Göbekli Tepe ve Günümüz Toplumları

Sayın Klaus Schmidt’in “Göbekli Tepe- En eski Tapınağı Yapanlar” başlıklı, oradaki kazılardan elde edilen bulgular hakkında bilgi veren ve yorum denemelerinde bulunan değerli kitabını henüz satın aldım ve okumaya başladım. Bu nedenle konumuzla ilgili erken hükümlerde bulunurken dikkatli olacağım...

Bununla birlikte “Göbekli Tepe”nin tarih yazımını yeni baştan ele almayı gerektiren bir önem taşıdığı oldukça açık görünüyor. Burada, üstü kapalı “ilk tapınak”, “İlk uygarlık” gibi nitelemeleri, belki yayıncı sunum tarzına veya arkeologlarımızın o büyük coşkusuna bağlamak yerinde olur. Çünkü Göbekli Tepe bulgularının kendisi, zaten “Göbekli Tepe”nin bir “ilk” olamayacağını yeterince göstermektedir ve genel olarak “ilk” sözcüğünün, toplumların kültürel gelişim sürecini doğru tarzda anlatamayacak olduğundan yola çıkmamız lazım. Truva bulgularından beri, “ilk”lere artık kulağımızın alışık olması lazım…

Göbekli Tepe, sadece gelişkin bir taş işçiliği düzeyini yansıtıyor olduğu için “ilk … olamaz” demiyoruz…Fakat bundan daha önemli olan şey, Göbekli Tepe’de karşılaştığımız uygarlığın, toplum birimleri çok açık bir şekilde, daha o zamandan “hayvan totemler” arasında bölmüş olması; böylece “ölü yamyamlığı” uygulamasını toplum birim üyelerinin elinden almaya başlayıp , gerçekten hayvanlara, “kurda, kuşa yem etme”ye yönelmiş olabilmesidir.

Bay Klaus Schmidt ve ekibini “Göbekli Tepe”nin bir yerleşim alanı değil de, tapınım ve hatta daha çok bir “mezar”lık , “eti senin/kemiği benim” kuralı uyarınca ölülerin etlerinin (önce “yabancı toplum birim” üyelerine ve giderek de onlarla eşitlenerek gerçek yırtıcı hayvanlara sunulduğu ) bir “sessizlik kulesi”/Dakhma türü bir kutsal sunum alanı olduğunu saptayabildikleri için kutlamak gereklidir.

Her ne kadar bay Schmidt, farklı olasılıklar arasında dolaşıyor olsa da, sonunda gelip şunu diyebilmiştir:

“…Nevali Çori yaşayanların yeriydi, Göbekli Tepe ise ölülerin…” (sy:145) (Arkeoloji ve sanat yayınları..)

Bay Schmidt’in çalışmasında – şimdilik bir ilk okumaya bağlı olarak söylediğime dikkat çekerim…-- yine de Göbekli Tepe bulguları ile günümüzün dinsel/sosyal yapıları arasında gerekli bağları yeterince kurmuş olduğunu söyleyemiyoruz. Onu, Avesta/Ahura Mazdacılık bağlantılarını kurduğu noktalarda yürekten kutluyorum, ama, saf halleriyle bu önemli bulguları, adım adım günümüzün inanç ve uygulama temelleri olarak bağlantılandırmak gerekecektir.

Bu noktada Göbekli Tepe, Nevali Çori ve öteki yakın yerleşim bulgularındaki “hayvan” totemlerin dikkatli bir sıralaması ve tasnifi, bize derhal, hayvan totemlerin hiç de gelişigüzel seçili olmadığını; bu toplulukların yaşamında daha sonraki ittifak süreci içinde “kartal başlı, aslan pençeli, kuzgun kanatlı, vb. vb..” hibrib/melez totemler çıkmadan önceki saf halleriyle, saf aslan, saf tilki, saf kartal, saf tavşan, saf domuz, saf turna, saf ördek, saf ceylan, saf boğa, saf kertenkele, saf yılan… vb. olarak bulunuyor olduklarını saptamamız gereklidir. Bu noktada, ilgili topluluklar için , “insan”lıktan çıkıp “hayvan” totemlere ayrışma/ayrıştırılmalarının görece başlangıç döneminde bulunuyor olduklarını söyleyebiliriz.

Burada seçilen “hayvan” totemler hiçbir şekilde tesadüf olamazdı. Gerçek dünyadan seçilmiş olmalıydılar ve bu hayvanların özellikleri, toplum birimlerin karşılıklı ittifak ilişkisinde takınmaları gereken tutumlara uygun olmalıydı. Eski topluma, günümüzün uzay çağı bilgilerine sahip olmadıklarından yola çıkarak “cehalet” suçlaması getirmek, oldukça anlamsız da olsa, mümkün... Ne var ki, eski toplumun hayvan/bitki totem ayrışmasını severek ve gönülden dileyerek yapmalarının nedenini “cehalet”de arayanlar, buna ilişkin “incir çekirdeğini” dolduracak ikna edici bir açıklama yapabilmiş değildirler. Sadece bir tek soru, “neden o hayvan değil de şu hayvan” sorusuna, ne bilim dünyamızın ünlü beyinleri, ne de ilahiyatçılarımızın meşhurları yanıt verebildiler! Birisinin “cehalet” argümanı, ötekinin “anlamını Allah bilir” amentüleriyle tamamlandı…

Bitki ve Hayvan Totem’in eski insan toplum birimleriyle gerçek ilişkileri o denli fazladır ki, Museviliğin “Çekirge” gibi böcekleri “Ceylan eti yer gibi” yemeyi öğütlediği halde, “Deve iğrençtir, yenilmez” demesini başka türlü açıklayamayız. Köpek yemeyi kutsal görev addeden bir topluluğun, Ceylan’ı veya Horoz yemeyi yasaklamasında da temel yaklaşımı buluruz: Çünkü ,Domuz’u, Deve’yi, Ceylan’ı, Horoz’u… yemeyi yasaklayanlar için, yasaklanan gerçekte “Domuz totemli topluluk üyeleri”nin yenilmesi ; Deve totemli topluluk üyelerinin yenilmesi ; Horoz totemli topluluk üyelerinin yenilmesi…..idi. Buna karşılık, kendi toplum biriminden olmadığı için ve eski toplumsal ilişkiler uyarınca “düşman” olarak yemesi de gerekli olduğu için “çekirge” totemli topluluk üyesini yeme anlamında—giderek insan=çekirge eşitlemesi içinde -- çekirge yemek üstelik sevap haline dönüşecektir..

Eski toplulukların karşılıklı ilişki yapıları içinde kurban sunan topluluklar, hiç olmazsa insan kurban sunumundan kurtulabilmek için, “Koç,Koyun,Kuzu” olmayı, “Buğday, arpa, Fasulye, Bezelye” olmayı; Zeytin, Hurma, Palmiye, Elma, Fındık, Fıstık, Üzüm.. vb. olmayı seçerlerken ( bu ürünler oralarda oturan toplulukların doğal özelliklerine de uygun olmalıydı); kendilerine kurban sunulan ve yiyici olan toplum birimler ise Aslan, kaplan, çakal, akbaba, kartal, kuzgun.. vb. olmalıydılar!

Göbekli Tepe verileri, o aşamada toplum birimlerin sadece veya daha çok Hayvan totemlerle sınırlı olduklarını gösteriyor…

[ [ Tevrat’ın Yaratılış anlatımına göre, tarihin bu bölümünü yeniden anlamaya çalışmak gerekecek.. Çünkü “ Aşur”, aslında “Toprak” yani tarımsal alandı ve “Kazma” yani kaba saba – kültürsüz tarımcı Adem// Tek bir Adem yoktur..Her farklı topluluğun bir farklı “İlk oğul”u vardır// çok sonra yaratılmıştı.. Kuran bile bunu kabul eder.. Önce Şeytan vardır ve Adem’in otoritesini pek kabullenmek istemez..Allah’a falan karşı çıkar..]]

Mezopotamya topluluklarının bu tür temel tarihsel ve toplumsal özelliklerini tanımadan, ne dinsel uygulama, inanç ve bunları anlatan kutsal kitap metinlerini “tanımla”yabiliriz; ne de Anadolu ve Mezopotamya topluluklarının yazılı belgelerini… Ne kurban ve sunu kültünü… ne de Din’lerin evrimini ve onlar içinde yer alan bir dizi eski işaretin anlamlarını..

Müslümanların hala’larının niye Hurma olduğu; İsa ile neden “küçük güvercin”, “Kuzu”, “Asma üzümü”, “Nar” , “Sıpa” , “Zeytin” vb. arasında bağlantı kurulduğunu…

Dinsel jargonda hayli yeri olan Turna”nın, Akbaba’nın, Aslan’ın, İt’in, Eşeğin, At’ın oralarda ne aradığını da…

Yaşar Nuri Öztürk gibilerinin “evrimci”lerinin dayandığı Bektaşi menkıbelerinin “Mercan’dan Nebat’a, Nebat’tan Hayvan’a, Hayvan’dan İnsan’a…” dönüşme tezlerinin gerçek tarihsel arka planını da…

Ve bütün bunların ötesinde, kullandığımız “Burç”ların ilk örneklerinin Göbekli Tepe’de gözlerimizin önünde yükseldiğini görmeden ve bunların anlamlarını toplumların bugünkü ruh dünyalarına kadar taşımadan ve toplumsal davranış psikolojilerinde 10 bin yıldan fazla zamandan önce yer etmiş değerlerde bulamadan, bilim dünyamız da, siyaset dünyamız da tek ayağının üzerinde topallamaya devam edecek görünüyor...

Dileyelim çok uzun sürmesin!

***

http://toplumvetarih.blogcu.com/gobekli-tepe-ve-gunumuz-toplumlari/52523...

Göbekli Tepe: En Büyük Arkeolojik Keşfi

Samuel Noah Kramer tarafından, “Tarih Sümerle Başlar” şeklinde başlıkların atılmış olduğu kitapların bu iddiası artık sürdürülemez durumdadır. Özellikle Göbekli Tepe keşfiyle, gerçekten de “medeniyet tarihi”nin yeni bir yazım türü için gerekli alt yapı ortaya çıkmış durumda.

Gelgelelim “Bütün Kültürlerin Kökeni Sümer” başlıklı bir kitabı bitirmekte olduğunu ilan eden (bkz. Muazzez İlmiye Çığ,Sumerlilerde Tufan,Tufan’da Türkler, sayfa. 9) Muazzez hanım ve benzeri görüşte olanlar için, Göbekli Tepe’de keşfedilen ve Mezopotamya uygarlık düzeyini İ.Ö 10.000’li yıllara kadar geri götüren bir olayı yorumlamak oldukça zor olacaktır. Zaten böylesine önemli bir keşif ortada dururken, Muazzez hanımın Göbekli Tepe’deki keşfi yok sayan iddialar üzerine kurulu “Bütün Kültürlerin Kökeni Sümer” başlıklı kitap hazırlama bildirileri, durumun ne olacağı hakkında fikir veriyor.

Aşağıda,"Arkeoloji Ve Sanat Yayınları"ndan çıkmış olan "Klaus Schmidt.Göbekli Tepe/En Eski Tapınağı Yapanlar" başlıklı kitaptan bazı alıntı/bölümler bulunmaktadır.

Biz, Göbekli Tepe'yi "tanıma ve tanıtma" konusundaki çabalarımızı sürdüreceğiz ve daha sonra K. Schmidt’in Göbekli Tepe kazılarından elde edilen bulgulara ilişkin yorumlarına ve değerlendirmelerine dönme fırsatı yaratacağız.

Fakat şimdiden şunları söylemekte pek sakınca yok: Göbekli Tepe'ye ilişkin olarak, “İlk tapınak”, “avcı- toplayıcı topluluk” gibi doğruluğu çok şüpheli erken genel yargılar bir yana, Göbekli Tepe’ye ilişkin olarak bay K. Schmidt’in değerlendirmelerinde, eski toplumların hayvan totemler ve bunların dinsel inançtaki yerleri vb. pek, hatta hiç, göz önünde tutulmamaktadır.

Oysa, domuzdan eşeğe, aslandan tavşana, turnadan ceylan’a kadar burada resmedilmiş hayvanlar, toplum bilim alanında çalışan bir uzmana , “hayvanat bahçesine girme hissi” değil, verse verse, eski toplumun örgütsel yapılanmasındaki o yüksek bilgeliği ve zenginliği anlatabilmeliydi....

Göbekli Tepe’de söz konusu olanın, genel , anlamsız ve karmaşık bir “ hayvan”lar değil, çok somut ve belirli bir hayvan dizgesi olarak var olduğunu ve bunun da o zamanki toplulukların karşılıklı ilişki ve örgütlenmesiyle bağlantılı olduğunu saptayabilmektir..

Bay K. Schmidt’e çalışmalarından ötürü teşekkür duygumuz , ona eleştiride bulunmaya engel değil...

Göbekli Tepe bulguları, bu alanın, bilinen klasik anlamlı Tapınaktan ziyade, mezarlık alanı olduğu düşüncesini doğruluyor.

Fakat ister mezarlık, ister tapınak olsun, ortak bir kült alanı olduğu anlaşılan bu bölgedeki “totem hayvan şekilleri”, insan toplumu ile “hayvan totemler” arası eşitleme ve geçiş olduğu bir dönemde bulunduğumuza işaret ediyor. Zaten bu dönem başlı başına, kültürel bir kategoridir ve Mezopotamya toplumlarının insan kurban ve yamyamlığından vazgeçmeye başladıkları döneme işaret etmektedir.

Yamyam ve yarı-yamyam dönemden itibaren, sınırlandırılmış insan kurban ritleri, zaten bir kültürel düzen demektir.Ayrıca eski toplumun dinleri, eski toplumun daha eski kurallar demetinden başka bir şey değildir....

Gazete yazılarındaki sansasyonel vurgular, çok önemli değil. Önemli olan bu bulguları, insan tarihinde gerçek yerlerine oturtabilmek.

Bunun için ise, öncelikle "Sümer ilkleri..." denilen “tabu fikirler”i yıkmak ve aşmak gerekiyor.

Böylece önyargısız şekilde bilimsel alanda ilerleme olanağı doğacaktır.

Bu tür konuları adım adım örerek , bilgilenim sürecini ilerleteceğiz..
S. Kaçmaz

http://toplumvetarih.blogcu.com/gobekli-tepe/7083094

Göbekli Tepe: Tarihin 'Okunması'nda Yeni Bir Çığır!

....Kelaynak, Turna, Örümcek, Akrep,Tavşan, Ceylan,Aslan, Boğa, Domuz,Tilki, Eşek....

***

Ön Açıklama:

Safa Kaçmaz

Samuel Noah Kramer tarafından, “Tarih Sümerle Başlar” şeklinde başlıkların atılmış olduğu kitapların bu iddiası artık sürdürülemez durumdadır. Özellikle Göbekli Tepe keşfiyle, gerçekten de “medeniyet tarihi”nin yeni bir yazım türü için gerekli alt yapı ortaya çıkmış durumda.

Gelgelelim “Bütün Kültürlerin Kökeni Sümer” başlıklı bir kitabı bitirmekte olduğunu ilan eden (bkz. Muazzez İlmiye Çığ,Sumerlilerde Tufan,Tufan’da Türkler, sayfa. 9) Muazzez hanım ve benzeri görüşte olanlar için, Göbekli Tepe’de keşfedilen ve Mezopotamya uygarlık düzeyini İ.Ö 10.000’li yıllara kadar geri götüren bir olayı yorumlamak oldukça zor olacaktır. Zaten böylesine önemli bir keşif ortada dururken, Muazzez hanımın Göbekli Tepe’deki keşfi yok sayan iddialar üzerine kurulu “Bütün Kültürlerin Kökeni Sümer” başlıklı kitap hazırlama bildirileri, durumun ne olacağı hakkında fikir veriyor.

Aşağıda,"Arkeoloji Ve Sanat Yayınları"ndan çıkmış olan "Klaus Schmidt.Göbekli Tepe/En Eski Tapınağı Yapanlar" başlıklı kitaptan bazı alıntı/bölümler bulunmaktadır.

Biz, Göbekli Tepe'yi "tanıma ve tanıtma" konusundaki çabalarımızı sürdüreceğiz ve daha sonra K. Schmidt’in Göbekli Tepe kazılarından elde edilen bulgulara ilişkin yorumlarına ve değerlendirmelerine dönme fırsatı yaratacağız.

Fakat şimdiden şunları söylemekte pek sakınca yok: Göbekli Tepe'ye ilişkin olarak, “İlk tapınak”, “avcı- toplayıcı topluluk” gibi doğruluğu çok şüpheli erken genel yargılar bir yana, Göbekli Tepe’ye ilişkin olarak bay K. Schmidt’in değerlendirmelerinde, eski toplumların hayvan totemler ve bunların dinsel inançtaki yerleri vb. pek, hatta hiç, göz önünde tutulmamaktadır.

Oysa, domuzdan eşeğe, aslandan tavşana, turnadan ceylan’a kadar burada resmedilmiş hayvanlar, toplum bilim alanında çalışan bir uzmana , “hayvanat bahçesine girme hissi” değil, verse verse, eski toplumun örgütsel yapılanmasındaki o yüksek bilgeliği ve zenginliği anlatabilmeliydi....

Göbekli Tepe’de söz konusu olanın, genel , anlamsız ve karmaşık bir “ hayvan”lar değil, çok somut ve belirli bir hayvan dizgesi olarak var olduğunu ve bunun da o zamanki toplulukların karşılıklı ilişki ve örgütlenmesiyle bağlantılı olduğunu saptayabilmektir..

Bay K. Schmidt’e çalışmalarından ötürü teşekkür duygumuz , ona eleştiride bulunmaya engel değil...

Göbekli Tepe bulguları, bu alanın, bilinen klasik anlamlı Tapınaktan ziyade, mezarlık alanı olduğu düşüncesini doğruluyor.

Fakat ister mezarlık, ister tapınak olsun, ortak bir kült alanı olduğu anlaşılan bu bölgedeki “totem hayvan şekilleri”, insan toplumu ile “hayvan totemler” arası eşitleme ve geçiş olduğu bir dönemde bulunduğumuza işaret ediyor. Zaten bu dönem başlı başına, kültürel bir kategoridir ve Mezopotamya toplumlarının insan kurban ve yamyamlığından vazgeçmeye başladıkları döneme işaret etmektedir.

Yamyam ve yarı-yamyam dönemden itibaren, sınırlandırılmış insan kurban ritleri, zaten bir kültürel düzen demektir.Ayrıca eski toplumun dinleri, eski toplumun daha eski kurallar demetinden başka bir şey değildir....

Gazete yazılarındaki sansasyonel vurgular, çok önemli değil. Önemli olan bu bulguları, insan tarihinde gerçek yerlerine oturtabilmek.

Bunun için ise, öncelikle "Sümer ilkleri..." denilen “tabu fikirler”i yıkmak ve aşmak gerekiyor.

Böylece önyargısız şekilde bilimsel alanda ilerleme olanağı doğacaktır.

Bu tür konuları adım adım örerek , bilgilenim sürecini ilerleteceğiz..

***

Eski toplumun tarihsel sürecini aktarırken karşılaştığımız en önemli dogmalardan birisi de, inanç dünyasında, eski “cahil toplumun”, öncelikle, korktuğu, hayran olduğu, anlamını çözemediği varlık/olay/ hayvan’lara taptığı ve ancak daha sonraki aşamada, tanrılarını insan görünümünde hayal etmeye başladığı…dır.

Bu yaklaşımı, artık jargonlarını daha çok tanıdığımız Musevilik, İsacılık ve İslam’a doğru taşıyarak biraz daha somutlaştırdığımızda, iddia/dogma şu şekli almış olacaktır:

-İnanç süreci içinde, eski toplum önce hayvan/bitki tapınımını yaşamış, insan biçimli tanrılar sonra şekillenmiştir…

Daha önce makalelerini yayınlamış olduğumuz Sayın

Prof. Dr. Belkıs Dinçol da, ne yazık ki, bu hatalı teoriyi çıkış varsayımı olarak kullanmaktan kendini alıkoyamıyor ve şöyle diyordu:

“Eski Doğu insanları günümüzden binlerce yıl önce doğada korktukları, kontrol edemedikleri, sırrını çözemedikleri varlık ve olayların tanrısal güçler olduğuna inandılar. Dağ tepeleri, pınarlar, gök, ay, yıldızlar gibi gökyüzü cisimleri, fırtına, şimşek hep tanrısal kavramlar olarak algılandı ve dinsel gelişimin bu ilk evresinde doğadaki güçler, tanrıların kendisi olarak kabul edildi.

Evrimin daha sonraki bir safhasında ise insanoğlu, tanrılarını insan görünümünde hayal etmeye başladı.”

[Eski Doğu’da İnsanın Yaradılışı, Yaşam ve Ölüm

Prof. Dr. Belkıs Dinçol http://www.tebe.org/tr/yayinlar/bulten/pdf ]

Bu teorem Mezopotamya gerçekliğiyle de bir çok bakımdan uyuşmamasına ve bu tarz bir sınıflama “eski toplumda totem inancı”nın açıkladığımız temellerine zıt olmasına karşın, “Avrupa Aydınlanmacılığı”nın hatalı çizgisi olarak sürdürülmeye devam edilmektedir.

***

Sayın Klaus Schmit’in “Göbekli Tepe/En eski Tapınağı Yapanlar” (Arkeoloji ve Sanat Yayınları) başlıklı kazı çalışma sonuçlarını içeren kitabının ve doğal olarak çalışmalarının, değeri çok yüksektir. Bu kazılar sürecinde, özellikle ortaya çıkan “hayvan kabartma”ları, umalım ki, sayın Prof. Dr. Belkıs Dinçol’un da fikrinin değişmesini sağlasın.

Göbeklitepe kazıtları, (bay K.Schmit’in kafasında henüz tam netlik sağlayamamış olsa da) , Turna, Örümcek, Akrep, Tavşan, Ceylan, Domuz, Eşek... gibi “hayvan”lara, eski toplumun “korkudan” dolayı veya onları “anlayamamak”tan doğan bir "tapınma" içinde olmadığını çok açık olarak gösteriyor.

Bu hayvan’lara, güçlerinden korkulduğu ve-ya anlaşılamadıkları vb. için tapılmıyordu...

Şimdiki din ve mezheplerin de “kutsal”ları arasında bulunan bu varlıklara, daha o eski çağlarda, insan toplumunun yamyamlık sürecinden kurtulmasının araçları olarak kullanılabildikleri için, işte bu temel nedenle, “tapınılmaya” başlanmıştı. Bu nedenle de, bütün “insan”lar ve onların “insan tanrıları”, gönüllü olarak “hayvanlaşmaya” ve “bitkileşmeye” işte o dönemde başlarlar. O dönem, "tarihin şafağı" değil, tarihin hayli gelişkin bir dönemi; yamyamlıktan kurtulma, uzaklaşma, hayvan üreticiliği ve ve yerleşik tarımcılığın "hayvan ve bitki totem tapınmacılığı" ile atbaşı geliştiği bir dönemdir.

Kurban edilecek bir insan, eğer kendini “koyun”la eşitleyerek ve kendi yerine bir “koyun” sunarak yaşamını kurtarabileceğini anlamış ise, bunda ayıplanacak bir yan olmadığı gibi, onun bu tutumu “cehalet”le de suçlanamaz.

Aslında “cehalet” içinde davranmış olanlar, eski toplumun “hayvanlaşma” ve “bitkileşme”sinin kaynaklarını “cehalet”de arayan Avrupa bilim dünyası ve onların sorgusuz takipçileri idi.

**

Uygarlığın, Tarihin, insanlığın "ilk"leri , belki , bazı noktalarda söylenmelidir ama, bir kaç yıldır birlikte izlediğimiz gibi, aslında bu "ilk"ler hep görecelidir ve devralınan, üzerine konulan, eklemlenen bir süreç olarak bakmak gerekiyor galiba, toplum tarihine..

Alman define hırsızı Troie'ı bulduğunda, herkes için belki de "ilk" olan Çanakkale'ydi..

Kramer'in "Summer"leri de hep "ilk" olarak tanıtıldı..
Çatalhöyük "ilk" oldu…

Şimdi de sırada "Göbekli Tepe" var...

Ama, bizler, Avrupa'daki 35.000 yıl önceki mağaraları da tanıyoruz ve oralarda da hayli önemli bir kültürel çizgi vardı...

Desenler, negatif/pozitif el damgaları falan..

**

Göbekli Tepe de bir "ilk" olamaz, çünkü, hem hayvan/bitki totemlerin kullanıldığı çok aşikar…

Oradaki "hayvan"ların bizim şimdiki burç hayvanlarımız olduğuna da dikkat edilmelidir...Bunlar sembolik hayvanlardı...

Aralarında eti yenilebilecek, sütü içilebilecekler olduğu gibi, leş yiyiciler; zehirli öldürücüler de vardı. Topluluklar bu dönemde, "insan yiyici" olup olmamalarına; kurban sunucu mu; kurban sunulan mı; kurban olarak sunulan mı olduklarına bağlı olarak değişik hayvan/bitki/ağaç/meyve totemler arasında ayrışmışlardı. Örümcek/akrep... arı/sinek.. sadece yenecek, işe koşulacak hayvanlar değil bunlar...

Buna karşılık, günümüzde bile, "Hurma" meyvesi, diyelim ki, Müslümanların babalarının kız kardeşi "hala"ları olarak düşünülüyor ise, bunun nedeni, eski İştar'lardan birisinin adının literal açılımının "Hurma salkımının hanımı" olmasından ötürüdür. Ama, ekleyelim ve bilelim ki, farklı İştar'lar arasında "Gök'ün yaban ineği" olanlar olduğu gibi, dişi eşek ilaheler de bulunuyor olmalıydı.

Göbekli Tepe bulgularında görülen kültürel seviye, heykelciliğin oldukça gelişkinlik içinde bulunduğunu gösteriyor... İlgili topluluklar bu düzeye bir anda gelinmiş olamazlardı ve bu düzeye "gezgin/toplayıcı" bir topluluk ise , asla sahip olamazdı!

**

Göbekli Tepe'deki "taş taş üstüne koyma", saptanıldığı gibi, T biçimlidir.

T biçimli yapıları "Akad/Summer" alanlarında da görüyoruz ve bu biçim bizim "Haç" dediğimiz [Toplam / T / +/ ittifak] işaretinin ilk haliydi ve Haç sembolünü Museviler hiç kullanmış görünmüyorlar. Bu alanlar, Hıristiyanlığın ilk ön kült alanlarıydı.

Diyarbakır'daki "Nehir arınmacılığı" kalıntısı da, zaten bu kültür alanının eski Hıristiyanlığa dahil olduğunu, Muhammed'in "Harran/Nusaybin Cinleri"ne Kur’an okuduğu anlatımları da, bu bölgelere, eski Hıristiyanlık ön kültürel alanları olarak dikkat etmemiz gerektiğini gösteriyor.

Domuz, kuş, aslan, köpek, çakal... gibi totemlerle, farklı dinlerin ilişkileri de incelenerek, Göbekli Tepe'nin hangi ön kült alanı olduğunu, ortaya çıkarabileceğimizi düşünüyorum.

Bu totemlere "sürrealist desenler", "fantastik hayvan"lar, "animizm" diyerek yaklaşan bilim adamlarımızın, bir insana neden "kazma (insan)", "kütük (insan)", "öküz (insan)","inek (insan)" denildiğini açıklayamıyor olmaları, bizim neden o yolu takip etmememiz gerektiğini de gösteriyor.

Eski tarihin FARKLI toplum birimleri, “kişi”, “adam”, “adem”, “insan” tanımı kullanıyorlardı ve bunlar mutlaka şimdi anlaşılan genel anlamda “insan” kavramına karşılık düşmüyordu.

O dönemin toplulukları ve tanrıları, çok büyük bir çoğunlukla “hayvan” , “tahıl” ve “bitki/ağaç/meyve” isimlerini üstlenmişlerdi. Mesela şimdi bazı toplulukların küçümsediği ve küfr olarak kullandığı , “eşek”, o dönemin ünlü tanrı-ça’larından birisinin tanımıydı!

Tam da bu nedenle, mesela Eşek ve yavrusu Sıpa, Eski Ahit Museviliğinde olduğu gibi İsacı Hıristiyanlığın ( özellikle bir bölümünün..) kutsal hayvanlarından birisidir; Balam’ın Eşeği, peygamberlerle yol alır, dile gelir, konuşur; dişi eşeğin ilk (erkek) Sıpa’sı mutlaka boynu kırılarak kurban edilir veya hayatı satın alınır; Meryem’in ikonalarında eğer bir kuzu varsa, yanına mutlaka bir de eşek/sıpa yerleştirilir…vb. Ve işte tam da bu temel nedenlerle, İslam’ın namazını sayısız diğer hayvanlar değil de, özellikle “kara köpek, domuz ve eşek..” bozar!

Bunları açıklamaya çabalıyoruz biz..

Ve ne zaman ki, İslam'ın "kara köpek, domuz ve eşek namazı bozar, ama 'öteki' hayvanlar bozmaz" anlamındaki kuralında yer alan "hayvan"ların "kadın" ile eşitlenmesinin nedenini, Muhammed'in saçmalığı dışındaki bir argümanla açıklamaya başlarız, işte o zaman, eski dünyanın sır kapıları, bize biraz daha aralanır…

Ve bu artık bir "sır" değildir!

Eski tarihte Mezopotamya toplumlarının farklı hayvan ve bitki/ağaç totemleri arasında ayrıştırılmış olması gerçeğidir!

***

Arkeoloji ve Sanat Yayınları’nın hoşgörüsüne sığınarak ve onlardan alıntı yapmamızın kitabın tanıtımına da katkıda bulunmuş olacağını düşünmelerini salık vererek, bir miktar aktarma yapmak istiyoruz.

Elinde , bu kitaptan tarama yapma olanağı bulunanlar veya Göbekli Tepe’ye ait resimler olanlar, lütfen bize aktarsınlar…

Adım adım, ilgili okurlarla birlikte, eski dehlizlerden geçe geçe, Bektaşi deyişlerine uğrayarak, din veya mezheplerin haram/helal hayvanlarından günümüzün fal veya burç sembollerine kadar gelelim…

Göbekli Tepe'ye Irkçı Bir Tepki

Değerli okurlarımız ...

Uluslararası önemdeki Göbekli Tepe bulguları üzerine yayınlarımızla ilgili olarak M. Ünal Mutlu tarafından gönderilmiş bir ileti aldık.

“Dünya Uygarlıklarında Türk Dili ve Kenger Uygarlığı” başlıklı bir kitabın yazarının Göbekli Tepe'ye karşı “ırkçı bir tepki” halinde yazdıklarını aşağıda yayınlıyoruz.

Irkçı bir bakışla “tarih” yazıcılığı yapmaya çalıştığı anlaşılan M. Ünal Mutlu'nun söylediklerini ve kitabını, adım adım ele almaya ve tanıtmaya çalışacağız.

Okurlarımız da, bu konuda yazabilirler.

Dostlukla.

Safa Kaçmaz.

****************

E-mail İletisi:
Göbekli Tepe Mızıkacıları

M.Ünal Mutlu

Urfa yakınlarında Göbekli Tepe höyüğü açılınca ortaya çıkan taş devrine ait hayvan kabartmalı dikili taşlar

önce dünyada sonra Türkiye' de sansasyonel bir biçim de medyanın gündemine geldi. Bugüne kadar ortaya çıkan en önemli arkeolojik bulgu imiş ,tarih yeniden yazılacakmış vs. vs. Yine taş devrinin aynı dönemlerine ait olan Çatalhöyük taş heykelleri,aynalar,takılar 1960 lar da ortaya çıktığında bu çığırtkanlıklar yapılmış mıydı ?

Diaspora bu dikili taşların Ermeni eserleri olduğunu(!) anında keşfetmiş ; çığırtkanlık yaparken ,batı medyası haberi bir yandan sansasyonelleştiriyor ,öte yandan 'Dr. Klaus Schmidt ,Alman ve Kürt gönüllülerle birlikte 11 dev dikili taşı ortaya çıkardı ' şeklinde veriyor. (Dev denilen taşlar 5

* ...... Dr Klaus Schmidt and his German and Kurdish volunteers in East Anatolia 11 new giant pillar uncovered.
*
* DER ÄLTESTE TEMPEL der Welt wird immer größer und gewaltiger. In der letzten Grabungskampagne haben Dr. Klaus Schmidt und seine deutschen und kurdischen Helfer in Ostanatolien 11 neue Riesenpfeiler freigelegt
* Dr Klaus Schmidt et ses bénévoles en allemand et en kurde dans l'Est de l'Anatolie 11 nouveaux pilier géant découvert

Dışarıdaki mızıkacılar bir arkeolojik bulgudan durum çıkartırlarken , içerden de uçuk kaçık bir ses koroya aşağıdaki dahiyane buluşlarıyla katıldı .

''Samuel Noah Kramer tarafından, “Tarih Sümerle Başlar” şeklinde başlıkların atılmış olduğu kitapların bu iddiası artık sürdürülemez durumdadır. Özellikle Göbekli Tepe keşfiyle, gerçekten de “medeniyet tarihi”nin yeni bir yazım türü için gerekli alt yapı ortaya çıkmış durumda. (Demek ki medeniyet için yazı,şehir,yasa,yönetim ulaşım vs gereksiz şeyler. Tarih Kramer'den önce yazıyla, Sümerle başlamıyormuş.)

Gelgelelim “Bütün Kültürlerin Kökeni Sümer” başlıklı bir kitabı bitirmekte olduğunu ilan eden (bkz. Muazzez İlmiye Çığ,Sumerlilerde Tufan,Tufan’da Türkler, sayfa. 9) Muazzez hanım ve benzeri görüşte olanlar için, Göbekli Tepe’de keşfedilen ve Mezopotamya uygarlık düzeyini İ.Ö 10.000’li yıllara kadar geri götüren bir olayı yorumlamak oldukça zor olacaktır. Zaten böylesine önemli bir keşif ortada dururken, Muazzez hanımın Göbekli Tepe’deki keşfi yok sayan iddialar üzerine kurulu “Bütün Kültürlerin Kökeni Sümer” başlıklı kitap hazırlama bildirileri, durumun ne olacağı hakkında fikir veriyor ''

Kırkbir kere maaşallah ! Ne dahiler yetiştirmişiz!

Dahi(!) miz kolundaki saate, duvarındaki takvime, AB Bayrağına, ABD nin simgesi ne bir baksın bakalım ne görecek ?

Bugün Amerika'nın sembolü olan Özgürlük Heykeli (Miss Liberty) bir Kenger(Sümer) Tanrıçası olan İnanna değil mi?

Bugün AB bayrağındaki 12 yıldızın nereden geldiğini bu dahi(!) hiç düşündü mü ? Meryem'in başındaki 12 yıldızlı haleden mi ?

Kolundaki saate bir baksın,bu dahi Kenger'i(Sümer'i)12 rakamını görecek ...Günü 12 saat yapan Kengerler. Grek ,Roma değil.

Kenger icadı 12 burç ,Kenger buluşu 12 saat (Gün/gece) , Kenger takviminde 12 ay (Yıl) ,12 Tanrılı Kenger panteonu ........

12 kabile,12 havari,12 imam ..12 yıldızlı Meryem'in başındaki hale.....12 yıldızlı AB Bayrağı ...

Bir ilginç iddia da şöyle :

Dünyanın en eski yerleşim merkezlerinden biri olan ve Hz. Adem ile Havva’nın cennetten kovulduğu yer olduğu iddia edilen Şanlıurfa merkeze bağlı Örencik Köyü Göbeklitepe mevkiinde kazı çalışmaları devam ediyor.

Cennetin İbranicesi GAN EDEN , Kengerce EDEN 'iki çay arası ova' yani Mezopotamya , GAN yine Kengerce 'Bahçe,Tarla'demektir. Göbekli Tepenin yanındaki ovanın adı da EDEN. Tevrattaki Cennet te Kengerce 'Mezopotamya Bahçesi' demek...

Göbekli Tepe Mızıkacıları'na duyurulur...

M.Ünal Mutlu

unalmtl@yahoo.com

***

M.Ünal Mutlu
Dünya Uygarlıklarında Türk Dili ve Kenger Uygarlığı:
"Kenger adında antik tarihte, iki büyük 'ikiz uygarlık' vardır.Bugün bunlardan, Basra'nın kuzeyindeki Sümer , Aral'ın güneyindeki Harezm diye anılır.Tarihin ilk kenti Ordu (Eridu), ilk devleti,ilk üniversitesi,ilk hastanesi Kenger'dedir.Tarihte, uygarlık adına ne varsa,-parlamenter sistem, hukuk, demokrasi, sanat, bilim, mühendislik, tıp vs-Kenger'de doğmuş ve olgunlaşmıştır.Tarihin en uzun yaşamış devleti Kenger devletidir." (2000 yıl)
http://www.kitapyeri.com/kitap/124538/dunya-uygarliklarinda-turk-dili-ve...
**

TEPKİLER::::::::

Gül Nur'Un Yazısı:

M.Ünal Mutlu’nun, Göbekli Tepe ile ilgili yazdığı yazıyı, hem üslup hem de içerik açısından çok hatalı buluyorum.

Tvt’deki açıklamalardan, "yazar" da olduğu anlaşılan bu kişinin, Safa Kaçmaz'ı, adını da açıkca anmayan bir kaçak güreşiyle:

- "içerden de uçuk kaçık bir ses"

- “ Kırkbir kere maaşallah ! Ne dahiler yetiştirmişiz!”

şeklinde güya "eleştirmesini" çok çirkin buluyorum. Terbiyesizce bir saldırı olarak da kınıyorum.

Onun bu kişisel saldırılarını, şahsen ben kendisine mail atarak protesto edeceğim. Grubun bu kadar tavırsız kalmasını garipsiyorum. Açıkçası grup üyelerini de tavır almaya, protestolarını onun,unalmtl@yahoo.com

adresine göndermeye davet ediyorum.

Bu şahıs, "bilimsel yöntem"inin nasıl olduğunu Göbekli Tepe ile ilgili yazdıklarında; dünya çapında önemi olduğu uluslararası kabul görmüş bir keşfi:

- "bir arkeolojik bulgu",

olarak niteleyebilerek ortaya koymaktadır.

Göbekli Tepe için,

- "ortaya çıkan en önemli arkeolojik bulgu imiş" ,

- "tarih yeniden yazılacakmış vs. vs.” diye küçültme çabalarını en uç noktaya kadar zorlayıp, sanki onlar birbirlerinin "karşıtı", "rakibi" imişler gibi, tarihte uygarlık adına her şeyin "Kenger"de doğup geliştiğini iddia edebiliyor.

"Kenger adında antik tarihte,iki büyük 'ikiz uygarlık' vardır.Bugün bunlardan,Basra'nın kuzeyindeki Sümer , Aral'ın güneyindeki Harezm diye anılır.Tarihin ilk kenti Ordu(Eridu),ilk devleti,ilk üniversitesi,ilk hastanesi Kenger'dedir.Tarihte,uygarlık adına ne varsa,-parlamenter sistem,hukuk,demokrasi,sanat,bilim,mühendislik,tıp vs-Kenger'de doğmuş ve olgunlaşmıştır.Tarihin en uzun yaşamış devleti Kenger devletidir." (2000 yıl) ( M.Ünal Mutlu, Dünya Uygarlıklarında Türk Dili ve Kenger Uygarlığı)

M.Ünal Mutlu’nun sadece bu yaklaşım tarzları bile, "bilimle" ilgisinin ne olduğunu gösteriyor.

Basit bir " Türk ırkçısı", sabit düşünceyi bilimle süsleyip fiyonklayan bir zehirci!

****

Ali Rıza Özkan

Sevgili Safa Kaçmaz,

Yazıyı okudum. Daha önceden özellikle Mezopotamya kültürlerine ait çalışmaları takip ettiğim için, konuya çok yabancı olmadığımı düşünüyorum. Ancak bu durum, kendimi herhangi bir arkeolog yerine koymam demek değil, tabii ki. İnsanların haddini bilmesi gerekir.

Özellikle de, Ünal Mutlu arkadaşın haddini bilmek konusunda deneyim eksiği olduğunu düşünüyorum.

Klaus Schmidt'in kitabını okumadığı çok açık. Herhangi bir konuda karşımızdaki kişinin ne dediğini tam olarak anlamadan hüküm vermek, olsa olsa bir cahilin tavrı olur. Burada da, psikolojik tepki noktalarını çözümleyerek, Mutlu'nun Schmidt'in yardımcılarının "Kürt" olmasına takıldığını tahmin ediyorum. Halbuki, kitabı okumuş olsaydı, "bu Kürtler"in, yöredeki korucular olduğüunu öğrenecek ve belki de, "bizim Kürtler" diyerek rahatlaycaktı:))

Hem küçümseyerek, ama Göbekli Tepe'nin esasında "şişirme" bir buluntu olduğunu vurgulamak için sözünü ettiği Çatalhöyük'ün yaklaşık 7000-8000 yıl öncesine, ama Göbakli Tepe'nin ise yaklaşık 12.000 yıl öncesine dayandığı Mutlu için önemli bilgi değil. Birkaç bin yılın lafı mı olur, canım!

Neyse, lafı uzatmayalım. Hergün ve her daim, önce üzerine konuştuğumuz konuda bilgi sahibi olalım ki, konuşmalarımız gerreksiz polemiklerden daha fazla işe yarasın, demekten ben usandım.

Üstelik, bilgisizlik faydalı olabilecek tartışma ve sobet zeminini de baltalıyor. Üstelik de, sümerler gibi yaklaşık 5000 yıl öncesi bir medeniyeti kendisinden yaklaşık 7000 yıl önce varlığı hakkında ortaya çıkan başka bir medeniyete karşı savunmaya kalkışmak için sadece Nasrettin Hoca'nın sözü aklıma geliyor: Bunlar ya hesap bilmiyor, ya da dayak yememişler!

Dostlukla.

Ali Rıza Özkan

*****

Göbeklitepe: 12 Bin Yıllık İnsan

http://toplumvetarih.blogcu.com/gobeklitepe-12-bin-yillik-insan/4080784

Klaus Schmidt : Göbekli Tepe/ En eski Tapınağı Yapanlar

http://toplumvetarih.blogcu.com/klaus-schmidt-gobekli-tepe-en-eski-tapin...

Klaus Schmidt : Göbekli Tepe 2

http://toplumvetarih.blogcu.com/klaus-schmidt-gobekli-tepe-2/5345603

Göbekli Tepe ve Günümüz Toplumları

http://toplumvetarih.blogcu.com/gobekli-tepe-ve-gunumuz-toplumlari/52523...

Göbeklitepe: 12 Bin Yıllık İnsan

http://toplumvetarih.blogcu.com/gobeklitepe-12-bin-yillik-insan/4080784

Göbekli Tepe'den Günümüze Etkiler

Urfa-Harran Göbekli Tepe'nin Hayvan Totemlerinden Günümüze Ulaşan Etkiler Üzerine

Göbeklitepe çalışmaları, eski Mezopotamya toplulukları arasındaki hayvan/bitki totem ayrıştırmasının günümüzden 10 bin yıl önce çoktan gerçekleşmiş olduğunu çok açık bir şekilde kanıtlıyor.

Göbeklitepe’de karşılaştığımız totem hayvan semboller ( in bir bölümü) günümüzün burçları olarak kullanıldığı gibi, İslam öncesi geç dönem Harranlılar arasında “kardeş hayvanlar” olarak anılmaya hala devam ediyorlardı.

Sözde Evrimci İslam !

http://toplumvetarih.blogcu.com/sozde-evrimci-islam/5113133

***

Harranlılar eşek, domuz, karga ve benzeri hayvanların çeşitli organlarından amuletler de taşırlardı. Bundan başka köpek, kuzgun ve karınca gibi hayvanların kutsiyetinde de inanırlardı. Nitekim dine giriş (inisiyasyon) törenleri esnasında bu hayvanları “kardeşler” olarak anarlardı.(13)

“Eski Harran’da...Kurban"....

http://toplumvetarih.blogcu.com/eski-harran-da-kurban/798889

***

Eski Harran’da
Sihir ve Büyü Ritüeli Olarak Kurban

Şinasi GÜNDÜZ

( Prof. Dr., İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi,

Dinler Tarihi Anabilim Dalı.)

http://www.dinlertarihi.com/dergi/sayi3/sinasi.pdf

…..

Hıristiyanlık öncesi Urfa’da (Edessa’da) tanrıça Atargatis’e tapınan bazı erkekler tanrıça için kendilerini hadım ederlerdi. Hıristiyan olan kral Abgar halk arasında yaygın olan bu adeti yasakladı.(1)

Harranlılar tanrısal varlıklara yakın olmak amacıyla onlara kurbanlar sunarlardı. Ayrıca, kurban ile kişinin ya da kişilerin talihlerinin öğrenilmesi ve çeşitli problemlerine ve sorularına cevap aranması da amaçlanırdı. Kurbanın gerek sunum esnasındaki hareketleri gerekse sunum sonrası çeşitli organları incelenerek geleceğe ilişkin yorumlamalar yapılırdı.(2)

Harranlıların en önemli ritüelleri/ayinleri arasında olan kurban törenleri ve sunakları, tanrısal varlıklara ve onları temsil eden idollere ya da suretlere sunulurdu. Ancak Ortaçağ Harranlılarının tanrılar panteonunun en tepesinde yer verdikleri yüce varlığa bu sunumlar, doğrudan takdim edilmez, kurban sunumu esnasında onun adı anılmazdı. Zira bu üstün varlık adeta Eliade’nin deus otiesus olarak tanımladığı bir üstün güç olarak düşünülürdü. Kendisine doğrudan ulaşılamayan ve tapınılamayan bu üstün varlığın aracısı olduğuna inanılan diğer tanrısal varlıklara ancak kurbanlar sunulabilirdi.

İbn Nedim’in görüşlerini rivayet ettiği Sarahsi’ye göre, Harranlıların bazıları yüce üstün gücün/yaratıcının adına kurban sunmanın kötü bir şey ve talihsizlik olacağını düşünürlerdi; zira onların düşüncesine göre yüce tanrı sadece önemli işleri yürütür, sıradan işleri ise yeryüzünün yöneticiliğini de kendilerine bıraktığı diğer aracı varlıklara bırakırdı.(3)

Harraniler ayrıca ataları için de çeşitli kurbanlar sunarlardı.(4)

Kurban törenleri rahipler tarafından yürütülür ve tören sonrası halktan para toplanırdı.(5)

Kurban törenini yürüten rahip gün boyu tapınağa girmezdi.

Sarahsi’ye göre Harranlılar, ayın dört zamanında kurban sunarlardı.

Özellikle ayın 17. ve 28. günleri kurban için sıkça kullanılan

zamanlardı. Diğer kaynaklardan, Harranlıların yalnızca bu günlerde değil, neredeyse hemen her zaman kurban sunumunda bulundukları bilinmektedir.(6)

Harranlılar 7 gezegenle ilgili tanrısal varlıkları için kanlı kurban törenleri düzenlerlerdi. Örneğin, Harranlı Baba tarafından bahsedilen Azzuz tapınağı,(7) keserek ya da yakarak yapılan kurban törenleri açısından önemliydi.

Harranlıların tanrısal varlıkları için kurban ettikleri hayvanlar arasında en çok kuzu ve koyuna rastlanırdı. Bunlar 7 gezegenle ilişkili tanrısal varlıklar yanı sıra Şamal, Saatlerin Rabbi, Kör Rab ve Haman gibi tanrılara da sunulurdu. Ayrıca Harranlıların şeytanlar için de koyun kurban ettikleri söylenmektedir.(8) Harran halkı yüce ay tanrısı Sin, Satürn, Mars ve Hermes’e sığır kurbanı da sunarlardı.

Mes’udi Harranlıların sığır kurbanı ile ilgili olarak ilginç bir adetlerini anlatır. Buna göre onlar, siyah bir öküz hazırlarlar, bunu bağlarlar ve bir kalıp tuz parçasıyla hayvanın yüzüne vurmak suretiyle onu öldürürlerdi. Bu işlem sırasında hayvanın gözlerinin dışarı fırlaması sağlanırdı.(9) Macriti’ye göre onlar Satürn için de sığır kurban ederlerdi.(10) Kurbanın böyle öldürülerek sunulması açıkça hayvanın başta gözü olmak üzere çeşitli organlarının incelenerek büyü, sihir ve astroloji ile ilgili çeşitli yorumlamalarda bulunmaya yöneliktir.

Harranlıların bazı keçileri de kurban etmek üzere yetiştirdikleri ve bunları kutsal kabul ettikleri bilinmektedir. Bu kutsal hayvanlara hamile kadınların yaklaşmasına izin verilmezdi.(11)

Ayrıca Harranlılar horoz ve tavuk gibi kümes hayvanlarını ve pençesi olmayan kuşları da da kurban olarak sunarlardı. Özellikle Mars ve şans tanrısı olduğu düşünülen Gad, kendisine tavuk ve horoz kurban edilen tanrısal varlıklardı.

Kitabul’l-Fihrist’te ilginç bir horoz kurbanı töreni anlatılır. Buna göre, Eylül ayının 26’sında Harranlılar “iyi talihin efendisi” olarak tanımladıkları tanrısal varlığa bir kümes hayvanı sunarlardı. Bu tanrıya tazimde bulunan ya da adak adayanlar, ya yetişkin bir horoz ya da genç bir tavuk alırlar ve kanadına ucu ateşle tutuşturulan bir bez bağlardı. Bu törende, şayet hayvanın tamamı yanarsa adağın kabul edildiğine inanılırdı; yok eğer tavuk yanmadan ateş sönerse tanrının bu adağı ve kurbanı kabul etmediği düşünülürdü.(12)

Harranlılar, kurban olarak sunulan kümes hayvanlarının sol kanadını saklarlar ve bunu tapınakta düzenledikleri sır törenleri esnasında kullanırlardı. Ayrıca bu kanadın etleri dikkatlice kemiklerinden ayıklanır ve kemikler, koruyucu muska olarak çocukların boyunlarına asılır, sıradan kadınlarca gerdanlık şeklinde kullanılır ve hamile kadınlarca bellerine asılarak taşınırdı.

Harranlılar eşek, domuz, karga ve benzeri hayvanların çeşitli organlarından amuletler de taşırlardı. Bundan başka köpek, kuzgun ve karınca gibi hayvanların kutsiyetinde de inanırlardı. Nitekim dine giriş (inisiyasyon) törenleri esnasında bu hayvanları “kardeşler” olarak anarlardı.(13)

Kurban kesimi esnasında ilgili tanrısal varlığın adı sürekli olarak anılır ve bu esnada hayvanın gözleri, ağzı ve diğer organlarının hareketleri dikkatlice incelenirdi. Hayvanın kesim öncesi, kesim sırasında ve sonrasında yaptığı hareketlerden hem geleceğe yönelik çeşitli kehanetler çıkarılır hem de tanrının kurbanı kabul edip etmediğine dair yorumlar üretilirdi. Örneğin onlar bir boğa kurban etmek istediklerinde, öncelikle onun üzerine şarap dökerlerdi. Şayet bu esnada hayvan titrerse bu hayvanın tanrı/tanrılar tarafından kabul edileceğine inanırlar, titremezse kurbanın kabul edilmeyeceğini düşünürlerdi.(14)

Kesilen kurbanın etleri konusunda Harranlıların nasıl davrandıklarına dair çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bazı kaynaklara göre onlar kurban etlerini yemezler, yakarlardı. Bazılarına göre ise onlar etleri yerler, kemikleri ve yağları yakarlardı.(15)

Diğer taraftan Harranlılar, kanın, cinlerle şeytanların yiyeceği olduğuna inanırlar ve dolayısıyla kan yiyip içen kişilerin cinlerle/şeytanlarla iletişim kuracağını düşünürlerdi. Bu nedenle, kurban edilen hayvanın kanı bir kapta dikkatle toplanır ve kurbanın eti yenirken kan da sofrada bulundurulurdu. Bu şekilde sofraya cinlerin ve şeytanların da iştirak edecekleri ve onlarla daha sonra rüyalarında iletişime geçerek onlardan gelecekle ilgili bazı bilgiler alabileceklerine inanırlardı.(16)

Eski Harranlılar bazı hayvanları yakarak kurban ederlerdi. Bu şekilde düzenlenen kurban töreni oldukça önemsenir ve bunun büyük bir sunum olduğu düşünülürdü. Bir hayvanı bu şekilde kurban etmek istediklerinde, onu, zincirlerle bağlarlar ve her tarafından diri diri ateşe verirlerdi. Kurban törenlerine ata ruhlarının da iştirak ettikleri düşünülürdü ve tören esnasında köpeklerin havlayarak bu ruhları ürkütmemeleri için bir deve kemiği pişirilerek köpeklerin önüne atılırdı.(17)

Görüldüğü gibi Eski Harran’da kurban törenleri yalnızca tanrılara tazim ve tapınma bağlamında sunulan şeyler olarak değil, aynı zamanda büyü, sihir ve astroloji amacıyla düzenlenmekteydi. Zaten Harranlılar sihir ve büyü konusunda yörede oldukça ün yapmışlardı. Öyle ki yörede herhangi bir sihir ya da büyü yapılmak istenildiğinde, Harran’da bu işle uğraşanlar aranıp bulunurdu.(18) Dolayısıyla onların kurban törenleri de bu özellikleri çerçevesinde düzenlenmekteydi.

****

http://toplumvetarih.blogcu.com/gobekli-tepe-den-gunumuze-etkiler/7151044

sevgili safa HOCAM

sevgili safa hocam,yazılarınızı sistematik olarak okumaya gayret ediyorum ama burada önemli bulduğum bir konuyu sormak isterim aşağıda aktardığım haliyle sizin belirlemeleriniz bunlar özellikle insanlığın yamyamlık,yarıyamyamlık dönemi konusunda ve bu toplumsal yaşayıştan vazgeçmelerinin gerekçesi ne olabilir ve bu yamyamlık ,yarı yamyamlık acaba klan içi bir davranış mıdır? ve daha önce arkadaşlarla tartışmalarımızda yamyamlık yasaklaması ile klan içi cinselliğin yasaklanması arası bir ilişki var mıdır?sorusunu tartıştık sizce bu geçişler neden oluyor,yani yamyamlıktan,yarıyamyamlığa ondan sonra gelen toplumsal yaşayışa geçilmesinin maddi kökenleri;yani yamyamlık syasaklanmış mıdır,klan içimidir yamyamlık,klan içi cinsellik yasaklanmış mıdır bu davranışlar yasaklanmış mıdır?neden yasaklanmıştır, ve bunları arkeolojik kazılardan çıkartmak kanıtlamak mümkün müdür?bunu kimler yasakladılar ve anaerkil dönemde mi bu olgular yaşandı?

ya da aslında insanlar neden yamyamlığı yaşadılar ne olduda yamyamlıktan bir sonraki aşamaya geçtiler?

ASLINDA BAZI YERLERDE DEĞİNMİŞSİNİZ SANIRIM TAM BİR SİSTEMATİZE OLURSA OKUR AÇISINDAN DA İYİ OLUR;YANİ TOPLUMLARIN TARİH İÇİNDEKİ GELİŞİMLERİNİN,DEĞİŞİMLERİNİN NEDENLERİ,BİÇİMLERİ ,KÜLTÜRLERİ AÇISINDAN BİR TEORİK PARADİGMA KURSANIZ,YANİ OLGULARDAN VEYA BU ANLAMDA OLGULARI ALDIĞINIZ ANTROPOLOJİK ARKEOLOJİDEN BİR GENELLEME OLUŞTURSANIZ ÇOK İYİ OLURDU;

YANİ TOPLUMLAR NEDEN DEĞİŞİYOR,NASIL DEĞİŞİYOR BU GELİŞİM VE DEĞİŞİMİN MADDİ KÖKENLERİ NEDİR BİR GENELLEMEDE BULUNULABİLİR Mİ?BUNLARIN ARKEOLOJİK VE DİĞER BİLİMLERLE DESTEKLİ BİR TOPLUMBİLİM VE TOPLUMLARIN GELİŞİM VE DEĞİŞİM BİLİMİNE KATKI SUNMANIZIN ZAMANI GEÇİYOR GİBİ GELDİ BANA,

DİYELİM MARXTA BİR TEORİK ZEMİN VAR BUNUN İÇİN BİR GENELLEME VAR SANIYORUM İŞTE DİYOR Kİ ÜRETİCİ GÜÇLER GELİŞİR ÜRETİM İLİŞKİLERİ BUNA UYGUN DÜŞMEDİĞİNDEN.....diye devam ediiyor

YANİ SİZİNDE BU ARAŞTIRMALARDAN SONRA BİR TOPLUMBİLİMSEL TEORİ SUNMANIZI BEKLİYORUZ,TABİ Kİ OLGULARLA DESTEKLEYECEĞİNİZ ARKEOLOJİK KANITLARLA DESTEKLEYECEĞİNİZ BİR TEORİ;kolaylıklar diliyorum

Bu hayvan’lara, güçlerinden korkulduğu ve-ya anlaşılamadıkları vb. için tapılmıyordu...

Şimdiki din ve mezheplerin de “kutsal”ları arasında bulunan bu varlıklara, daha o eski çağlarda, insan toplumunun yamyamlık sürecinden kurtulmasının araçları olarak kullanılabildikleri için, işte bu temel nedenle, “tapınılmaya” başlanmıştı. Bu nedenle de, bütün “insan”lar ve onların “insan tanrıları”, gönüllü olarak “hayvanlaşmaya” ve “bitkileşmeye” işte o dönemde başlarlar. O dönem, "tarihin şafağı" değil, tarihin hayli gelişkin bir dönemi; yamyamlıktan kurtulma, uzaklaşma, hayvan üreticiliği ve ve yerleşik tarımcılığın "hayvan ve bitki totem tapınmacılığı" ile atbaşı geliştiği bir dönemdir.

Kurban edilecek bir insan, eğer kendini “koyun”la eşitleyerek ve kendi yerine bir “koyun” sunarak yaşamını kurtarabileceğini anlamış ise, bunda ayıplanacak bir yan olmadığı gibi, onun bu tutumu “cehalet”le de suçlanamaz.

Aslında “cehalet” içinde davranmış olanlar, eski toplumun “hayvanlaşma” ve “bitkileşme”sinin kaynaklarını “cehalet”de arayan Avrupa bilim dünyası ve onların sorgusuz takipçileri idi.
saygılarımla

Fakat ister mezarlık, ister tapınak olsun, ortak bir kült alanı olduğu anlaşılan bu bölgedeki “totem hayvan şekilleri”, insan toplumu ile “hayvan totemler” arası eşitleme ve geçiş olduğu bir dönemde bulunduğumuza işaret ediyor. Zaten bu dönem başlı başına, kültürel bir kategoridir ve Mezopotamya toplumlarının insan kurban ve yamyamlığından vazgeçmeye başladıkları döneme işaret etmektedir.

Yamyam ve yarı-yamyam dönemden itibaren, sınırlandırılmış insan kurban ritleri, zaten bir kültürel düzen demektir.Ayrıca eski toplumun dinleri, eski toplumun daha eski kurallar demetinden başka bir şey değildir....

coşkun edip soykan

Merhaba

Karşılıklı yazışmalarımızdan, yazılarımı takip etmeye çalıştığınızı biliyorum; çok teşekkür.

Daha önceki yazılarda Manifesto'nun "bütün tarih sınıf mücadeleleri tarihidir" genellemesinin 6 ay içerisinde "...(ilkel komünal toplum hariç) .." ek açıklamasına doğru gerilemesinin felaketli sonuçlarının neredeyse yüz elli yıldır giderilememiş olduğundan bahsetmiştik...

Teorik vargılar, sonuçlar, gerçekten "sonuç"lar olmalıdır.
Umalım bu süreç beklentilere uygun yaşansın; ama aceleye getirilmeden, spekülatif vurgularda "heyecan"lar uyandırma yollarına başvurmadan...

***

Eski toplum, canlı ve ölü yamyamlığı uygulamasının bağrından kopup gelen bir toplumdur; söylemek uygunsa, ilk uygarlık adımları da, tam da bu nedenle "Mezarlık Kültü" ve "Bitki-Hayvan Totem" alanlarında atılmıştır.

Eski toplumun iç ve dış yamyamlıktan kurtulma sırasında ve kurtulmak için gösterdiği çabaları, "ölüm ve mezar kültü"nü, bitki ve hayvan totemlerin kutsiyetinin kaynaklarını incelerken, daha kapsamlı olarak anlayabiliyoruz.

Sevgili Coşkun Edip Soykan, bu konuları önümüzdeki günlerde, eski çalışmalarım üzerinden yeniden gündeme taşıyalım.

Şimdiki sorularınıza da, yeri geldikçe geri dönerek, birlikte yanıtlar bulmaya çalışalım.

Dostlukla.

Eski Toplumda Yamyamlık Olgusu "Demagoji" mi?

Değerli Coşkun Edip Soykan,

Suat dostumuzun yazılarında hem yaygın bir dağılma ve hem de son derece genişletilmiş genellemeler oldukça çok yer alıyor; daha önce de kendisini bu yönde daha dikkatli olması yönünde uyarmıştım.

Yazılarıma yaptığı bir yoruma da, aynı tavırla [[ "yamyamlık" bir demagojidir]] başlığı koymuş ve içeriğinde de son derece garip sözler etmiş:

[[ öncelikle belirteyim..
"yamyamlık" yoktur..]]

Peki Suat dostumuza göre ne varmış?

[[ insanları ele alırsak..;
komünal yaşam ile birlikte bu aynı cinsi yeme olayı kalkmıştır.. çünkü sadece aynı karından gelenler aynı cinstir.. diğerleri ise değildir..
şöyle söylersek..,
aynı karından gelenler insan.., diğerleri ise hayvan yani yenebilir..
kısaca.., bu dönemlerde de yeme olayları vardır ama buna yamyamlık denilemez.. kendi cinsinden olmayan bir canlıyı yiyor.. bu durum totem aşamasında da sürmüştür.. aynı toteme(bitki-hayvan) sahip çıkanlar..; hem kendi topluluğundan bir kişiyi hemde o totem canlısını yiyemezlerdi.. ]]

Bu cümlelerdeki zorlamaların adına "teori oluşturma çabası" diyemeyiz.

Suat'a göre, "komünal yaşam ile birlikte bu aynı cinsi yeme olayı kalkmıştır"...

Peki "komünal yaşam öncesi" ?

O zaman , henüz "kalkmamış" yani varmış...

"Var" olan nedir peki?

"Aynı cinsi yeme olayı"!

Suat dostumuz için, bu "olay"ın adı neden "yamyamlık" olmuyor?

Bu kavramı söylemek onun için neden böylesine ağır?

Atalarının davranışı ona neden bu kadar büyük bir utanç yüklemiş!

Nedir "yamyamlık" demekten onu alıkoyan neden?

.......

Suat dostumuzun yukarda söyledikleri veya "söyleyemedikleri", "aynı cins" ile ilgili, yani, bir bakıma "komün içi" hakkındaydı...

Onun bir de, "farklı cins" hakkında söyledikleri var ki, bunlar, eski toplumu irdeleme iddiasında olanlar için çok daha vahim...

[[ bu dönemlerde de yeme olayları vardır ama buna yamyamlık denilemez.. kendi cinsinden olmayan bir canlıyı yiyor.

...

buna "yamyamlık" denemez.. çünkü aynı kökten gelinmediğine inanılıyordu.. ]]

Suat dostumuz, burada, demek istiyor ki,

[[ eski çağlarda.., aynı-karından gelenlerin oluşturduğu kabile dışında kalanlar yenebilecek bir "madde" idi.. bir ceylan-zebra kanguru nasıl ki yenebiliyor ise buda aynı idi.. ]]

Güzel ama, eski toplum birimler, sadece kendi toplum birimini "insan", öteki toplum birimleri ise , "ceylan", "zebra", "kanguru" olarak niteliyor ise, bizim de, bu değerlendirmeye katılarak, "gerçi bunlar İnsan'dılar ama, onları yiyenler, onları "ceylan" niyetine yediler" diye aklamamız ve bu "yamyamlık edimi değildi" dememiz mi gerekiyor?

Diyelim komşumuz karısını evire çevire dövüyor...
Gidip müdahale etmek istiyoruz...
Döven koca diyor ki, "siz bilmezsiniz bunu, bu ne hayvandır, ne dağdan inmedir...."

Biz de, gerisin geri dönüyoruz:
Eh, ne yapalım: Kocanın dövdüğü, "bir insan" değil, kocanın gözünde basit bir "hayvan" parçasıymış!

Suat dostumuz, döven koca'dan, "evet o insan olmasına rağmen dövüyorum" sözünü işitmediği sürece, bu döven kocanın dövme işlemini, "dövdüğüne insan demiyor ki!" diye
aklamaya devam etmek zorunda kalacaktır!

Biz bunu ona yakıştıramıyoruz ve tutumunu düzelteceğini umuyoruz.

...

Suat dostumuzun yazılarında dikkat çeken bir yan da, onun, bizim çok fazla dayanmamız gereken Hitit, "Sümer" ve Akkad yazılarına, değerlendirmelerine hemen hiç yer vermemesi ve bunlara çalışmalarında hiç yer vermemiş eserlerden bolca aktarmalar yapmasıdır.

Eskiden bunlar anlaşılır tutumlardı.

Fakat, özellikle son elli yıldan bu yana, artık kesinlikle değiştirilmesi gereken tutumlar halini almıştır.

Şimdi elimizde, toplam olarak, en azından son 4500 yıla ait "yazılı tarih" vardır; Mezopotamya ve Anadolu toplumlarının "yazılı Anayasaları" bulunmaktadır ve eski toplumu bunlardan çok daha net tanımlayabilecek hiç bir başka veri yoktur desek, yeridir.

Eski toplumun işleyiş temellerini ve toplumsal kurallarını anlamaya, öğrenmeye çalışan herkesin, günümüzde yapmaya çalışması gereken, belki de ilk iş, eski yazılı yasaları tekrar tekrar incelemek ve bütün çalışmalarına, somut, gerçek ve ilişkileri bütünüyle yansıtan "eski anayasa"ları çıkış noktası olarak almaktır.

O zaman göreceğiz ki, Suat dostumuzun "cinsel ilişki yasağı"nın temellerine ilişkin ileri sürdüğü tezler de, hiç olmazsa, - 2000'li dönemlerin Mezopotamya toplum birimlerinin ilişkilerince doğrulanan tezler değilidir....

Dostlukla.

sayın safa kaçmaza bir açıklama

sayın safa kaçmaz..

öncelikle bir şeyi rica edeceğim..
ben ne demek istiyorsam ona yoğunlaşalım.. yada bana sorun lütfen.. bunu mu demek istedin diye..,

tarihsel olguları ve fenomenleri günümüz mantalitesi ve işleyişine göre tanımlayamayız..
bugün aynı cinstten gelme insan ve "diğerleri" olarak tanımlanır.. hatta yakın taihe kadar da resmi olarak siyahlar maymundur.. adem ile havvadan değildir anlayışları vardı.., halende vardır..

evet.., siyahlara maymun diyenler onları yemez.. ama maymunda yemezler.. mesele aynı "cinsi" yemesi yada yememesi değildir.. nasıl tanımladığıdır bence..

domuz yiyenler ile yemeyenlerin gerekçeleri ortaktır.. cins ile ilişkin değildir..
"yasak"..
yani bir yetkili organ yasak koymuştur.. aynı cins içine giren bazı canlılarında yenmemesi olayı varmış demekki.. yani "hayvan" olarak tanımlarsajk yenmez.. ama zorunluluk karşısında yenir..

komünal yaşamda da insan yeme olayı vardır.. sadece kendi "cinsini" yemezler.. onlar..; günümüzdeki gibi insan-hayvan ayrımını bilmezler.. öldürüp yiyecekleri canlıdan özür de dilerler ve avcı topluluklarda avdan gelen ciddi "arınma" ritüelleri yaşar.. yemek yemeleri bile yasaklanır..
çünkü öldürme edimi aynı şekilde topluluk içinde yaşanabilir.. yani "kan" tuttu, gözünü "kan" bürüdü söylemleri gibi..

bunları aramızdaki farkları belirtmek için söylüyorum.. ben olaya günümüzde.., kutsal metinlerin ayrıştırdığı ve insana yücelik lütfettiği insan-hayvan-bitki ayrımı olarak bakmıyorum..
bu anlamda insanı da ayrı bir "cins" olarak görmediğimden yamyamlığa da farklı temellerde bakıyorum.. analiz edip, sosyal-ekonomik-siyasal içeriğini çözümlemeye çalışıyorum..
yamyamlık bir demagojidir derken size de demedim.. belirttim.. hangi mantalite ve temellerde sunuluyor..

"aynı cins" derkende bu temellerde demedim.. yani.., insan-hayvan ayrımı değil demek istedim.. o toplumlarda bu yoktur.. tüm canlıların da kendi yaşamları, ilişkileri.., toplulukları.., vs. olduğuna inanılırdı.. buna göre ayrım yapılırdı..
esir olanların toplulukda yıllarca kaldığı da bilinir.. ama her an öldürülebilinir ve yenebilinirde.., bu süre içinde özgürce yaşarlar.. ama.., o topluluk üyesi değillerdir..
konunun özü budur.. bu anlamda yamyamlık.., insan yeme olarak görülmemelidir demek istedim..
siz neye itiraz ediyorsunuz da anlamadım..

karı-koca olayı örneği de absürt olmuş bence..
kocanın karısına sen insan değilsin demesi ile bir beyazın siyaha maymun demesi arasındaki farkı bilmiyorsanız.. haklısınız.. ne diyeyim..

"""O zaman göreceğiz ki, Suat dostumuzun "cinsel ilişki yasağı"nın temellerine ilişkin ileri sürdüğü tezler de, hiç olmazsa, - 2000'li dönemlerin Mezopotamya toplum birimlerinin ilişkilerince doğrulanan tezler değilidir...""""

elbette değildir..
cinsel yasak konulduğundaki zamanda toplumsal yapı işleyiş çok başka idi.., m.ö. den sonraki çok başka..
herşeyden önce bir mülkiyet ve toplumsal yapı aidiyeti ve içinde konum farklılıkları vardı..
yani cinsellik..;
komünal aşamada farklı m.ö. de 2.000 li yıllarda farklıdır.. ikincisinde bir meta ve güç olma olgusudur..
biricisinde ise.. cinsellik akla bile gelmez.. olaya çatışmalara neden olan bir olgunun yasaklanması olarak bakılır.. yoksa cinsel anlamda dişi üzerinde tasarruf-pazar ve egemenlik değil..

sanırım bazı noktalarda..,
mantık-yöntem farklılıklarımız var.. bu farklılıklar üzerinden bana yönelmenizi rica edeceğim..

saygılarımla

suat

"yamyamlık" bir demagojidir

"yamyamlık" konusu.., hollanda-ingiliz afrika sömürgeciliği döneminde istilacı bayazlara saldıran.. afrikalılar için söylenmiştir..

oysa o dönemlerde yamyamlık dedikleri olaylar yok gibiydi..
düşmanının çiğerini yüreğini yada bir parçasını yemek bir kahramanlık ritüeli idi.. ve korkak olanlarınki yenmezdi.. gerisi ise batı "uygarlığının" afrika "geri" toplumları uydurmasıdır..

öncelikle belirteyim..
"yamyamlık" yoktur..
eski çağlarda.., aynı-karından gelenlerin oluşturduğu kabile dışında kalanlar yenebilecek bir "madde" idi.. bir ceylan-zebra kanguru nasıl ki yenebiliyor ise buda aynı idi.. doağnın işleyişi içindeki cinslerin aynı cinslerle cinsel ilişkisi kralı dışında yenebilir her canlıyı yeme olayı çok doğaldı..
ve genelde insan cinsinin diğer insan cinsini yeme anlamında avlaması ise çok nadirdi..
diğer canlılarda da bu böyledir..

buna "yamyamlık" denemez.. çünkü aynı kökten gelinmediğine inanılıyordu.. ve her hangi bir canlı gibi yemeleri doğaldı..
morgan kitabında şöyle anlatır..
amerikaya gelmeye başlayan ilk koloniler döneminde.., bir araştırmacı oradaki yerli halka soruyor.. --siz kendinizden olanı yiyormusunuz--..
onlar.. -- hayır biz yemeyiz ama aşağıdaki nehir kenarına yeni gelenler yemektedir diyorlar--
aslında bahsettikleri topluluk kolonyalistler.. ve yedikleri de bir hayvan(ismini anımsamadım) kendi totem hayvanlarını yediklerinden bahsediliyor..

sonraki kurban ritüelleri ve bir parça yeme olayı ise.., topluluk hukukundaki değişimlerin veya doğa olaylarına karşı kurban sunmalarının bir sonucudur..
değişen hukuksal nedenlerle olan ritüeller ise.., aynı-karından gelen hukuku yerine totem hukukuna geçiş ile ilgilidir..

yada ittifaklar nedeniyle yapılanlar yada bir savaşı bitirmek amacı ile karşılık için sunulandır..

sosyal-kültürel yani aynı zamanda.., ilkel de olsa siyasal olgular temelinde bakmak gerekir..

saygılarımla

suat

Göbekli Tepe: Dünyanın En İyi Saklanan Sırrı

Dünyanın en iyi 'saklanan' sırrı

Bereketli Harran Ovası hilalinin tam göbeğinde dünyanın en eski tapınağı var;

tam 12 bin yıllık..

MEHMET ÖZDOĞAN

Radikal Gazetesi

ŞANLIURFA

Göbeklitepe’de küçük bir arazisi olan Şavah amca, 1986 senesinde arazisini sürmeye başladığında, arkeoloji tarihinde bilinen her şeyi alt üst edeceğini bilmiyordu. O gün küçük bir heykel buldu. Bir süre elinde tutuktan sonra, Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’ne götürdü. Heykelin milattan önce 6-7 binlere ait olduğu belirlendi.

Aradan yıllar geçti. 1995 yılında Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Harald Hauptmann tarafından, Şanlıurfa Müze Müdürlüğü başkanlığında yüzey çalışmaları yapıldı, heykelin bulunduğu yerin birkaç metre ötesinde ‘bir şeyler’ vardı. 1996 yılından bu yana Alman arkeolog Klaus Schmidt önderliğinde sürdürülen kazılarda, her yıl birkaç yüzyıl geriye gidildi. Göbeklitepe’de bugün gelinen nokta büyüleyici. Şanlıurfa’nın 17 km doğusunda, bereketli Harran Ovası hilalinin tam göbeğinde dünyanın en eski tapınağı var; tam 12 bin yıllık..

2005 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca birinci derece sit alanı ilan edilen Göbeklitepe insanlarının Neolitik Dönem’de yaşadıkları tespit edildi. Neolotik Dönem Paleotik ve Mezolitik dönemlerden sonra gelen, ‘Yeni Taş’; en bilinen adıyla da ‘Cilalı Taş Devri’ne denk düşüyor. İnsanoğlu ilk kez bu dönemde doğa ile ilişkisini kendi lehine çevirdi avcılık, toplayıcılık ile birlikte tarıma geçti. Göbeklitepe, insanoğlunun ilk kez tarım yaptığı, deneme yanılma yoluyla arpa, buğday, mercimek türü ürünleri yetiştirmeye çalıştığı bir yer.

Heykelcikler depolarda

Kazıda ortaya çıkan tapınak yapılarındaki kurt kafaları, yaban domuzları, leylek, tilki, ceylan, akrep, yılan ve kafası olmayan insan kabartması o dönem benimsenen inançla ilgili önemli bulguları oluşturuyor.

Kazıdan çıkan heykelcikler, şimdilik Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nin deposunda saklanıyor. Erkeklik organının abartılı tasvirleri ise, erkek egemenliğinin Cilalı Taş Devri’nde de var olduğunu düşündürüyor.

Ne inanç belli, ne de kimlik

M.Ö. 10 bin yılına konumlanan tapınak, dairesel bir yapıya sahip. Harran Ovası’nı tepeden gören tapınağın bölgenin merkezi olduğu tahmin ediliyor. Ama sadece tahmin edilebiliyor, çünkü; eşi benzeri yok buradaki tarihin. Karşılaştırıp, yorumlayabilme şansı olmadığından ne o dönem benimsenen inancı tanımlayabilmek mümkün, ne de kimlerin yaşadığını.

Bu bilinmezliğin çözülmesi için her bilim dalından ekiplerin işbirliği içinde olması gerektiğini vurgulayan Harran Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Sabri Kürkçüoğlu çalışmaları şöyle anlatıyor:

“Tapınak yapılarından sekizi gün yüzüne çıkarıldı; 16 yapı hâlâ toprak altında. Burada dünyada bilinen en eski heykel atölyesi de var. Aynı zamanda hayvanların evcilleştirildiği ilk dönemden bahsediyoruz.

Göbeklitepe, arkeoloji alanında bir çığır açtı.

Dünyadaki arkeologlardan bölgeye yönelik geniş bir ilgi var.

Ancak Türkiye’de sadece stajyer öğrencilerin ilgisini çekiyor! İnsanoğlunun yerleşik yaşama geçişinde açlık korkusu ve korunma içgüdüsünün etkili olduğu bilinirdi. Ancak Göbeklitepe bu tabuyu yıktı. Artık dinsel inanışların da yerleşik yaşama geçiş de etkili olduğu ispatlanmış oldu.”

Turizmciler de yeni tanıyor

Bilinen en eski tapınak, M.Ö. 5 bin yılına tarihlenen Malta Adası’ndaki tapınak. Göbeklitepe, ondan 5 bin yıl daha eski! Arkeoloji tarihinin yeniden yazılmasına sebep olan Göbeklitepe’nin turizm pazarında neredeyse hiç yeri yok. Şanlıurfa Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba, basın ve turizm camiasından geniş katılım gören Şanlıurfa Kültür ve Turizm Tanıtım günlerinde Göbeklitepe’yle ilgili olarak yaşanan sıkıntıları anlattı:

“Buraya gelen turlar, önce turistlere bir sıra gecesi yaptırıp, bir de Balıklı Göl’ü gösterip turistleri götürüyorlar. Göbeklitepe’nin değeri paha biçilmez. Bir an önce ortak bir çalışmayla turizme kazandırılmalı.”

Şanlıurfa Valisi Nuri Okutan da, “Göbeklitepe, tüm dünya için oldukça önemli bir alan. Şanlıurfa’yı turizme kazandırma yolunda da en güvendiğimiz noktalardan biri olacak” dedi.

Toplantıda yer alan turizmciler, iki gün boyunca gördükleri karşısında hayrete düştüklerini gizlemeyerek aynı noktada birleşti: “Doğru bir tanıtım yolu izlenirse, Göbeklitepe’ye Avrupa’dan Amerika’dan turist yağar.”

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&Date=16.3.2010...

*************

http://toplumvetarih.blogcu.com/gobekli-tepe-dunyanin-en-iyi-saklanan-si...