlanmış durumda. Bu zehirli fikirlerin E. Kürkçü’ye ulaşması mümkün değil.
Yine biliyoruz ki, başka grupların başında duranlara karşı da milliyetçilik, ırkçılık türü bir eleştiri getirildiğinde, belirli bir çevreden aynı tepkiyle birlikte, “hakaret ediliyor” diyerek atma, kesme tedbirleri önerilecek.
Şimdi şöyle bir öneride mümkün tabi. Bir liste yapılır ve kimin yazdıklarında kesinlikle milliyetçilik ve ırkçılık olamayacağı belirtilir. Bu listedeki insanların ve yazılarının kesinlikle bu tanımlamalar ile eleştirilmelerinin yasak olduğu söylenir.
Sorun böylece çözülür!
Sanırım, belirlenmiş bir liste yoksa da, fiili olarak durum zaten bunu gösteriyor.
Fakat ortaya ilginç de bir durum çıkıyor: Ya bu insanlar gerçekten ırkçılık ve milliyetçilikten etkilenmiş ve yazdıklarıyla bir biçimde bunu işliyorlarsa?
Yaptığımız iş, ırkçılığın ve milliyetçilik savunusuna özgürlük sağlamak için yasak koymak anlamı taşıyacak. Diğer bir deyişle ırkçılık ve milliyetçilik sinmiş yazılara geniş bir özgürlük sağlamış olacağız.
E. Kürkçü’nün yazılarına böyle bir eleştiri ve tanımlama getirilemez demek, E, kürkçü’yü doğrudan bu konularda imtiyazlı kılmaktır. Sosyalizmin içine imtiyaz girdiği anda, iş reel sosyalizme döner. Sanırım Stalin’i de kimse ulusalcı diye (tabi başka türlü de) eleştiremezdi, sonra Brejnevi de ve sonra... sonra kim geldiyse onu.
Kimsenin yazısı eleştiriden muaf olamaz. En sert eleştiriden, en kırıcı eleştiriden bile korkmayınız. Asıl eleştiriye karşı imtiyazlılık içinde bulunuluyorsa ve bu yönde bir çaba gösteriliyorsa korkun.
Türk sosyalizmi, bu imtiyazlılık sistemi içinde kendini aşamadı. Bir tür reel sosyalizmi kendi küçük grupları içinde yaşattılar. Halen de yaşatmaktalar.
Eleştiriler haksız da olabilir, yanlış da olabilir, uç ve hakaret olarak bile algılanmaya uygun olabilir. Ama çözüm her zaman yine eleştirilebilmekten geçer. Başka bir çözüm aramak, kişilere ve yazılarına “imtiyaz” sağlamak, dokunulmazlık yaratmaktır. Sosyalizm için en tehlikeli olan yaklaşım budur.
En kötü eleştiri bile, bir insanı bir küçük imtiyaza büründürmekten kat be kat yeğdir.
E. Kürkçü’nün yazısında “gizli ırkçılık” görmüşsem veya milliyetçilik görmüşsem bunun adını neden koymayayım?
E. Kürkçü dokunulmazlardan mıdır?
Peki dokunmadık; ya gerçekten milliyetçilik yazılarında varsa, ırkçılık varsa.
Böyle bir şeyin olabilmesi mümkün değil midir? Ve eğer gerçekten varsa, nasıl uyarılır, düzeltilir bu fikirler? Yolu yöntemi olan varsa söylesin? Ve halen, “yok kardeşim sen E. Kürkçü’nün yazılarını ırkçılık ve milliyetçilik nitelemeleri ile eleştiremezsin” deniyorsa, ve bu yazılar gerçekten bunu içeriyorsa, bu durum ırkçılığa ve milliyetçiliğe bir özgürlük anlamı taşımaz mı?
Bir yazıda cinsiyetçilik görüyorsam bu yazı “imtiyazlılardan” birine ait ise, bunu cinsiyetçilik olarak niteleyip eleştiremeyecek miyim?
Bir yazıda milliyetçilik görüyorsam, bu yazı “imtiyazlılardan” birine ait ise, bunu milliyetçilik, ırkçılık olarak eleştiri getiremeyecek miyim?
“Bizim imtiyazlılar” da gizli toplantı yaparak darbe yaptıktan sonra; onlara darbeci dediğimde, nasıl da hakaret ediyorsun lafzının ardına sığınmışlardı. O zaman, “bu eleştiri değil, hakaret lafı” “bizim” darbecilere özgürlük anlamı taşıyordu. Gerçekten de, darbeciler özgürdü. Mağdurlar suçlu oldu.
Sahi nasıl bir sosyalizm savunuyorduk biz?
Eleştirilemeyenlerin olduğu bir sosyalizm mi?
Sosyalizm tarihine bakın, bir dönem “tanrı” olan insanların nasıl milliyetçiliğe ve savaşa teslim olduğunu göreceksiniz. Ve bu insanların aşılması “eleştiri” ile olmuştur.
Kuran eleştirilemez, peygamber eleştirilemez diyen islamcılardan mı oldunuz?
Efendim neymiş, bu eleştiriler samimi değil, başka amaçlar ile yapılıyormuş, bir yapıyı dağıtmak amacı taşıyormuş, kişiyi yıpratma amacı taşıyormuş falan filan...
Stalin’i eleştirenler de asıl amaçları sosyalizmi yıkmak olduğu için asıldılar zaten!
Siz yapılan eleştirinin ötesinde niyeti sorgulama hakkını kendinizde nasıl buluyorsunuz?
Ne kadar kolay yıpranan “liderleriniz” varmış?
Ne kadar da kolay yıkılabilecek yapılar kurmuşsunuz öyle?
Paranoyak gibi işinize gelmeyen her eleştirinin içinde saklanmış bir “dinamit” buluyorsunuz kendinize yönelmiş.
Bırakın, durum zaten öyleyse yıkılıversin ve yıpranıversinler.
En çetin ve en uç eleştirilerle bile yıkılmayacak liderler ve yapılar çıkar böylece.
Sosyalizmimiz eleştiriden, en katı, en sarsıcı, en uç eleştiriden bile korkmaz. Yıpranacağını değil, güçleneceğini düşünür.
Yetmiş yıllık reel sosyalizm imtiyazlılık içinde koruyarak kendini, sonunda yıkıldığında altında kaldık hepimiz. Topu topu yetmiş günlük özgürlükçü komün, nasıl bir mücadele ateşini yakmıştı ezilenlerin ve işçilerin arasında.
Bazen kalıcılık kötüdür.
Yıkılacak olanı, gideni, çürüyecek olanı imtiyazlılık içinde kalıcılaştırmaya çalıştıkça kaybederiz bazen.

17.02.2010
tayfun...